Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/15433 E. 2016/7433 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2015/15433
- Karar No
- 2016/7433
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... ... .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/06/2015 NUMARASI : 2014/1045-2015/531 Taraflar arasında görülen davada ... ... .. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/06/2015 tarih ve 2014/1045-2015/531 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 20.09.2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ile davalı vekili Av.... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının müvekkilinin 26/09/2013 tarihli genel kurul toplantısına kadar münferit imza yetkisi ile yönetim kurulu üyeliği vazifesini yürüttüğünü, adı geçen genel kurulda davalının ibra edilmediğini, davalının davacı şirkete 614.229,51 TL borçlu olduğunun tespit edildiğini, ihtara rağmen borcun ödenmemesi üzerine davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının yaptığı itiraz neticesinde takibin durduğunu ileri sürerek, icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamını, %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, ortaklardan alacak olarak gözüken dava konusu borcun çalışanlara açık olarak ödenen paraların muhasebeleştirilmesi sırasında geçici olarak hesabına borç yazıldığını ve şirketten alacakları karşılığı olduğunu, belgesi olmadan defterlere geçen alacağın hüküm ifade etmeyeceğini, ayrıca BK'nın 102. madesine göre ödeme belgesinde nedeni yazmayan ödemelerin muaccel bir borcun ödenmesi için yapıldığının karine olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı defterlerinin usulüne uygun tutuldukları, lehe delil olma niteliğine sahip bulundukları, buna göre 31/12/2013 tarihi itibari ile davacı firmanın davalıdan 614.229,51 TL alacağının bulunduğu, icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın yerinde olmadığı ve takibin devamının gerektiği, davalıya yapılan ödemelerin davalının ücret gelirine ilişkin olduğuna dair şirket ticari defterlerinde herhangi bir kayda rastlanmadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 614.229,51 TL asıl alacak, 11.342,21 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 625.571,72 TL üzerinden takip tarihinden itibaren avans faiz oranları uygulanmak suretiyle devamına, alacak likit olmadığından tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava, anonim şirket yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna dayalı tazminatın tahsili amacıyla girişilen icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı 2010-26/09/2013 tarihleri arasında görev yapmış olup, söz konusu işlemlerin büyük bir kısmının gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK'nın 341. maddesi uyarınca davalı şirket yönetim kurulu üyesi hakkında böyle bir davanın açılabilmesi için genel kurulda dava açılması yönünde karar alınması gerekmektedir. Ancak, bu husus sonradan da tamamlanması mümkün usulü bir eksiklik niteliğinde bulunup hemen davanın reddini gerektiren bir durum değildir. Öte yandan, takip tarihi 13/02/2014, dava tarihi ise 07/03/2014 tarihi olup olaya uygulanması mümkün 6102 sayılı TTK hükümleri arasında mülga TKK'nın 341. maddesi gibi açık bir düzenleme olmamakla birlikte 6102 sayılı TTK'nın 408/1 ve 479/3-c maddelerindeki düzenleme karşısında anonim şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için, şirket genel kurulunda karar alınması gereklidir. Somut olayda, davalı yönetici aleyhine tazminat davası açılması yönünde alınmış bir kararın olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Böyle bir kararın varlığı dava şartı olup, mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Bu durum karşısında mahkemece, genel kurulda davalı hakkında dava açılması yönünde alınmış bir karar var ise ibrazının sağlanması, yoksa anılan eksikliğin giderilmesi için davacı tarafa HMK'nın 54. maddesi uyarınca uygun süre verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde doğrudan işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 22/09/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.