Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/2760 E. 2025/2875 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2760
- Karar No
- 2025/2875
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/636 E., 2024/558 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 7. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/266 E., 2023/5 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar; davalı ...'nin dava dışı babaları ... aleyhine 2015 yılında icra takibi başlattığını, davalının alacağına karşılık maliki oldukları dava konusu 344, 422, 964 parsel sayılı taşınmazların davalıya devredilmesi amacıyla.... Noterliğinin 02.02.2016 tarihli vekaletnamesi ile davalıyı vekil tayin ettiklerini, aralarındaki anlaşmaya göre davalı tarafından anılan taşınmazların satılarak icra takibine konu alacağın bu şekilde tahsil edilmesinin kararlaştırıldığını, ancak davalının 344, 422, 964 parsel sayılı taşınmazları vekaleten dava dışı kişilere satıp bedelini aldığı halde, kötü niyetli olarak icra takibine de devam ederek 1/2 oranında davacı ... ve dava dışı babaları ...'ın maliki olduğu diğer dava konusu 357 parsel sayılı taşınmaza da haciz koydurup cebri ihale suretiyle adına tescilini sağladığını, davalının aralarındaki anlaşmaya aykırı davranarak fazla kazanç elde ettiğini ileri sürerek dava konusu 344, 422, 964 parsellerin tamamının, diğer dava konusu 357 parselin ise 1/2 payının tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline, olmazsa dava tarihi itibari ile bedellerinin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı; iddiaların doğru olmadığını, icra takibine konu dosyada davacıların değil dava dışı babalarının borçlu olduğunu, davacılarla herhangi bir alışverişinin bulunmadığını, davacıların dava dışı ...adlı kişiye olan borçları sebebiyle dava konusu taşınmazların ...'ye devredilmesi amacıyla kendisine vekaletname verdiğini, kendisinin de davacılara vekaleten ...'nin gösterdiği kişiye dava konusu 344, 422 ve 964 parselleri devrettiğini, davacılar tarafından verilen vekaletname ile icra dosyasına konu borcun hiçbir ilgisinin bulunmadığını, diğer dava konusu 357 parseli ise icra dosyasından ihale suretiyle edindiği belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile; davacıların davalı ile aralarında yaptıklarını iddia ettikleri anlaşmanın inançlı işlem esasına dayandığı, ancak inançlı işleme ilişkin yazılı delil sunulamadığı, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteği yönünden davalı kayıt maliki olmadığından pasif husumet yokluğundan, tazminat isteği yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince davanın inançlı işlem iddiasına dayalı olduğu kabul edilerek sonuca gidilmişse de iddianın ileri sürülüş biçiminden davanın, icra takip borcunun söndürülmesi amacı ile taraflar arasında yapılığı iddia olunan sözlü anlaşmanın davalı tarafından ihlal edildiği hususuna dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkin olduğu, davalı, taşınmazlarda kayıt maliki olmadığından iptal-tescil isteğinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacılar vekili istinaf dilekçesinde davada vekalet görevinin kötüye kullanılması iddiasına dayanıldığını ve bu doğrultuda yargılama yapılması gerektiğini belirtmişse de Yerel Mahkemede ileri sürülmeyen bu iddianın istinaf yoluyla ileri sürülmesinin mümkün olmadığı, davacılar her ne kadar davalı ile aralarındaki sözlü anlaşma gereğince dava dışı babalarının davalıya olan icra borcunun kapatılması amacıyla dava konusu 344, 422 ve 964 parsellerin satışı için davalıya vekaletname verdiklerini, ancak davalının hem bu 3 parça taşınmazı satıp bedellerini tahsil ettiğini hem de icra takibine devam ederek diğer dava konusu 357 parseldeki 1/2 payı da cebri satış suretiyle edinip mükerrer kazanç sağladığını iddia etmişseler de davacıların bu iddialarını usulünce kanıtlayamadıkları gözetilerek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın sonucu itibarıyla doğru olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, olayları anlatmanın kendilerine, hukuki nitelendirme yapmanın ise hakime ait olduğunu, dava konusu 344, 422 ve 964 parsel sayılı taşınmazların satışı konusunda davacıların davalıya verdiği vekaletname ile anılan parsellerin 3. kişilere satıldığını, ancak davalının satış bedellerini davacılara verdiğini kanıtlayamadığını, davalının satış bedellerini davacılara vermediği gibi kötüniyetle icra takibine de devam ederek 357 parselin 1/2 payını da icra alacağına mahsuben cebri satış suretiyle edindiğini, vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle öncelikle tapu iptali ve tescile, olmazsa satış bedellerinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların.... Noterliğinin 02.02.2016 tarihli ve 3634 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile dava konusu 344, 422 ve 964 parsel sayılı taşınmazların satışı hususunda davalı ...'yi vekil tayin ettikleri, vekil ...'nin dava konusu 344, 422, 964 parsellerdeki davacıların paylarını davacılara vekaleten 09.02.2016 tarihli aynı akitle dava dışı ...'e satış yoluyla devrettiği, ayrıca davalının davacıların babası ... aleyhine başlattığı icra takibi dosyasında da diğer dava konusu 357 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının alacağına mahsuben cebri satış suretiyle davalıya ihale edildiği, davalının daha sonra anılan taşınmazdaki payını 28.09.2020 tarihinde 3. kişiye devrettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; maddi vakıayı bildirmek taraflara, hukuki nitelendirmeyi yaparak olaya en uygun düşen kanun maddesini bulup uygulamak hakime aittir. Somut olayda; iddianın içeriği, olayların anlatılış biçimi ve işlemin vekil eliyle yapılmış olduğu göz önüne alındığında davada vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasına dayanıldığı açıktır. Hemen belirtilmelidir ki; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onu vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. TBK’da sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet veren arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ancak üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim, uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Ne var ki; Mahkemece yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bir araştırma ve değerlendirme yapılmış değildir. Hal böyle olunca; davanın vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı olarak açıldığı gözetilerek yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.