Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/4380 E. 2025/11046 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4380
Karar No
2025/11046
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/119 E., 2024/444 K. Taraflar arasındaki fiili hizmet zammı süresi nazara alınarak yaşlılık aylığı tahsis tarihinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 11.07.1974 tarihinde doğduğu, 15.10.1992 - 14.03.2012 tarihleri arasında Türk Hava Kuvvetlerinde muvazzaf subay olarak görev yaptığı, davacının bu süreler içinde 19 yıl 5 aya istinaden yıpranma payı olarak 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili zammı (........) mevcut olduğu, bu tarihten sonrasında................SSK sicil numarası ile 01.07.1991 tarihinde özel bir hava yolu şirketinde pilot olarak çalıştığı, emeklilik tahsis talebinde bulunmak için 2016 yılı Haziran ayında SGK'ya başvurarak kamu görevlisi olarak hizmet sürelerinin (4-c) ve özel sektör sigortalılık sürelerinin (4-a) birleştirilmesini talep ettiği, Kamu Görevlileri Daire Başkanlığına yazı yazılarak davacının 4-c 'ye tabi hizmetlerinin bildirilmesinin istendiği, ilgili dairenin cevap yazısında davacının 19 Yıl 5 aylık hizmet süresi ve 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresi olmak üzere toplamda 23 yıl 3 ay 15 günlük hizmet süresi olduğunun bildirildiği, 11.07.1974 tarihinde doğan davacının yaş haddinden 3 yıl 10 ay 15 gün... indirimi yapılarak doğum tarihinin 26.08.1970 tarihi olarak kabul edilmesi, hizmet başlangıç tarihinin ise 01.07.1991 tarihinden 3 yıl 10 ay 15 gün... sürelerinin hizmet başlangıç tarihinden ve emeklilik yaş haddinden indirilerek davacının müracaat tarihini izleyen ay başı olan 20.06.2016 tarihinden itibaren emekli sayıldığı ve emeklilik aylıklarının 01.10.2016 tarihinden yasal faizi ile birlikte emekli sayılan davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığı ve Kurum işlemlerinin yerinde olmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEMESİ İLK KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından 06.03.2018 tarihli ve 2017/274 Esas, 2018/75 Karar sayılı kararla davacının yaş durumuna fiili hizmet zammının uygulanması gerektiği, davacının 11.07.1974 doğumlu olup, 15.10.1992 - 14.09.1996 tarihleri arasında 3 yıl 11 ay, 15.09.1996 - 14.03.2012 tarihleri arasında 15 yıl 6 ay çalışmış olup 3 yıl, 10 ay, 15 gün fiili hizmet zammı süresi bulunduğu, sigorta başlangıcı olan 01.07.1991 tarihinden 3 yıl, 10 ay, 15 gün fiili hizmet zammı süresi çıkarıldığında sigorta başlangıç tarihinin 16.08.1987 tarihi olduğu, davacının 11.07.1974 olan doğum tarihinden... süresi çıkartıldığında yaş olarak 16.08.1970 tarihinin belirlendiği, bu tarihler uyarınca davacının emekliliğe hak kazanabilmesi için 50 yaş 25 yıl ve 5375 gün prim ödeme gün sayısının bulunması gerektiği ve davacının 25 yıl ve 5375 gün şartının fazlası ile doldurmuş olduğu yaş şartının ise 16.08.1970 tarihi baz alındığında 16.08.2020 tarihinde dolduracağı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı ...'ın, (T.C. Kimlik No:..............) 3 yıl 10 ay 15 günlük... süresinin hizmet başlangıç tarihinden ve yaş haddinden indirilerek davacının 26.08.2020 tarihinden itibaren tahsis talebinde bulunarak emekli olabileceğinin tespitine, karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 06.03.2018 tarihli ve 2017/274 Esas, 2018/75 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin 25.09.2019 tarihli ve 2018/1184 Esas, 2019/1834 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 25.09.2019 tarihli ve 2018/1184 Esas, 2019/1834 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 29.12.2021 tarihli ve 2019/6680 Esas, 2021/16866 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur: "...1- Öncelikle belirtilmelidir ki, dava hakkı hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacının dava açma hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde korunmaya değer bir yararı olmalıdır. Hukuki yarar bir dava şartı olup, mahkeme dava şartlarını re’sen incelemekle görevlidir. Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının, mahkemece, taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6. maddesi ve 1982 Anayasası’nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Bilindiği üzere; her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması ve tarafların da, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararlarının kalmaması halinde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır. Eldeki davada, davacının dava tarihinden sonraki bir tarihte tahsis başvurusu yapılabileceğinin tespitini istediği anlaşılmakta ve mahkemece bu yönden de kabule dair karar verildiği anlaşılmakta ise de, davacının aylık bağlanması için yazılı başvuru şartının henüz gerçekleşmemiş olduğu, bu tarih geldiğinde dahi tahsis isteminde bulunup bulunmayacağının bilinemeyeceği dikkate alındığında, ileriye etkili olarak hüküm tesisinin, hukukumuzda mümkün olmadığı, bu durumun usul ekonomisi ilkeleri ile de bağdaşmadığı, hususlarının dikkate alınmaması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2- Uyuşmazlık, 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Yasanın 8. Maddesi gereğince uygulanması gereken 506 Sayılı Yasa kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır. Uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle davacının hak kazandığı fiili hizmet zammı kavramı, niteliği ve 5434 sayılı Yasadaki itibari hizmete ilişkin hükümlerin varlığı ile 506 sayılı Yasa kapsamında yer alan itibari hizmet süresi kavramları ile birlikte yaşlılık aylığı tahsis koşulları üzerinde durulmalıdır. 5434 Sayılı yasanın 10. Kısmında (31. ila 34. Maddeleri arasında) fiili hizmet müddeti, 11. Kısmında (35 ila 38. Maddelerinde) ise itibari hizmet süresi düzenlenmiştir. 5434 sayılı yasanın 31. Maddesinde “Fiili hizmet müddeti; iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet” olarak tanımlanmış, 32. Maddesinde; İştirakçilerin, 5434 sayılı yasa kapsamında kesenek ödenen her yılı için görevlerine göre eklenecek fiili hizmet zamları belirlenmiş ve 32’nci maddede gösterilen vazifelere yılbaşından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamlarının, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları için ve yılsonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamlarının, ayrıldıkları ay da dâhil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanacağı belirtilmiş, ayrıca fiili hizmet müddeti zamlarının, emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılacağı fakat toplamının 8 yılı geçemeyeceği belirtilmiş olsa da, Lokomotif makinist ve ateşçilerin bu süreden istisna olduğu, son olarak 34. Maddesinde ise, fiili hizmet sürelerinin her yıl ilgili kurumlarınca, yılsonlarından itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye ilişkin zorunluluk düzenlenmiştir. Eklemek gerekirse; 5434 Sayılı Yasanın geçici 205. Maddesinde de, 32’inci madde gereğince fiilî hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden, hizmetlerine eklenen fiilî hizmet süresi zammı kadar indirim yapılır. Hükmü yer almaktadır. 5434 Sayılı Yasada düzenlenen “itibari hizmet” süresi ise, 35.maddede “Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süredir” şeklinde tanımlanmış, 36. Maddede; iştirakçilerin, görevlerine göre fiili hizmet sürelerinin her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet süreleri ekleneceği belirtilmiş ve açıkça (zamlar hariç) tutulmuş olup, toplamlarının 3 aydan az ve toplamı 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir. 506 sayılı yasanın ek 5.maddesinde de “itibari hizmet süresi” kavramına yer verilmiş olup, bu maddede ise, “506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, kanunda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.” hükmü ile öncelikle; 18.02.2000 tarihli 1997/1 Esas ve 2000/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, salt sigortalılık süresine eklenmesi gereken süre olarak tanımlanmıştır. 506 sayılı yasanın Ek 39'uncu maddesinde de "Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6’ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun'un 60. ve Geçici 81'inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Konu, son olarak 5510 sayılı yasa ile düzenlenmiş ve 01.10.2008 günü itibarıyla aynı tarihte yürürlüğe giren “Fiili hizmet süresi zammı” başlıklı 40. maddesinde, belirtilen iş yerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu iş yerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının, fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği, çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariç, sigortalının kapsamdaki iş yerleri ile birlikte işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalmasının şart olduğu açıklanmıştır. 5510 Sayılı Yasanın “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1. Maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 60 ve geçici 81’inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir. 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir. Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Yasa kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Yasa kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Yasanın 32. Vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı yasanın Ek 39'uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı yasada yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı yasanın 11. Kısmında 35 vd. Maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Yasanın 32.vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı yasadaki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 Sayılı Yasa kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Yasanın 60. Ve geçici 81. Maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." 2.İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay bozma ilamı öncesi ve sonrası toplanan deliller ile alınan bilirkişi kök ve ek raporları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davanın konusunun, davacının fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilerek ve sigorta başlangıç tarihinden geriye götürülerek, davacının 20.06.2016 tarihinden emekli aylığı almaya hak kazandığının tespiti ve emeklilik aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi taleplerine ilişkin olduğu hususu dikkate alındığında, Yargıtay bozma ilamı öncesi ve sonrasında gerçekleştirilen yargılama sürecinde, mevcut davanın niteliğine uygun olarak, gerekli inceleme ve araştırmalar yapıldığı, davacının, 15.10.1992 ile 14.03.2012 tarihleri arasında Türk Hava Kuvvetleri'nde muvazzaf subay olarak görev yaptığı ve bu süreler içinde (4/c) kapsamında, 19 yıl 5 ay hizmet süresinin bulunduğu, bu süreye, davacının yaptığı işin niteliğine göre yıpranma payı olarak 3 yıl 10 ay 15 gün günlük fiili hizmet zammı süresi eklendiğinde, toplam sigortalılık süresinin 23 yıl 3 ay 15 gün olduğu, yine davacının (4/a) kapsamındaki özel sektör sigortalılık sürelerinin ise 1742 gün olduğu görülmektedir. 11.07.1974 doğumlu olan ve ilk sigorta başlangıç tarihi de 01.07.1991 olan davacının, yaşlılık aylığı açısından, 25 yıl, 53 yaş ve 5600 gün koşullarına tabii olduğu, bu hali ile davacının, 3 yıl 10 ay 15 gün günlük fiili hizmet zammı süresi göz önüne alındığında, yaşlılık aylığı için gerekli, yıl, yaş ve gün koşullarını tamamladığı tarihin, 26.08.2023 tarihi olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne davacı ... (T.C. Kimlik No:...)'ın 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin sadece emeklilik yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespiti ile davacının yaşlılık aylığı koşullarını sağladığı 26.08.2023 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanacağının ve davacıya iş bu tarihi takip eden aybaşı olan 01.09.2023 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması ve bu tarihten 3 ay sonrası olan 01.01.2024 tarihi itibariyle de yaşlılık aylıklarının faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. VI.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap ve temyiz dilekçelerini tekrarla Kurum işleminin yerinde olduğu, eksik araştırma ile karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, fiili hizmet zammı süresi nazara alınarak yaşlılık aylığı tahsis tarihinin tespitine ilişkindir. 1.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Davacının 01.10.2016 tarihinden itibaren kendisine yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep ettiği ve yaşlılık aylığının 01.09.2023 tarihinden itibaren tahsisine karar verildiği halde fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 3. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davalı Kurum vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine; 2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkeme kararının hüküm fıkrasının; (1) numaralı bendinde yer alan "Kabulüne" ibaresinden önce gelmek üzere "Kısmen" ve aynı bendin sonuna "fazlaya ilişkin talebin reddine" ibaresinin yazılması; (3) numaralı bendinin sonuna "Davalı Kurum kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden, AAÜT'ye göre takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin, davacıdan alınarak kendini vekille temsil ettiren davalı Kuruma verilmesine, " cümlesinin eklenmesi; (4) numaralı bendinde yer alan "davalı kurumdan alınarak davacıya verilmesine" ibaresi silinerek "takdiren 599,00 TL'sinin davalı Kurumdan tahsili ile davacıya ödenmesine ve bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına" ibarelerinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/4380, K. 2025/11046, T. 01.07.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2025-4380-e-2025-11046-k-76ca0ca170e3