Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/8456 E. 2012/11275 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/8456
Karar No
2012/11275
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk (iş) Mahkemesi No : 348-140 Davacı, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davalı Kuruma olan sigorta primi ve fer'ilerine ilişkin borcu nedeniyle, hakkında tahakkuk işlemi gerçekleştilen dava dışı ...Petrol Ürünleri A.Ş.'ye karşı takip başlatılıp, ödeme emri gönderildiği, şirket aleyhine yapılan takibin sonuçsuz kalması üzerine, anılan şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi konumunda yer alan davacı aleyhine takip başlatılıp, söz konusu şirketin 2003/1-6. dönemine ait sigorta prim borcu yönünden 30.06.2010 tarih ve 10254173 nolu ödeme emrinin gönderilmesi üzerine, davacı tarafından ödeme emrinin borçlu kısmında şirketin ünvanı ile birlikte farklı bir şahsın isminin yazılı olduğu ve 05.02.2001 tarihinde şirket ortaklığından ve yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı belirtilerek, ödeme emrine konu prim borcundan dolayı borçlu olmadığının tespiti istemli işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, davaya konu 30.06.2010 tarihli ödeme emrinin davacıya tebliğine yönelik işlemde hata yapılması sebebiyle, davalı Kurum tarafından davacı adına 11.08.2010 tarihli ödeme emri düzenlenmesi üzerine, davacının, davalı Kurumca icra takibine dayanak yapılmayan ve 11.08.2010 tarihli ödeme emri ile ortadan kalkan 30.06.2010 tarihli ödeme emrinin iptalini istemesinde korunmaya değer hukuki yararı bulunmadığından bahisle davanın reddine ve davalı Kurum lehine nispi vekalet ücreti verilmesine karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 80/12. maddesinde; “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar” hükmü öngörülmüştür. Anılan madde hükmüne göre, tüzel kişiliği haiz bir özel kuruluşta görev yapan bir kişinin primlerin ödenmesinden işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olabilmesi için; primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili, üst düzey yöneticisi olması zorunludur. Eldeki dosyada, davacıya gönderilen 30.06.2010 tarih ve 10254173 nolu ödeme emrinde, şirketin ünvanının yanında davacının isminin de yazılı olduğu, anılan ödeme emrinin 29.07.2010 tarihinde davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, ancak davacının tebliğ alındı belgesinin içinden 30.06.2010 tarih, 1024657 nolu "..." adına düzenlenen ödeme emrinin çıktığını beyan edip, anılan ödeme emrini 09.08.2010 tarihinde Kuruma iade etmesi üzerine, davalı Kurum tarafından şirketin yine aynı döneme ait prim borcu nedeniyle bu sefer 11.08.2010 tarih ve 12472376 nolu ödeme emrinin çıkarıldığı, bu ödeme emrinin de davacıya 26.08.2010 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacının ortağı olduğu ...Petrol Ürünleri A.Ş.'nin 14.10.2001 tarihli yönetim kurulu kararında, 05.02.2001 tarihinde şirketteki hisselerini devrettiği, ortaklık sıfatını kaybettiği ve yönetim kurulu üyeliğinden aynı tarihte istifa ettiği belirtilmesine rağmen, 19.06.2003 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde davacının yönetim kurulu başkan vekili olduğu açıkça yazılı olduğu halde, mahkemece, yönetim kurulu kararı ile Ticaret Sicili Gazetesi arasındaki anılan çelişkinin de giderilmediği görülmüştür. 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinde, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava koşulu olarak belirtilmiş, kanun koyucu tarafından kabul edilen madde gerekçesinde; burada sözü edilen hukuki yarardan amacın, davacının subjektif hakkına hukuki korunma sağlanması konusunda mahkemeye başvurmasında hali hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması olduğu, başka bir anlatımla, hakkına kavuşmak için, hali hazırda mahkeme kararına gereksinim duyan bir konumda yer alan davacının hukuki yararının bulunduğu açıklanmış olup, somut olayda; Kurum tarafından davacı hakkında icra takibi yapıldığı ve ödeme emri düzenlendiği dikkate alındığında, cebri icra tehdidi altında kalan davacının işbu davayı açmasında korunmaya değer hukuki yararı bulunduğu belirgindir. Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, işin esasına girilerek davacının, dava dışı şirketin prim borçlarından dolayı sorumlu olup olmadığı belirlenerek, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir. Kabule göre de; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.168'de şöyle denilmiştir: “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle:16.06.2009 - 5904 S.K./35.mad) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.” Maddede yer alan yasal düzenleme karşısında, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan işbu davada, davalı Kurum lehine hükmedilen avukatlık ücretinin, maktu olarak belirlenmesi gereği gözetilmeyerek, nispi vekalet ücretine hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 12.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/8456, K. 2012/11275, T. 12.06.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-8456-e-2012-11275-k-8bedd927a8b8