Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2009/4671 E. 2010/11269 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2009/4671
- Karar No
- 2010/11269
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.01.2009 tarih ve 2008/580 - 2009/72 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olup dava konusu meblağ 14.200,00 TL’nın altında bulunduğundan HUMK’nun 3156 sayılı Kanun ile değişik 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, ... Grubu yöneticilerinin 1990’lı yıllardan itibaren yatırılan paranın istendiğinde geri ödeneceği ve yatırılan bu paralar karşılığında yüksek faiz verileceği vaadiyle binlerce kişiden para topladıklarını, müvekkilinden de 14.06.2000 tarihinde 10.000 DM tahsil edilmiş olduğunu, tahsil edilen bu para karşılığında kendisine üzerinde “hisse senedi talep formu” ibaresi bulunan bir belge verildiğini, müvekkilinin parasını geri almak istediğinde şirket yetkililerinin kendisini sürekli oyaladıklarını ve en sonunda parasının geri ödenmesinin mümkün olmadığını söylediklerini, davalıların yasal düzenlemelere aykırı şekilde para topladıklarını, müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, müvekkiline hisse senedi teslim edilmediğini, yönetim kurulu üyelerinin bu faaliyetleri nedeniyle yargılanarak mahkum edildiklerini, davalı ...’ın da müvekkilinden para tahsil edildiği tarihte davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olması nedeniyle TTK’nun 336 ncı maddesi uyarınca müvekkilinin uğradığı zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, “hisse senedi talep formu” adlı belge ile hisse senedi satımı yapılamayacağının tespitine, bu doğrultuda müvekkilinin davalı şirketle kurulmuş geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ile kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, müvekkilinden tahsil edilen 10.000 DM karşılığı 9.508,99 YTL’nin faiziyle birlikte iade edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacının müvekkili şirketin ortaklar pay defterinde kayıtlı ortağı olup, şirkette halen hissesinin bulunduğunu, TTK’nun 405/2 nci maddesi uyarınca anonim şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istemelerinin mümkün olmadığını, ayrıca anılan Kanun’un 329 ncu maddesine göre de bir anonim şirketin kanunda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere kendi hissesini temellük sonucunu doğuracak işlemler yapamayacağını, müvekkili ... hakkında açılan davanın ise husumetten reddinin gerektiğini savunarak, davanın husumet ve esas bakımından reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkette hissesinin bulunduğu, TTK’nun 405/2 nci maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu nedenle davacının isteminin yerinde olmadığı, yönetim kulunu başkanı davalı ...’ın şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durumun da mevcut olmadığı gerekçesiyle davalı şirket hakkındaki davanın reddine, davalı ... hakkındaki davanın ise husumet yönünden reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ile bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.Ancak, hükmün yeterli araştırma ve incelemeye dayandığını kabul etmek mümkün değildir.Karar gerekçesinde de açıklandığı üzere TTK’nun 329 ve 405 nci maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler.Ayrıca, yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Somut olayda davacı vekili, müvekkiline hisse senedi talep formu imzalatılarak 10.000 DM tahsil edildiğini, ancak geçerli bir şekilde davalı şirkete ortak olunmadığını iddia etmektedir. Davalılar vekili, davalının ortak olduğunu savunarak, ortaklık pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisini sunmuşlardır.Bu belgede davacının davalı şirkette 50.000 TL nominal bedelli 111 adet hissesi olduğu kayıtlı olup, davalı şirket tarafından mahkemeye verilen cevabi yazıda da aynı husus belirtilmiş, Takasbank’tan gelen yazıda da davacının davalı şirkette 111 adet hissesinin bulunduğu bildirilmiştir. Öte yandan davacı vekilince dosyaya sunulan ve Dairemize intikal eden diğer dosyalardan da bilinen SPK duyuru ve kararlarında davalı şirketin de aralarında bulunduğu ... Grubu Şirketlerinin pay defterlerinin gerçek ortaklık durumunu yansıtmadığı, ortaklık durumlarının ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle izlendiği belirtilmiş, söz konusu şirketlerce gönderilen ve Takasbank’ta bulunan resmi pay defterleri bilgilerinin temin edilerek ilgililerin ellerinde bulunan belgelerle karşılaştırılmak suretiyle gerektiğinde dava açılması önerilmiştir.Somut uyuşmazlık yönünden de davalı taraf kayıtlarının yukarıda açıklanan çelişkili durumu karşısında anılan hisse senetlerinden mevzuatın öngördüğü biçimde sahih ve gerçek hak sahipliği sonucunu doğuran, davalı şirketin yasal pay defterlerinde yer aldığında hiçbir kuşku bulunmayan nitelikte olmalarının anlaşılması gerektiğinde duraksanmamalıdır. Bu durum karşısında mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davalı şirketin yasal defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle, ortaklık durumunun gerçekten de ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediği, şirket ortaklığının gerçekten kazanılıp kazanılmadığı, davacının davalı şirkete pay senedi satın almak suretiyle mi yoksa devir suretiyle mi ortak olduğu, yeni pay almak suretiyle ortaklık söz konusu ise davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığı hususlarının tek tek tespit edilmesi, aksi sonuca varıldığında ‘çoğun içinde az da vardır kuralı’ gereği varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine (tahsiline) karar verilmesi ve açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra davalıların hukuki durumlarının buna göre belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.