İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/65 E. 2025/325 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/65
Karar No
2025/325
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/65 KARAR NO : 2025/325

DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 12/09/2014 KARAR TARİHİ : 09/04/2025 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 14/04/2025

Davacı ve 82 arkadaşı vekilinin davalılar ...... A.Ş., ..... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Tic. A.Ş. ve ...... aleyhine 25/05/2007 tarihinde açtığı işbu “Davalıların şirket hisse senedi devri yapamayacağının, hukuka uygun şirket ortaklığı ilişkisi kurulmadığının ve şirket ortağı olunmadığının tespitlerine ve müvekkilinin davalılara verdiği paradan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 5.000,00 TL nın ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesi hakkındaki alacak davası” İstanbul ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... Esas sırasına kaydedilmekle, yapılan yargılama sonunda İstanbul ...... Asliye Ticaret Mahkemesinin 01/06/2009 tarih ve ..... Esas ..... Karar sayılı kararı ile “Davalı ...... hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalı ..... A.Ş. hakkındaki davanın tefriki ile hakkındaki dava dilekçesinin yetki yönünden reddi ile dosyanın yetkili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, diğer davalı ...... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Tic. A.Ş. hakkındaki davanın da yine tefriki ile hakkındaki dava dilekçesinin yetki yönünden reddi ile dosyanın yetkili Konya Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine” karar verildiği, kararı davacı ve 82 arkadaşı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay ...... Hukuk Dairesinin 20/06/2011 tarih ve ..... Esas ..... Karar sayılı kararı ile özetle “Tüm davacıların davalarının ayrı ayrı tefrikinden sonra tüm davalıların durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekir” gerekçesi ile tüm taraflar yönünden karar bozulmakla, bozma ilamı ve bu ara asliye ticaret mahkemelerinin 15/09/2014 tarihinde tek hakimli olarak yapılandırılması üzerine dava dosyası İstanbul ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... Esas sırasına kaydedilmekle, yapılan yargılama sonunda İstanbul ...... Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/12/2011 tarih ve ...... Esas ..... Karar sayılı kararı ile “Bakırköy ilçesinde ticaret mahkemelerinin faaliyete geçmesi nedeni ile tüm taraflar hakkındaki dava dosyasının Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine (devrine)” karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dava dosyası Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... Esas sırasına kaydedilmekle, yapılan yargılama sonunda Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/07/2012 tarih ve ..... Esas sayılı ara kararı ile toplam 83 davacıdan davacılardan ..... isimli 6 davacı hariç olmak üzere diğer 77 davacının davalarının tefriklerine karar verildiği, yine sözü geçen Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesinin 04/06/2013 tarih ve ..... Esas sayılı ara kararı ile de dosyada davacı olarak kalan adları geçen 6 davacıdan ...... hariç diğer 5 davacının davalarının tefriklerine karar verildiği, böylelikle 83 davacıdan 82 ’sinin davasının tefrik edildikleri, sözü geçen Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...... Esas dosyasında sadece davacı ..... ’ın davasının kaldığı, diğer 82 davacının davalarının Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... Esas dosyasından tefrik edildikleri, bu arada tefrikin yapıldığı asıl dosyanın mahkeme kurulması ve devir nedeniyle Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... esasından görülmeye devam edildiği, davacı Nakiye Ödemiş hakkındaki iş bu davanın tefrik sonrası, Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... esasına kaydedildiği ve en son Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin (Mahkememizin) ...... Esas sırasına devredilmesi üzerine mahkememizce yapılan açık yargılama sonunda; DAVA; Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan iş bu davanın dava dilekçesinde özetle: müvekkili davacı tarafın yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı tarafa 98.595,00 DM miktarında para verdiğini, para yatırma makbuzu geri alınarak daha sonra yerine düzenlenen ortaklık durum belgesi adlı belge ile 98.595,00 DM parasının olduğunun bildirildiğini, davalıların müteselsilen sorumlu olduklarını, müvekkilinin davacı tarafa yatırdığı para karşılığı belge verildiğini, bu parasının müvekkiline iadesinin gerektiğini ancak müvekkili davacı tarafın verdiği paraları geri istemesine rağmen davalı tarafça müvekkili davacı tarafın parasının iade edilmediğini, davalı tarafın Bankacılık Kanunu 'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK 'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket veya şirketlerin yöneticilerinin vs. cürüm işlemek amacıyla çete oluşturmak vs. suçlarından değişik ceza dava dosyalarında yargılandıklarını, birçok devlet kuruluşunca davalı tarafın denetlendiğini ve denetlemelere ilişkin birçok rapor düzenlendiğini, davalı şirket veya şirketlerin ticari defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığından bahisle diğer davalı gerçek kişi ...... 'ın da şirket veya şirketlerin yöneticilerinden olması nedeniyle müvekkili davacı tarafı zarara uğrattıklarından ve müvekkili davacı tarafa karşı sorumlu olduklarından da bahisle müvekkili davacı taraf ile davalı taraf arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve ayrıca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalı tarafa verilen paranın kalanından şimdilik 5.000,00 TL sının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP; Davalı ..... Holding Anonim Şirketi Ve ..... İnşaat Tarım Ve Sanayi İşletmeleri Tic A.Ş. vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle: davacı tarafın ..... Holding A.Ş. 'nin pay defterinde kayıtlı ortak olduğunu, TTK 417. maddesi gereğince şirket pay defterinde kayıtlı hisse senedi sahibi olması nedeniyle davacı tarafın şirket ortağı sıfatını kazandığını, TTK nun 329 ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin mümkün olmadığı gibi şirketin de kendi paylarını temellük etmesinin (edinmesinin) de mümkün olmadığını, davacı tarafın şirket ortağı olduğuna dair elinde halen varsa hamiline hisse senetlerini üçüncü şahıslara devretme hakkının olduğunu, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddianın gerçek olmadığını, bu iddianın bağlayıcı yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini, müvekkili şirket veya şirketlerin davacı taraftan para almadığını, davacı tarafın dayandığı belge veya belgelerdeki imzaların müvekkili şirketle veya şirketlerle hiç bir ilgisinin olmadığını, belge veya belgelerdeki imza veya imzaların müvekkili şirket veya şirketlerin yetkililerine ait olmadığını, belge veya belgelerin içeriğini kabul etmediklerini, bu belge veya belgelerde dahi şirket hisse senedi alındığının yazılı olduğunu, bu belge veya belgelerin delil değerinin olmadığını, davacı tarafın hata veya hileye maruz kaldığı ile ilgili talep ve beyanlarının Borçlar Kanununun 31. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle dinlenemeyeceğini, kaldı ki müvekkili şirketin veya şirketlerin davacı tarafa yönelik hata veya hile olgusu içerir bir davranışının olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her hangi bir para vermediğini, sunulan delillere göre davacı tarafın şirket paylarını üçüncü kişilerden edindiğini, davacı tarafın iyi niyet kurallarına aykırı davranarak işbu davayı açtığını, davacı tarafın üçüncü kişilerden aldığı şirket hisseleri nedeniyle şirketin kâr ve zararına ortak olduğunu, iyi niyet kurallarına aykırı davranamayacağını, ayrıca Borçlar Kanununun 126. maddesi gereğince şirket ile ortaklar arasındaki davaların 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğunu, varsa davacı tarafın dayandığı belgelerde geçen düzenleme tarihinden veyahut bir an için iddianın doğruluğu halinde bile iddiaya konu paranın verildiği tarihten dava tarihine kadar zaman aşımı süresinin geçtiğini, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili Borçlar Kanununun 66. maddesindeki bir yıllık ve on yıllık zaman aşımı sürelerinin de geçtiğini, yine haksız fiiller ile ilgili zaman aşımı süresinin dahi geçtiğini, davacı tarafın iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, kaldı ki müvekkili şirketten veya şirketlerden döviz olarak para istenemeyeceği gibi faiz de istenemeyeceğini, davacı tarafın tüm iddia ve taleplerinin hak düşürücü süre ve zaman aşımına uğradığından bahisle davanın öncelikle hak düşürücü süre veya zaman aşımı yönlerinden bunlar olmadığında esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP; Davalı ...... vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle: davalı şirket adına verilen cevap dilekçesindeki hususları tekrarla davalı şirketin veya şirketlerin eski ve/veya halen yöneticisi olan gerçek kişi müvekkili veya müvekkillerinin, şirket yöneticisinin sorumluluğu kuralı gereğince herhangi bir sorumluluklarının olmadığını ve davacı tarafın tüm iddia ve taleplerinin hak düşürücü süre ve zaman aşımına uğradığından bahisle davanın öncelikle hak düşürücü süre veya zaman aşımı yönlerinden bunlar olmadığında esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir. Mahkememizden verilen 21/04/2021 tarih ve ...... Esas ..... sayılı kararı Anayasa Mahkemesinin 28/11/2024 tarihli ve ..... sayılı kararı gereğince dava mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapılmıştır. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 28.05.2010 tarih 7573 sayılı nüshasının 209. sayfasına göre davalı ..... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş. nin ünvanının ..... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. olarak değiştirildiği ve yine Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 17/07/2012 tarih ve .... sayılı nüshasının ..... sayfalarına göre de yeni ünvanı ile davalı ..... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. nin ..... Holding A.Ş. nin bünyesine girerek ..... Holding A.Ş. ne devredilmesi suretiyle birleştirilmiştir. Davacı vekili 28/01/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile; 5.000-TL harca esas değer ile kısmi dava olarak açılmış olup asıl alacağın 98.595-DM karşılığı 50.410,82 Euro olduğunu, davayı talep konusu alacak bakımından ıslah ettiklerini beyanla ıslah harcını da yatırmıştır. Mahkememizce 21/04/2021 tarihinde " 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'nun 41. maddesinde 25.03.1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31.12.2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 06.12.2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29.06.1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13.01.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birici fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. " gerekçesiyle açılan davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, mahkememizce verilen karar Yargıtay ...... Hukuk Dairesi'nin 26/09/2022 tarih, ..... Esas, ..... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Dava konusu uyuşmazlığa uygulanan 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi Anayasa Mahkemesinin 18.05.2023 tarihli ve ..... E. ..... K. sayılı iptal kararı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Davacının Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuru üzerine, davacının davası hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş, Anayasa Mahkemesi tarafından bu kararın mahkememize gönderilmesi üzerine dosya mahkememizin işbu esasına kaydedilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporlarında, dava dosyası ve ekleri içerisinde yer alan belgeler ile davalı şirketlere ilişkin TBMM ve SPK Raporlarında davalı şirketlerin ortaklık vaadiyle halktan para topladıkları, özellikle yurt dışında bu amaçla bazı kişileri temsilci olarak görevlendirdikleri, bazı kişilere bu amaçla yetki belgesi verdikleri ve bu şekilde toplanan paraları Türkiye’ye getirdikleri yönünde tespitlere yer verildiği, dava konusu uyuşmazlık açısından bakıldığında davacı tarafından kendisinden tahsil edildiği belirtilen miktara ilişkin davalı şirketlerin ticari defterlerinde herhangi bir kayda rastlanmadığı, ancak davalı şirketler tarafmdan SPK'ya gönderildiği belirtilen CD'ler içerisinde davalı şirketler tarafmdan davacının hisse senetlerini devraldığı ileri sürülen ......’den bir miktar paranın tahsil edildiğine ilişkin kayıtlara yer verildiği, davacı ......’ in ..... HOLDİNG A.Ş. de yer alan hissesi ile ilgili yapılan tespit ve hesaplamalara göre; Davacı ......' in borsaya kote ettirilen 1.260 adet ..... A.Ş. hisse senedinin dava tarihi olan 28.05.2007 tarihi itibari ile(davalı şirketin borsada işlem görmeye başlama tarihi 23.11.2012 itibariyle borsa değeri (kapanış fiyatı):8,16 TL olduğu, 1.260 adet hisse 2.520 payı temsil ettiği, 2.520 pay x 8,16 TL = 20.563,20 TL olduğu, davacı ....' nin borsaya kote ettirilen 1.260 adet ..... A.Ş. hisse senedinin kaydileştirme tarihi olan 26.06.2013 tarihi itibari ile borsa değeri(kapanış fiyatı): 8,00 TL olduğu, 1.260 adet hisse 2.520 payı temsil ettiği, 2.520 pay x 8,00 TL = 20.160,00 TL olduğu, davacının murisi ..... HOLDİNG A.Ş. de yer alan hissesi ile ilgili yapılan tespit ve hesaplamalara göre; Davacının murisi .....’ in SPK Ek1a listesinde görünen ..... Holding A.Ş.5 ye yatırmış olduğu 50.400 EUR' nun DM karşılığı 98.573,83 DM olduğu,. 50.400 EUR’ un dava tarihi itibariyle TL karşılığının 90.362,16 TL olduğu, (50.400 EUR X 1,7929 TL) (1 EUR = 1,7929 TL) yönünde kanaat bildirilmiştir. Yapılan yargılama,toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin tespit edilmesi gerekir. Hile, Bir kimseyi bir irade beyanında bulunmaya özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için kasten hatalı bir kanaat uyandırma veya zaten mevcut olan bir hatalı kanaati koruma ve sürdürme fiiline denir. Hile neticesinde hile yapan kişi karşı tarafta bir saik hatasının oluşmasına sebep olmaktadır. Hile durumunda kural olarak sözleşme görüşmelerinden sorumluluk hali söz konusu olur. Zira sözleşmenin taraflarından birisi özen ve karşı tarafı aydınlatma yükümlülüğünü kasten ihlal etmektedir. Hile fiili aynı zamanda haksız fiil de oluşturur.Davacı taraf davalılar tarafından istenildiği an paranın geri verileceği ve her yıl yüksek kar payı (faiz, getiri vb.) elde edileceği vaatleriyle kendisinden bir miktar paranın tahsil edildiğini ileri sürmektedir. Zira hisse senedi satımı sırasında gerçeğe aykırı beyan ve vaatlerde bulunulması hile teşkil eder. Davacı tarafın hile iddiasıyla ilgili olarak TBMM Raporu ve SPK Raporlarında da çeşitli tespitlere yer verilmiştir. Bu raporların pek çoğunda davalı ...... Holding AŞ (ve ..... İnşaat AŞ)’nin ortaklık vaadiyle halktan para topladıkları, para toplama faaliyetleri sırasında ortaklık payı karşılığında ödedikleri miktarın her zaman geri alabilecekleri ve şirketin faaliyet sonuçlarından bağımsız kar payı ödeneceği taahhütlerinde bulunulduğu tespitlerine yer verilmiştir. YARGITAY ..... Hukuk Dairesinin ..... Esas,..... karar sayılı ilamında da açıkça öngörüldüğü üzere; Hile nedeniyle sözleşmenin geçersiz sayılabilmesi için kişide aldatma kastının bulunması gerekir. Buna göre kişinin ileri sürdüğü ya da açıklanan zorunluluğu bulunmadığı halde susmuş olduğu nitelikler, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etme veya sözleşme düşüncesini pekiştirme amacıyla ortaya konulmuş olmaktadır. Kişi bu eylem ve davranışlarda bulunmasaydı diğer tarafın bu sözleşmeyi yapmayacağı bilinç ve düşüncesinde olmalıdır. Aldatma kastında, kişiyi gerçek dışı eylem ve davranışlarda bulunmak suretiyle sözleşme yapmaya ikna etme düşüncesi vardır. Bir başka ifadeyle, sözleşmenin yapılması ile aldatma eylemi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Hileye uğrayan kişinin iradesi sakatlanmıştır. Bu nedenle sözleşmeyi iptal etme hakkına sahiptir. Sözleşmenin iptali halinde tarafların aldıklarını iade yükümlülüğü doğacaktır. Dolayısıyla davacıda aldatma kasdıyla davalıların haksız fiilde bulundukları anlaşılmaktadır. Yine davacı , davalı ile arasında ORTAKLIK ilişkisinin bulunmadığını iddia etmiştir. YARGITAY ..... Hukuk Dairesinin ...... Esas, ..... karar sayılı ilamında, ..... Esas, .... Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; “....... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı” anlaşılmıştır. Buna göre hisse senetleri geçersiz olup hiçbir değer taşımayacağından ortaklığa dayanak alınamayacağı gibi nominal değer atfedilerek düşüm yapılmamıştır. Genel bir ilke olarak MK m.6’ya göre; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Dolayısıyla bir davada ispat yükü kural olarak davacıya aittir. Bu nedenle huzurdaki davada, öncelikle davacının iddialarını ispat etmesi gerekmektedir. Çünkü ispat edilmemiş bir vakıa ile mevcut olmayan bir vakıa eş değerdedir. Huzurdaki davada davacı kendisinden bir miktar para tahsil edildiğini ve bu paranın geri alınabileceği vaadiyle tahsil edildiğini iddia etmektedir. Dolayısıyla davacı söz konusu bedeli davalıya (bir diğer ifadeyle) verdiğini ileri sürmektedir. Bu çerçevede belli bir meblağın üzerindeki hukuki işlemlerin mutlaka senetle ispat edilmesi gerekir. Dava konusu olayda taraflar arasında varlığı iddia edilen alacak miktarı değerlendirildiğinde sözleşmenin varlığı ya senetle ispatlanmalı ya da tarafların ikisi de sözleşmenin varlığını kabul etmelidir. Senet, bir kimseye ait irade beyanını içeren yazılı belgedir. Nitekim 6100 sayılı HMK m.200’e göre; “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.” Davalı şirketler tarafından SPK’ya gönderilen 09.02.2005 tarihli yazı ekinde yer alan CD’ler içerisinde de davacıya ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Davalı taraf söz konusu CD’lerde yer alan bilgilerin ortaklar arasındaki hisse değişimini gösterdiğini ileri sürmektedir. Davalının bu beyanları söz konusu CD’lerin içeriğinin davalı şirket tarafından kabul edildiği anlamına gelmektedir. Zira davalı şirket CD’lerin içeriğini inkâr etmemektedir. Söz konusu CD’lerin davalı şirketler tarafından hazırlandığı sabittir. Taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. SPK tarafından Konya ..... Asliye Ticaret Mahkemesi’ne hitaben yazılan 10.02.2014 tarihli yazı ve ekinde yapılan incelemelerde SPK tarafından davalı şirket yöneticilerinden ortaklar arasında yapılan pay değişimlerine ilişkin bir bilginin talep edilmediği, aksine davalı şirketlerden davalı şirketlerin "kuruluşlarından itibaren ortaklarından tahsil veya ortaklarına tediye eden tutarlara ilişkin liste"nin talep edildiği tespit edilmiştir. Ayrıca SPK tarafından gönderilen ilgili yazıda dava konusu CD'lerde yer alan kayıtların davalı şirketlerin ortaklık yapısı ve davalı şirketlerin ortaklarından yaptıkları tahsilatları gösterdiği, söz konusu CD'lerde ortakların hisse değişimi sırasında birbirlerine ödedikleri tutarlara ilişkin bir açıklık bulunmadığı (s.3) tespitlerine yer verilmiştir. Davalı şirketler tarafından bu kapsamda hazırlanan bilgilerin 4 adet CD'ye kaydedilerek 06.06.2005 tarihinde düzenlenen tutanak ekinde SPK uzmanlarına tevdi edildiği bildirilmiştir. Söz konusu yazıya göre SPK'ya teslim edilen CD'ler içerisinde 21 adet excell dosyası yer almakta olup dava konusu CD'ler söz konusu excell dosyalarından sadece 4 tanesi esas alınarak oluşturulmuştur. Aynı yazıda söz konusu CD'lerde yer alan kayıtların SPK'nın tespitleri olmayıp, SPK uzmanlarının bazı talepleri üzerine davalı şirketler tarafından bizzat hazırlanarak SPK uzmanlarına verilen bilgilerden oluştuğu ifade edilmiştir. Söz konusu yazı ekinde yer alan (Ek1) "Tutanak" başlıklı 06.06.2005 tarihli belgenin 6. maddesinde davalı şirketlerin yetkilileri tarafından SPK'ya sunulan tahsilat listelerinde "sermaye karşılığı olmak üzere kimden, hangi tarihte ne kadar para toplandığı" hususlarının en ince detayları ile yer aldığı, ..... AŞ ve ..... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri AŞ tarafından SPK'ya gönderilen 09.02.2005 tarihli KOM-YK/SPK-02/030 ve KOM-YK/SPK-02/031 sayılı yazıların 2.a maddesinde ..... İnşaat ve Tarım İşletmeleri AŞ ile ....... Holding SA unvanlı şirketler tarafından ortaklardan hisse karşılığı olarak tahsil edilen tutarlar ile ortaklar arasında hisse değişimi nedeniyle tahsil edilmiş gibi gözüken meblağların Euro cinsinden kişi ve tarih bazında toplam 213.225 satır ve 2.222 sayfadan oluştuğu ve 6 cilt olarak EK1'de yer aldığı (....... Holding AŞ'ye ilişkin listeler Ek-1a, ....... İnşaat AŞ'ye ilişkin listeler Ek-1b, ....... Holding AŞ.'ye ilişkin listeler Ek-1c), Söz konusu CD'lerde yer alan kayıtlar SPK'nın tespitleri olmayıp, SPK uzmanlarının bazı talepleri üzerine davalı şirketler tarafından bizzat hazırlanarak SPK uzmanlarına verilen bilgilerden oluşmaktadır. Bu durum SPK tarafından Konya ...... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilen ve bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak incelenen 10.02.2014 tarih ve ..... sayılı yazıya ekli (EK1) 6.6.2005 tarihli tutanak ile de sabit olup, bu tutanağın altında davalı şirketin unvanı altında yetkili temsilcilerin imzası bulunmaktadır. Dolayısıyla söz konusu CD’lerde yer alan bilgiler davalı açısından bağlayıcıdır. Davacının davalıya CD’de belirtilen miktardaki parayı ödediğinin kabul gerekecektir. Dava dosyası ekinde yer alan (TBMM, SPK, BDDK vb) raporlarda davalı şirketin izinsiz halka arz yaptığı, izinsiz aracılık faaliyetlerinde bulunduğu, mevzuata aykırı şekilde kar payı dağıttığı ve primli pay ihraç ettiği yönünde tespitlere yer verildiği, Türk Ticaret Kanunun Madde 321- (1) Ticari mümessil, ticari vekil veya seyyar tacir memuru olarak hareket ettigini açıkça bildirmeksizin, şirket adına işlemlerde bulunan komanditer ortak, bu işlemler nedeniyle iyiniyetli üçüncü kişilere karsı komandite ortak gibi sorumlu olur. (5) Komanditerin, şirket yönetimine karışması sonucunu doğurmayacak şekilde öğüt vermesi, görüş açıklaması, olağanüstü iş ve işlemler ile şirketin iş ve işlemleri üzerinde haiz olduğu denetleme haklarını kullanması, kanunda yazılı hâllerde yönetim islerini gören kimselerin atanmalarına, görevden alınmalarına katılması, şirket içinde ikinci derecedeki hizmetlerde ve görevlerde çalıştırılması, komanditer sıfatıyla sorumluluğunu etkilemez. Bu konuda YARGITAY ...... Hukuk Dairesi ...... Esas ..... karar sayılı ilamında da bahsedilerek, Bunların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalıların da davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı ve üyeleri olarak gerek MK'nın 50. maddesi gerekse de TTK'nın 321/son maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendilerine husumet yöneltilebileceği ifade edilmiş olmakla davalı olan yöneticilerin sorumlu olması gerekeceği kanaatına varılmıştır. Davacı vekilince 28.01.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile; 5.000,-TL harca esas değer ile kısmi dava olarak açılmış olup asıl alacağın 98.595,-DM karşılığı 50.410,82 Euro olduğu, 'davayı talep konusu alacak bakımından ıslah ettiklerini beyanla ıslah harcını da yatırmıştır. İşbu davanın evveliyatında İstanbul ..... Asliye Ticaret Mahkemesinin 01/06/2009 tarih ve ...... Esas ..... Karar sayılı kararı ile “Davalı ..... hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalı ....... Holding A.Ş. hakkındaki davanın tefriki ile hakkındaki dava dilekçesinin yetki yönünden reddi ile dosyanın yetkili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, diğer davalı ....... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Tic. A.Ş. hakkındaki davanın da yine tefriki ile hakkındaki dava dilekçesinin yetki yönünden reddi ile dosyanın yetkili Konya Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine” karar verildiği, kararı davacı ve 82 arkadaşı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay ...... Hukuk Dairesinin 20/06/2011 tarih ve ...... Esas ..... Karar sayılı kararı ile özetle “Tüm davacıların davalarının ayrı ayrı tefrikinden sonra tüm davalıların durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekir” gerekçesi ile tüm taraflar yönünden karar bozulması üzerine yeniden yargılamaya devam edilmiştir. Bu durumda davacının Yargıtay bozma ilamından sonra ıslah dilekçesi sunduğu görülmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 06.05.2016 tarihli ve ..... E. ..... K. sayılı kararında 04.02.1948 tarihli ve ..... Esas, ..... Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına benzer gerekçelerle “bozma kararı sonrası ıslah yapılamayacağı ve İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesinin gerekmediğine” karar verilmiştir. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ..... E, ..... K sayılı ve 07.05.2019 tarihli kararı ile de değerlendirilmiş, Özel Daire bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı belirtilmiştir. Açıklanan nedenlerle davacı tarafça ibraz edilen ıslah dilekçesinin Yargıtay bozma ilamından sonra sunulduğu anlaşılmakla ıslah geçersiz kabul edilmek suretiyle dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak değerlendirme yapılmıştır. Davacı taraf vekili dava dilekçesinde davacı için 5.000,00 TL talepte bulunarak fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuştur. Davacı tarafça sunulan ıslah dilekçesi geçersiz sayıldığından dava dilekçesindeki talep üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Bilirkişi raporunun 24., 26., 27. ve 47. Sayfalarında tespit edildiği üzere; Dava konusu uyuşmazlık açısından bakıldığında davacının kendisinden tahsil edildiği belirtilen miktara ilişkin davalı şirketlerin ticari defterlerinde herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Ancak davalı şirketler tarafından SPK'ya gönderildiği belirtilen CD'ler içerisinde davacının hisse senetlerini devraldığı ileri sürülen .....’den bir miktar paranın davalı şirketler tarafından tahsil edildiğine ilişkin kayıtlara yer verilmiştir. Bu durumda davacının eşi ...... tahsil edilen paraya karşı hisse senetlerinin davacıya devredildiğini davalı şirketlerce kabul edildiği değerlendirilmiştir. Dava dosyasına davalı tarafından sunulan Hisse Senedi Devir Alma belgesinde davalı şirkete ilişkin bazı hisse senetlerinin belirli bir tarihte davacı tarafından devralındığma ilişkin bilgiler yer almaktadır. Söz konusu belgede belirtilen hisse senetlerinin davalı şirketten değil dava dışı üçüncü kişilerden (.....’in mirasçılarından) iktisap edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda yukarıda belirtildiği üzere, davacını eşi (murisi) ..... ile davalı şirketler arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı ve davalı tarafın aldığı paraları iade etmesi gerektiği kabul edildiğinden, davacının da eşinden devraldığı hisse senetleri ve davalının davacı ..... adına SPK ya bildirdiği kayıtlara göre, davalı şirketlere verilen paranın davacı tarafından istenebileceği değerlendirilmiştir. Esasen bilirkişi raporunun sonuç kısmındaki tablolar incelendiğinde davacının murisi .......’ in SPK Ek 1a listesinde görünen ....... Holding A.Ş.' ye 50.400 EUR yatırmış olduğu, buna karşın ....... adına hisse senedi kaydı bulunmadığı, diğer yandan davacı ....... adına 1.260 adet hisse karşılığı 2.520 pay kaydı bulunduğu, buna karşın SPK Ek 1a listesinde görünen ....... Holding A.Ş.' ye para yatırdığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı adına kayıtlı olan 1.260 adet hissenin, ....... tarafından yatırılan paraya karşılık olarak kaydedildiği anlaşılmaktadır. ....... ile davalı şirketler arasında sahih bir ortaklık ilişkisi kurulmadığı düşünüldüğünde, 50.400 EUR'nun davacı tarafından iadesinin istenebileceği kabul edilmiştir. Yukarıda detaylı olarak belirtilen davalı tarafından SPK sunulan CD nin incelenmesi neticesinde davacının isminin bu CD para tahsilatı yapılan Ek- 1a ve Ek-1b- 50.400,00 EURO ( =98.573,83 DM =90.362,16 TL) tahsil edildiği ortaya çıkmıştır. Davacı taraf faiz talep etmiş olmakla beraber dava öncesi bir tarihi açık olarak belirtilmediğinden dava tarihinden itibaren faiz talep ettiği kabul edilmiştir. Davacı ticari faiz isteminde bulunmuş olup, davalı şirket, Anonim Şirket olup, yapmış olduğu faaliyetleri ticari nitelikte olduğundan, davacı tarafın avans faiz ile ilgili talebinin de kabulü gerekmiştir.

Davacının talebi 5.000,00 TL ile sınırlı olduğundan bu miktarın temerrüt tarihi olarak kabul edilen dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalılardan müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesi gerekmiştir. Gerek yukarıdan beri anlatılan nedenlerle gerekse Yargıtay .... Hukuk Dairesi 17/06/2016 tarih ..... Esas ..... Karar sayılı ve benzeri pek çok kararından ayrıntılı bir şekilde anlaşılacağı üzere davalı tarafın, ortakların sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kulllanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iadesi taleplerini reddettikleri ve tüm bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı ve davalı tarafın aldığı paraları iade etmesi gerektiği anlaşılmış, dava dilekçesindeki açık talep gereğince taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine de karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Davacının şirket ortağı olmadığının tespitine, 2-Dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak 5.000,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, 3-Alınması gereken 615,40-TL eksik harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafça sarf edilen 24,30-TL başvurma harcının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça sarf edilen tebligat ve müzekkere gideri ile bilirkişi sarf gideri olmak üzere toplam 2.651,00-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir olunan 5.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalılar tarafından sarf edilen yargılama giderinin kendi üzerine bırakılmasına, 8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine, Dair, taraf vekillerinin yokluğunda, yapılan yargılama neticesinde kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize müracaatla Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup, anlatıldı. 09/04/2025

Başkan ...... ¸e-imzalıdır Üye ..... ¸e-imzalıdır ..... ¸e-imzalıdır Katip ..... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/65, K. 2025/325, T. 09.04.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-65-e-2025-325-k-b352eb4bc3b8