İlk Derece Mahkemesi · İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/682 E. 2024/867 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/682
- Karar No
- 2024/867
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/682 Esas KARAR NO : 2024/867 DAVA : Sigorta (Mal Sigortası Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 23/08/2022 KARAR TARİHİ : 03/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Sigorta (Mal Sigortası Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; "Müvekkil şirket tarafından cebri icra yoluyla satın alınan <<... Mah. ...Sk. ... İş Merkezi No:... Konak/İZMİR>> adresinde bulunan taşınmazda 30.10.2020 tarihinde İzmir'de meydana gelen deprem neticesinde ağır hasar oluşmuş ve taşınmaz hakkında yıkım kararı verilerek taşınmaz yıktırılmıştır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın düzenlemiş olduğu ağır hasarlı tespit raporu ektedir. İşbu taşınmaz, müvekkil şirket tarafından, 30.06.2020 tarihinde ... poliçe numaralı işyeri paket sigorta poliçesi ile davalı... Sigorta A.Ş.'ye sigortalattırılmıştır. Müvekkil, poliçeye konu taşınmazı cebri icra kanalı ile satın almıştır. Projeye dair elindeki belgeler sınırlıdır. Buna rağmen sigorta işlemi sırasında müvekkil şirket tarafından temin edilebilen bütün bilgi ve belgeler davalı sigorta şirketine verilmiş, müvekkilden başkaca bilgi ve belge istenmemiştir. Sigorta poliçesi 365 gün süreyle yapılmıştır ve 30.06.2020-30.06.2021 tarihleri arasında poliçede teminat altına alınan rizikoları kapsamaktadır. İşbu poliçede deprem rizikosu da 700.000 TL sigorta bedeli ile davalı tarafından teminat kapsamına alınmıştır. Nitekim 30.10.2020 tarihinde İzmir'de meydana gelen deprem sonrasında taşınmazda meydana gelen zararın poliçe kapsamında giderilmesi için davalıya başvuru yapmış olduğumuz başvurumuz, "... İşyeri binasındaki mevcut yıkım sebebinin poliçede teminat altına alınan riskler sebebiyle meydana geldiğini tevsik eden herhangi bir belge ve bulgunun olmaması sebebiyle konu hadise ile ilgili yönetilen tazminat talebinin söz konusu poliçeden karşılanmasına imkan bulunmaduğı..." gerekçesiyle hukuka aykırı olarak reddedilmiştir. Oysa ki; dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1401. maddesinde “Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.” düzenlemesi mevcuttur. Fakat davalı yan, işbu yükümlülüğüne aykırı davranmış,hiçbir somut veri sunmadan genel geçer ifadelerle edimlerini yerine getirmekten kaçınmış,müvekkilin mağduriyet yaşamasına sebep olmuştur. Yine aynı kanunun 1409. maddesinin hükmüne göre: sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesi sonucu doğan zarardan veya bedelden sigortacı sorumlu olup ;kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Somut olayda da deprem sonrası bina ağır hasar almış ve yetkili mercilerce bu durum tespit edilerek bina yıkılmıştır.Yani deprem rizikosu gerçekleşmiştir.Ancak davalı buna rağmen aslı edimini yerine getirmekten kaçınmakta ve bunu yaparken rizikonun teminat dışında kaldığında dair olarak da hukuksal olarak bir zemin oluşturamamakta veyahut buna ilişkin olarak iddiasını ispatlayamamaktadır. Faiz başlangıcı davalının temerrüde düşürülme tarihidir. Ek-3'te sunmuş olduğumuz dilekçeden de anlaşılacağı üzere;tarafımızca sigorta şirketine 27.09.2021 tarihinde başvuru yapılarak poliçe kapsamında zararının giderilmesini talep edilmiştir. Dolayısı ile davalı şirketi bu tarih itibari ile temerrüde düşmüştür.Dava, sigorta poliçesinden kaynaklanmaktadır. Sigorta sözleşmeleri 6102 sayılı TTK’nın 1483 ve devamı maddelerinde düzenlendiğinden görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Somut olayda, sigorta ettirilmiş olan taşınmaz Konak/İZMİR'de yer aldığından iş bu dava İzmir Mahkemeleri'nde açılmıştır. Tarafımızca dava şartı olan arabuluculuğa başvurulmuştur. Tarafımızca dava açmadan önce dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulmuşsa da, ekte sunulu olan son oturum tutanağından da anlaşılacağı üzere, taraflarca anlaşma sağlanamamıştır. Dava belirsiz alacak davası olarak açılmıştır. HMK'nın 107. maddesinde; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklının hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği, karşı tarafın verdiği bilgi veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda, davacının iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği belirtilmiştir. Gerçekten müvekkilin iş bu poliçeden kaynaklanan alacak miktarı,mahkemeniz aracılığı ile yapılacak bilirkişi incelemesi netleşecektir.Bu nedenle de dava belirsiz alacak davası olarak açılmıştır.Yukarıda yazılı nedenlerle belirsiz alacak davası olarak açmış olduğumuz davada fazlaya ilişkin dava ve talep hakkımız saklı kalmak kaydı ile; haklı davamızın kabulü ile şimdilik 30.000 TL'nin temerrüt tarihi olan 29/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, dava masraf ve avukatlık ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesi hususu saygı ile arz ve talep olunur." şeklinde talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Davacı taraf, ... Mah. ... Sk. No:... İzmir adresinde bulunan bağımsız bölümünün de dahil olduğu... İş merkezi isimli ana taşınmazın 30.10.2020 tarihinde İzmir’de meydana gelen deprem nedeniyle yıkım kararı verilmesine yol açacak şekilde ağır hasar gördüğünü, bilahare ana taşınmazın yıkımının gerçekleştirildiğini, bağımsız bölümün riziko tarihini ve deprem rizikosunu kapsar şekilde müvekkil şirkete sigortalı bulunduğunu, bu nedenle tamamen yıkılan bina nedeniyle poliçe teminatının kendilerine ödenmesi gerektiğini ileri sürerek vaki davayı açmıştır. Dava poliçe özel şartları, yangın sigortası ve deprem klozu genel şartları ile TTK. Sigorta hükümlerine aykırı olarak açılmıştır. Yangın sigortası/deprem klozu genel şartları hükümlerine aykırı olarak rizikodan 8 ay sonra ihbarda bulunulması ve sigorta konusunun bu aşamada ortadan kalkması nedeniyle tazminat hakkı sönmüştür. Davacıya ait sigortalı bağımsız bölümün bulunduğu ana taşınmazın ağır hasara uğramasına neden olduğu iddia edilen deprem, 30.10.2020 tarihinde gerçekleşmiştir. Rizikonun müvekkil şirkete ihbar tarihi ise 23.06.2021 tarihidir. Yangın Sigortası Genel Şartlarına bağlı deprem klozu hükümlerine göre İhtarlar 1) Sigorta ettiren, 72 saatlik sürenin bitiminden ve her halde rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde durumu sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Davacının rizikonun gerçekleşmesinden 8 ay sonra ihbarda bulunduğu dikkate alındığında kloz hükümlerinin açıkça ihlal edildiği ortadadır. Diğer taraftan ve daha da önemlisi, davacı sigortalının rizikoyu ihbar ettiği tarihte sigorta konusu bağımsız bölüm ve bulunduğu ana taşınmaz, yıkım işlemi tamamlanarak ortadan kaldırılmış, müvekkil şirketin sigorta konusu görüp incelemek hakkı kullanılamaz duruma getirilmiştir. Bina yıkılmadan önce durumun sigortacı müvekkile ihbar edilmemiş olması, Yangın Sigortası Genel Şartlarında yukarıda belirtilen mükellefiyetlerin ihlalidir. Normalde bu durumun müeyyidesi zararın artışına neden olunmuş ise artan miktarın tazmin edilmemesi şeklinde iken somut olayda sigorta konusu tamamen ortadan kalktığından sigortacının tazminat yükümlülüğünün olup olmadığını belirlemesinin gayri mümkün hale getirilmesi nedeniyle tazminat hakkının tamamen düşmesi söz konusudur. Davacı tarafın, rizikoyu ihbar etmek için binanın yıkımının bitmesini beklemesi nedeniyle binada yapım hatası, ayıp, noksan, kusur gibi durumların müvekkil tarafından tespit edilmesi olanaksız hale gelmiştir. Bu durumda artık binanın sadece depreme bağlı olarak hasar gördüğünü, ayıp, noksan, kusur durumunun söz konusu olmadığını ispat mükellefiyeti de davacı yana geçmiş bulunmaktadır. Davacı taraf, geç ihbarda bulunmanın yanında ihbar sırasında ve halen binanın deprem nedeniyle ağır hasar görmesinin sebebinin binanın ayıbından değil sadece depremin yıkıcı etkisinden kaynaklandığı ispatlayamamış, bu hususta müvekkil şirkete hiçbir bilgi ve belge ulaştırılmamış, bina henüz yıkılmadan önce bu konuyu açıklığa kavuşturmak yolunda hiçbir tespit yaptırmamıştır. Binadan karot alınması, binanın deprem nedeniyle hasar gördüğünü değil, binanın depreme dayanıklı şekilde homojen demir ve beton tatbik edilerek inşa edilmemiş olduğunu, yani binanın ayıplı olduğunu göstermektedir. Sigorta konusunun zati ayıp ve kusurlarından kaynaklanan hasarlar da teminat dışıdır. Taraflar arasında düzenlenen poliçenin özel şartlar MUAFİYET Deprem ve Yanardağ Püskürmesi Ek Klozu” başlıklı bölümünde “Deprem hasarlarında, %100 sigorta bedelinin %20 kısmı sigortalıda kalacak şekilde müşterek sigorta kapsamında poliçe düzenlendiği, ayrıca her bir hasarda sigortacının sorumlu olduğu bina sigorta bedelinin %80 kısmının %5’i oranında tenzili muafiyet uygulanacağı da kararlaştırılmıştır. Bu durumda kabul anlamına gelmemek kaydıyla, sigorta eksperinin işaret etmiş olduğu 181.478.40-TL hasar bedelinden 700.000.00-TL bina teminatı x%80 = 560.000.00-TL x%5 = 28.000.00-TL muafiyet uygulanması gerekecektir. Böylece 181.478.40-TL x%80 sigortacıda kalan kısım = 145.182.72-TL – 28.000.00-TL = 117.182.72-TL ödenebilir maksimum tazminat tutarı olarak belirmektedir. Arz edilen nedenlerle fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla, müvekkil hakkında açılan davanın reddi ile gider ve ücreti vekaletin de davacıya yüklenmesine karar verilmesini vekil eden adına saygı ile dilerim." şeklinde beyanda bulunmuştur. Dava işyeri paket sigorta poliçesi kapsamında tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, riziko adresinde bulunan binanın 30/10/2020 tarihli İzmir depreminde ağır hasar aldığını ve sonrasında yıkıldığını davalıya yapılan ihbar sonucu ödemenin yapılmadığını riskin teminat içerisinde yer aldığını iddia etmekte, davalı vekili ihbarın süresinden sonra yapıldığını bu nedenle rizikonun gerçekleşmesi halinde sigortalının yükümlülüklerini ihlal ettiğini, geç ihbar nedeniyle gerekli araştırmaların yapılamadığını bu nedenle hasarın teminat içerisinde yer almadığını savunmaktadır. Mahkememizce öncelikle riziko adresinde yer alan yapıya ilişkin, deprem sonrası riskli yapı tespit ve yıkım belgesi, plan, proje ve tüm kayıtların ilgili kurumlardan celbine karar verilmiş ve akabinde, bir inşaat mühendisi, bir jeoloji mühendisi ve sigorta uzmanı bilirkişiden oluşacak heyetten rapor alınmasına, bilirkişilerden; -taraflar arasındaki sigorta poliçesi ve dava konusu taşınmaz incelenerek, taşınmazın sigorta poliçesinde teminat altına alınan sebeplerle zarara uğrayıp uğramadığı, -Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin geç yapılması, ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olup olmadığı, olmuşsa kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilip gidilmemesi gerektiği, -Zararın cevap dilekçesinde savunulan yapının ayıbından mı yoksa depremin etkisinden mi kaynaklandığı, -sonuç itibari ile davacının poliçe özel ve genel şartlarına göre var ise muafiyetlerde gözetilerek talep edebileceği tazminat miktarının hesaplanması talep edilmiş olup Bilirkişi heyetinden alınan 07/11/2023 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmına göre; "Dava dosyasında bulunan belgeler ve bölgenin genel yapısının irdelenmesi sonucu “ Davaya konu meskenin bulunduğu zemin yapısının 30.10.2020 tarihindeki ( Afad 'a göre 6.6, Kandilli rasathanesine göre 6.9 şiddetinde) depremin ve artçılardan etkilenmesi jeolojik yapısı gereği doğal karşılanmalıdır.” kanaati oluşmuştur. * Teknik açıdan yapılan değerlendirmeler neticesinde; “Dava konusu yapıda kesit özellikleri, donatı düzenleri ve yerleşimleri açısından İlgili Belediyesince deprem yönetmeliğine uygunluğu incelenmiş, AYIPLI OLMADIĞI tespit edilmiştir. “Riskli bina inceleme raporunda” ulaşılan “Riskli Bina” değerlendirmesinin 16.02.2019 tarih ve 30688 sayı ile resmi gazetede yayımlanan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği Ek-2 açısından uygun olduğu kanaatine oybirliği ile varılmıştır.” * Dosya muhtevasında 02.11.2021 tarihli hasara ilişkin olarak ... Ekspertiz tarafından düzenlenmiş olan Ekspertiz raporunun yer aldığı, tespit edilmiştir. İlgili raporda Deprem hasarı ve poliçede yer alan muafiyet oranlarına göre yapılan hesaplamada; 181.478.40TL x % 80 sigortacıda kalan kısım= 145.182.72TL - 28.000.00TL = 117.182.72.-TL ödenebilir maksimum tazminat tutarı olarak belirmektedir. * Tüm bilgi, belge ve teknik açıdan yapılan değerlendirmeler incelendiğinde; Davalı tarafın dosya değerlendirilmesine ilişkin olarak bilgilendirme evrağını imza altına aldığı tarih olan 25.11.2021 tarihi itibari ile 117.182.72TL tutar üzerinden temerrüde düşeceği, ticari faiz uygulanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Tespit ve görüşlerimizi konunun hukuki ve nihai takdiri Sayın Mahkeme'ye ait olmak üzere saygılarımızla Arz ederiz." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. Sunulan rapor taraf vekillerine tebliğ edilmiş ve taraflarca itiraza uğramıştır. Tarafların esaslı itirazları bulunduğundan ve zarar kaleminin hangi yöntem ile hesaplandığı mahkememizce anlaşılamadığından; bir inşaat mühendisi, bir gayrimenkul değerlendirme uzmanı, bir jeoloji mühendisi ve sigorta uzmanı bilirkişiden oluşacak heyet ile birlikte keşif icra edilmiş ve bilirkişilerden; -Tarafların rapora karşı yapmış oldukları itirazlar ile birlikte, -Taraflar arasındaki sigorta poliçesi ve dava konusu taşınmaz incelenerek, taşınmazın sigorta poliçesinde teminat altına alınan sebeplerle zarara uğrayıp uğramadığı, -Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin geç yapılması, ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olup olmadığı, olmuşsa kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilip gidilmemesi gerektiği, -Zararın cevap dilekçesinde savunulan yapının ayıbından mı yoksa depremin etkisinden mi kaynaklandığı, -Sonuç itibari ile davacının poliçe özel ve genel şartlarına göre var ise muafiyetlerde gözetilerek talep edebileceği tazminat miktarının hesaplanmasının istenilmesine karar verilmiş olup Bilirkişi heyetinden alınan 06/05/2024 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmına göre; "Dosya içerisinde mevcut olduğu üzere, ... Mahallesi... sokak... İş Merkezi No:... Konak /İZMİR adresinde bulunan “İşyeri” vasıflı ve bağımsız bölüm için “son 5 yılda Hasar olmadığı beyanı ile” kaydıyla Sigortalısı ... Teknik Serv. Hizm. Ltd.Şti ile... Sigorta A.Ş. arasında "...” nolu 30/06/2020 –30/06/2021 tarihlerini kapsayan süre İŞYERİ PAKET SİGORTA POLİÇESİ le sigorta teminat örüntüsüne alındığı, İş bu poliçe ile DEPREM riskleri için 700.000,00.-TL sı sigorta bedeli ile teminat verildiği ancak poliçe % 10 enflasyon korumalı olmakla; 30.06.2020 ile 30.10.2020 arası 122 gün olup, DEPREM tarihinde poliçe teminat limiti = 700.000 * % 10 / 365 * 122 = 723.397,26.-TL sı olduğu, Dosyaya sunulan Sigorta Poliçesinde MUAFİYETLER başlığında DEPREM ve Y.P ( Yanardağ patlaması ) : Deprem Hasarları için teminat % 100 sigorta bedelinin % 20 ‘si sigortalı üzerinde kalmak kaydı ile müşterek sigorta şeklinde verilmiştir. Bu teminat ile ilgili her bir hasarda bina sigorta bedelinin sigortacının sorumlu olduğu % 80 oranındaki kısmı üzerinden % 5 oranında tenzili muafiyet uygulanır. Şartları ile meydana gelecek bir depremde, taraflar sigorta teminat limitinin % 80 - % 20 müştereken üstlenilmiştir. Bu halde, sigorta şirketi tarafından üstlenilen zarar limiti (723.397,26 TL sı teminat limitinin % 80 ‘i olan) 578.717,81.-TL sı olduğu ve ayrıca her bir hasarda, hasar miktarı üzerinden, bu limitin % 5 ‘i olan 578.717,81 * % 5 = 28.935,89.-TL muafiyet indirimi yapılacağı konusunda karşılıklı anlaşmaya varıldığı, 30.10.2020 tarihinde, taşınmazında bulunduğu İZMİR ilinde DEPREM meydana geldiği, Jeoloji Mühendisliği açısından; • Davacıya ait taşınmazın bulunduğu bölgede yerel zemin sınıfı ZE olduğu ifade edilse de, ZF olarak değerlendirilmesi gerektiği, ZF yerey zemin sınıfı “ Deprem etkisi altında çökme ve potansiyel göçme riskine sahip zeminler. ( sıvılaşabilir zeminler, yüksek derecede hassas killer, göçebilir zayıf çimentolu zeminler vb.) ” olarak tanımlandığı, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, davaya konu taşınmazın bulunduğu zemin yapısında, deprem etkisi altında iken sıvılaşmaya ilişkin olarak zemin yumuşaması, oturma, şişme, kırılma, çökme, yan yatma vd.gibi yapılarda kitlesel hareketler beklenmesini mümkün olduğu, İnşaat Mühendisliği tespitleri açısından; • Gerek binanın yapımı sırasında şartnamelere uygun beton üretilmemiş olması ve gerekse betonarme projedeki donatı düzeni ile ilgili öngörülen tasarım hataları nedeniyle yapının deprem öncesinde de kendi zafiyeti olduğunu ortaya koyduğu, Lakin bu zaafiyetin sigortalı tarafından gözlemsel inceleme ile bilinmesinin mümkün olduğunun söylenemeyeceği, Sayın Mahkemenizce önceki bilirkişi raporu yönünde kanaate ulaşılması ve davacının maliki olduğu bağımsız bölümün bulunduğu ana yapının 30/10/2020 günü meydana gelen depremden ağır hasar alması nedeniyle sigorta poliçesi kapsamında davalıdan tazminat alabileceğine hükmedilmesi halinde davacının riziko tarihi itibariyle talep edebileceği tutarın aşağıdaki şekilde hesaplanması gerektiği kanaatine varıldığı, Dava konusu yapı III- B grubu yapı sınıfına dahil olup, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 10/03/2020 gün ve 31064 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Mimarlık ve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak 2020 yılı Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri Hakkında Tebliğ’e göre III- B grubu yapı sınıfına giren yapıların yaklaşık birim maliyeti 1.450-TL/m2 olarak verildiği, Ancak 2020 yılı başında açıklanan maliyetlerin deprem tarihi itibariyle (30/10/2020) güncelliğini kaybetmesi nedeniyle birim m² yeniden yapım yaklaşık maliyetini TUİK inşaat maliyet endeksine göre güncellemek gerektiği kanaatine varıldığından yeni birim maliyet;1.450 x (kasım 2020 endeks / ocak 2020 endeks)=1450 x 1,18 (KDV) x 234,07/202,04 =1.982,25-TL/m2 olarak hesaplanmakla, Ayrıca dava konusu taşınmaz için ilk yapı ruhsatı 31/05/1983 tarihinde, yapı kullanma izin belgesi ise 23/12/1989 tarihinde düzenlenmiş olup buna göre 35 yaşında olan yapının 02/12/1982 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan “Binalarda Aşınma Paylarına İlişkin Oranları Gösteren Cetvele göre yıpranma oranı %32 olup, buna göre davacının talep edebileceği yeniden yapım bedeli tazminat tutarı yıpranma oranı düşüldükten sonra deprem tarihi itibariyle (30/10/2020) (sigorta poliçesinden kaynaklanan muafiyetlar hariç): 1.982,25- TL/m² (birim yeniden yapım bedeli ) x 139 m² (brüt işeri kullanım alanı) x (1-0,32) (yıpranma) = 187.362,26-TL olarak hesaplandığı, Sigorta Teminatları açısından ; • KONU OLAYDA, sigorta teminat kapsamına alınan taşınmazın depremden zarar gördüğü söylenebilmekle, normal koşullar altında konu olayda, Deprem, …in doğrudan veya dolaylı neden olacağı …. bütün zararlarkapsamı mevcut olabileceğinin söylenebileceği, ANCAK Teknik heyet tarafından yapılan incelemelerde, gerek binanın yapımı sırasında şartnamelere uygun beton üretilmemiş olması ve gerekse betonarme projedeki donatı düzeni ile ilgili öngörülen tasarım hataları nedeniyle yapının deprem öncesinde de kendi zafiyeti olduğu tespiti yapılması ve Depreme dair Genel Şartlar bakımından, Deprem ve Yanardağ Püskürmesi Klozunda, Yangın Sigortası Genel Şartları Hükümleri Saklı Kalmak Kaydıyla; hükmü bulunduğu Bu nedenle olayda Yangın Sigortası Genel Şartlarında TEMİNAT DIŞI HALLERE bakıldığında, A.4- Teminat Dışında Kalan Haller Aşağıdaki haller sigorta teminatının dışındadır: 4.4- Yangın çıkarmaksızın; sigortalı şeylerin kendi ayıplarından, mayalanmalarından, kavrulmalarından veya bünyelerinde meydana gelen bozulmalar ile kavrulmalar nedeniyle uğradıkları zararlar. Hükmü gereği, Teknik heyet tarafından yapılan incelemelerde, gerek binanın yapımı sırasında şartnamelere uygun beton üretilmemiş olması ve gerekse betonarme projedeki donatı düzeni ile ilgili öngörülen tasarım hataları nedeniyle yapının deprem öncesinde de kendi zafiyeti olduğu tespitinin, Teminat dışı haller arasında sayılan 4.4- Yangın çıkarmaksızın; sigortalı şeylerin kendi ayıplarından, mayalanmalarından, kavrulmalarından veya bünyelerinde meydana gelen bozulmalar ile kavrulmalar nedeniyle uğradıkları zararlar. Kapsamında olup olmadığının değerlendirilmesi gerekeceği, Lakin bu değerlendirmenin Sayın Mahkemeye ait olduğu, - EĞER SAYIN MAHKEMECE, teknik heyet tarafından YAPILAN TESPİTİN değerlendirmesi ile olayda teminat dışı halin varlığı kabul edilir ise , sigorta şirketi bakımından bir ödeme sorumluluğu olmadığı söyleneceği, - EĞER SAYIN MAHKEMECE, teknik heyet tarafından YAPILAN TESPİTİN değerlendirmesi ile olayda teminat dışı halin varlığı olmadığı kabul edilir ise, sigorta şirketi bakımından ödeme sorumluluğu olduğu söylenebilecek olup bu halde hesaplama yapılması gerekeceği, Bu durumda da, teknik heyet tarafından hesaplanan 187.362,26-TL sı hasar miktarından % 80 ‘ e ait teminat limitinini % 5’i olan 28.935,89.-TL muafiyet indirimi yapılarak ÖDENEBİLİR ZARARIN = 187.362,26 – 28.935,89 = 158.426,37.-TL olarak hesap edileceği, Tespitleri , tüm hususların takdiri Sayın Hâkimliğinize ait olmak üzere saygılarımızla arz olunur." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. Mahkememizce aldırılan her iki rapor arasında açık çelişkinin bulunduğu bu hali hüküm kurulamayacağı görülmekle, raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek ve mahkememizin önceki ara kararlarını karşılar nitelikte rapor düzenlenmesi için dosyanın öğretim görevlisi bir inşaat mühendisi bilirkişisine tevdine karar verilmiş olup Bilirkişiden alınan 16/08/2024 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmına göre; "Davaya konu yapı, 30 Ekim 2020 tarihli İzmir Depreminden sonra ağır hasarlı olarak nitelendirilip yıkılmış olduğundan, Mahkeme'nin belirlenmesini istediği hususlar, dava dosyasındaki belgeler incelenerek (dosya üzerinden) tespit edilmiştir. Dava dosyasında, 01.10.2023 tarihli ve 06.05.2024 tarihli 2 (iki) adet bilirkişi heyeti raporu bulunmaktadır. Dava dosyasındaki 01.10.2023 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle, dava konusu binanın bulunduğu zeminin sıvılaşma açısından riskli olduğu; söz konusu zemin yapısının 30 Ekim 2020 tarihli İzmir Depremi ve artçılarından etkilenmesinin jeolojik yapısı gereği doğal olduğu; teknik açıdan yapılan değerlendirmeler neticesinde; dava konusu yapıya ait betonarme elemanların kesit özelliklerinin, donatı düzenlerinin ve yerleşimlerinin ilgili Belediye tarafından, deprem yönetmeliğine uygunluğunun incelenmiş olduğu ve dava konusu yapının ayıplı olmadığının tespit edildiği belirtilmiştir. Dava dosyasındaki 06.05.2024 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle, dava konusu binaya ait riskli yapı tespit raporunun incelenmesi neticesinde, beton test çekici uygulamaları sonucunda, ortalama beton dayanımının 18,66 MPa olarak tespit edildiğinin anlaşıldığı; bu değerin, dava konusu binanın tabi olduğu 1975 Deprem Yönetmeliği'nde istenen asgari 14 MPa değerinin çok üstünde olduğu; ancak, beton test çekici kullanılarak elde edilen beton basınç dayanım değerinin, doğru sonuçları ortaya koyamadığı ve yanıltıcı sonuçlar çıkmasına neden olabildiği; bu nedenle, aynı parsel içerisinde bulunan, aynı zamanda yapılan, ancak ağır hasarlı tespiti yapılmadan riskli yapı çalışması yapılan ve beton karot örneği alınan diğer blokların beton dayanım değerlerinin incelendiği; beton karot örneği alınan söz konusu diğer bloklardaki beton dayanım değerlerinin, 1975 Deprem Yönetmeliği'nde istenen asgari 14 MPa değerinin altında olduğu; bundan bahisle, dava konusu yapının depremde ağır hasar aldığı düşünüldüğünde, dava konusu binanın gerçek beton dayanımının, beton karot örneği alınan diğer blokların beton dayanım değerinden daha düşük olabileceği fikrine varıldığı; dava dosyasında bulunan dava konusu binaya ait riskli yapı tespit raporunun incelenmesi neticesinde, söz konusu raporun 35. Sayfasında yer alan dava konusu binaya ait kolon şemasında etriye aralıklarının 25 cm olarak gösterildiği; bu değerin (25 cm'lik etriye aralığının), dava konusu binanın tabi olduğu 1975 Deprem Yönetmeliği'nin 6.6.5., 6.6.5.1., 6.6.5.2. ve 6.6.5.3. hükümlerine aykırı olduğu; bundan bahisle, dava konusu binaya ait projenin de tabi olduğu deprem yönetmeliğine uygun olarak hazırlanmadığının görüldüğü; gerek binanın yapımı sırasında şartnamelere uygun beton üretilmemiş olması ve gerekse betonarme projedeki donatı düzeni ile tasarım hataları nedeniyle , dava konusu binanın deprem öncesinde de zafiyeti olduğu belirtilmiştir. Dava dosyasındaki CD'de, dava konusu binaya ait; 13.4.2021 tarihli,... Yapı Denetim Ltd. Şti. tarafından hazırlanan “Riskli Yapı Tespit Raporu” bulunmaktadır. Söz konusu raporda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 29.12.2020 tarih ve E... sayılı yazısına istinaden; riskli yapı tespiti esnasında, beton dayanımı ve donatı tespitinde tahribatlı olarak yapılması gereken işlemlerin yerine, tahribatsız yöntemler kullanılarak beton dayanımı ve donatı tespitinin yapıldığı, mevcut yapının yerinde yapılan tespitte mevcut kolon kiriş birleşim bölgelerinde belirgin düzeyde çatlamaların görüldüğü ve duvarların kısmen yıkıldığı tespit edildiği yazılıdır. Dava dosyasındaki CD'de bulunun söz konusu Riskli Yapı Tespit Raporunun incelenmesi neticesinde; söz konusu raporda, dava konusu yapıdaki hasarları da gösteren, İçeriden ve dışarıdan çekilen fotoğrafların bulunduğu; dava konusu binadaki düşey taşıyıcı elemanlara (kolonlara) ait donatı görüntüleme (röntgen) raporlarının bulunduğu; beton test çekici deney raporunun bulunduğu ve dava konusu binanın zemin katında, 1 inci katında ve 2 inci katında bulunan, S1, S2, S3 ve S4 numaralı kolonlara ait donatı şemasına yer verildiği anlaşılmıştır. Dava dosyasındaki CD'de bulunan Riskli Yapı Tespit Raporundaki tüm fotoğraflarının incelenmesi neticesinde; dava konusu binanın bazı kolon-kiriş bölgelerinde ciddi mertebelere varan ayrılma ve çatlakların olduğu; bazı kolon-duvar birleşim bölgeleri ile bazı kiriş-duvar birleşim bölgelerinde ciddi mertebelere varan ayrılmalar olduğu ve bazı duvarlarda (X) şeklinde, derin ve geniş kesme (deprem) çatlaklarının oluştuğu görüş ve kanaatine ulaşılmıştır. Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporlarının birlikte incelenmesi ve değerlendirilmesi neticesinde, dava konusu binanın bulunduğu zeminde sıvılaşma riskinin olabileceği görüş ve kanaatine varılmıştır. Sıvılaşma özetle, yatay deprem yükleri neticesinde; suya doygun zeminin dayanıklılığını kaybederek katı yerine, sıvı gibi davranması durumudur. Sıvılaşma, binaların altında meydana geldiğinden dolayı sıvılaşan zemin, yapıların temelini destekleme özelliğini kaybeder. Bu durumda sıvılaşan zemin üzerindeki binalar; devrilebilir, kayabilir, yan yatabilir ya da kısmen veya tamamen zemine gömülebilir. Dava dosyasındaki CD'de bulunan Riskli Yapı Tespit Raporundaki tüm fotoğraflarının (binanın içinden ve dışından çekilen fotoğraflar ile hasarları gösteren fotoğrafların) incelenmesi ve değerlendirilmesi neticesinde; dava konusu binada, sıvılaşma neticesinde devrilme, kayma, yan yatma, kısmen veya tamamen zemine gömülme eğiliminin oluşmadığı; yukarıda belirtilen dava konusu binadaki ayrılma ve çatlakların konumları ve mertebeleri dikkate alındığında; söz konusu çatlakların ve ayrılmaların tamamının, yatay yükler (deprem yükleri) neticesinde, betonarme yapılarda gözlemlenen yapısal hasarlar olduğu görüş ve kanaatine ulaşılmıştır. Dava dosyasındaki CD'de bulunun Riskli Yapı Tespit Raporunun incelenmesi neticesinde; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 29.12.2020 tarih ve ... sayılı yazısına istinaden; riskli yapı tespiti esnasında beton dayanımının, beton test çekici kullanılarak hesaplandığı ve bu şekilde elde edilen ortalama beton dayanımının 18,66 MPa olduğu anlaşılmıştır. Beton test çekici kullanılarak hesaplanan ortalama beton dayanımı, bilimsel olarak net ve doğru sonuçlar vermemekle birlikte, binanın beton dayanımı hakkında sadece ön bilgi vermektedir. Herhangi bir binanın beton dayanımı hakkında, bilimsel açıdan net ve doğru bilgi edinebilmek için; söz konusu binanın betonarme taşıyıcı elemanlarından, standartlarda belirtilen yeter sayıda beton karot örneklerinin alınması ve bu örneklerin yine standartlarda belirtilen uygun koşullarda beton basınç deneyine tabi tutulması gerekmektedir. Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; ağır hasarlı olarak değerlendirilerek yıkılan dava konusu binadan beton karot örnekleri alınmadan, sadece beton test çekici kullanılarak elde edilen ortalama beton dayanım değerine bakılarak, dava konusu binaya ait beton basınç dayanımının, tabi olduğu 1975 Deprem Yönetmeliği'nde istenen asgari 14 MPa değerini sağlayıp sağlamadığı hususunda net bir değerlendirmede bulunmanın, bilimsel ve teknik açıdan eldeki veriler dikkate alındığında mümkün olamayacağı görüş ve kanaatine ulaşılmıştır. Ayrıca, dava dosyasındaki 06.05.2024 tarihli bilirkişi heyeti raporunda belirtildiği gibi; aynı parsel içerisinde bulunan, aynı zamanda yapılan, ancak ağır hasarlı tespiti yapılmadan riskli yapı çalışması yapılan ve beton karot örneği alınan diğer blokların beton dayanım değerlerine bakılarak, dava konusu binanın beton dayanım değerinin, tabi olduğu 1975 Deprem Yönetmeliği'nde istenen asgari 14 MPa değerinden düşük olabileceği değerlendirmesinde bulunmanın, bilimsel bir değerlendirme olmayacağı görüş ve kanaatine ulaşılmıştır. Zira; aynı parsel üzerinde, aynı anda imal edilen, aynı özelliklere ve projeye sahip binaların/blokların bile beton dayanım değerleri, betonun döküm şekline, sıkıştırılmasına ve çevresel koşullardan korunmasına bağlı olarak aynı olabileceği gibi birbirinden farklı da olabilir. Dava dosyasındaki CD'de bulunun Riskli Yapı Tespit Raporunun incelenmesi neticesinde; söz konusu raporun 35. sayfasında, dava konusu binanın zemin katında, 1 inci katında ve 2 inci katında bulunan; S1, S2, S3 ve S4 numaralı kolonlara ait donatı şemasına yer verildiği anlaşılmıştır. Söz konusu kolon donatı şemasının incelenmesi neticesinde; dava konusu binanın zemin katında, 1 inci katında ve 2 inci katında bulunan S1, S2, S3 ve S4 numaralı kolonlardaki yatay donatıların (etriyelerin) 25 cm aralıkla yerleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Söz konusu donatı şemasında, kolon sarılma bölgesinde etriye aralığının sıklaştırılması gerektiği gösterilmemiştir. Dava dosyasındaki CD'de bulunun Riskli Yapı Tespit Raporundaki donatı şeması tek başına dikkate alındığında; ... numaralı kolonlardaki yatay donatı (etriye) aralık değerinin (25 cm.'lik etriye aralığının) ve kolon sarılma bölgesinde etriye sıklaştırmasının gösterilmemesinin, dava konusu binanın tabi olduğu 19/75 Deprem Yönetmeliği'nin 6.6.5., 6.6.5.1., 6.6.5.2. ve 6.6.5.3. hükümlerine aykırı olduğu değerlendirilmesinde bulunulabilir. Ancak, dava dosyasındaki CD'de bulunan, dava konusu binaya ait; 13.4.2021 tarihli,...Yapı Denetim Ltd. Şti. Tarafından hazırlanan Riskli Yapı Tespit Raporundaki düşey taşıyıcı elemanlara (kolonlara) ait donatı görüntüleme (röntgen) raporlarının değerlendirilmesi neticesinde; dava konusu binadaki diğer kolonlarda (zemin katta bulunan ve S1, S2, S3 ve S4 numaralı kolonlar dışındaki seçilen diğer kolonlarda) yapılan görüntüleme işlemleri sonrasında, etriye aralıklarının 2 (iki) adet kolonda 19 cm olduğunun; 19 (ondokuz) adet kolonda 20 cm olduğunun ve 6 (altı) adet kolonda 21 cm olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. Riskli yapı tespit raporundaki görüntüleme formlarında, kolon sarılma bölgelerinde etriye sıklaştırmasına rastlanıldığı belirtilmediği gibi, S1, S2, S3 ve S4 numaralı kolonlarda da görüntüleme işlemi yapıldığına dair herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Ayrıca dava dosyasında, dava konusu binaya ait onaylı betonarme proje ozaliti de bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava dosyasında bulunan Riskli Yapı Tespit Raporundaki kolon donatı şeması ile düşey taşıyıcı elemanlara (kolonlara) ait donatı görüntüleme (röntgen) raporlarının birbiriyle örtüşüp örtüşmediği; dava konusu binadaki betonarme taşıyıcı elemanların, betonarme projesine uygun olarak imal lip edilmediği; dava konusu binadaki düşey taşıyıcı elemanlardaki donatıların, betonarme projesine uygun olarak yerleştirip yerleştirilmediği, düşey taşıyıcı elemanlardaki (kolonlarda) etriye aralıkları ile kolon sarılma bölgesinde yapılması gereken etriye sıklaştırmasının, dava konusu binanın tabi olduğu 1975 Deprem Yönetmeliği'nin 6.6.5., 6.6.5.1., 6.6.5.2. ve 6.6.5.3. hükümlerine uygun olup olmadığı konularında net bir değerlendirmeye varılamamıştır. Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporlarının ve Riskli Yapı Tespit Raporunun birlikte incelenmesi ve değerlendirilmesi neticesinde; dava konusu binanın ayıplı bir bina olup olmadığı hususunda net bir değerlendirmeye ulaşılmasının eldeki veriler dikkate alındığında mümkün olamayacağı görüş ve kanaatine ulaşılmıştır. Dava konusu binanın ayıplı bir bina olup olmadığının, projesine uygun olarak yapılıp yapılmadığının ve dava konusu binanın taşıyıcı sisteminin tabi olduğu 1975 Deprem Yönetmeliği'ne uygun olup olmadığının tespiti için, dava konusu bina yıkılmadan önce, dava konusu binadaki betonarme taşıyıcı elemanların mahallinden betonarme projesi ile uyumlu olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği; dava konusu binanın beton dayanım değerinin, beton karot örnekleri alınarak belirlenmesi gerektiği; görüntüleme ve tahribatlı yöntemlerle betonarme taşıyıcı elemanlardaki donatıların tespit edilip, tespite esas donatıların betonarme projesindeki donatılarla uyumlu olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği; yukarıda belirtildiği şekilde tespit edilecek dava konusu binaya ait beton dayanım değeri ile donatılarının, dava konusu binanın tabii olduğu 1975 Deprem Yönetmeliği'ne uygun olup olmadığının ancak bu yöntemle net bir şekilde değerlendirilebileceği; ayrıca, tüm bu değerlendirmeler sonucunda elde edilecek veriler ışığında, dava konusu binaya ait betonarme taşıyıcı sistemin, lisanslı bilgisayar programı kullanılarak, 1975 Deprem Yönetmeliğine uygun olup olmadığının hesapla (analizle) ortaya konulması gerektiği görüş ve kanaatine ulaşılmıştır. İşbu bilirkişi raporunda, bilirkişinin uzmanlık alanına girmeyen; - Dava konusu binanın, sigorta poliçesinde teminat altına alınan sebeplerle zarara uğrayıp uğramadığı hususunda, - Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildiriminin geç yapılması, ödenecek tazminatta ve bedelde artışa neden olup olmadığı, olmuşsa kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilip gidilmemesi gerektiği hususunda, - Davacının poliçedeki özel ve genel şartlara göre var ise muafiyetler de gözetilerek talep edebileceği tazminat miktarının hesaplanması hususunda görüş ve değerlendirmede bulunulmamıştır." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. Somut olayda, taraflar arasında 30/10/2020 tarihli İzmir depreminde ağır hasar aldığı belirlenen binaya ilişkin riziko tarihini kapsar şekilde işyeri paket sigorta poliçesinin bulunduğu, mahkememizce aldırılan ilk raporda yapının yapıldığı yıl yönetmeliğine uygun olduğunun belirlendiği (9. Sayfa), ikinci raporda yapı yönünden yapılan değerlendirmenin kesin kanaatlere değil ihtimaller üzerine dayandırıldığı bu hali hüküm kurulmasının mümkün görülmediği anlaşıldığından ve raporlar arasındaki çelişki yapının özelliğine ilişkin olduğundan çelişkinin giderilmesi için yeni bir rapor aldırılmış ve sunulan son raporda her iki raporunda irdelendiği çelişkinin giderildiği, sonuç itibariyle riziko tarihinde meydana gelen hasarın teminat içerisinde yer almadığının davalı sigorta şirketi tarafından ispat edilmesi gerektiği ve dosyaya sunulan son raporda hasarın teminat içerisinde yer almadığına ilişkin kesin bir ibarenin bulunmadığı ayrıca sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirmekle yükümlü ise de, bildirimin geç yapılmış olması ancak ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olmuşsa, kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidileceği TTK' nun 1446/2. Maddesinde düzenlendiğinden somut olayda ise ihbarın geç yapılmış olması zararı arttırmadığından davalının bu yöndeki savunmasına itibar edilmeyerek 2. Bilirkişi raporunda ki hesaplama hükme esas alınarak davanın kabulüne, - kabul edilen bedel yönünden davalı sigorta şirketi başvuru tarihinden itibaren 45 gün sonra temerrüte düşecek ise de, davacı vekili 29/09/2021 tarihinden itibaren faiz talep ettiğinden davalı sigorta vekili cevap dilekçesinde başvurunun 23/06/2021 tarihinde yapıldığını belirttiğinden talep ile bağlı kalınarak 29/09/2021 tarihinden itibaren avans faiz işletilmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, 158.426,00 TL'nin davalıdan 29/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, 2-Alınması gereken 10.822,08 TL karar ve ilam harcının yatan 2.706,33 TL peşin harç ve tamamlama harcından mahsubu ile eksik kalan 8.115,75 TL' nin davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına, 3-Yargılama sırasında davacı tarafından yatırılan ve harcanan 2.706,33 TL peşin harç, 80,70 TL başvurma harcı ve 3.030,30 TL keşif harcı, 1.129,25 TL posta ve diğer giderler ile 23.000,00 TL bilirkişi masrafı olmak üzere toplam 29.946,58 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan A.A.Ü.T. uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 5-6325 sayılı HUAK uyarınca, suçüstü ödeneğinden karşılanan 1.560,00 TL arabuluculuk giderinin davalıdan alınarak Hazine' ye irat kaydına, 6-Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek ve 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesine hitaben mahkememize verilecek istinaf dilekçesi ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 03/10/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır