İlk Derece Mahkemesi · 5. Asliye Ticaret Mahkemesi

5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/153 E. 2026/435 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
5. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2026/153
Karar No
2026/435
Karar Tarihi

T.C. ...5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/153 Esas - 2026/435 T.C. ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/153 KARAR NO : 2026/435

GEREKÇELİ KARAR T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

DAVA : İtirazın iptali DAVA TARİHİ : 20/02/2026 KARAR TARİHİ : 16/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 25/06/2026

Davacı tarafından davalı hakkında açılan itirazın iptali davasının mahkememizde yapılan yargılaması sonunda ; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP ; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle davacı ile davalı arasında 13/04/2022 tarihinde ... Mühendislik çatı üzeri 475,2 kwp güneş enerji santrali yapım işi sözleşmesi kurulduğunu, sözleşmenin 16. maddesinde işin bitirme süresinin 105 gün belirlendiğini, davalının 28/07/2022 tarihinde bitmesi gerekirken işi 10/08/2023 tarihinde bitirdiğini iddia ettiğini, davacının kabulü yapılmadan faaliyete geçen eserin ayıplı olduğunu, birçok aksaklık içerdiğini, eksik ve hiç yapılmayan imalatların ..... .... .... Değişik İş nolu dosyasında yapılan delil tespiti ile belirlendiğini, sözleşmenin 19. maddesine göre davalının cezai koşul ödemesi gerektiğini, davacının 29/07/2022-10/08/2023 tarihleri arasında ve sözleşme bedelinin % 15'i olan 40.800,00 Usd ceza koşulu alacağının tahsili için ......Esas nolu dosyası ile başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek şimdilik 100,00 Usd'lik bölümüne itirazın iptaline, icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davanın ...10. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas nolu dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP ; Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davacının kısmi dava açmasında hukuki yararının bulunmadığını, davacının 31/07/2024 tarihinde zorunlu arabuluculuğa başvurmasından itibaren 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra davayı açtığından davanın usulden reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacının yetkilisi ...'ın 29/08/2023 tarihli geçici kabul tutanağı ile işi kabul ettiğini, davalı sözleşmeyi feshetmediğinden ve herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın Ges kabulünü yaptığından cezai şart talep etmesinin mümkün olmadığını, davacının davalıya hiç bir eksik ve ayıplı iş ihbarında bulunmadığını savunarak davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER ; ...11. Asliye Ticaret Mahkemesinin getirilen ...Esas 2026/164 Karar nolu dosyasında davacı ... Enerji Anonim Şirketi tarafından davalı ... Mühendislik Makina İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında aynı sözleşmeden doğan alacağın tahsili için ...1. Genel İcra Dairesi Müdürlüğünün 2023/249675 Esas nolu dosyası ile başlatılan icra takibine davalının itirazın iptali talebi ile dava açılmış, 26/02/2026 tarih ve ...Esas 2026/164 Karar nolu karar ile davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. ...5. Genel İcra Dairesi Müdürlüğünün getirilen 2024/40469 Esas nolu dosyasında davacı tarafından davalı hakkında 25/06/2024 tarihinde, 13/04/2022 tarihli sözleşmenin 19.9 maddesi uyarınca işin tamamlanması için son gün olan 29/07/2022 tarihinden itibaren ifaya ek olarak talep edilen gecikme cezası 40.800,00 Usd'nin fiili ödeme tarihindeki karşılığının takip tarihinden itibaren işleyecek mevduat faizi ile birlikte tahsili talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, ödeme emri davalıya 02/07/2024 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili aracılığı ile 01/07/2024 tarihinde borca ve tüm ferilerine itiraz etmiştir. ...Arabuluculuk Bürosunun 2024/9750 Büro Dosya 2024/101890 Arabuluculuk Dosya nolu dosyasında davacı 31/07/2024 tarihinde davalı hakkında ......Esas nolu dosyasına yapılan itirazın iptali talebi ile başvuruda bulunmuş, 16/08/2024 tarihinde görüşme sonucu anlaşamama şeklinde arabuluculuk son tutanağı düzenlenmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE ; Mahkememizce yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacının davalı ile arasındaki eser sözleşmesine göre ceza koşulu alacağının tahsili talebi ile ......Esas nolu dosyası ile davalı hakkında ilamsız icra takibi başlattığı, davalının süresi içinde borca ve ferilerine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durduğu, davacının davalı hakkında itirazın iptali için ...Arabuluculuk Bürosunun 2024/9750 Büro Dosya nolu dosyası ile 31/07/2024 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu, arabuluculuk sürecinin 16/08/2024 tarihinde anlaşamama ile sonuçlandığı sonucuna varılmıştır. Dava dilekçesinde davanın birleştirilmesi talep edilen ...11. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas nolu, dosyasında 26/02/2026 tarih ve ...Esas 2026/164 Karar nolu karar ile karar verilmesi nedeni ile davanın birleştirilmesi talebi değerlendirilememiştir. İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrası gereğince itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun 16. maddesinin 2. fıkrasına göre arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrasının başka şekilde anlaşılması mümkün olmayacak derecede açık görünmesine karşın uygulamada karşılaşılan çeşitli durumlarda dava açma süresinin başlama tarihi tartışma konusu olmaktadır. Kısmi davada, dava açılmasının sonuçları doğal olarak dava edilen kısım açısından doğar. Örneğin zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesilir. Hak düşürücü süre de aynı şekilde sadece dava edilen kısım için korunur. Yargıtay da bu niteliğe uygun olarak itiraz kendisine tebliğe edilmeyen alacaklının itirazın iptali davasını kısmi dava olarak açması durumunda dava açma süresini kısmi davanın açıldığı tarihte başlatmaktadır. Yargıtay kararlarında bu kabulünün gerekçeleri değişik şekillerde açıklanmıştır. Bir kararda kısmi itirazın iptali davası açan davacının dava tarihinde itirazı tebliğ aldığı kabul edileceği gerekçesine dayanılmış, ayrıntıya girilmemiştir: “2-Davacı yan bankacılık hizmetleri sözleşmesine dayalı olarak 74.936,44 TL asıl alacak olmak üzere toplam 93.583,12 TL alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL alacağa yönelik itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında 01.07.2013 tarihinde talebini toplam 93.358,33 TL olarak ıslah etmiştir. İİK'nın 67/1 maddesi uyarınca itirazın iptali davası, borçlunun itirazının alacaklıya tebliği tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmektedir. Somut olaya gelindiğinde; davalı borçlunun süresi içerisinde icra dairesine 21.04.2005 tarihinde yaptığı itiraz, davacı alacaklı vekiline tebliğ edilmediği için 07.02.2008 tarihinde 10.000 TL'lik kısım yönünden açılan itirazın iptali davası süresinde ise de, davacı alacaklının en geç dava tarihinde davalı borçlunun itirazını tebliğ aldığı kabul edileceğinden dava tarihinden itibaren 1 yıllık süre geçtikten sonra, 01.07.2013 tarihinde ıslah edilen miktar yönünden itirazın iptali davasına ilişkin 1 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden, mahkemece bu sürenin resen gözetilerek, ıslah edilen kısım yönünden davanın hak düşürücü süreden reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle ıslah edilen kısım yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 26/03/2015 tarih ve 2014/7124 Esas 2015/4358 Karar nolu kararı) Başka bir kararda ise dava tarihi ile ıslah tarihi arasında hak düşürücü sürenin geçip geçmediğine bakılmış, başka bir değerlendirme yapılmamıştır: “2-Dava İİK'nın 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasıdır. İtirazın iptali davasının dava şartlarından biri, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren 1 yıl içinde açılmasıdır. Davacı 04/02/2011 tarihinde 5385,43 TL dava değeri göstererek davasını açmıştır. Yargılamanın devamında 05/06/2013 tarihli dilekçesi ile davasını 16.169,15 TL olarak ıslah ettiğini bildirmiş ise de, yapılan ıslahın tarihi dikkate alındığında 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece davaya konu edilen 5.385,43 TL dışındaki talep yönünden hak düşürücü süre dolduğundan istemin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23/01/2017 tarih ve 2016/8970 Esas 2017/314 Karar nolu kararı) Başka bir Yargıtay kararında ise gerekçe olarak “ıslah edilen miktar için ıslah tarihi itibariyle 1 yıllık hak düşürücü süre geçmesi” gösterilmiştir: “2) Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca, eksik iş bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı taraf, icra takibinde 20.000,00 TL asıl alacak ve 6.869,59 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 26.869,59 TL alacağın tahsilini istemiş, 02.04.2014 tarihli dava dilekçesinde dava değerini 2.000,00 TL olarak göstermiş ve bu miktar üzerinden harcı yatırmıştır. 14.07.2015 tarihli ıslah dilekçesinde ise davayı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL üzerinden açtıklarını, taleplerini 7.800,00 TL arttırarak neticeten talebini 9.800,00 TL olarak ıslah ettiğini bildirmiş, aynı hususu son celsede de beyan etmiştir. İİK'nın 67/1. maddesi uyarınca itirazın iptali davasının, borçlunun itirazının alacaklıya tebliği tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmektedir. Somut olayda, ıslah tarihi itibariyle, ıslah edilen miktar yönünden itirazın iptali davasına ilişkin 1 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olup mahkemece bu husus re'sen gözetilerek, ıslah edilen kısım (7.800,00 TL) yönünden davanın hak düşürücü süreden reddi gerekirken, kabulü doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.“ (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 13/12/2018 tarih ve 2016/4520 Esas 2018/5810 Karar nolu kararı) İtirazın iptali davasının zorunlu arabuluculuğa tabi olması durumunda, hak düşürücü sürenin ne zaman başlayacağı hususunda bölge adliye mahkemelerinin kararları arasında farklılık oluşmuş ve bu farklılık Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16/09/2024 tarih ve 2024/3074 Esas 2024/6421 Karar nolu bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararına konu olmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu kararında önce yerleşik içtihadına değinmiş, hak düşürücü sürenin özelliklerini açıklamış, ardından dava açma süresinin başlangıcının arabuluculuk anlaşamama tutanağının imzalandığı tarih olarak kabul edilmesinin alacaklı aleyhine genişletici yorum yapılması olduğu sonucuna varmış ve uyuşmazlığı “anlaşamama tutanağının imza tarihinden itibaren başlamayacağı, itirazın davacı-alacaklıya tebliğ edildiği tarihte başlayacağı” şeklinde gidermiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihadında belirtilen durumda itiraz kendisine tebliğ edilmeden icra hukuk mahkemesine itirazın kaldırılması için başvuran alacaklının icra hukuk mahkemesine başvuru tarihte itirazı tam olarak öğrendiği kabul edilmekte ve itirazın iptali davası açma süresi de bu tarihte başlatılmaktadır. Burada alacaklıya İcra ve İflas Kanununun 21. maddesinin 1. fıkrası gereğince Tebligat Kanununa uygun olarak yapılmış bir tebligat olmadığı, başka bir deyişle aynı Kanun’un 67. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere itirazın tebliğ edilmediği, dolayısı ile dava açma süresinin başlamayacağı tartışmasızdır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/02/2019 tarih ve 2018/602 Esas 2019/218 Karar nolu kararında itirazın kaldırılması için icra hukuk mahkemesine başvuran alacaklının o tarihte itirazın tebliğ ile aranan öğrenme ve belgelendirme unsurlarının aynı anda tümüyle gerçekleştiği kabul edilmiştir. Bu durumda bile itirazın Tebligat Kanununa uygun olarak tebliğ edilmediği görüşü de savunulabilir. Çünkü burada itirazın tebliğ edildiği sonucuna yorum yolu ile ulaşılmıştır. Kanun'un açık hükmüne göre ise bu durumda itiraz alacaklıya tebliğ edilmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/06/2019 tarih ve ... Karar nolu kararında belirtildiği üzere itiraz kendisine tebliğ edilmeden önce alacaklı itirazın iptali davası açarsa, bu dava yalnızca itiraz alacaklıya tebliğ edilmediği için süresinden önce açılmış bir dava olarak görülemez. Başka bir deyişle alacaklı itirazın iptali davası açmak için itirazın kendisine tebliğ edilmesini beklemek zorunda değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararında belirtilen yerleşik içtihada konu durumda alacaklı itiraz ile oluşan hukuki sonuçları ortadan kaldırmak için önündeki iki yoldan birine, itirazın kaldırılması yoluna başvurmaktadır. İtiraz ortadan kaldırmak için öncelikle itirazı öğrenmek gerektiğinden bu durumda alacaklının itirazı öğrendiğini kabul etmek mantığa uygundur. Ancak burada Kanun’un aradığı anlamda bir tebliğ olmadığı da açıktır. Tebligatın unsurlarından biri olan öğrenme unsuru gerçekleşmekle birlikte diğer unsuru olan belgelendirme unsuru nasıl gerçekleşmiştir? Tebligatın nasıl belgelendirileceği Tebligat Kanununun 23. maddesinde ve diğer maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu durumda itirazın alacaklıya iletildiği belgelendirilmemiş, alacaklı itirazın kaldırılması dilekçesinde söz ettiği için böyle kabul edilmiştir. Arabuluculuğa başvurmada ise alacaklı itiraz kendisine tebliğ edilmeden önce itirazı öğrenmekte ve itirazın iptali için dava açmadan önce zorunlu veya ihtiyari arabuluculuğa başvurmaktadır. Arabuluculuğa başvuran alacaklı ile itirazın kaldırılması yoluna başvuran alacaklının durumu arasında itirazı tebliğ açısından hiçbir fark bulunmamaktadır. Başka bir deyişle arabuluculuğa başvuran alacaklıya da itiraz Tebligat Kanununa uygun olarak tebliğ edilmemiş, alacaklı itirazın kaldırılması dilekçesinde itirazdan söz ettiği için itirazı öğrendiği kabul edilmiştir. İtirazın kaldırılmasını talep eden alacaklı ile arabuluculuğa başvuran alacaklının durumları arasında fark olmadığına göre hukuki durumları arasında da fark olmaması gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararında ise farklı sonuca varılmış, bu farkın gerekçesi olarak “dava açma süresinin başlangıcının arabuluculuk anlaşamama tutanağının imzalandığı tarih olarak kabul edilmesinin alacaklı aleyhine genişletici yorum yapılması olduğu” görüşü ileri sürülmüştür. Bu görüş temel alınırsa aynı genişletici yorum itirazın kaldırılmasını talep eden alacaklı için de söz konusudur. İçtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcılığına ilişkin Yargıtay Kanununun 45. maddesinin 5. fıkrasındaki gibi bir hüküm bölge adliye mahkemelerinin kesin nitelikteki kararı arasındaki uyuşmazlığın giderilmesinin düzenlendiği Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanununun 35. maddesinde bulunmadığından yukarıda belirtilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16/09/2024 tarih ve 2024/3074 Esas 2024/6421 Karar nolu kararının bağlayıcılığının bulunmamaktadır. Bu nedenler ile bağlayıcı niteliği de bulunmayan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16/09/2024 tarih ve 2024/3074 Esas 2024/6421 Karar nolu bölge adliye mahkemelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararı, karara esas alınmamıştır. İtiraz kendisine tebliğ edilmeyen davacının davalının ......Esas nolu dosyasına yaptığı itirazının iptali talebi ile 31/07/2024 tarihinde ...Arabuluculuk Bürosuna başvurması, 16/08/2024 tarihinde görüşme sonucu anlaşamama şeklinde arabuluculuk son tutanağı düzenlenmesi, itirazın iptali davası açma süresinin 31/07/2024 ile 16/08/2024 tarihleri arasında Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun 16. maddesinin 2. fıkrasına göre dikkate alınmadığından arabuculuk son tutanağının düzenlendiği 16/08/2024 tarihinde başlaması, davanın İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrasındaki 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra 20/02/2026 tarihinde açılması, yukarıda açıklandığı üzere tıpkı itirazın kaldırılması yoluna başvuran alacaklının durumu ile zorunlu arabuluculuğa başvuran alacaklının durumu arasında fark bulunmaması, her iki davacının da Türk Medeni Kanununun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına göre itirazın kaldırılmasını talep ettiği tarihte ve zorunlu arabuluculuğa başvurma tarihinde İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrasında tebliğ ile amaçlanan bilgilendirme ve belgelendirme unsurlarına başvurusu ile sahip olduğunun kabulünün gerekmesi, aksine durumun mantık kurallarına aykırı olması, bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının başka mahkemeleri bağlayıcılığının olmaması dolayısı ile davanın İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrası, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 16. maddesinin 2. fıkrası, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. maddesinin 2. fıkrası ve 115. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesi gereğince hak düşürücü süre dolduğundan dava şartı noksanlığı nedeni ile usulden reddine, davanın reddine karar verilmesi nedeni ile davacının icra inkar tazminatı talebinin İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 2. fıkrası gereğince reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış, davalının kötü niyet tazminatı talebi olmadığından bu konuda bir karar verilmemiş, aşağıdaki karar verilmiştir. KARAR : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrası, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 16. maddesinin 2. fıkrası, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. maddesinin 2. fıkrası ve 115. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesi gereğince hak düşürücü süre dolduğundan dava şartı noksanlığı nedeni ile USULDEN REDDİNE, Davacının icra inkar tazminatı talebinin İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 2. fıkrası gereğince REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu 2026 yılı Harçlar Tarifesinin 1 sayılı Yargı Harçları Tarifesinin A,III/2-a maddesi gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından yatırılan 732,00 TL peşin harçtan mahsubu ile bu şekilde karar ve ilam harcı alındığından başka karar ve ilam harcı alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinin 1. fıkrası gereğince kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalı tarafından yapılan 1 adet vekalet harcı 104,00 TL ve 1 adet vekalet pulu 164,00 TL olmak üzere toplam 268,00 TL yargılama giderinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinin 1. fıkrası gereğince davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Davacı ve davalı tarafından yatırılan avansların kullanılmayan kısımlarının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra İADESİNE, 6-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanununun 168. maddesinin son fıkrası gereğince hüküm verildiği tarihte geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesinin 2. fıkrasına göre hesaplanan 3.291,62 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 7-Arabuluculuk bürosu tarafından yapılıp Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk giderinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinin 1. fıkrası ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13. ve 14. fıkraları gereğince davacıdan alınarak Hazine'ye gelir KAYDINA, Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341. maddesinin 1. fıkrasının a bendi ve 345. maddesinin 1. fıkrası gereğince gerekçeli kararın tebliğinden başlayarak iki haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ...Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.16/06/2026

Atıf: 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2026/153, K. 2026/435, T. 16.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-5-asliye-ticaret-mahkemesi-2026-153-e-2026-435-k-d148a711fa7b