Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/14929 E. 2013/19499 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2013/14929
- Karar No
- 2013/19499
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Dava : Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Hüküm : Davanın Reddi Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü: Gerekçeli karar başlığında dava ibaresi yerine suç, dava tarihi ibaresi yerine, suç tarihi ve saati ile suç yeri ibarelerine yer verilmiş olması, mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım yanlışlığı olarak kabul edilmiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Davacı vekili 15.12.2011 havale tarihli dilekçesi ile müvekkilinin (davacının) 04.01.2001 tarihinde gözaltına alınıp tutuklandığını, 13.04.2011 tarihinde tahliyesine ve beraatine karar verildiğini bu nedenle 3920.-TL maddi, 5000.-TL manevi tazminatın yargılama gideri ve avukatlık ücretinin ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Tazminat istemine esas Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/66-112 E.K. sayılı 13.04.2011 tarihli yüze karşı verilen hükmü ile sanığın (davacının) beraatine ve tahliyesine karar verilmiş olduğu, hükmün 21.04.2011 tarihinde kesinleştiği ve kesinleşmiş beraat hükmünün davacıya 05.05.2011 tarihinde tebliğ edildiği, anlaşılmış olup; yerel mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, 5271 sayılı yasanın Tazminat İstemenin Koşulları başlıklı 142/1. maddesinde "Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen 1 yıl içinde tazminat isteminde bulunabilir" hükmü dikkate alınarak davanın kesinleşen beraat kararının davacıya 05.05.2011 tarihinde tebliğinden sonra 15.12.2011 tarihinde ve kanunda belirtilen üç aylık süreden sonra açıldığı gerekçesi ile süre yönünden reddine karar verilmiş ise de; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin ikinci fıkrası gereğince; “Devlet, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” hükmü ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını sonuna kadar arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlamayı amaçlamış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesini, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından belirtilen hususuların gösterilmesi konusunda zorunluluk getirilmiştir. Bu temel ilkenin kaynağını yalnız Anayasa değil, 5271 sayılı CMK ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi de oluşturmaktadır. Bu hükme paralel olarak 5271 sayılı CMK'nın 34. maddenin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir.” Aynı Kanunun 231. maddenin ikinci fıkrasında, “Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir.” Üçüncü fıkrada “Beraet eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hal varsa bu da bildirilir.” amir hükmü yer almaktadır. Kanunun 232/6. maddesinde ise; “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Yasal düzenlemelere bakıldığında; gerek yüze karşı verilen, gerekse yoklukta verilen hükümlerde yasa yolunun, süresinin, merciin ve şeklinin belirtilmesi ve bu hususların karara yazılması zorunlu kılınmıştır. Somut olayda tazminat istemine esas beraat hükmünde, her ne kadar sanığa (davacıya) tazminat talep etme hakkı olduğu hatırlatılmış ve kesinleşmiş beraet hükmü tebliğ edilmiş ise de, hüküm fıkrasında, kanun yolunun süresi, kanun yoluna başvuru şekli ve başvurunun hangi makama yapılacağının yasal düzenlemelere uygun bir biçimde gösterilmemiş olması nedeniyle, davacının beraat kararının kesinleşme tarihinden itibaren 15.12.2011 tarihinde yasal bir yıllık sürede dava açtığının anlaşılması karşısında, davanın kabulü yerine yazılı gerekçe ile süre yönünden reddine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 09.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.