İlk Derece Mahkemesi · İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/357 E. 2024/574 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/357
- Karar No
- 2024/574
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/357 KARAR NO : 2024/574 DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ : 29/04/2024 KARAR TARİHİ : 03/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 13/05/2022 tarihinde araç sürücüsü ... olan, davalı sigorta şirketinin sigortalısı ...e ait ... plakalı aracın, müvekkiline ait... plakalı araca çarpması sonucu meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasında müvekkiline ait aracın maddi hasara uğradığını, aracın hareket kabiliyetinin kaza sonucu tamamen ortadan kalktığını, bu nedenle aracın hasar gören parçalarının değiştirilmesi amacıyla ve tamir edilecek ve boyanacak işlemler olması sebebiyle uzunca süre serviste kaldığını, bu süre zarfında da kullanılamadığını, aracın değer kaybına uğradığını, zararın tazmini için davalı sigorta şirketine başvurulduğunu ancak dönüş yapılmadığını, arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını, müvekkilinin söz konusu aracı ticari işlerinde kullandığını, ulaşım gerektiren iş ve işlemlerin sekteye uğradığından bahisle müvekkilinin mağdur olduğunu, talep edilen faiz türünün ticari avans faizi olduğunu, meydana gelen kazada müvekkilinin kusuru olmadığını, davalı sigorta şirketinin kazanın oluşmasında ve dolayısıyla müvekkilinin aracında oluşan hasar ile buna bağlı olan araç değer kaybında %100 oranında kusurlu olduğunun tespitinin gerektiğini, bilirkişi tarafından rapor hazırlanırken, müvekkilinin aracının onarımı süresince oluşan mahrumiyete ilişkin de bir değerlendirme yapılmasını gerektiğini, müvekilinin aracında oluşan araç değer kaybından Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortanı düzenleyen davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunduğunu beyan etmekle, müvekkilinin aracında meydana gelen değer kaybının tespit edilmesi ve bu değer kaybı ve uğranılan maddi zararın karşılığı olarak şimdilik değer kaybı için 50,00-TL, ikame araç bedeli olarak 50,00-TL kaza tarihi olan 13/05/2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde bahsi geçen davalı aracın, müvekkili şirkette 10.09.2021-10.09.2022 tarihleri arasında geçerli olmak üzere Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, poliçede teminat limitinin kaza tarihi itibariyle kaza başına 50.000,00-TL olduğunu, müvekkili şirketin, üçüncü kişilerin uğramış olduğu zararlardan, sigorta poliçesinde belirtilen azami limitlerle ve işletenin veya işletenin eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru oranında maddi tazminat ile sorumlu tutulabileceğini, müvekkili şirketçe yapılan incelemeler ile kazaya konu araçta 3.000,00-TL değer kaybı oluştuğunun tespit edildiğini, bu tutarın 24/10/2022 tarihinde davacıya ödendiğini, ayrıca müvekkil şirketçe maddi hasar tazminatına ilişkin olarak davacıya 47.000,00-TL ödeme yapıldığını, yapılan ödemeler ile teminat limiti tüketildiğinden davacının değer kaybı talebinin reddinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla 04/12/2021 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yeni genel şartlar ekine göre hesaplama yapılması gerektiğini, dava konusu taleplerin belirsiz alacak olarak ileri sürülmesi için haklı bir sebep bulunmasına imkan olmaması sebebiyle davanın usulden reddedinin gerektiğini, araç mahrumiyet bedeli talebinin zorunlu trafik poliçesi teminatı kapsamında olmadığını, kusur tespitinin yapılması gerektiğinden bahisle dosyanın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesine gönderilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin sorumluluk alanı belirledikten sonra tazminat ödemesi yaptığını bu nedenle faiz sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkili şirketin, dava açılmasına sebebiyet vermesi söz konusu olmadığından faiz, yargılama gideri ve vekalet ücretinden de sorumlu olmayacağının kabulünün gerektiğini beyan etmekle, davanın reddine, müvekkili şirket temerrüde düşmediğinden, dava tarihinden itibaren taraflar açısından yasal faiz uygulanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : 1-Ödemiş Arabuluculuk Bürosunun ... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, 2-Tarafların iddia ve beyanları, 3-Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdinde ... plakalı araca ait tramer kayıtları, 4-Davalı... Sigorta Anonim Şirketi nezdinde... plakalı araca ait olarak düzenlenen Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi, dava konusu 13/05/2022 tarihli trafik kazasına ilişkin olarak davacı tarafından şirkete yapılan başvuru dilekçesi, tebliğ evrakı, hasar dosyası ve varsa davacıya yapılan ödeme evrakları, 5-Dava konusu trafik kazasının gerçekleştiği 13/05/2022 tarihi ve mevcut durum itibarıyla... ve... plaka sayılı araçların trafik tescil ve ruhsat belgeleri, 6-Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığının... Soruşturma sayılı dosyası, 7-13/05/2022 tarihli kaza tespit tutanağı, 8-Sair deliller. DAVA KONUSU : Açılan dava, 13/05/2022 tarihinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde davacı...ye ait...plakalı araçta meydana gelen hasar sebebiyle oluşan değer kaybı bedeli ile ikame araç bedelinin belirlenmesi ile belirlenecek değer kaybı bedeli ile ikame araç bedelinin ise kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte... plakalı aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesini tanzim eden davalı ...Sigorta Anonim Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesi talebine ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Haksız fiil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 maddesinde; ''Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.'' şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 50. maddesinde ise ''Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.'' hükmü yer almaktadır. Haksız fiil öğretide hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmakta ve unsurları; eylem, hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak belirlenmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir eylem bulunmalı, bu eylemden bir zararın doğması zararlandırıcı eylemde bulunan kişinin kusurlu bulunması ve zarar ile kusur arasında illiyet bağının olması gerekmektedir. Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi eylemden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişileri maddi ve manevi zararlarını karşılamak durumundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesine göre haksız fiilin unsurlarını ispat etme yükü davacıdadır. Davacı zararı haksız eylemi ve zarar ile haksız eylem arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Hakim, kusurlu veya hukuka aykırı bir fiili ile başkasına zarar verenin kusur durumunu, zararın ağırlını ve oluşan durumun özelliklerini gözeterek uygun ve hakkaniyete uygun bir tazminat belirler. Haksız fiiller meydana geldikleri anda hukuki sonuç doğurur ve zarara neden olanların zararı tazmin borcu haksız fiil tarihinde ortaya çıkar. Haksız fiilin unsuru olan zarar, zarar görenin malvarlığında rızası dışında meydana gelen azalma ile zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durum arasındaki farktır ve zarar haksız fiilin meydana gelmesi ile gerçekleşmiş sayılır. Zarar verenin ve diğer sorumluların zararı tazmin yükümlülüğü herhangi bir ihbara ve ihtara gerek kalmaksızın olay tarihinde doğar. Haksız fiile bağlanan hukuki sonuçlar haksız fiil tarihi esas alınarak belirlenir ve bu nedenle haksız fiillerde olay tarihinde yürürlükte bulunan hukuk kuralları uygulanır. Başka bir deyişle zararın belirlenmesinde olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir. Sorumluluk sigortaları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1473. ve devamı maddelerinde ''Sigortacı sorumluluk sigortası ile, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder.'' şeklinde düzenlenmiştir. Sorumluluk sigortalarında sigorta şirketi tarafından zararı karşılanan kişi sigorta sözleşmesinin tarafı değildir. Sigorta ettiren kendisi ya da sorumluluğu altında bulunan kişiler tarafından üçüncü kişilere verilecek zararları sigorta şirketine ödediği prim karşılığında sigorta ettirmektedir. Sorumluluk sigortası, sigorta ettirenin üçüncü kişilere vereceği zararları teminat altına alırken hem üçüncü kişiyi hem de sigortalıyı koruma altına alan bir sigorta türüdür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1473. ve 1486. maddelerinde yapılan düzenlemeye göre sorumluluk sigortalarını isteğe bağlı sigortalar ile zorunlu sigortalar olarak ikiye ayırmak gerekir. Tehlike sorumluluklarında üçüncü kişilerin zararının karşılanması amacıyla bazı alanlarda kamu yararı ve zarar görenlerin korunması gerekçesi ile sorumluluk sigortası yaptırmak yasal zorunluluk haline getirilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun da 1483 ve 1484. maddelerinde de zorunlu sorumluluk sigortalarında uygulanacak hükümler ayrıca düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre zorunlu sigortalarda sigorta şirketinin zarar gören üçüncü kişiye karşı olan sorumluluğu kanundan doğan bir sorumluluktur. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 13. maddesi ile bazı hallerde Bakanlar Kurulu'na da zorunlu sigortalar ihdas etme yetkisi verilmiştir. Zorunlu sorumluluk sigortalarının kamu yararı taşıması ve yapılmasının yasa ile zorunlu kılınması nedeniyle zorunlu sigortalarda zarar görenlerin korunması amacıyla bazı düzenlemeler yapılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1. maddesinde, ''İşletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.'' hükmüne, aynı Kanun'un 85/1. maddesinde, ''Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.'' hükmüne, aynı Kanun'un 85/son. maddesinde ise, ''İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.'' hükmüne yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A-1. maddesinde de, ''sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder.'' düzenlemesi yapılmıştır. Yukarıda açıklanan madde hükümlerinden, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır. Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları, korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. (EREN Fikret, Borçlar Hukuku, 9. B, s. 631 vd.; KILIÇOĞLU Ahmet, Borçlar Hukuku, 10. B., s. 264 vd.). 2918 sayılı Kanunun 86. maddesinde ise, bu Kanun’un 85. maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşullarına yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir. Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hâkimin taktirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de (S. Ünan, “Ergün A. Çetingil ve Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180) bu husus kabul edilmektedir. Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 91. maddesiyle de; işletenin aynı Kanun’un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası (Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları kapsamında değer kaybı, aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp, onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış haldeki değeri arasındaki farka ilişkin olup, araçtaki değer kaybı belirlenirken, aracın markası, yaşı, modeli ve hasar gördüğü kısımları dikkate alınarak aracın kaza tarihinden önceki ikinci el satış değerinin tespiti ile aracın tamir edildikten sonra ikinci el satış değerinin tespiti ve arasındaki fark göz önüne alınmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinde; ''Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.'' hükmü düzenlenmiştir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.5. Bölümünde belirtilen 'Kapsama Giren Teminat Türleri' başlığı altında bulunan (a) bendinde 'Maddi Zararlar Teminatı' kapsamında araçta meydana gelen değer kaybı da sayılmıştır. İlgili maddede Maddi Zararlar Teminatı; ''Hak sahibinin bu genel şartta tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır.'' olarak tanımlanmıştır. Davacı Cengiz Köse'nin nüfus kaydının UYAP sistemi üzerinden çıkarılarak dosya arasına konulmuştur. Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezine müzekkere yazılarak, 13/05/2022 tarihli kazaya nedeniyle 35 D 9001 plakalı aracın kayıtları dosya arasına konulmuştur. Davalı... Sigorta Anonim Şirketine müzekkere yazılarak, ... plakalı araca ilişkin olarak düzenlenen Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesinin, dava konusu 13/05/2022 tarihli trafik kazasına ilişkin olarak davacı... tarafından şirkete yapılan başvuru dilekçesi, dilekçenin şirkete ulaştığı tarihi gösterir tebligat evrakları, yapılan başvuru sonucunda açılan hasar dosyası ve varsa davacıya yapılan ödemeleri gösterir evrak ve kayıtlar dosya arasına konulmuştur. Dava konusu kazanın gerçekleştiği 13/05/2022 tarihi ve mevcut durum itibarıyla... plaka sayılı araçların trafik tescil ve ruhsat belgelerinin UYAP sistemi üzerinden çıkarılarak dosya arasına konulmuştur. Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığının... Soruşturma sayılı dosyası celp edilerek dosya arasına konulmuştur. Davacı vekili tarafından soruşturma dosyasının mahal ve esas bilgilerini bildirir, dava konusu aracın hangi iş ve işlemlerde kullanıldığı, aracın onarım süresince davacının hangi sebeple kazanç kaybına uğradığı, talebin kazanç kaybı mı yoksa ikame araç bedeli mi olduğu hususlarını açıklar dilekçesini mahkememize sunmuştur. Her ne kadar davalı vekilince iş bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığı iddiası ile davanın dava şartı yokluğunda usulden reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de, yerleşik Yargıtay İçtihatları ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları göz önünde bulundurulduğunda davaya konu trafik kazasının gerçekleşmesinde kazaya karışan araçların kusur oranlarının ve davacıya ait araçta oluşan değer kaybı ve ikame araç bedeli miktarlarının hesaplanmasının teknik bilirkişilerce yapılabileceği, tarafın teknik bilirkişiler vasıtasıyla belirlenebilecek hususları kendi başına belirleyerek dava açmasının kendisinden beklenemeyeceği, bu nedenle davanın belirsiz alacak davası olarak açılabileceği, belirtilen gerekçeler dahilinde davacı şirketin davayı belirsiz alacak davası olarak açmakta hukuki yararının bulunduğu, ayrıca Anayasa Mahkemesinin 20/04/2022 tarihli ve 31815 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2019/12190 Başvuru numaralı 22/02/2022 Karar tarihli kararında, belirlenebilir bir alacağın belirsiz alacak davası açılmak suretiyle talep edilmesi akabinde davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesinin davacının mahkemeye erişim hakkını kısıtlar mahiyette olduğuna ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine, hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesinin başvurulacak son çare olduğuna karar verildiği dikkate alındığında, davalı vekilinin davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi talebinin reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur. Davalı...Sigorta Anonim Şirketi nezdinde ...plakalı araca ait olarak düzenlenen Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesinin 10/09/2021 ile 10/09/2022 tarihleri arasında geçerli olduğu, teminat limitinin 50.000,00-TL olduğu görülmektedir. Dava açılmadan önce davacı tarafça yapılan başvuru çerçevesinde davalı sigorta şirketi tarafından davacı tarafa 17/08/2022 tarihinde 47.000,00-TL, 24/10/2022 tarihinde ise 3.000,00-TL ödeme yapıldığı, bu kapsamda teminat limitinin tükendiği, davalı sigorta şirketinden talep edilebilecek herhangi bir tazminat bedeli bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir. Hemen belirtmek gerekir ki usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen bir terim de bulunmamaktadır. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530). Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Örneğin bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır). Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir. Az yukarıda değinildiği gibi taraf sıfatı, usul hukukuna değil maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (defi değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hâllerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (resen) gözetilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 234- 237). Sigorta şirketinin zarar görenin doğrudan zararlarından, sigorta poliçesindeki teminat limiti dahilinde sorumluluğu bulunduğu, ikame araç bedelinin doğrudan zarar mahiyetinde olmayıp, dolaylı zarar niteliğinde olduğu, yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında davalı sigorta şirketinin ikame araç bedeli yönünden pasif husumet ehliyeti bulunmadığı anlaşılmaktadır. Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, Ödemiş Arabuluculuk Bürosunun ...Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdinde... plakalı araca ait tramer kayıtları, davalı...Sigorta Anonim Şirketi nezdinde ... plakalı araca ait olarak düzenlenen Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi, dava konusu 13/05/2022 tarihli trafik kazasına ilişkin olarak davacı tarafından şirkete yapılan başvuru dilekçesi, tebliğ evrakı, hasar dosyası ve varsa davacıya yapılan ödeme evrakları, dava konusu trafik kazasının gerçekleştiği 13/05/2022 tarihi ve mevcut durum itibarıyla ... plaka sayılı araçların trafik tescil ve ruhsat belgeleri, Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığının... Soruşturma sayılı dosyası ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın 13/05/2022 tarihinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde davacı...ye ait... plakalı araçta meydana gelen hasar sebebiyle oluşan değer kaybı bedeli ile ikame araç bedelinin belirlenmesi ile belirlenecek değer kaybı bedeli ile ikame araç bedelinin ise kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ... plakalı aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesini tanzim eden davalı ... Sigorta Anonim Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesi talebine ilişkin olduğu, davalı ...a Anonim Şirketi nezdinde... plakalı araca ait olarak düzenlenen Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesinin 10/09/2021 ile 10/09/2022 tarihleri arasında geçerli olduğu, teminat limitinin 50.000,00-TL olduğu, dava açılmadan önce davacı tarafça yapılan başvuru çerçevesinde davalı sigorta şirketi tarafından davacı tarafa 17/08/2022 tarihinde 47.000,00-TL, 24/10/2022 tarihinde ise 3.000,00-TL ödeme yapıldığı, bu kapsamda teminat limitinin tükendiği, davalı sigorta şirketinden talep edilebilecek herhangi bir tazminat bedeli bulunmadığı, sigorta şirketinin zarar görenin doğrudan zararlarından, sigorta poliçesindeki teminat limiti dahilinde sorumluluğu bulunduğu, ikame araç bedelinin doğrudan zarar mahiyetinde olmayıp, dolaylı zarar niteliğinde olduğu, yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında davalı sigorta şirketinin ikame araç bedeli yönünden pasif husumet ehliyeti bulunmadığı, açıklanan gerekçeler dahilinde sigorta poliçesi kapsamında sorumluluk limiti sona eren ve dolaylı zarar mahiyetindeki ikame araç bedelinden sorumluluğu bulunmayan davalı sigorta şirketinden tazminat talep edilebilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Açılan davanın REDDİNE, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibarıyla alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcı davanın açılışı sırasında peşin alındığından başkaca harç alınmasına gerek olmadığına, 3-Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına, 4-Davalının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A (14) maddesi gereğince ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00-TL zorunlu arabuluculuk yargılama giderinin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 6-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 03/10/2024 Katip ... e-imza Hakim ... e-imza