Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/16642 E. 2012/22906 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/16642
Karar No
2012/22906
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :600-417

Dava, trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya yapılan ödemelerden oluşan Kurum zararının rücuan tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamı istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dosya kapsamından; 02.12.2007 tarihinde, dava dışı ...’un sevk ve idaresindeki araçla, sabah saatlerinde şehir içinde seyir halinde iken direksiyon hakimiyetini kaybederek orta refüjde bulunan aydınlatma direğine çarpması sonucu sigortalı...’nin yaralandığı ve kendisine geçici iş göremezlik ödeneği ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacı Kurum, söz konusu sosyal sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanun’un 39’uncu maddesi uyarınca kazaya karışan aracı sigortalayan davalı şirketten rücuan tahsiline karar verilmesini istemiş, Mahkemece, davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanunun’un 21’inci maddesi olduğundan bahisle ve “sadece trafik kazası söz konusu olup 3. kişilere yapılan giderler sebebiyle rücu edilemeyeceği” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Öncelikle; 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21’inci maddesindeki düzenlemekler üzerinde durma gereği de bulunmaktadır. “Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olay¬lara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.

Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. ... Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73).” (HGK 13.10.2004 t., 2004/10-528 E., 2004/533 K.)

5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesiyle getirilen tazmin hükümlerinin, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğü öncesinde gerçekleşen kazalardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; rücuan tazmine ilişkin düzenlemenin, kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceği hukuksal gerçeği karşısında davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanunun 39’uncu maddesi olduğunun kabulü gerekir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 91’inci maddesine göre, işletenler motorlu taşıtların kullanılmasından doğan, üçüncü kişilere verdikleri zararları karşılamak üzere zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptırmak zorundadırlar. Bu sigorta türünde sigorta şirketi birinci, aracı sigorta ettiren ikinci, bu iki kişinin dışında olup da zarar gören kişi ise üçüncü kişi konumundadır. Madde de sigorta ettirenin “işleten” sıfatına sahip kimseler olabileceği hükme bağlanmıştır. Sigorta şirketi, araç sahibinin, gerek müstahdeminin kusurundan ve gerekse bizzat kendi kusurundan doğacak mali mesuliyetini temin etmektedir. Bu yönden sigorta şirketleri işletenin yada şoförlerinin, kusurları ile neden oldukları olaydan dolayı doğan mali sorumluluklarının belirli limit dahilinde kefili durumundadır. Bu nedenle de zarar gören kişi, kendisine zarar veren aracı sigorta eden sigortacıya, zararını tahsil etmek için başvurabilmektedir. Sigorta şirketlerinin sorumluluğu akdi sorumluluk olup poliçe limiti ile sınırlıdır. Dava zarar verene karşı açılabiliyorsa, onun hukuki ve mali sorumluluğunu teminat kapsamında yükümlenen Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısına davanın açılanmayacağının kabulü Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile oluşturulan yapıya aykırıdır. Bu sigorta ile asıl güvence altına alınan menfaat, sigorta ettirenin menfaatidir. Sigorta ettiren, zararı karşıladıktan sonra kendi sigortacısından limitler dâhilinde ödemesini talep edebilecektir.

506 sayılı Kanunun 39’uncu maddesinde; “kasdi veya suç sayılan hareketi ile sigortalının hastalanmasına sebep olan kimseye, bu kanun gereğince hastalık sigortasından yapılan her türlü giderler tazmin ettirilir.” hükmü öngörülmüş olup, maddesinin uygulanması için öngörülen “kusur” koşulunun, sigorta şirketi için de ayrıca aranmasına gerek olmadığı gibi, anılan madde de, kusurlu kişilerden söz edilmesinin, bunlardan başkasına, özellikle sigortacılarına, rücu edilemez anlamında yorumlanamayacağı da ortadadır. Kurumun rücu hakkı ise, 506 sayılı Kanunun hangi maddesinden kaynaklanırsa kaynaklansın halefiyete değil Kanundan kaynaklanan bağımsız rücu hakkı ilkesine dayanır. Buna göre üçüncü kişiye verilen zarardan bu kişiye karşı birinci derecede sorumlu olan sigorta şirketinin, yardımın Kurum tarafından yapılmasından yararlanarak sorumluluktan kurtulması, sigorta hukuk ilkeleri ile bağdaşmaz, aksine sigorta şirketlerinin kuruluş amacı böyle bir sorumluluğu zorunlu kılar.

Hal böyle olunca; davalı ..., sigorta olayına karışan aracın sigortacısı sıfatıyla; zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesinde, tedavi ve sakatlık giderleri yönünden sürücünün kusuru ve öngörülen limit dâhilinde bulunan davaya konu geçici iş göremezlik ödemelerinden Kuruma karşı sorumlu bulunduğu gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/16642, K. 2012/22906, T. 22.11.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-16642-e-2012-22906-k-5ace402b6bc5