Yargıtay · 20. Hukuk Dairesi

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2009/18978 E. 2010/17183 K.

Konu: Tapu İptali Ve Tescil

Mahkeme
Yargıtay
Daire
20. Hukuk Dairesi
Esas No
2009/18978
Karar No
2010/17183
Karar Tarihi
Konu
Tapu İptali Ve Tescil

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi karşılıklı Hazine ile davalı ve davacı kooperatif tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı Hazine, 07.06.2004 tarihli dava dilekçesiyle ... Köyü (Mahallesi) 9316 ada 2 ve 9325 ada 1 sayılı parselin, 1947 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içerisindeyken, 1989 yılında 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu kesinleşen işlemle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığını, hukuki dayanaktan yoksun ve yolsuz tescil niteliğindeki davalı adına olan tapu kaydının iptaliyle Hazine adına tescilini, Davalı Kooperatif ise taşınmazı ... dan satın aldığı tarihte tapu kaydının beyanlar hanesinde 2/B şerhi olmadığını, iyi niyetli olduklarını, tapu sicilinin tutulması nedeniyle oluşan şimdilik 400.000,00 TL zararlarının dava gününden işleyecek faiziyle birlikte tahsili ile adlarına tescilini istemiştir. Mahkemece Hazinenin davasının KABULÜNE, davacı ve davalı Kooperatifin davasını KISMEN KABULÜNE, son bilirkişi raporuna bağlı kalınarak 283.900,00 TL karşı dava tarihi olan 28.07.2005 gününden itibareh işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınıp davalı ve karşı davacı Kooperatife ödenmesine karar verilmiş, hüküm karşılıklı Hazine ile davalı ve davacı kooperatif tarafından temyiz edilmiştir. Dava, 1947 yılında kesinleşen orman kadastro sınırları içindeyken yine 15.12.1989 tarihinde kesinleşen 3302 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan parselin tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1946 yılında yapılıp 1947 yılında kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 7 numaralı orman kadastro komisyonuna bağlı 4 numaralı ekipçe yapılıp 24.03.1976 tarihinde, itirazlar incelenerek sonuçları 7 numaralı komisyonca 06.04.1983 tarihinde ilan edilerek dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı yasa ile değişik 6831 sayılı yasanın 2. madde uygulaması, 1988 yılında yapılıp, 15.06.1989 tarihinde ilan edilerek dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 3302 sayılı yasa ile değişik 6831 sayılı yasanın 2/B madde uygulaması vardır. 1. Davalı Kooperatifin temyiz itirazları açısından yapılan incelemede; Kesinleşmiş orman kadastro haritasının uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman orman bilirkişi raporuyla, dava konusu taşınmazın, 3116 Sayılı Yasaya hükümlerine göre 1947 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde bırakıldığı; 1952 yılında 5653 Sayılı Yasaya ve ilgili yönetmeliğe aykırı olarak kurulan ve yine yasa ve yönetmelik hükümlerine uymadan çalışma yapan maki tefrik komisyonunca, Akdeniz makisi olarak tesbit edilmişse de, 1978 yılında Orman Yönetimi tarafından, makiye ayırma işlemine değer verilmeyip, orman kadastro sınırı içinde kalmaya devam ettiği kabul edilerek, 1744 Sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığı ancak, Orman Yönetiminin açtığı dava sonunda, bu işlemin ... İdare Mahkemesinin 15.01.1987 gün ve 1985/711-17 sayılı kararıyla, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu ve bu niteliğinin yitirmediği belirlenerek, (makiye ayırma işlemine değer verilmeden) orman rejimi dışına çıkarma işleminin iptal edildiği, kararın Danıştay tarafından onandıktan sonra kesinleştiği, daha sonra, 1989 yılında 3373 Sayılı Yasa döneminde yapılan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 3302 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sırasında, yine makiye ayırma işlemine değer verilmeden, taşınmazın 1947 yılında kesinleşen orman sınırları içinde aplike edildikten sonra 3302 Sayılı Yasayla değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması soncu, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, bu işlemin dahi itirazsız kesinleştiği belirlenip, Ağustos 2007 tarih ve 8 sayılı YARGITAY KARARLAR DERGİSİNDE yayınlanan, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 20.12.2006 gün ve 2006/14641-17945 sayılı kararında da açıklandığı gibi, makiye ayırma çalışması yapan komisyon yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun kurulmadığı gibi, yasa ve yönetmelik hükümlerine de aykırı çalıştığı, bu nedenle yaptığı makiye ayırma işlemine değer verilemeyeceği, yasa ve yönetmelik hükümlerine uyulmadan yapılan çalışma sonunda makiye ayrılan yerlerin tevzii işlemlerinin de yapılmadığı, makiye ayrılan yerlerde özel yasaları gereği oluşturulan tapu kayıtları dışındaki kayıtlar ile zilyetliğe değer verilmeyeceği, ... Belediye meclisinin ... etekleri ... ve ... bölgesinde 1/5000 ölçekli 23J, 22J, 21J, 22K, 21K, paftalarında yapılan revizyon plan çalışmalarına ilişkin 20.5.1996 tarih ve 31 sayılı kararının, ... İdare Mahkemesinin 1998/74-1999/1274 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve bu iptal kararı ile çekişmeli taşınmazın ifraz edildiği, çekişmeli parselin bulunduğu yer imarsız duruma düşmüşse de, bu parsellerin ifraz edildiği parsellerin, 2981 sayılı yasa hükümlerine göre yapılan imar uygulaması ve parselasyonda ifraz edilerek tapudaki sayfaları kapatıldığı gibi, çekişmeli parselin tapudaki kaydının da henüz silinmediği, bu nedenle imar ve parselasyonun iptaline ilişkin kararın sonuca etkili olmadığı, sayfaları kapatılan parsellerin ihya edilmesi halinde, dava konusu parsel hangi kadastro parselinden ifraz edilmişse, mahkemenin bu kararı ifraz parselinin geldisi olan kadastro parseli için de geçerli olacağından, kadastro parselindeki davalılar payının iptalen Hazine adına tescil edilerek, Mahkemenin kesinleşen kararının infazının yapılacağı, Çekişmeli taşımaz, 1947 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastro sınırları içinde olduğu halde, 1963 yılında arazi kadastro ekiplerince bu durum göz önünde bulundurulmadan ikinci kez kadastrosunu yaparak o tarihte kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde kalmaya devam eden taşınmaz hakkında sicil oluşturduğu 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayalı Yasanın 22/1. maddesi hükümlerine göre " Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastrosu veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci bir defa kadastroya tabi tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır ve Türk Medeni Kanununun 934 üncü maddesine göre işlem yapılır. Süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastro, tapu sicil müdürlüğünce re'sen iptal edileceği ", bu nedenle orman kadastrosundan sonra yapılan kadastronun ikinci kadastro olması nedeniyle TMY'nın 1026 (EMY. 934, İsviçre MY. 976) maddesi hükmüne göre iptal edilmesi gerektiği, 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin ikinci kadastronun bulunduğu hallerde uygulanamayacağı, 6831 sayılı yasanın 2/B maddesi gereğince orman rejimi dışına çıkartılan yerlerde 2981 ve 3194 Sayılı Yasa uygulaması yapılacağı konusunda hiç bir yasa hükmü bulunmadığı aksine, 3194 Sayılı İmar Yasasının 4. Maddesindeki "... diğer özel yasalar ile belirlenen veya belirlenecek olan yerlerde, bu (imar) yasanın özel yasalara aykırı olmayan hükümleri uygulanır" hükmü ile 2981 Sayılı Yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik Geçici 2. Maddesinin (e) bendi hükmünü iptal eden Anayasa Mahkemesinin 27.09.1995 gün ve 1995/13-51 sayılı kararı ve H.G.K.'nun 07.12.1997 gün ve 1997/1-655-1003 Sayılı kararı ile kabul edilen "... kamu malı niteliğini kazanan bir taşınmazın imar uygulamasına tabi tutularak özel mülkiyete dönüştürmeye idari mercilerin yetkileri olmadığı, başka bir anlatımla, idari mercilerin yasadan kaynaklanan bir yetkileri bulunmayan konularda aldıkları kararların yok hükmünde, buna dayanan tescilinde, M.Y.'nın 1024.(932.) maddesi gereğince yolsuz tescil niteliğinde olduğu, Anayasanın 169 ve 170. maddelerindeki 2924 Sayılı Yasada ve 3402 Sayılı Yasanın 16/D maddesinde özel olarak düzenlenen Devlet Ormanları ve nitelik kaybı nedeniyle orman rejimi dışına çıkartılan yerlerin özel yasalarına tabii olduğu, H.G.K'nun 24.03.1999 gün 1999/1-170-167 ve 21.02.1990 gün 1989/1-700-101 kararlarında belirtildiği gibi, aslında özel mülkiyete konu olmayan taşınmazlar her nasılsa tapuya tescil edilmiş olsa bile, bu durum taşınmazın niteliğini değiştirmeyeceğinden tescil işlemi yok hükmünde olup, bu tür taşınmazlar hakkında M.Y.'nın 1023. (931.) maddesinde belirtilen iyi niyetle iktisap iddiasında bulunulamayacağı, yasalarımızın, nasıl oluşursa oluşsun, yanlış ve yolsuz tescillere dayalı olarak tapu sicilinde yapılacak değişiklikleri öngören iptal davaları görevini Adliye Mahkemelerine verdiği(M.Y.- Md. 1025.(933)”, 27.01.2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5831 Sayılı Yasanın 5. Maddesiyle, 6831 Sayılı Yasaya eklenen Ek.10. Maddesi uyarınca, Orman Yasasının; 20.06.1973 tarih ve 1744 sayılı Yasayla değişik 2. Maddesi, 23.09.1983 tarihli 2896 ve 05.06.1986 tarihli 3302 Sayılı Yasalarla değişik 2. Madde 1. Fıkra (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği, yasa hükmünün “orman sınırları dışına çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren” denmek suretiyle, orman dışına çıkarma tarihine kadar geriye yürütüldüğü hususları gözetilerek, Hazinenin davasının kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre davalı kooperatifin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, çekişmeli parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile 6831 Sayılı Yasanın 2/B Maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yer niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. 2. Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; Arsa niteliğinde ve 3674 m2 yüzölçümündeki 9316 ada 2 sayılı parsel ile 521 m2 yüzölçümündeki 9325 ada 1 sayılı çekişmeli parseller tapuda davalı kooperatif adına kayıtlı olup, genel kadastroda kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... ... adına tesbiti kesinleşerek tapuya kayıt edilen ve 15.11.1977 tarihinde ..., 27.11.1978 tarihinde de davalı ve karşı davacı ... Yapı Kooperatifine satılan ... köyü köy önü mevkii 155 sayılı parselin 2981 Sayılı Yasa hükümlerine göre ifrazıyla 13.10.1995 tarihinde S.S. ... Yapı kooperatifi adına tapuya kayıt edilmiş, 07.03.1995 tarihinde 1065 yevmiye ile parsellerin 6831 Sayılı Yasanın 2/B Madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan sahada kaldığına ilişkin şerh yazılmıştır. Davalı ve karşı davacı Kooperatif, adına kayıt olana çekişmeli parsellerin ifraz edildiği 155 sayılı kadastro parselini satın aldığı 27.11.1978 tarihinde, 155 sayılı parselin tapu kyadının beyanlar hanesinde orman sınırları içinde olduğu yada 6831 Sayılı Yasanın 2. Madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığına ilişkin, mülkiyet hakkını kısıtlayıcı bir şerh bulunmadığı, iyi niyetli olduğunu, devletin tapu sicilini ... tutmadığı, bu nedenle uğradığı, zararının devletin özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluğunu düzenleyen Medeni Yasanın 1007. Maddesi gereğince tahsili ve kendilerine verilmesi iddiasıyla karşı dava açmıştır. Yargıtay Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2004 gün ve 2004/1-534 2004/549 sayılı kararında da kabul edildiği gibi, Tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar nedeniyle açılan tazminat davasında Adli Yargı görevli olup, Medeni Yasanın 1007. Maddesi gereğince Hazinenin sorumlu tutulabilmesi için zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanmış olması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.07.2007 gün ve 2007/4-422 E, 2007/536 sayılı kararı ve daha bir çok kararında kabul edildiği gibi, Medeni Yasanın 1007. Maddesinin bu açık hükmünün kaynak olduğu "Devletin sorumluluğu"ndan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi bulunmamakta; böylece Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluğun özel bir hali olarak ortaya konulmaktadır. Burada, kusursuz sorumluluğun dayanağı, tapu siciline bağlı büyük çıkarların ve yanlış tesciller sonucunda sicile güven ilkesi yüzünden ayni hakların yerinin doldurulmaz biçimde değişmesi ve bu hakların sahiplerinin onlardan yoksun kalmaları tehlikesinin varlığı ile açıklanabilir. Gerçekten, tapu sicilinin tutulmasını üzerine alan Devlet, tapu siciline tanınan güvenden ötürü, hak durumuna aykırı kayıtlardan ... tehlikeyi de üstlenmektedir. Devletin sorumluğunun dayandırıldığı tapu sicilinin doğru tutulmasına ilişkin güvenin devamını sağlama amacı, tapu siciline güven ilkesinden daha geniş bir anlam taşımaktadır. Söz konusu ilkenin uygulanamadığı ve yolsuz tescile güvenen iyiniyetli üçüncü kişilerin iktisaplarının korunamadığı bazı hallerde dahi, onların bu yüzden uğradıkları zarardan da Devlet sorumlu tutulur. Görülmektedir ki; kusursuz sorumluluğun bir biçimi olan tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan Devletin sorumluluğu, bir tehlike sorumluluğudur. Tapu sicil müdür ya da memurunun kusuru olsun olmasın, tapu sicilinin tutulmasında kişilerin mameleki çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece Devletin memuruna rücuu halinde iç ilişkide etkisi söz konusu olmaktadır. Tapu sicilinin tutulmasında kişi çıkarlarının korunması bakımından uyulması gereken kurallar tapu mevzuatı ile sınırlı olmayıp, bu mevzuat dışındaki hukuk kurallarına ve hukukun genel ilkelerine de uyulması gerekmektedir. Tapu müdür ya da memurlarının ihlal ettikleri hukuk kuralları ister genel olsun ister salt sicilin tutulmasıyla ilgili olsun her iki halde de ortaya çıkan sonuç tapu sicilinin hukuka aykırı tutulmuş olmasıdır (Dr.... ..., Tapu Sicilinin Tutulmasından ... Zararlardan Devlet'in Sorumluluğu, Ankara ,1976 Sh.63 vd). Bu nedenle sicilin hukuka uygun tutulması kavramı tapu mevzuatına uygunlukla sınırlı bir kavram olmayıp, hukukun genel ilkelerine uygunluk ta gerekmektedir. Bunun dışına çıkan her hukuka aykırı davranıştan Devletin sorumluluğu asıldır. Devletin sorumluluğunun bir tehlike sorumluluğu olduğu hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.10.1955 gün ve 1955/4-58 esas, 1955/64 karar sayılı; 29.06.1977 gün ve 1977/4-845 esas ve 1977/655 karar sayılı; 24.09.2003 gün ve 2003/4-491 esas ve 2003/487 karar sayılı; 19.04.2006 gün ve 2006/4-113 esas ve 2006/205 karar sayılı; 09.05.2007 gün ve 2007/4-212 esas, 2007/261 karar sayılı, ilamlarıyla yargısal uygulamada da büyük ölçüde kabul edilmiştir. Kesinleşmiş orman kadastrosunun uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen orman bilirkişi raporuyla çekişmeli parsellerin 3116 Sayılı Yasaya hükümlerine göre 1947 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde bırakıldığı; 1952 yılında 5653 Sayılı Yasaya hükümlerine göre Akdeniz makisi olarak tesbit edildiği, 1978 yılında 1744 Sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığı, bu işlemin ... İdare Mahkemesinin 15.01.1987 gün ve 1985/711-17 sayılı kararıyla orman rejimi dışına çıkarma işleminin iptal edildiği, kararın Danıştay tarafından onandıktan sonra kesinleştiği, 1989 yılında 3373 Sayılı Yasa döneminde yapılan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 3302 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sırasında, 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması soncu, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, 30.05.2008 tarihli keşif sonucu İnşaat Mühendisi Bilirkişi ... ve ... ile Mülk Bilirkişisi ... tarafından düzenlenen 30.06.2008 tarihli raporda; çekişmeli parsellerin her türlü belediye alt yapısından yararlandığı, civarında gecekondu tarzında tek katlı binalar bulunduğu, ana yola yakın olduğu, ulaşımın dolmuş ve otobüs ile yapıldığı, şehir merkezine uzak olduğu, İmar müdürlüğünün yazısına göre 0.870 emsalli saçak seviyesi hmax=serbest olan konut alanında olduğu, tarla vasfında olduğundan değerlendirmenin emsal incelemesiyle yapılacağı, belirtildikten sonra ... Belediyesinin ihale yoluyla yaptığı satışlarda belirlenen m2 değeri 20,00 ila 23,00 TL arasında bildirilmiş, davacı vekilinin sunduğu emsal satışlar 2005 yılına ilişkin olduğundan emsal olarak alınmadığı, ancak değer olarak m2 fiyatlarının 9,00TL ile 9,85 TL arasında olduğu, Tapu Sicil Müdürlüğünün Yazısına göre 9318 ada 3 sayılı parselin m2 sinin 5,97 YTL, 9318 ada 4 sayılı parselin 9,00YTL olduğu, 9326 ada 3 sayılı parselin m2 si 241,00 YTL, 9326 ada 4 sayılı parselin 241,00YTL, 9326 ada 8 sayılı parselin 404,00TL den toplam 3.156.300,00TL olduğu(enflasyon oranının artması nedeniyle 9326 ada 3, 4 ve 8 sayılı parsellere ilişkin değerler esas alınmamıştır) sonuç olarak, emsal olarak çekişmeli parseller ile aynı yapıdaki 9318 ada 3, 4, 9326 ada 3, 4 ve 8 sayılı parsellerin değeri emsal olarak alınmadığı, 20 nolu emsalin değerinin esas alındığı buna göre 9316 ada 2 sayılı parselin m2 si 20,00YTL den toplam 73.480,00YTL, 9325 ada 1 sayılı parselin ed 210.420,00YTL olduğu (toplam 283.900,00 TL) davacı tarafın bu taşımazı satın aldığı 27.11.1978 tarihindeki değerinin ise m2 3,59YTL olduğu, bildirilmiştir. Mahkemenin dayandığı, İnşaat Mühendisi Bilirkişi ... ve ... ile Mülk Bilirkişisi ... tarafından düzenlenen müşterek bilirkişi raporunda, çekişmeli parsellerin değerinin belirlenmesi için emsal olarak gösterilen parsellerin numaraları belirtilmemiş, diğer raporlara hangi nedenlerle değer verilmediği konusunda mahkemece yeterli gerekçe gösterilmemişse de, davalı ve karşı davacı Kooperatifin karşılanmasını istediği zarar halen ve karşı davanın açıldığı tarihinde doğmamıştır. Çünkü çekişmeli parseller halen davalı ve karşı davacı Kooperatif adına kayıtlı olup, kooperatifin tasarrufunda bulunmaktadır. Tapu kaydı iptal edilmediği gibi, kooperatif taşınmazdan el de çektirilmemiştir. Bu aşamada kooperatifin zararının oluştuğundan söz edilemez. Tapu iptaline yöneltilen temyiz incelemesi dairemize tapunun iptali nedeniyle uğranılan zararın giderilmesine ilişkin davanın temyiz incelemesi ise 4 ve 13. Hukuk Dairesine aittir. O halde, çekişmeli parseller kesinleşmiş 2/B uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan sahada kaldığı iddiasıyla tapunun iptali konusunda Hazine tarafından açılan davanın sonucu beklendikten sonra tazminat davasının karara bağlanması gerekirken, henüz zarar doğmadan ve temyiz incelemesi görevi Yargıtay'ın çeşitli dairelerine ait olan davaların birlikte görülüp sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: 1. Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle; davalı ve karşı davacı Kooperatifin tüm temyiz itirazlarının reddiyle, çekişmeli ... Köyü 9316 ada 2 ve 9325 ada 1 sayılı parsellerin tapu kayıtlarının iptali ve 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi gereği Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yer niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline ilişkin usul ve yasaya uyun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 2. Yukarıda ikinci bendde açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile davacı ve karşı davalı gerçek kişinin tazminat isteminin kabulüne ilişkin hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 31/12/2010 günü oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2009/18978, K. 2010/17183, T. 31.12.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-20-hukuk-dairesi-2009-18978-e-2010-17183-k-a5638fc46a97