İlk Derece Mahkemesi · İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/701 E. 2026/77 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/701
- Karar No
- 2026/77
- Karar Tarihi
T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/701 Esas
KARAR NO : 2026/77
DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 30/07/2025
KARAR TARİHİ : 05/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; "Müvekkil yukarıda belirtilen adreste sigorta aracılık hizmetleri veren bir şirket olarak faaliyet göstermektedir. Davalı ise 16/09/2021 tarihli Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi ile (Ek-1), müvekkil şirket bünyesinde saha satış sorumlusu pozisyonunda; anılan tarihten iş akdinin sona erdiği tarihe kadar çalışmıştır. Davalı; müvekkil şirket bünyesinde çalışmakta iken; işten ayrılmak istediğini, bunun şahsi kararı olduğunu; kariyerine farklı bir şekilde devam etmek istediğini bildirmiş; 10/01/25 tarihli el yazılı istifa dilekçesini (Ek-2); sunarak iş akdini haklı sebep bildirmeksizin sona erdirmiştir. Davalı, iş akdini şahsi sebeplere dayalı sona erdirdikten hemen sonra ve aynı gün içerisinde, kendisi ile aynı gün işten ayrılan bir diğer müvekkil şirket personeli olan ... ile; birlikte hissedar oldukları, ... Mersis numarası ... ŞİRKETİ unvanı ile ... adresinde, sigorta aracılık sektöründe faaliyet gösterecek bir şirket kurmuştur. Bu husus davalının SGK kayıtlarının ve firmanın ticaret sicil kayıtlarının Mahkemeniz kanalıyla celbi ile de ortaya çıkacaktır. Kurulan bu şirket; müvekkil ile aynı ilde, müvekkil ile aynı sektörde faaliyet göstermek üzere kurulmuş rakip bir firmadır. Hatta davalı ve dava dışı ortağı şirketi kurduktan kısa süre sonra; müvekkilin uzun yıllardır acenteliğini yapmakta olduğu ... A.Ş.'nin acenteliğini de alarak (bu durum da ticaret sicil gazetesinde tescillidir) müvekkile doğrudan doğruya rakip olmuşlardır. Davalı, müvekkil şirket bünyesinde çalıştığı süre zarfında ... A.Ş.'nin sigorta ve bireysel emeklilik ürünlerini tanımış, öğrenmiş , müşterilere pazarlamış ve satmıştır. Ancak kendi şirketini kurarak ... acentesi olmasını takiben, müvekkil şirket kanalıyla ...'ya kattığı müşterilerle kendi rakip firması üzerinden doğrudan görüşmeye, iletişime geçmeye, onlara bilgilendirme mesajları göndermeye başlamıştır. Öyle ki müvekkil bunları öğrendikten sonra yaptığı araştırmalarda bazı müşterilerin davalının telkiniyle sistemden çıkıp; sonrasında bu kez davalının şirketi üzerinden sigortalandırıldığını; bazı müşterilerde iptal gerçekleştirip müşterinin aile bireylerinden bir başkası üzerinde davalının rakip şirketi üzerinden tekrar poliçe oluşturduklarını, bazı müşterilerin katkı paylarının düşürülerek değerinin azaltıldıktan sonra davalının rakip şirketi üzerinden yeni sözleşme açıldığı ; bu ve bunun gibi çeşitli muvazaalı işlemlerle müvekkil şirket nezdinde ifa edilen görev gereği edinilen bilgilerin, portföyün ve işlemlerin suistimal edildiğini öğrenmiştir. Halbuki davacı ile davalı arasında, işe girdiği tarihte iş sözleşmesiyle birlikte ve buna ek olarak REKABET YASAĞI VE GİZLİLİK SÖZLEŞMESİ akdedilmiştir. Ekte bir örneğine yer verilen sözleşmenin(Ek-3) 2. ve 3.maddesi kapsamında davalı; müvekkil şirket bünyesinde çalıştığı sürece ve iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 2 yıllık süre boyunca İzmir ve Aydın il sınırları içerisinde; doğrudan veya dolaylı olarak kendi hesabına veya herhangi bir kimse, firma veya şirketle bağlantılı olarak veya bunların hesabına veya bunların yöneticisi, müdürü, acentesi, çalışanı olarak ; İşveren'in işiyle doğrudan veya dolaylı rekabet halinde olan herhangi bir iş veya faaliyetle uğraşmayacak, iştigal etmeyecek ve ilgilenmeyeceğini işveren ile ilişkisinin herhangi bir sebeple sona ermesinden sonraki 2 yıllık süre boyunca doğrudan veya dolaylı olarak kendi hesabına veya herhangi bir kimse, firma veya şirketle bağlantılı olarak veya bunların hesabına veya bunların yöneticisi, müdürü, acentesi, çalışanı olarak ; İşveren'in herhangi bir çalışanını, müdürünü, memurunu, bu kişilerin işi bırakmaları ya da transfer olmaları nedeniyle bir sözleşme ihlalinde bulunup bulunmadıklarına bakılmaksızın işinden ayrılması için ikna etmeyeceğini, ayartmauyacağını , istihdam etmeyeceğini veya cesaretlendirmeyeceğini, veya uzaklaştırmayacağını ya da bu kişileri işinden ayrılmaya ikna etmeye, ayartmaya , istihdam etmeye veya cesaretlendirmeye, veya uzaklaştırmaya kalkışmayacağını; işveren'in mevcut müşteri portföyü ile her türlü irtibatını sonlandıracağını, müşteri portföyünden herhangi bir kişiyi işveren dışında bir firmaya transfer etmeyeceğini, ayrılması için ikna etmeyeceğini, ayartmayacağını, uzaklaştırmayacağını, ya da bu kişileri ayrılmaya ikna etmeye ayartmaya uzaklaştırmaya kalkışmayacağını, doğrudan ya da dolaylı olarak bu amaca hizmet edebilecek herhangi bir girişimde bulunmaktan imtina edeceğini, henüz bir sözleşme imzalamamış olsa da işveren ile iş ilişkisi devam ederken kendisiyle görüşme sağlanmış kişilerin debu madde kapsamında işveren'in müşteri portföyünde sayılacağını; taahhüt etmiş; aksi davranış halinde şirketin talebi üzerine son brüt maaşının 12 katı tutarında cezai şartı ödeyeceğini kabul etmiştir. Davalı 10/01/2025 tarihinde iş akdini sona erdirdikten hemen sonra , ... ŞİRKETİ'ni kurmak ve faaliyete başlamakla yer, zaman ve konu bakımından rekabet yasağı sözleşmesini ihlal etmiştir. Ek olarak müvekkil portföyündeki müşterileri ayartmaya yönelik girişimler de bu ihlalin devamı niteliğindedir. Buna yönelik olarak davalıya yazılı olarak bu ihlallere son vermesi konusunda uyarıda bulunulmuş ise de (Ek-4); davalı aykırı eylemlerini sürdürmeye devam etmiş/etmektedir. Müvekkil şirket bünyesinde yapılan iş; çeşitli satış ve pazarlama yöntemleri kullanılmak suretiyle online olarak/telefon yoluyla ve sahada birebir olacak şekilde müşterilere/müşteri adaylarına çeşitli sigorta ve bireysel emeklilik poliçelerinin tanıtılması ve satışı işidir. Müvekkil şirket çalışanlarını ve dolayısıyla davalıyı; bedeli karşılanmak suretiyle çeşitli eğitimlere, seyahatlere göndermiş, sağlık sigortası, araç ve her türlü teknik ekipmanlarla ek özlük hakları tanımış ve bunların maliyeti müvekkil tarafça karşılanmıştır. Müvekkile vereceği hizmetin devamlı olacağı düşünülerek; daha verimli bir hizmet alabilmek, nitelikli personel ile uzun vadeli çalışmak adına çalışanına yüklü miktarda yatırım yapmış, bunu temin etmek adına da davalı ile sözleşme imzalamıştır. Ancak davalı, iş akdini aniden feshettiği gibi müvekkilin tüm bu yatırımlarının karşılığını haksız bir şekilde ve sözleşmeye aykırı olarak rakip bir firmaya taşımış ve başkasının menfaatine kullanmaktadır. Yapılan işin mahiyeti itibariyle bu işin bir parçası olan tüm çalışanlar müvekkilin müşteri portföyünü bizzat tanımakta, yapılan işin esasına nüfuz etmekte, şirketin finansal sırlarına ve stratejilerine vakıf olmaktadırlar. Davalı taraf; müvekkil şirkette çalıştığı süre boyunca müvekkilin satış ve pazarlama yöntemlerine, ticarî bilgilerine ve en önemlisi müşteri portföyüne ve buna ilişkin datalara birebir hakim olmuştur. Bu bilgilerin rakip bir firma nezdinde kullanılması bir yana kullanılabilme ihtimalinin doğması dahi; müvekkilin hem ticarî itibarının hem de kaybının doğmasına yetecek düzeyde , ciddi bir problemdir. Ayrıca, bu bilgilerin elde edilmesi ve kullanılması neticesinde müvekkil şirket portföyünde olup da sigorta veya ... satışı yapılmış bir müşteri, eğer süresini doldurmadan sistemden çıkar ve poliçesini iptal ettirirse bu durumda müvekkil şirket acenteliğini yaptığı firmadan komisyon olarak elde ettiği kazancı sigorta şirketine iade etmek durumunda kalmaktadır. Bu da kazancını bu yolla elde eden bir şirketin zarara uğrama tehlikesi altında olduğunu apaçık göstermektedir. Yüksek Mahkeme'nin de istikrarla belirttiği üzere rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması aranmaktadır (YRG.11.H.D.2018/1961 E. 2019/7515 K. 26.11.2019 ) . Aynı yönde bkz.; "... davalının, davacı şirketin ticari bilgilerine vakıf olabilecek bir pozisyonda çalıştığı, edindiği bilgileri 3. kişilere aktarma ihtimalinin bulunduğu, bu halin ihtimalinin bile rekabet yasağı sözleşmesinde öngörülen cezai şartın tatbiki için yeterli görülebileceği, eş anlatımla edinilen bilgilerin kullanıldığının ispat edilmesinin gerekmediği dahi gözetilmeksizin yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamış ve kararın davacı taraf yararına bozulması gerekmiştir." .... Hukuk Dairesi ... E. , ... K. "... Ne var ki davacı işveren cezai şart isteğinin zararın varlığı ve miktarının ispatlanamadığı gerekçesiyle reddi doğru olmamıştır. Cezai şart alacaklısını ispat yükünden kurtarır. Mahkemece yapılacak iş TBK 182/son hükmünü de göz önünde bulundurmak suretiyle cezai şart alacağı talebini kabul etmektir." .... Hukuk Dairesi ... E. ,... K. "...Türk Borçlar Kanunun 180. maddasi uyarınca cezai şart alacaklısını zarar bakımından ispat yükünden kurtarır. Hal böyle olunca davacının iş sözleşmesindeki rekabet yasağı maddesine aykırı davrandığı ve bu madde uyarınca cezai şart miktarı olarak düzenlenen senet uyarınca borçlu olduğu, ancak Türk Borçlar Kanunu 182/son hükmünü de göz önünde bulundurmak suretiyle değerlendirme yapılması gerekmekte olup İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçe ile davacının borçlu olmadığının tespitine ve icra takibinin iptaline karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir." .... Hukuk Dairesi ... E. , ... K. Bu anlamda müvekkilin davalının rekabete aykırı davranışı sebebiyle bu zararın tazmini hakkı elbette saklıdır, ancak işbu davamızla talep olunan cezai şartın tazmini için zarar şartı aranmayıp işçinin ihlalde bulunması ve bir zarar ihtimalinin varlığı yeterli olarak görülmektedir. Bilindiği üzere, iş akdinin devamı süresince işçinin işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Buna karşılık, taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş akdine konulmasını veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. Doktrinde ve Yargıtay uygulamasında iş akdi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmeme borcu ancak böyle bir yükümlülük sözleşme ile kararlaştırıldığı takdirde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Yapılan rekabet yasağı sözleşmesine rağmen davalının iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki sürede, sözleşmede belirtilen coğrafi sınır dahilinde ve aynı sektörde iştigal eden rakip firmayı bizzat kurmak ve bu yönde faaliyetlerde bulunmak suretiyle rekabet yasağına aykırı davrandığı açıktır. Davalının müvekkil şirket bünyesinde almakta olduğu en son aylık brüt ücret tutarı ekte sunulu 2025/Ocak aynı bordrosundan(Ek-5) görüleceği üzere günlük brüt 1333,33 TL, aylık (x30) 39.999,9 TL olup; sözleşmede kararlaştırılan cezai şart tutarı toplam [12 x 39.999,9 TL] =479.998,8 TL'na tekabül etmektedir. Bu nedenlerle, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükmüne göre rekabet yasağının ihlalinden doğan cezai şart alacağının tahsili için arabuluculuk başvurusu yapılmış ise de; taraflar arasında bir anlaşma sağlanamadığından (Ek-6) işbu davanın ikamesi zarureti doğmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davamızın kabulüne, taraflar arasında karşılıklı olarak imza altına alınan rekabet yasağı sözleşmesinin ihlalinden doğan cezai şart alacağı olan 479.998,8 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticarî avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı müvekkile verilmesine; yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz." şeklinde talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; "Müvekkil, 16/09/2021 tarihli Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi ile davacı şirket nezdinde çalışmaya başlamıştır. Müvekkil ile davacı şirket arasında işçi- işveren ilişkisi bulunduğu hususu izahtan varestedir. Davacı şirket, davasını müvekkilin rekabet yasağını ihlalden kaynaklı tazminat talebine dayandırmaktadır. Buna göre görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi değil; iş mahkemesidir. Bu sebeple görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu bildirerek görev yönünden itirazda bulunma zorunluluğumuz doğmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. H D 2019/6 E. ve 2019/715 K. Ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. H. D. 2020/1715 E ve 2020/387 K. Hukuk Daireleri tarafından, söz konusu davaların iş mahkemelerinde görülmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir. Söz konusu kararlarda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 444 ila 447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı hükümlerinin, hizmet sözleşmesine bağlı iş ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu noktada, iş mahkemelerinin görev alanına giren iş sözleşmesinin (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (“İMK”) m.5) yürürlükte olması şart olmayıp, iş sözleşmesi sona erdikten sonra dahi iş mahkemelerinin söz konusu uyuşmazlıklarda görevli olacağı kabul edilmiştir. Bu kapsamda, rekabet yasağına dayalı cezai şart taleplerinin iş mahkemelerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşılmıştır. rekabet yasağı sözleşmesi genel işlem koşulu niteliğinde olup aleyhte maddeler geçersizdir. bu sebeple rekabet yasağı sözleşmesine itiraz ediyoruz. Müvekkile iş sözleşmesi imzalatılırken ayrıca rekabet yasağı sözleşmesi yapıldığı ve bunun sonuçları hakkında gerekli bilgilendirmeler yapılmamıştır. Davacı işveren şirket tarafından çalışanlarla yapılan iş sözleşmelerin incelenmesinden her çalışana iş sözleşmesine ek olarak rekabet yasağı sözleşmesinin de yapılıp yapılmadığı sorularak, başkaca benzer davalar açıp açmadıkları hususları gözetilerek yapılan rekabet yasağı sözleşmelerinin genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığı açıkça anlaşılacaktır. Müvekkil 2021 senesinde sadece bir iş sözleşmesi yapmıştır. Rekabet yasağı sözleşmesi, bu sözleşmenin kapsamı, sınırları ve sonuçları bakımından davacı işveren şirket tarafından aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmemiştir. Öyle ki müvekkilin elinde ne iş sözleşmesi ne de rekabet yasağına ilişkin bir sözleşme bulunmadığından, davacı şirketin talepleri sonrasında bu iş sözleşmeleri ve rekabet yasağı sözleşmeleri yukarıda bahsetmiş olduğumuz noter ihtarnamesi ile hem talep edilmiş hem de aleyhte tek taraflı olarak yazılan koşullara itiraz edilmiştir. Müvekkil ancak iş bu davanın açılması sonrasında dava dilekçesi ekinde rekabet yasağı sözleşmesini ve sonuçlarını görerek haberdar olmuştur. 22.07.2025 Tarihli ... yevmiye numaralı Bornova .... Noterliği ihtarnamesi'nde de belirtmiş olduğumuz üzere müvekkile bir nüshası verilmeyen, kapsam ve sınırları bildirilmeyen iş sözleşmesinde yer alan aleyhte maddeler genel işlem koşulu niteliğindedir ve geçerisiz olması gerekir. Nitekim BK. M. 20-21 uyarınca; "Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır." Belirtmiş olduğumuz mevzuat gereğince; müvekkil aleyhinde iş sözleşmesine tek taraflı olarak yazılan rekabet yasağı, fahiş cezai şart, fahiş tazminat ve Anayasa ile güvence altına alınmış olan çalışma hak ve özgürlüğünün ihlali niteliğinde olan hükümlerin geçersiz olduğu kanaatindeyiz. rekabet yasağı sözleşmesi içeriği müvekkilin anayasa ile güvence altına alınan çalışma hakkını engelleyecek nitelikte olduğundan geçersizdir. Rekabet yasağı sözleşmesine konu bakımından herhangi bir sınırlama getirilmemesi rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğu anlamına gelmektedir. Rekabet yasağı konu bakımından, işverenin tüm faaliyet alanı ile değil, işçinin işverene ait işyerinde yapmakta olduğu işle doğrudan ilgili, somut göreviyle sınırlı olacak şekilde sınırlandırılmalıdır. Davacı işveren şirket tarafından dosyaya sunulan iş sözleşmesinin 1. Sayfası 3.1. Maddesi incelendiğinde müvekkilin "saha satış" pozisyonunda çalışacağı öngörülmüştür. Oysa ki rekabet yasağı sözleşmesinde konu bakımından hiçbir sınırlama yapılmadığı, müvekkilin mesleğini herhangi bir şekilde yapmasının engellenmiş olduğu açıkça görülmektedir. Rekabet yasağının işin türü bakımından sınırlanması, işçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonra hangi faaliyetlerde bulunabileceğinin, hangi faaliyetlerde bulunamayacağının belirlenmesi açısından önemlidir. Rekabet yasağı, işverenin bütün faaliyet alanıyla değil, işçinin işletmede yaptığı somut göreviyle sınırlı olmalıdır. Rekabet yasağının konu itibariyle sınırlandırılmasının amacı işçinin öğrenmiş olduğu yegâne mesleğin kullanılamaması dolayısıyla işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşmesini önlemektir. Rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek nitelikte olup olmadığının belirlenmesinde, söz konusu yasağın işçinin gelecekte iş bulma olanağını olumsuz yönde etkileyip etkilememesi önem taşımaktadır. Bu bakımdan, işçinin eğitim durumu, iş deneyimi, ailevi durumu, sona ermiş olan iş ilişkisinin süresi, yaşı, iş kolu ilişkileri, iş piyasasının mevcut durumu ve işverenin hakkaniyete aykırılığı önlemek amacıyla işçiye taahhüt edeceği ekonomik edimler dikkate alınmalıdır. Müvekkilin bilgi birikimi, tecrübesi ve kariyeri bankacılık ve sigortacılık sektörü üzerine kuruludur. SGK hizmet döküm cetvelinin dosyaya celp edilmesi talebimiz bulunmaktadır. Son olarak 43 yaşında olan müvekkilin gerek iş deneyimi gerek aile durumu bakımından bu sektör dışında bambaşka bir iş yapmasının beklenmesi olağan hayat akışına aykırı ve ayrıca anayasa ile güvence altına alınan çalışma hak ve özgürlüğünün ihlali niteliğindedir. Davacı işveren şirket tarafından dava dilekçesi ekinde sunulan Rekabet Yasağı başlıklı 2.1. Numaralı madde müvekkilin davacı işveren şirketle iş ilişkisi hangi sebeple sonlanırsa sonlansın Aydın ve İzmir il sınırları içerisinde doğrudan ve dolaylı olarak kendi nam ve hesabına yahut herhangi bir kişi, firma vs. ile çalışan olarak dahi iş ilişkisi kurulmayacağını düzenleyerek müvekkilin tüm çalışma hayatını sonlandırmasını isteyecek kapsamda geniş, kabulü mümkün olmayan bir madde öngörmüştür. Bu maddenin kabulü müvekkilin hiçbir işte çalışmaması anlamına gelmektedir. Müvekkil 43 yaşında, bekar, 2 çocuk annesidir. Çocuklarının geleceğinden ve bakımından bizzat sorumludur. Müvekkilin mesleki bilgi birikimini kullanmadan para kazanabilmesi ve çocuklarına bakabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla davacı işveren şirket tarafından "hiçbir şekilde hiçbir yerde çalışmama" şeklinde tek taraflı olarak düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğu kanaatindeyiz. Müvekkil 2 çocuk annesi olup, çocukları ile İzmir ilinde kurmuş olduğu bir yaşamı bulunmaktadır. Başkaca bir şehre taşınarak orada hayat kurması mümkün değildir. Bu sebeple, pek tabii bilgi birikimi ve tecrübesini kullanarak çalışma hayatını İzmir ilinde devam ettirmek zorundadır. Bu sebeple müvekkilin İzmir ili haricinde herhangi bir yerde iş bulup çalışmasının beklenmesi gerek çalışma özgürlüğüne gerek özel hayata müdahale niteliğindedir. Çalışma hayatını tamamen engelleyecek hükümlerin tarafımızca kabul edilebilmesi mümkün değildir. rekabet yasağı sözleşmesinde son brüt maaşın 12 katı tutarında tazminat öngörülmesi hakkaniyete aykırıdır. fahiş tazminat talebinin müvekkil tarafından karşılanması mümkün değildir. Davacı işveren şirket tarafından tek taraflı olarak hazırlanan rekabet yasağı sözleşmesini kabul etmediğimizi, rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğunu tekrarla; davacı işveren şirket tarafından rekabet yasağının ihlal edildiği, müvekkilin şirketi ile davacı işveren şirketin rekabet halinde olduğu hususu ispat edilememiştir. Nitekim her iki şirketin de ... şirketi bünyesinde hizmet vermiş olduğunu yukarıda izah etmiştik. Rekabet yasağının ihlal edildiğini kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacı işveren tarafından rekabet yasağını ihlalden ne gibi bir maddi zarar doğduğu hususları da dosya kapsamında belirsizdir ve ispat edilememiştir. Bu kapsamda, davacı işverenin mevcut mal varlığı ile ihlal söz konusu olmasaydı mal varlığının olası hali arasındaki fark bakımından dosya kapsamında somut bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu bakımından müvekkilin bir tazminattan sorumlu olması beklenemez ve davacı işveren şirketin rekabet yasağını ihlalden doğan tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir. Rekabet yasağının ihlal edildiğini ve cezai şartları da kabul anlamına gelmemek kaydıyla; işverenin zararını ispatlayamadığı durumlarda, fahiş miktarda belirlenen cezai şartlar hakim tutarından önemli ölçüde düşürülmesi gerektiği kanaatindeyiz. Rekabet yasağı sözleşmesi incelendiğinde işveren tarafından tek taraflı olarak son alınan brüt maaşın 12 katı tutarında rekabet yasağını ihlalden kaynaklı tazminat olarak yazıldığı görülmektedir. Sözleşmede belirlenen cezai şartın hakkaniyete uygun olmayacak kadar yüksektir. Müvekkilin bu tutarda fahiş bir tazminatı ödemesi mümkün değildir. Sayın mahkemece, taraflar arasında ciddi bir ekonomik dengesizlik bulunduğunu hususunun gözetilmesi talebimiz bulunmaktadır. Müvekkil, kendi nam ve hesabına çalışmaya gayret eden, sınırlı bütçesi ve kendi imkanları dahilinde hareket ederken; davacı işveren şirket sektörde senelerdir hizmet veren minimum 9-10 tane çalışanı olduğu bilinen bir şirkettir. Müvekkilin ekonomik durumu ile davacı işverenin ve şirketinin aynı ekonomik güçte kabul edilmesi olağan hayat akışına aykırıdır. Bu sebeple herhangi bir tazminat talebinin kabulü anlamına gelmemek kaydıyla; fahiş tazminat, cezai şart gibi taleplerin hakimin takdir yetkisi kapsamında sınırlandırılması ve indirilmesi talebimiz bulunmaktadır. müvekkil ile davacı şirket yetkilileri anlaşarak ve iyiniyetli olarak iş akdini karşılıklı sonlandırmıştır. Müvekkil, 43 yaşında, bekar, 2 çocuk annesi olarak herhangi bir destek ve nafaka almadan henüz eğitim çağında olan 2 çocuğuna bakmaktadır. Bu sebeple de belli bir kazanç elde etme zorunluluğu vardır. Müvekkil, davacı şirkete uzunca süre hizmet vermiş ve davacı şirket bünyesinde bir kariyer inşa etmiştir. Ancak emeklerinin karşılığı kendisine tam olarak verilmediği için maaşının yükseltilmesi yönünde taleplerini sıklıkla dile getirmiş, bu talepleri yerine getirilmemiştir. Bunun üzerinde de müvekkil ile dava dilekçesinde adı geçen diğer çalışan ... ile birlikte kendi işlerini ayrıca yapacaklarını belirterek ve davacı şirket yetkilileri ile el sıkışarak ayrılmışlardır. Şirket tarafından bu durum desteklenmiş ve hatta davacı şirket yetkilileri kendi muhasebecileri de olan ... ile müvekkillerin çalışabileceklerini, bu süreçte herhangi bir problem olmadığını ve süreçte müvekkillere destek olacaklarını belirtmişlerdir. Müvekkil de bu durumdan hiçbir şüphe duymamış, iyiniyetle ve uzlaşı yoluyla yıllardır çalışmış olduğu davacı şirketten ayrılmanın ferahlığı ile ... ile birlikte kendi işlerini kurmaya başlamıştır. Nihayetinde ... Şirketini kurmuşlardır. Ayrıca bu süreçte davacı şirketin destekleri ve önerisi ile davacı şirketin muhasebecisi olan ... ile çalışmaya başlamışlardır. Müvekkilin şirketi kurmasından kısa bir süre sonra davacı şirket yetkilileri her şeyden habersizmiş gibi mesnetsiz iddialarla maddi taleplerde bulunmaya başlamış ve arabuluculuk başvurusu yapmıştır. Müvekkil de böyle bir başvurunun hangi sebebe dayandığını öğrenmek amacıyla 22.07.2025 Tarihli ... yevmiye numaralı Bornova ... Noterliği ihtarnamesi ile "işe girerken iş sözleşmesinin bir nüshasının verilmediği, iş sözleşmesinde genel işlem koşulu niteliğinde tek taraflı olarak davacı şirket tarafından yazılan aleyhte maddelerin kabul edilmediği ve geçersiz sayılması gerektiğini" ihtaren bildirmiştir. müvekkilin şirketi olan ... sigorta ve aracılık hizmetleri limited şirketi ile davacı şirket olan teona sigorta aracılık hizmetleri ltd. şti. rekabet halinde olmayıp her iki şirkette ... A.Ş.'nin acentesidir. Müvekkil, kariyerini bankacılık ve sigortacılık üzerine inşa etmiş ve yıllarca sadece bu sektörde çalışmıştır. Bilgi birikimi, tecrübeleri gereğince de bu sektörlerde çalışmaya devam etmesi son derece olağandır. Nitekim 43 yaşından sonra müvekkilin başkaca bir meslek edinme olasılığı bulunmayacağı, müvekkilin gerek kendi adına gerek başkaca bir yerde bankacılık - sigortacılık sektöründe çalışmaya devam edeceği hususu hiçbir şüpheye yer vermeyecek derecede somuttur. Bu sebeple müvekkilin bankacılık- sigortacılık sektöründe çalışma devam etmesi davacı şirket bakımından sürpriz veya bilinmeyen bir gelişme değildir. Müvekkilin kendi şirketini kuracağı ve ... ile çalışacağı davacı şirket tarafından bilinmektedir. ... şirketi, müvekkilin şirketine acentelik vereceği konusunda davacı şirketi bilgilendirmiş ve müvekkile acentelik verme hususunda onaylarını da almıştır. Bu hususta ... AŞ. 'YE müzekkere yazılarak bu hususlarda bilgi ve belgelerin toplanması talebimiz bulunmaktadır. Hem müvekkilin şirketi hem de davacı şirket ... şirketinin acentesi olup; aralarında rekabet olması mümkün değildir. Nitekim her iki şirkette ... ile yapmış olduğu sözleşme gereğince kurallara uygun hareket etme yükümlülüğü altındadır ve ... için çalışmaktadır. Dolayısıyla müvekkilin, davacı şirket nezdinde bulunan müşteri portföyünü kendi çıkarları doğrultusunda kullanması ... aleyhinde işlemler yapması mümkün değildir. Davacı şirketin dava dilekçesinde iddiaları oldukça soyuttur. İddialarını destekleyecek somut delil, bilgi ve belge bulunmamaktadır. İzmir ilinde ... şirketine hizmet veren tam 27 tane acente bulunmaktadır. ... acentesi olarak çalışan her şirket aslında rekabet etmemektedir ve ... şirketine hizmet vermektedir. ... şirketi de kendisine acentelik hizmeti verecek olan her acente ile ayrıca sözleşme yapmaktadır ve sözleşmelerinde açıkça müşteri mülkiyeti kavramı olmadığını, her acentenin poliçe ve sözleşme yaparken başka acentelerin müşterileri ile de sözleşme ve poliçe yapılabileceğini belirtmektedir. Bu sebeple davacı şirketin bu hususta soyut iddialarına itibar edilmemesi gerektiği kanaatindeyiz. İzah edilen sebepler neticesinde; davanın reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine, karar verilmesini saygılarımızla vekaleten talep ederiz." şeklinde talep etmiştir.
Dava, iş sözleşmesi bünyesinde düzenlenen rekabet yasağına aykırılık nedeniyle cezai şart alacağı istemine ilişkindir.
Davacı, davalı ile aralarında imzalanan 16.09.2021 tarihli hizmet sözleşmesi gereğince, davalının davacı şirkette saha satış elemanı olarak çalışmakta iken, kendi isteğiyle 10.01.2025 tarihinde istifa ederek işten ayrıldığını, akabinde, davalının davacı şirket ile aynı iş kolunda yeni bir şirket kurarak hissedar olduğunu, rekabet yasağı kaydını ihlal nedeniyle, cezai şart alacağının doğduğunu iddia ederek cezai şart alacağın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davacıya yeni şirket kurulacağı için işten ayrılacağının beyan edildiğinin, cezai şarta ilişkin sözleşmenin genel işlem şartlarına aykırılık taşıdığını savunarak davanın reddini talep etmektedir.
Olaya uygulanması gereken TBK.'nın 445/1.maddesi uyarınca, "Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğine hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde, yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz".
Aynı maddenin 2.fıkrasına göre ise "Hakim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve iş verenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir". TBK.'nın 445.maddesinde düzenlenen geçersizlik hali özel norm niteliğinde olup kesin hükümsüzlük olarak değerlendirilemez. Hakimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali olduğunun kabulü gerekir (Yargıtay 11.H.D.'nin 2015/12450 E - 2016/6672 K.sayılı, 16.06.2016 tarihli kararı).
Türk Borçlar Kanunu'nun 444. maddesi gereğince. "Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir." Buna göre, rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması yeterlidir. (Yargıtay 11. H.D. 2017/6591 Karar)
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davalı işçi davacıya ait işyerinde saha satış elamanı olarak çalışmakta iken 10.01.2025 tarihli istifa sonucu işten ayrıldığı, akabinde istifa ile aynı tarihte ilan edilerek kurulan dava dışı ... ŞTİ. Firmasında kurucu ortak olduğu, davalının kurucu ortak olduğu şirket ile davacının aynı konuda ve yerde (İzmir) faaliyet gösterdiği ihtilafsızdır. Rekabet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için coğrafi sınırlama yapılması zorunlu olmakla birlikte eğer sınırlama yapılmamışsa coğrafi sınır tüm Türkiye'dir. Dava konusu sözleşmede coğrafi sınırın kapsamı, İzmir ve Aydın ilini, sürenin ise 2 yılı kapsadığı, davalının, İzmir' de davacı iş yerinde çalışırken, rekabet yasağı sözleşmesini imzaladığına göre, rekabet yasağı hükmünün İzmir ili için geçerli olduğunun ve işten ayrılma tarihi itibari ile yeni şirketin kurulduğu görülmekle yer ve zaman sınır bakımından sözleşmede değişiklik yapılmasını gerektirir bir durumun bulunmadığının kabulü gerekir.
Davalı İzmir' deki çalışması için rekabet etmeme taahhüdünde bulunduğuna ve işten ayrıldıktan sonra da aynı ilde aynı faaliyet kolunda yeni bir şirket kurduğuna göre, rekabet yasağı hükmünün geçersiz olduğunun ileri sürülmesi aynı zamanda TMK.'nın 2.maddesine de aykırıdır. Her ne kadar davalı vekili, tanık bildirmek için mehil talep etmiş ise de, bildirilecek tanıkların rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin bilgi verilmeden ve aydınlatılma yükümlülüğü yerine getirilmeden imzalatıldığına ilişkin dinletilmek istendiği beyan edilmiş olup, TBK' nun 444. Maddesinde yer alan rekabet etmeme yükümlülüğünün geçerlilik şartları arasında aydınlatma yükümlülüğü yer almadığından (bakınız, YHGK' nun 2024/11-568 E., 2025/526K. Sayılı ilamı) tanıkların dinlenmelerine gerek görülmemiştir. Ayrıca davalı vekili sözleşmede yer alan imzanın müvekkiline ait olmadığını ön inceleme celsesinden sonra savunmuş ise de, basit yargılamaya tabi eldeki ihtilafta savunmanın genişletilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesi ile başlayacağından, cevap dilekçesinde imza inkarının bulunmadığı ve davacı vekilinin inkara yönelik savunmaya muvafakat etmediğini beyan ettiği nazara alındığında imza incelemesi yönünde ayrıca bir araştırma yapılmasına gerek görülmemiştir.
Diğer yandan, davalı işçinin davacının iş yerinde saha satış elamanı olarak çalıştığı dönemde, davacının müşterilerini bilebilecek konumunda olduğu, davalının kurucusu olduğu dava dışı şirket ile davacı şirketin faaliyet konularının aynı olması nedeniyle de davalı işçinin davacı bünyesinde iken yaptığı işinin benzerini dava dışı şirket iş yerinde de yapacağı, davacı ile davalının kurucusu olduğu şirketin aynı ilde aynı alanda benzer faaliyet yaptığından, her iki şirketin de ortak müşteri portföyüne sahip olabileceği, bu itibarla gerek davacı iş yerinde edinmiş olduğu iş deneyimine, gerekse ortak müşteri portföyü ve benzer ürün isim ve içerik bilgilerine sahip olan davalı işçinin, davacı şirketin gizli bilgilerine sahip olarak, ekonomik alanda davacı şirketi önemli ölçüde zarar yönünde etkileyebileceği sonuç ve kanaati hasıl olmakla somut olayda davalı işçinin rekabet yasağını ihlal ettiğinden davacının cezai şart talebi yerindedir (Yargıtay 11. H.D.'nin 2015/8396 E. - 2016/3470 K. sayılı, 30.03.2016 tarihli kararı).
Davacının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK.'nın 182/son maddesi uyarınca; hakim, fahiş bulduğu cezai şartı resen terkin edebilir. Davaya konu olayda, davalının rekabet yasağını ihlal etmesi halinde son bürüt maaşının 12 katı cezai şart olarak kararlaştırılmıştır. Ne var ki, sözleşme hükmü, dosya kapsamı, davalı işçinin davacı nezdinde çalıştığı süre, 10 günlük çalışma içeren ocak ayı itibari ile bürüt maaşı, ekonomik durumu ve davacı işverenin rekabet yasağı karşılığında herhangi bir yükümlülük altına girmemiş olması gibi olgular hep birlikte dikkate alındığında, cezai şarttan %25 oranında inidirim yapılması uygun olacağı kanaatine varılmıştır.
Davacının, TBK'nın 182/2. maddesi uyarınca, tenkis edilen cezai şart tutarını önceden takdir ve tespit etmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, sözleşme ile belirlenen cezai şartın tahsilini talep hakkına sahip davacının, açtığı dava neticesinde cezai şartın dairemizce fahiş görülerek tenkisi nedeniyle, tenkis edilen miktardan dolayı davalı yararına vekalet ücretine hükmedilemeyeceği açıktır. Diğer bir ifadeyle, hakimin takdir hakkını kullanarak TBK'nın 182/son maddesini uygulamak suretiyle yapmış olduğu indirim miktarı vekalet ücretinin hesabında dikkate alınamayacağından, reddolunan kısım üzerinden davalı lehine karşı vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmeyerek hüküm kurulması gerekecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/18-421 Esas, 2009/526 Karar sayılı 18/11/2009 günlü içtihadı).
HÜKÜM:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; 359.999,10 TL'nin dava tarihi olan 30/07/2025 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
2-Alınması gereken 24.591,53 TL karar ve ilam harcının yatan 8.197,18 TL peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 16.394,35 TL' nin davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
3-Yargılama sırasında davacı tarafından yatırılan ve harcanan 8.197,18 TL peşin harç, 615,40 TL başvurma harcı ile 277,90 TL posta ve diğer giderler olmak üzere toplam 9.090,48 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan A.A.Ü.T. uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 57.599,86 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
5-Davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-6325 sayılı HUAK uyarınca, suçüstü ödeneğinden karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk giderinin davalıdan alınarak Hazine' ye irat kaydına,
7-Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek ve 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana iadesine,
Dair, taraf vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesine hitaben mahkememize verilecek istinaf dilekçesi ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
05/02/2026
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı