Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/22206 E. 2012/23755 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/22206
Karar No
2012/23755
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :185-680 Dava, borçlu olunmadığının tespiti ile dul aylıklarından yapılan kesinti tutarının geri alınması istemlerine ilişkindir. Mahkemece, borçlu olunmadığının tespitine ilişkin talep yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilip, aylıklardan yapılan kesintinin geri ödenmesi istemi aynen hüküm altına alınmıştır. Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Kendisine T.C. Emekli Sandığı tarafından 1980 yılında emekli aylığı bağlanan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamındaki iştirakçinin 09.01.2011 tarihinde yaşamını yitirmesi üzerine, hak sahibi eşi konumundaki davacıya, anılan Kanun hükümlerine göre dul aylığı tahsis edildiği, sonrasında davalı Kurumca yapılan değerlendirme üzerine, iştirakçiye hatalı işlem sonucu fazla emekli aylığı bağlandığı gerekçesiyle aylık tutarlarında indirime gidilerek yersiz ödenen tutarların tahsili amacıyla davacının dul aylığı üzerinden kesinti işlemi başlatıldığı, yargılama aşamasında Kurumca yapılan yeniden değerlendirmede aylık tahsis ve tutarlarında herhangi bir hatanın bulunmadığı belirlenerek borç tahakkuku işleminin kendiliğinden iptal edildiği anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Kanunun “Uyuşmazlıkların çözüm yeri” başlıklı 101. maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği belirtilmiş olup, diğer taraftan, idari nitelikteki bir davanın hukuk mahkemesine açılması durumunda izlenecek sürece ilişkin olarak, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununda birbirini tamamlayan düzenlemeler yer almaktadır. 6100 sayılı Kanunun “dava şartları” başlığını taşıyan 114. maddesinde, yargı yolunun caiz olması durumu, dava koşulları arasında sıralanmış, “dava şartlarının incelenmesi” başlıklı 115. maddesinde, dava koşulu eksikliğini saptayan mahkemece davanın usulden reddine karar verileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan 2577 sayılı Kanunun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını taşıyan 2. maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenlerce açılan tam yargı davaları idari dava türleri olarak sıralanmış; “Görevli Olmayan Yerlere Başvurma” başlıklı 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girmesine karşın, adli yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi durumunda, bu konudaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren (30) gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği, görevsiz yargı makamına başvuru tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği, adli yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra, anılan (30) günlük süre geçirilmiş olsa da, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabileceği bildirilmiştir. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmede; taraflar arasındaki temel çekişme 5434 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığından ve uyuşmazlıkta 5510 sayılı Kanunun uygulama alanı söz konusu olmadığından, davada adli yargı ve giderek iş mahkemelerinin görevli olmadığı belirgin bulunmakla, idari yargı alanına giren davanın dava koşulu eksikliğine dayalı olarak usulden reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, işin esasına girilerek hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/22206, K. 2012/23755, T. 29.11.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-22206-e-2012-23755-k-aad72fffb27a