İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/89 E. 2025/383 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/89
- Karar No
- 2025/383
- Karar Tarihi
T.C. ... 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERMEYE YETKİLİ T.C. ... 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/89 KARAR NO : 2025/383
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... - .... DAVALI : ... - ...
DAVA : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 28/02/2025 KARAR TARİHİ : 16/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/11/2025
TALEP: Davacı vekili 28/02/2025 harç tarihli dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarıyla özetle: Müvekkilinin “...” tanınmış markasının sahibi olduğunu, müvekkilinin 2005/46776, 2005/46777, 2005/46778, 2005/46779 ve 2001/15311 tescil sayılı markalarının bulunduğunu, 45. sınıfta da tescilli olarak korunduğunu, ayrıca müvekkilinin 2017/88994 ve 2018/117393 sayılı markalarının da tescilli olduğunu, müvekkilinin akaryakıt, elektrik enerjisi ve yenilenebilir enerji gibi birçok alanda faaliyet gösterdiğini, davalı yanın eylemleri ve ticaret unvanı ile müvekkilinin marka hakkını ihlal ettiğini, bu nedenle ticaret unvanının terkini gerektiğini, davalı yanın 7914 sayılı ve 05.10.2011 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin (TTSG) 393. sayfasında ilan olunarak “... Isı Sistemleri İnşaat Gıda Sanayi Ticaret Limited Şirketi” unvanı ile kurulduğunu, davalının “...” ibaresinin markasal nitelikte de kullandığını, ... 12. Noterliği’nin 15.10.2024 tarihli ve 43670 yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini, ancak davalı şirkete ihtarnamenin bir türlü tebliğ edilemediğini, davalının ticaret unvanında açıkça müvekkilinin tanınmış markasının yer aldığını, davalının 60 yılı aşkın bir emeğin sonucu olarak oluşturulmuş olan ... ismi ve bu ismin oluşturduğu haklı güvenden menfaat elde etme amacı taşıdığını, davalının kötü niyetli olduğunu, davalı tarafından ...’ın bilinmemesi mümkün olmayıp bu doğrultuda davalının kullanımı da iyi niyet barındıramayacağını, aynı durumun ticaret unvanı bakımından da geçerli olduğunu, davalının müvekkili iştiraklerinden biri gibi algı yaratmayı amaçladığını, benzer çeşitli davaların kabul edildiğini ileri sürerek, davalının ticaret unvanından “...” ibaresinin terkinine, davalı fiillerinin davacının “...” markasından doğan haklarına tecavüz oluşturduğunun ve haksız rekabetin tespitine, tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına ve kaldırılmasına, davacının “...” markasından doğan haklarını ihlal eder nitelikteki tabela vs. toplatılmasına ve bunlara el konulmasına ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Dava dilekçesi davalı şirkete usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalı şirket davaya cevap vermemiştir.
MUHAKEME: HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ VE DİĞER HUSUSLAR Davanın; marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasına dayalı ticaret ünvanından terkin, marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması, kaldırılması, toplatma, el koyma, imha ve ilan istemlerinden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Davanın açılmasıyla birlikte, tarafların karşılıklı dilekçeleri tebliğ olmuş, sundukları deliller toplanmış, dava konusu başvuruya ilişkin bilgi ve belgeler TÜRKPATENT'ten celp edilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklikler bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik edilmiş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmuş, 06/08/2015 tarihli ve 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 201/2 nci maddesi hükmü de gözetilerek, taraflara yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş, sözlü olarak iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYGULANACAK HÜKÜMLER ve GEREKÇE
Mahkememizce uzman bilirkişi heyetinden alınan 29/09/2025 havale tarihli raporda özetle; "- Davalı taraf ticaret unvanın 05.10.2011 tarihinden bu yana tescilli bir şekilde korunduğu, - Davalı tarafın ne zamandır “...” ibaresini “doğalgaz ve ısı sistemleri” sektöründe markasal nitelik arz edecek şekilde kullanmakta olduğunu gösterir herhangi bir delilin dosyada mevcut olmadığı, - Bu bilgiler çerçevesinde, davalı tarafın fiili faaliyet konularının, davacı yanın 45 sınıflı marka tescilli kapsamında kaldığının kabulü gerekeceği gibi davalının bu faaliyetlerinde “...” ibaresini markasal nitelikte kullanıyor olmasının, normal şartlarda, davacı tescilli markaları ile iltibasa yol açacağı ve davacı tescilli markalarından doğan hakları ihlal edecek sonuçlar yaratacağı, - Her ne kadar davalı tarafın ticaret unvanı tescili üzerinden 14 yılı aşkın bir süre geçmiş ise de davalı tarafın fiili kullanımlarında ticaret unvanının kapsamını aşan ve markasal nitelik arz ettiği görülen kullanım örneklerinin varlığı gözetildiğinde, davalının ticaret unvanını kendisine sağladığı korumanın kapsamını aşar ve davacı yanın tescilli markaları ile iltibas yaratır sonuçlara sebebiyet verir mahiyette kullandığı, bu kullanımlar nedeniyle de normal şartlarda, davalı taraf ticaret unvanının terkini koşullarının meydana gelecek olduğu, - Davalı taraf kullanımlarının, normal şartlarda, davacı taraf ticari faaliyetleri ile haksız rekabete de sebebiyet vereceği, " ifade edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 29 ve 149. maddeleri şu şekildedir: Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller Madde 29- (1) Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır: a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak. b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek. c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak. ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek. (2) 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü tecavüz davalarında def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır.
Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibinin ileri sürebileceği talepler: MADDE 149- (1) Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a) Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b) Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c) Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç) Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d) Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e) (d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması. f) Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d) bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g) Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi. (2) Birinci fıkranın (e) bendinde belirtilen talebin kabulü durumunda, söz konusu ürün, cihaz ve makinelerin değeri, tazminat miktarından düşülür. Bu değerin kabul edilen tazminat miktarını aşması hâlinde, aşan kısım hak sahibince karşı tarafa ödenir. (3) Birinci fıkranın (g) bendinde belirtilen talebin kabulü durumunda ilanın şeklî ve kapsamı kararda tespit edilir. İlan hakkı, kararın kesinleşmesinden sonra üç ay içinde talep edilmezse düşer. (4) Coğrafi işaret ve geleneksel ürün adları bakımından manevi zararın tazmini talep edilemez.
SMK'nın 29. maddesinde önce 7. maddeye gönderme yapılarak, belirtilen maddede sayılan hallerin birer tecavüz olduğu belirtilmekte, devamında ise kısmen tekrar yoluyla marka hakkına tecavüz sayılan diğer haller sıralanmaktadır. SMK'nın 7/2(a) maddesinde "Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması" hali düzenlenirken 29/1(b) maddesinde marka sahibinin izni olmaksızın markayı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek durumu düzenlenmiştir.
DAVACININ DAVASINA MESNET ALDIĞI TESCİLLİ MARKALARI VE TESCİL SINIFLARI ŞU ŞEKİLDEDİR: 2001/15311 sayılı ve "... oy şekil" ibareli, 01 / 02 / 03 / 04 / 05 / 06 / 07 / 08 / 09 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20 / 21 / 22 / 23 / 24 / 25 / 26 / 27 / 28 / 29 / 30 / 31 / 32 / 33 / 34 / 35 / 36 / 37 / 38 / 39 / 40 / 41 / 42 / 43 / 44 / 45 . Sınıfta 19/02/2022 tarihinde tescil edildiği, 2005/46776 sayılı ve "... şekil" ibareli, 01 / 02 / 03 / 04 / 05 / 06 / 07 / 08 / 09 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20 / 21 / 22 / 23 / 24 / 25 / 26 / 27 / 28 / 29 / 30 / 31 / 32 / 33 / 34 / 35 / 36 / 37 / 38 / 39 / 40 / 41 / 42 / 43 / 44 / 45 . Sınıfta 11/09/2006 tarihinde tescil edildiği, 2005/46777 sayılı ve "... şekil" ibareli, 01 / 02 / 03 / 04 / 05 / 06 / 07 / 08 / 09 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20 / 21 / 22 / 23 / 24 / 25 / 26 / 27 / 28 / 29 / 30 / 31 / 32 / 33 / 34 / 35 / 36 / 37 / 38 / 39 / 40 / 41 / 42 / 43 / 44 / 45 . Sınıfta 03/10/2006 tarihinde tescil edildiği, 2005/46778 sayılı ve "... şekil" ibareli, 01 / 02 / 03 / 04 / 05 / 06 / 07 / 08 / 09 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20 / 21 / 22 / 23 / 24 / 25 / 26 / 27 / 28 / 29 / 30 / 31 / 32 / 33 / 34 / 35 / 36 / 37 / 38 / 39 / 40 / 41 / 42 / 43 / 44 / 45 . Sınıfta 03/10/2006 tarihinde tescil edildiği, 2005/46779 sayılı ve "... şekil" ibareli, 01 / 02 / 03 / 04 / 05 / 06 / 07 / 08 / 09 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20 / 21 / 22 / 23 / 24 / 25 / 26 / 27 / 28 / 29 / 30 / 31 / 32 / 33 / 34 / 35 / 36 / 37 / 38 / 39 / 40 / 41 / 42 / 43 / 44 / 45 . Sınıfta 03/10/2006 tarihinde tescil edildiği, 2017/88994 sayılı ve "... enerji" ibareli, 07 / 09 / 35 / 39 / 40. Sınıfta 07/02/2018 tarihinde tescil edildiği, 2018/117393 sayılı ve "... enerji" ibareli, 01 / 02 / 03 / 04 / 05 / 06 / 07 / 08 / 09 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20 / 21 / 22 / 23 / 24 / 25 / 26 / 27 / 28 / 29 / 30 / 31 / 32 / 33 / 34 / 35 / 36 / 37 / 38 / 39 / 40 / 41 / 42 / 43 / 44 / 45. Sınıfta 09/07/2019 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır.
Davalı şirketin kuruluşu ise 05.10.2011 tarihli ve 7914 sayılı TTSG’de ilan edilmiştir. Bilahare şirket nev’inin değiştirildiği, bu değişikliğin ise 11.08.2016 tarihli ve 9135 sayılı TTSG’de ilan edildiği görülmüştür. Söz konusu deliller kapsamında, davalı yanın ticaret unvanının, dava tarihi itibariyle 14 yıla yakın bir süredir tescilli olarak korunduğu görülmüştür. Bununla birlikte davalı tarafça dosya kapsamına herhangi bir şekilde cevap verilmemiş olunması nedeniyle davalının anılan tarihten itibaren ilgili ticaret unvanını aktif olarak kullanıp kullanmadığı belli olmadığı gibi ticaret unvanından bağımsız şekilde “... ISI SİSTEMLERİ” markasal ibaresini içerir işletme adını da hangi tarihten beri kullandığı belli değildir. Ayrıca, bizzat davacı tarafça dosya kapsamına sunulan görsellerde, davalı yanın kullanımlarının 8 yıl öncesine dayandığına dair görsel üzerinde yer alan tarih bilgileri mevcut ise de bu görseli destekler ve davalı tarafın ticari faaliyetlerinin geçmişe dönük yansımalarını gösterir hiçbir somut delil dosya kapsamında mevcut değildir. Mevzuatımızdaki düzenlemeye göre marka sahibinin izni olmaksızın, markayı kullanmak, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle taklit etmek, ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak eylemleri marka hakkına tecavüz sayılan fillerdendir. Bu bağlamda SMK'nın 7. ve 29. maddelerini bir arada ele aldığımızda öncelikli olarak tespiti gereken husus, dosya kapsamına davacı yanca sunulan delillerin incelenerek, davalı yanca gerçekleştirildiği iddia edilen kullanımların, davacının tescilli markalarından doğan hakları ihlal eder mahiyette olup olmadığı ve bu nedenle davacı yanın marka tescilinden doğan haklarının ihlal edilip edilmediğidir. Bu tespit için öncelikli olarak davalı taraf fiili kullanımlarının, davacı taraf tescilli markası kapsamında korunan emtialar kapsamında kalıp kalmadığının tespiti gerekmektedir. Dosya kapsamında mevcut deliller ışığında, davalı yanın “doğalgaz ve ısı sistemleri” alanında faaliyet göstermekte olduğu görülmektedir. Davacı yanın önceki tarihli markalarının birçoğu 45. sınıflı olarak tescilli olup bu sınıflar, davalı yanın bahsi geçen faaliyet konularını da kapsamaktadır. Bu halde davalı tarafın fiili faaliyet konularını, davacı taraf “...” markalarının tescilli olarak korunduğu mal ve hizmet sınıfları ile örtüşecek olduğu noktasında ayrıntılı bir inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır. Bu noktada tespiti gereken ikincil husus ise davalı taraf kullanımlarının davacı tescilli markaları ile karıştırılabilecek düzeyde bir benzerlik ilişkisi içerisinde olup olmadığıdır. Davacı yanın yukarıda da örneksendiği üzere davaya dayanak tuttuğu markalarının tamamı “...” ibaresini muhtelif görseller ile içerir markalardır. “...” ibaresi ayırt edici vasfı yük yaratım bir sözcük olduğu gibi ...sicil kayıtlarında da açıkça T/03667 sayısı ile tanınmış marka korumasına da haizdir. Keza yine davacı tarafça dosya kapsamına emsal mahiyette sunulmuş mahkeme kararlarında da bu tanınmışlığa işaret eder şekilde verilen gerekçelerin yer aldığı görülmüştür. Dolayısıyla davacı yanın “...” markası özgün, ayırt ediciliği yüksek ve toplum nezdinde tanınmış marka statüsüne haiz olarak çok uzun yıllardır ülkemiz tüketicisi tarafından bilinen bir marka olarak kabul edilmelidir. Davalı tarafın fiili kullanımlarında ise "... ISI SİSTEMLERİ" şeklindeki kullanımdan da görülebileceği üzere “...” ibaresinin markasal algı yaratacak mahiyette kullanıldığı görülmüştür. Her ne kadar bu kullanım, davacı yanın markalarındaki şekil unsurunu ya da benzerini ihtiva etmemekte ise de davalı taraf kullanımlarında “...” ibaresi birebir yer almaktadır. Bu mahiyetteki bir kullanım, davacı markaları ile ayrıntılı bir şekilde inceleme yapılmasına gerek olmaksızın, normal şartlarda, hem görsel (davacı markalarındaki şekil unsuru kullanılmamış olsa dahi), hem işitsel hem de kavramsal ayniyetten kaynaklı bir şekilde iltibas ihtimalini beraberinde getireceğinden, davacı tescilli markalarından doğan hakların da ihlali sonucunu doğurmuştur. Bu halde davalı yanın mezkur kullanımlarının, davacı yanın tescilli markalarının koruma kapsamının genişliği ve aynı zamanda toplum nezdindeki bilinirliği de gözetildiğinde, davacı iktisadi kimliği ile ilişkilendirilebilecek sonuçlar meydana getireceği , bu durumun ilgili tüketici kitlesi nezdinde taraf markaların iktisadi – idari olarak birbiri ile ilişkilendirilebileceği, zira davalı eylemlerinin, davacı tescilli markalarını bir bütün olarak ihtiva ettiği, davacı markalarının ülkemizde birçok alandaki faaliyet konularını kapsar mahiyette çok sayıda ve uzun yıllara sair tescil ve kullanımları ile tanınmışlığı da gözetildiğinde, dava konusu markanın fiili kullanımının SMK m. 7 ve 29 maddeleri kapsamında davacı tescilli markalarından doğan hakları ihlal edeceği kanaatine varılmıştır.
DAVACIYA AİT MARKA İLE DAVALIYA AİT TİCARET UNVANI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESI BULUNUP BULUNMADIĞI HUSUSU VE DAVALI TİCARET UNVANININ TERKİN KOŞULLARININ İNCELENMESİ Marka, bir tacirin ürettiği veya piyasaya sunduğu mal ve hizmetleri, diğer tacirlerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan tanıtıcı işaretlerdir. Ticaret unvanları ise bir ticari işletmenin faaliyetlerini, diğer ticari işletmelerin faaliyetlerinden ayırt etmeye yarayan tanıtıcı işaretlerdir. Bununla birlikte, markaların ayırt edicilik, reklam, garanti gibi işlevleri yanında, köken bildirme işlevleri de bulunmaktadır. O nedenle, bir ticaret unvanının, daha önceden tescil olunan bir markanın kapsamında kalan mal veya hizmetlerin tescilli olduğu alanda markasal nitelikte kullanımı halinde, söz konusu kullanımın markanın işlevleri kapsamında değerlendirilmesi ve marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, daha önceden başkaları adına marka olarak tescilli bir işaretin, bir başkası tarafından ticaret unvanı olarak tescil ettirilmesi ve unvanın bu şekilde farklı bir tanıtıcı işaret olarak kullanılması tek başına marka hakkına tecavüz olarak nitelendirilemez. Ancak bazı durumlarda ticaret unvanı kullanımının markasal bir etki doğurması da mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 12.12.2007 tarih ve 2007/11-965E., 2007/961K. sayılı kararı ve emsal niteliğindeki diğer kararları ile de içtihat edildiği üzere, özellikle “hizmet” piyasasında, hizmet alacak olan tüketicilerin doğrudan hizmeti sunan firma ile ilişki içerisine girmeleri ve ayrıca tacirlerin ticaret unvanlarını işletmenin görülebilecek bir yerine okunaklı şekilde yazma yükümlülükleri (TTK. m. 39/2) göz önüne alındığında, hizmet sunan tacirler açısından ticaret unvanının sunulan hizmetin kökenini gösterme işlevinin de olduğunu kabul etmek gereklidir. (YARGITAY 11. HD 2012/13237E. , 2013/11677K ve 04.06.2013 sayılı ilamı.) Nitekim Yargıtay 11. HD’nin 2016/5347E – 2017/7319K sayılı ilamında da bu durum vurgulanmış ve aksi yöndeki yerel mahkeme kararı bozulmuştur. "...Ancak, davacı şirket aynı zamanda tescilli ticaret unvanının ayırt edici unsurunu oluşturan "NAHİTA" ibaresi nedeniyle de 556 sayılı KHK'nın 8/5. maddesi uyarınca davalı adına tescil edilen markaların hükümsüzlüğünü istemiştir. 12.03.2012 tarihinde tescil edilen ve 16.03.2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan ana sözleşmeye göre "Turistik nitelikli her nevi otel, motel, kafeterya, restoran, yeme içme tesisleri, eğlence yerleri, plaj, yüzme havuzu, çocuk parkı, sportif tesisler, gerekli mercilerden izin almak kaydıyla bar kurmak ve işletmek" davacı şirketin maksat ve mevzuları arasında sayılmıştır. Bu durumda, davacı şirketin ana sözleşmesi uyarınca tescilli ticaret unvanının kapsadığı faaliyetler arasında "geçici konaklama hizmetlerinin" de yer aldığı gözetilerek bu hizmet sınıfı bakımından da 556 sayılı KHK'nın 8/5 ve 42 nci maddeleri uyarınca hükümsüzlük kararı verilmesi gerekirken anılan hizmetler yönünden hükümsüzlük talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu yönden davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir" Öte yandan; bir marka veya başkaca bir sınai hak üzerinde hak sahibi olan kişinin, bu hakkının ihlaline karşı kayıtsız kalarak, hakkını ihlal eden kişide, bir müdahalede bulunmayacağı yönünde bir inancın oluşmasına neden olduktan sonra, dava açması dürüstlük ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Eldeki dosyada, davalı tarafın ticaret unvanı, dava tarihi itibariyle 14 yılı aşkın bir süredir tescilli ise de davalı tarafın dosya kapsamında mevcut kullanım örnekleri esasen ticaret unvanı kapsamında kalan bir kullanım biçimi olmayıp ticaret unvanının bir kısmını ön plana çıkartan ve ön plana çıkartılan bu kısım ile de davacı yanın tescilli markalarını ihlal eden mahiyette bir kullanımdır. Bu nedenle davalı tarafın 14 yıllık ticaret unvanı sahibi olması, bu unvanı markasal mahiyette kullanmaya başlamasıyla birlikte unvanın sağladığı korumadan artık yararlanmasını engelleyecektir. İhtilaf açısından önem teşkil eden bir diğer husus, bu kullanımların hangi tarihten itibaren başladığıdır. Zira mezkur kullanım biçimi, ticaret unvanının kapsamını aşan bir kullanım biçimi olduğundan, artık ticaret unvanının sağladığı korumanın ötesine geçer nitelikte olduğundan, ticaret unvanının geçmişten gelen tescil korumasından yararlanması mümkün olmayacaktır. Davalı taraf, dosya kapsamına herhangi bir cevap dilekçesi sunmamıştır. Bu nedenle bahsi geçen markasal kullanımların ne zamandan itibaren başladığının net olarak tespiti mümkün değildir. Her ne kadar davacı tarafın kendisi tarafından sunulan görseller üzerinden “8 yıl önce” ibaresi yer almakta ve bu ibareyi taşıyan görsellerde davalı yanın markasal kullanımlarının varlığı görülmekte ise de tek bir adet görsel üzerinden davalı yanın ticaret unvanını markasal etki yaratır kullanımlarının boyutu, mahiyeti, kapsamı, sürekliliği ve tam olarak hangi mal ve hizmetler yönelik olduğu hususunda bir kanaate varılması doğal olarak mümkün değildir. Bu halde davalı yanın mezkur kullanımlarından kaynaklı olarak davacı yanın sessiz kalmak suretiyle hak kaybı yaşayıp yaşamadığı hususunun, dosya mahiyeti itibariyle tespiti de mümkün olmadığı gibi tek bir görselden ve yine davalı ticaret unvanının tahsis tarihinin varlığından, davalının bu yönde bir hakkı olduğuna doğrudan kanaat getirilmesi de mümkün değildir. Zira davalının ticaret unvanını kullanımları, unvan kapsamını aşar mahiyettedir. Bu çerçevede, dosya kapsamı itibariyle bir değerlendirme yapılması gerekir ise; davalı yanın ticaret unvanını aşan ve markasal nitelik arz eden kullanımlarının üzerinden de uzun bir zaman geçtiği yönünde mutlak bir kanaate varılamadığı, mezkur kullanımların halen devam etmekte olduğunun görülebildiği, bu neden kullanımlar nedeniyle davalı ticaret unvanının da hak ihlaline yol açacaklar sonuçlar yaratacak olması nedeniyle terkini koşullarını meydana geleceği kanaatine varılmıştır.
HAKSIZ REKABET İDDİALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Uyuşmazlık kapsamında tartışılan ve haksız rekabet düzenlemelerinin yer aldığı genel kanun niteliğindeki TTK' nın 54. maddesi ise haksız rekabeti "Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar" olarak tanımlamaktadır. Haksız rekabet özünde bir haksız fiil olmakla birlikte, haksız fiilden farklı olarak haksız rekabetin meydana gelmesinde, haksız rekabet teşkil eden davranış ya da ticari uygulamada bulunanın kusuru şart değildir. Halbuki haksız fiilde bir davranışın haksız fiil sorumluluğuna yol açabilmesi için aranan şartlardan biri de fiili işleyen kişinin kusurlu olmasıdır. Nitekim haksız fiil sorumluluğunun temel dayanağı olan BK m. 49’da da “kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür” denilmektedir. Ancak haksız rekabet hukuku kapsamında, haksız rekabetin belirlenebilmesi için, fiili işleyen kimsenin kusurlu olması gerekmemektedir. (Yar. 11. HD, 11.3.1996, E. 1078, K. 1609 "...TTK 56. Maddesindeki genel prensibe göre, bilmeyerek bir emtianın satışa arz edilmesi hüsnüniyete aykırı bir suistimal değilse de, anılan yasanın 57. Maddesinde yazılı haller, münhasıran hüsnüniyet kurallarına aykırı hareket sayılmış olup, ayrıca özel kasdın varlığı ve şartı aranmaz”) Nitekim Yüksek Mahkeme de istikrar kazanmış kararlarında bu durumu açıkça ifade etmektedir. (Yar. 11. HD 10.01.2010, E. 2008/8717, K.2010/149 “...Dava, tescilsiz tasarıma tecavüz nedeniyle oluşturulan haksız rekabetin tespit, men ve önlenmesiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, üretici firma dışında bulunan davalılar tacirdir. TTK'nun 20. maddesi uyarınca tüm iş ve işlemlerinde basiretli bir tacir gibi hareket etmek durumunda olan bu davalıların belirtilen sıfatları gereği dava konusu çakmakların üretiminin ve dağıtımının yasal olmadığını bilmeleri ve bilebilecek durumda olmaları gerekir ve bunun yapılmaması da davalılar yönünden kusur teşkil eder. Mahkemece anılan husus nazara alınmadan davalılar P. Toptan Çakmak Satışı - Nesrin, İ. Ticaret - ... .... .... Hırdavat San. Tic. Ltd. Şti., V. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti., K. Pazarlama hakkında tazminat istemlerinin reddi bozmayı gerektirmiştir”) Bununla birlikte tekelci hakları korumaya yönelik kuralların aksine haksız rekabet hukukunun özünü oluşturan soru, rekabet hakkının nasıl kullanıldığıdır. Elbet burada da marka hukukunda olduğu şekilde bir benzerlik şartı esas olmakla birlikte, benzerlik yaratmaya neden olacak eylemlerde bulunulması yasaklanmaktadır. Öğretideki ağırlıklı görüş de haksız rekabetin oluşması bakımından iltibas şartı aranması gerektiği yönündedir. (Ömer TEOMAN: Yaşayan Ticaret Hukuku, C. I: Hukuki Mütalaalar, Kitap: 1995-1996, Beta, İstanbul 1997, s. 10; İ. Yılmaz ASLAN: “Endüstriyel Tasarım Haklarının Kullanılması Haksız Rekabet ve Rekabet Hukuku İlişkileri: Bir Mahkeme Kararı Üzerine Düşünceler”, FMR, C. I, S. 1/2001, s. 24; SULUK/ORHAN, s. 826; KEŞLİ, s. 17-18. A)
Somut olayda da esasen 6769 s. Kanun kapsamında yer alan düzenleme, haksız rekabet eylemlerinin özel kanunlarda düzenlenmiş bir halidir. Yukarıda yapılan açıklamalarda, davalı taraf fiili kullanımlarının, davacı tescilli markaları ile ve ticaret unvanı ile iltibas yaratacak mahiyette olduğu kanaatlerine yer verildiğinden, normal şartlarda, bu mahiyetteki ticari kullanımların, davacı taraf iktisadi kimliği ve kurumsal yapısı ile iltibas yaratacak ve aynı zamanda haksız rekabete de sebebiyet vereceği kanaatine varılmıştır. Taraf markalarının kullanımlarının yarattığı nihai algılar ve bu algıların ilgili tüketici kitlesi nezdindeki karşılığında tekraren kapsamlı bir değerlendirme yapılmayacak olup davalı tarafın fiili kullanım konusu işaretin, davacı kullanımları ile haksız rekabete sebebiyet vereceği değerlendirilmiş, ancak duruşma esnasında sehven haksız rekabet tespiti kısa kararda yazılmamıştır.
Taraflarca sunulan belgeler ile tüm deliller incelenmiş, alınan rapor ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek davanın kabulüne karar vermek gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: 1-Davanın KABULÜNE, 2-Davalının ticaret unvanından ... ibaresinin terkinine, 3-Davalı fiillerinin davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına, kaldırılmasına, 4-Davalının iş yerinde bulunan ... ibareli tabela vs. her türlü eşyanın toplatılmasına ve bunlara el konulmasına, el konulan eşyanın imhasına, 5-Karar kesinleştiğinde hüküm özetinin yurt genelinde yurt gelinde yayın yapan ve trajı yüksek bir gazetede masrafı davalıdan alınarak bir kere ilanına, 6-Alınması gereken 615,40 TL harç dava açılırken peşin olarak yatırılmış olduğundan başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 7-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 40.000,00TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davacı tarafından yapılan aşağıda dökümü gösterilen 17.773,30TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 9-Tarafların yatırdıkları gider avanslarından kalan tutarın HMK 333/1 uyarınca karar kesinleştiğinde iade işlemi yapılmak üzere tebliğden itibaren 15 gün içinde, banka hesap numarası bildirildiğinde hesaba aktarılmasına, aksi halde PTT aracılığı ile adreste ödemeli olarak gönderilmesine, Dair verilen karar, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda 6100 sayılı HMK'nun 341. ile 345. Maddelerine göre tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ... Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun Yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 16/10/2025
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır
Davacı Masraf Dökümü: İlk Masraf 1.318,30.-TL Posta Masrafı 2.455,00.-TL Bilirkişi Ücreti 14.000,00.-TL Toplam 17.773,30.-TL