Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/10022 E. 2012/14428 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/10022
Karar No
2012/14428
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No :60-51 Davacı, davalı şirket nezdinde 1999-2004 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını iddia ile işveren tarafından bu süre içerisinde eksik gösterilen çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, karar verilmiştir. Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi 1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Kanunun 87. maddesinde ise, “aracı”, 4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesinde ise “asıl işveren-alt işveren” ilişkisinin tanımına yer verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, “aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, taşeron, tali işveren, alt müteahhit, alt ısmarlanan vb. adlarla anılmaktadır. Bunlardan; asıl işverenin yanında “taşeron” olarak adlandırılan başka işverenlerin de işyerinden iş almaları ve kendi sigortalılarını çalıştırmaları ile uygulama kazanmış olan “asıl işveren-alt işveren” ilişkisini Sosyal Sigortalar Kanunu açısından ele alan 506 sayılı Kanunun 87. maddesi hükmü, tıpkı mülga 1475 sayılı İş Kanununun 1/son, 4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddelerinde olduğu gibi, aracının yanında asıl işvereni de sorumlu tutan bir içerik taşımaktadır. 506 sayılı Kanunun “üçüncü kişinin aracılığı” başlıklı 87. maddesi; “sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir.” hükmünü içermektedir. Bu hüküm ile asıl işvereni bu Kanun bakımından söz konusu çalışma ilişkisi çerçevesinde, alt işverenin işçilerine karşı olan bütün ödevlerinden sorumlu tutulmasındaki gaye, gerek sigortalıların, gerekse sigortalılara verilecek sosyal güvenlik haklarını uygulayan davalı Kurumun hak ve alacaklarını güvenceye almaktır. 506 ve 5510 sayılı Kanunlara göre, aracıdan söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından ötürü sorumlu tutabilmek için, maddenin tanımından ortaya çıkan bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. Aracı kavramı her şeyden önce “asıl işveren”in varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesini ve nihayet, asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmasını gerektirir. Asıl işverenle, aracı arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin önemi yoktur. Önemli olan yön, asıl işverene ait işin aracı tarafından yapımının sağlanmasıdır. Aracının asıl işverenden bir bölüm iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması, aracı kavramının belirleyici özelliğini oluşturmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesinde, asıl işveren - alt işveren ilişkisi “bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren - alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” şeklinde tanımlanmıştır. Asıl işveren - alt işveren ilişkisinde yasa koyucu konuyu işçi yararı yönünden ele almıştır. Asıl işveren - alt işveren ilişkisinin en önemli sonucu her iki işverenin, alt işverenin işçilerine karşı birlikte sorumlu olmaları ise de, 4857 sayılı İş Kanunu ile yapılan düzenleme bu ilişkiyi daraltıcı niteliktedir.Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 02.06.2004 gün ve 2004/21-326 E., 2004/328 K.; 20.12.2006 gün ve 2006/21-796 E., 2006/812 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir. Dava konusu somut olayda, davalı Kurumun cevabi dilekçesi ile, İzmir Teftiş Grup Başkanlığı’nın 16.06.1999 tarih ve 32 sayılı teftiş raporu ile, davalı ... Madencilik şirketinin dava dışı ...’a ait maden sahası içerisinde rödovans sözleşmesi ile faaliyette bulunduğu, ancak, davacının çalıştığı davalı şirket adına kayıtlı 1011120.09 sayılı işyerinin, aslen, dava dışı ...tarafından işletildiği, bu nedenle, davalı şirketin aracı konumunda olup, asıl işverenin ...olduğunun, davalı şirketin ise, aynı sahanın başka kısımlarında faaliyette bulunduğunun tespit edildiğinin, bu nedenle, davacının davalı şirket üzerinden bildirilen çalışmalarının işyerinin yasa kapsamına alındığı tarih itibari ile, ...’a ait 711.20.09 sicil numaralı işyeri üzerine aktarılması gerektiğinin tespit edilmesi üzerine, davacının çalışmalarının bir kısmının iptal edilerek, ...’a ait işyerine aktarıldığını belirtmiştir. Dosya arasında anılan rapor ve rödovans sözleşmesi, ayrıca dinlenen davacı tanıklarının beyanları itibari ile Mahkemece davalı şirket ile ...arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile, asıl işveren-taşeron (aracı) ilişkisi olup olmadığı saptanmalı, bu kapsamda asıl işveren- alt işveren ilişkisinin bulunduğu kabul edilirse 506 sayılı Kanunun 87. maddesi kapsamında her iki işveren de sorumlu olduğundan, hizmet tespit davalarına ilişkin olarak inceleme yapıldıktan sonra, ...hakkında, son celse, davacı vekilinin dava açmayacağına dair beyanı esas alınarak davalı şirket yönünden husumet bulunmaması gerekçesi ile, davanın reddine dair verilen karar isabetli bulunmamıştır. Mahkemenin, bu maddi ve hukuki olguları gözetmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 10.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/10022, K. 2012/14428, T. 10.09.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-10022-e-2012-14428-k-5c8ef8ccddc2