Yargıtay · 22. Hukuk Dairesi

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2012/25940 E. 2012/28063 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
22. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/25940
Karar No
2012/28063
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA : Davacı, sendika üyelik ve dayanışma aidatı asıl alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti: I-Asıl Dava Bakımından: Davacı vekili, Hizmet ... Sendikası ile davalı ... arasında 15.....1996-14.....2008 tarihleri arası toplam sekiz tane toplu ... sözleşmeleri imzalandığını, dava konusu yapılan dönem içerisinde davalıya bağlı işyerlerinde çalışmakta işçilerin üyelik ve dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu ... sözleşmelerinden yararlandıklarını, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 61’inci maddesi ve Toplu ... Sözleşmeleri düzenlemeleri gereğince davalı işverenin müvekkili sendika üyesi işçilere her ay yaptığı ücret ödemelerinden sendika tüzüğü uyarınca üyelik aidatlarını ve dayanışma aidatlarını kesmesi ve kestiği miktar ile kesinti listelerini Toplu ... Sözleşmeleri ile belirlenen süre içerisinde müvekkil sendikaya göndermesi gerektiğini ifade ederek 15.....1996 – 25.05.2007 tarihleri arası dönem için hesaplanacak sendika üyelik ve dayanışma aidatı asıl alacağının davalıdan tahsiline, her bir aya ait aidat alacağı için ise toplu ... sözleşmeleri gereği ödenmesi gereken tarihten itibaren bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faiz oranları üzerinden temerrüt faizi uygulanmasını talep etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesiyle; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 15.....1996 - 16.....2008 tarihleri arası dönem için 250.000,00 TL üyelik ve dayanışma aidatı asıl alacağının dava tarihinden itibaren işleyen en yüksek işletme kredi faizi ile birlikte, üyelik ve dayanışma aidatı asıl alacaklarının toplu ... sözleşmeleri gereğince ödenmeleri gereken tarihlerden dava tarihine kadar işlemiş en yüksek işletme kredi faizlerine karşılık ise 1.000,00 TL faiz alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II- Birleşen Dava Bakımından: Davacı vekili, müvekkili Hizmet ... Sendikası ile davalı ... arasında birbirini takip eden toplu ... sözleşmeleri imzalandığını, dava dönemi içerisinde davalıya bağlı işyerlerinde çalışan işçilerin 2822 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi gereğince üyelik veya dayanışma aidatı ödemek suretiyle Toplu ... Sözleşmelerinden yararlandığını, buna ilişkin Yüksekova Asliye Hukuk Mahkemesinde 2009/395 esas sayılı dosyada kısmı alacak davası açtıklarını, öncelikle dosyanın bu dosya birleştirilmesini ifade ederek söz konusu dönem için üyelik ve dayanışma aidatı asıl alacağı 668.448,78 TL ilk dava dilekçesinin ıslah edildiği ve son faiz hesaplamasının yapıldığı 21.05.2010 ıslah tarihinden itibaren işleyen en yüksek işletme kredi faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, dava konusu üyelik ve dayanışma aidatlarının toplu ... sözleşmeleri gereğince ödenmeleri gereken temerrüt tarihlerinden, ilk dava dilekçesinin ıslah edildiği 21.05.2010 ıslah tarihine kadar işlemiş faiz alacağı olan 4.305.796,79 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir B) Davalı Cevabının Özeti: I-Asıl Dava Bakımından: Davalı temsilcisi, yetki itirazında bulunduklarını, dava konusu üyelik ve dayanışma aidatının 2005 tarihine kadar ödendiğini, belediyenin içinde bulunduğu mali sıkıntılar ve maaş ödeyememesi nedeniyle kalan aidatların ödenmediğini, davacı sendikaya 118.185,755 TL ödendiğinden dolayı haksız davanın reddine karar verilmesini istemiştir. II- Birleşen Dava Bakımından: Davalı temsilcisi, davacı tarafından istenen faiz ve anaparanın fahiş olduğunu ifade ederek buna itiraz etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporlarına dayanılarak, davacının iddia ettiği dönemler için aidat alacakları ve işlemiş faiz alacakları olduğu, zamanaşımı definin süresi içinde ileri sürülmediği gerekçesiyle asıl davanın ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: I-Kanuni Dayanaklar: 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 23’üncü maddesinde, “Faaliyeti durdurulmayan sendika ve konfederasyonlara üyelerince ödenecek aidatın miktarı tüzüklerinde belirtilir. İşçi sendikasına işçinin ödeyeceği aylık üyelik aidatı tutarı, bir günlük çıplak ücretini geçemez. İşveren sendikasına işverenin ödeyeceği aylık üyelik aidatı tutarı, işyerinde işçilere ödediği bir günlük çıplak ücretleri toplamını geçemez. Sendika tüzüklerine, üyelik aidatı dışında, üyelerden başka bir aidat alınacağına ilişkin hükümler konamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun 61’inci maddesinde, “İşyerinde uygulanan toplu ... sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasının, Toplu ... Sözleşmesi yapılmamışsa veya sona ermişse yetki belgesi alan işçi sendikasının yazılı talebi ve aidatı kesilecek sendika üyesi işçilerin listesini vermesi üzerine, işveren sendika tüzüğü uyarınca üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatını ve Toplu ... Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu gereğince sendikaya ödenmesi gerekli dayanışma aidatını, işçilere yapacağı ücret ödemesinden kesmeye ve kestiği aidatın nevini belirterek tutarını ilgili sendikaya vermeye ve kesinti listesini sendikaya göndermeye mecburdur. Bu aidat dışında sendikaya ödenmek üzere bir kesintinin yapılması toplu ... sözleşmesi ile kararlaştırılamaz. Yukarıdaki fıkra gereğince sendika tüzüğüne uygun olarak kesilmesi istenilen aidatı kesmeyen işveren ilgili sendikaya karşı kesmediği veya kesmesine rağmen bir ay içinde ilgili kuruluşa göndermediği miktar tutarınca genel hükümlere göre sorumlu olduktan başka aidatı sendikaya verinceye kadar bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faizi ödemek zorundadır.” düzenlemesi yer almıştır. 2822 Sayılı Toplu ... Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 9’uncu maddesinin 3’üncü fıkrasında ise, “Toplu ... sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye bulunmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye bulunup da ayrılanlar veya çıkarılanların Toplu ... Sözleşmesinden yararlanabilmeleri, Toplu ... Sözleşmesinin tarafı işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır. Bu hususta işçi sendikasının muvafakati aranmaz. Dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu ... sözleşmesinden yararlanma talep tarihinden geçerlidir.”, aynı maddenin 4’üncü fıkrasında da “Dayanışma aidatı miktarı, üyelik aidatının üçte ikisidir.” hükümleri yer almıştır. Öte taraftan karar tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 126’ncı maddesinde aidat alacaklarının beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiş olup aynı kanunun 133’üncü maddesinde ise borçlunun borcu ikrar etmesi, özellikle faiz veya borca mahsuben bir miktar ödemede bulunması ya da borcu için teminat vermesi zamanaşımını kesen sebeplerden sayılmıştır. Borçlar Kanunu’nun 139’uncu maddesinde ise zamanaşımından feragat düzenlenmiştir II-Değerlendirme: Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının aidatı alacağı olup olmadığı, varsa bu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ile uygulanacak faizin türü ve başlangıç tarihinin ne olduğu noktalarında toplanmaktadır. 1-Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır. Borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin kanunda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür. Zamanaşımı süresinin dolmasından sonra alacaklıya yöneltilen borç ikrarının, zamanaşımı definden zımni (örtülü) feragat anlamına geldiği, öğretideki baskın görüşlerle ve yargı inançlarıyla da doğrulanmaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19/11/1963 T. 5924-6419 sayılı kararı). Dahası, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra alacaklıya karşı bir borç ikrarında bulunan borçlunun, bu borç ikrarına dayanılarak açılan davada zamanaşımı defini ileri sürmesi, çelişkili davranış yasağını oluşturur. Bu durum Medeni Kanunun 2’nci maddesine aykırı olup, hukuken korunamaz (HGK. 23.02.2000 gün ve 2000/15-71 E, 2000/116 K). 5521 sayılı ... Mahkemeleri Kanununun 7’nci maddesinde, ... mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447’inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince ... davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir. Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319’uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir. Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319’uncu maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir. Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz. Somut olaya dönüldüğünde; davalı tarafça gerek asıl davaya ve ıslaha gerekse birleşen davaya karşı süresinde zamanaşımı definde bulunulmamıştır. Ancak davalı tarafından 18/08/2011 tarihinde bilirkişi raporuna karşı yapılan itiraz kapsamında zamanaşımı definde bulunulmuştur. Davacı tarafından ise bu beyana karşı açıkça itiraz edilmemiş, sessiz kalınmıştır. Mahkemece zamanaşımı definin zamanında ileri sürülmediği gerekçesiyle bu defi dikkate alınmamıştır. Zamanaşımı bakımından taraflar arasındaki uyuşmazlık zamanaşımı definin süresi içinde ileri sürülüp sürülmediği ile davalının yaptığı kısmi ödemelerin zamanaşımını kesip kesmediği ve bu itibarla davalının ileri sürdüğü zamanaşımı definin etki ve sonucunun ne olacağı noktasındadır. Öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 448’inci maddesine göre, kanun tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. 6100 sayılı Hukuku Muhakemeleri Kanunu, dava tarihinden ve zamanaşımı definin ileri sürüldüğü tarihten sonra 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girdiğinden zamanaşımı definin süresi içinde yapılıp yapılmadığı noktasında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu öncesinin dikkate alınması gerekir. Bu itibarla mahkemenin zamanaşımı hususundaki gerekçesi hatalıdır. Öte yandan bu noktada davalı tarafından yapılan kısmi ödemeler de göz önünde bulundurulup dosya buna göre değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. Sonuç olarak yukarıdaki esaslara göre zamanaşımı definin dikkate alınıp alınmayacağı ile etkisinin ne olacağı belirlenip sonucuna göre davacının talepleri hakkında karar verilmelidir. Bunun yapılmayarak eksik inceleme ve değerlendirmeyle hüküm oluşturulması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. 2-2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 61’inci maddesinin 1’inci fıkrasına göre bir işyerinde veya işletmede toplu ... sözleşmesi yapmak için 2822 Sayılı Toplu ... Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu uyarınca yetki belgesi alan işçi sendikasının, yetki belgesine konu işyeri veya işletmede çalışan üyesi işçilerin listesini, sendika tüzüğüne göre üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatını ve sendikanın banka hesap numarasını işverene bildirmesi ve bu listeye göre üyelik aidatının kesilerek ve bildirilen banka hesabına yatırılmasını istemesi gerekir. Toplu ... Sözleşmelerinde kesilen aidatın ne zaman sendikaya yatırılacağı hususu düzenlenmiş ise ayrıca ihtara gerek kalmadan bu tarihlerden itibaren faize karar verilmeli, bu konuda bir düzenlenme yoksa taraf sendikanın işvereni temerrüde düşürmesi gerekir. Dava tarihinden önce sendika tarafından işverenin temerrüde düşürülmesi söz konusu değil ise dava ve ıslah tarihi temerrüt tarihini oluşturmaktadır. Bu nedenle bu tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekir. Bununla birlikte 2821 Sayılı Sendikalar Kanunun 61’inci maddesinin 2’inci fıkrasında sendika üyelik aidatının bir ay içerisinde sendikaya gönderilmesi öngörülmüş ise de yukarıda açıklandığı şekilde kanunda işverene bir aylık ödeme süresi öngörülmesi temerrüt için yeterli görülmemiş, işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Somut olaya dönüldüğünde; davacı sendika ile davalı işveren arasında imzalanan Toplu ... Sözleşmelerinde sendika aidatlarının ne şekilde ve hangi sürede sendika adına yatırılacağı açıkça düzenlenmiştir. Diğer taraftan davacının her bir Toplu ... Sözleşmesi dönemine ilişkin sendika üye listesi ve banka hesap numarası gönderdiğine dair yazıları mevcut olmasına rağmen bu yazıların davalı işverence alındığına dair bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı sendikanın her toplu ... sözleşmesi döneminde üyesi olan işçilerin listesini, sendika tüzüğüne göre üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatı miktarını ve banka hesap numarasını davalı işverene gönderip göndermediği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Bu husus faizin başlangıcı ve dolayısıyla işlemiş faiz alacağı bakımından önemli olup mahkemece yeterince araştırılmamıştır. Davacı sendika tarafından bu belge ve bilgiler davalı işverene gönderilmediği takdirde Toplu ... Sözleşmelerinde belirtilen ödeme tarihine göre faiz isteminde bulunulamaz. Söz konusu araştırma yapıldıktan sonra sonucuna göre faiz başlangıç tarihi ve işlemiş faiz alacağı konuları değerlendirilmelidir. Bunun yapılmayarak eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup ayrıca bozma sebebi yapılmıştır. 3-Diğer taraftan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 61’inci maddesinde belirtilen “en yüksek işletme kredisi faizini” uygulayan tek banka ... Kalkınma Bankası olduğundan bu banka yerine en yüksek işletme kredisi faizlerinin ... ve Dışbank verilerine göre hesaplanması hatalıdır. Nitekim Dairemizce de benimsenen Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi kararlarında bu hususa işaret edilmiştir (Yargıtay 22’inci Hukuk Dairesi 2012/11392-14220 sayılı, Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi 2007/37366-33647 ve 2007/16995-23139 sayılı kararlar). Bu nedenle de kararın bozulması cihetine gidilmiştir. Yukarıda açıklanan bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 12.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2012/25940, K. 2012/28063, T. 12.12.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-22-hukuk-dairesi-2012-25940-e-2012-28063-k-e1c92512b50c