Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/10362 E. 2012/18712 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/10362
Karar No
2012/18712
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :468-144 Dava, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davacı, 25/04/1988 tarihinde Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiğini, Kurum’ca, 30/01/2009 tarihli ekstrede, 25/04/1988-16/08/1998 tarihleri arasında 7 yıl 3 ay 21 gün Bağ-Kur sigortalısı kabul edildiğini, bakiye süresinin geçerli sayılmadığını ve 515,45 TL fazla ödeme yaptığını belirterek, fazla ödemenin karşıladığı sürenin Bağ-Kur’luluk süresi olarak değerlendirilmesini talep ve dava etmiştir. Dosyanın tetkikinden, davacının 25/04/1988 tarihinde vergi kaydına istinaden Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiği, Kurum’ca vergi sürelerine göre terk verilerek davacının 25/04/1988 - 30/12/1988, 10/04/1991 - 31/12/1996, 01/05/1998 - 26/03/1999 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı sayıldığı, 27/05/1988 - 31/12/2001 tarihleri arasında prim ödemeleri ve 30/01/2009 tarihli ekstreye göre 515,45 TL fazla ödemesinin bulunduğu, ayrıca, 15/12/1988-29/08/2001 tarihleri arasında sicil kaydı bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece verilen hüküm, Dairemizce, “1479 sayılı Kanunun 3165 sayılı Kanunla değişik 24. maddesi uyarınca Bağ-Kur'lu sürelerin de tespiti ile infaza elverişli hüküm verilmesi gerektiği” belirtilerek bozulmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılamada; Mahkemece, davacının, 1992, 1997 ve 2001 yıllarında yapılandırmadan faydalanarak prim borcunu ödediği, vergi kayıt sürelerinde zorunlu sigortalı sayılabileceği, Esnaf sicil kaydı bulunmadığı, prim ödemelerinin geriye dönük olarak isteğe bağlı sigortalılık kapsamında da değerlendirilemeyeceği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyulmakla, bozma kararı lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğar ve mahkemece de bozma kararı doğrultusunda karar verilmesi gerekir. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı İBK) O halde, mahkemece, bozmaya uyulduğuna göre, bozma kapsamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak karar verilmesi gerekir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesindeki; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesi ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Yasanın 24 ve 25. maddeleridir. 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunun 6. maddesi ile değişik 1479 sayılı Kanunun 24. maddesinde; zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla, gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır. Yine, 22.03.1985 tarihinde 3165 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile de; kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir. Davacının, 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalığının başlatıldığı tarihte yukarıda açıklanan 3165 sayılı Kanun ile getirilmiş şekli yürürlükte olup, sigortalılık niteliğinin varlığı sorunu da, anılan düzenleme doğrultusunda çözümlenmelidir. Davacının belirtilen dönemde, 15/12/1988-29/08/2001 tarihleri arasında Esnaf Sicil Kaydı bulunduğu gibi, prim ödemelerinin de bulunduğu anlaşılmakta olup; Mahkemece, öncelikle, zorumlu sigortalılık süresi yukarıda belirtilen hükümler ışığında belirlenmeli, davacının yapılandırmalardan faydalanıp faydalanmadığı davalı Kurumdan sorulmalı, 1479 sayılı Kanunun 79 maddesi hükmüne göre, isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı başvuruda bulunmak koşul olup, Kurumun hatalı işlemi ile geriye yönelik olarak prim tahsil etmesinin sigortalı niteliğini taşımadığı süreler yönünden sigortalı yararına usulî kazanılmış hak yaratması mümkün değilse de, davacının, afdan yararlanarak prim ödemiş olması halinde, davalı Kurumun kabul ettiği sigortalılık süreleri için ödenmesi gereken prim borçları dışında davacının ödediği primlerin, primin ödendiği tarihten itibaren karşıladığı süre kadar, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalı olarak kabul edilmesi gereği irdelenerek, varılacak sonuca göre karara verilmesi gerekirken, izah edilen hususlar gözetilmeksizin verilen hüküm, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/10362, K. 2012/18712, T. 12.10.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-10362-e-2012-18712-k-578fa5aab523