İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/514 E. 2026/282 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/514
Karar No
2026/282
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/514 Esas - 2026/282 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/514 KARAR NO : 2026/282

... DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 20/11/2025 KARAR TARİHİ : 18/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/06/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalı tarafından tescil ettirilmiş olan dava konusu markanın esas ve ayırt edici unsuru “...” ibaresi olup bu ibarenin müvekkili şirketin ... nezdinde tescilli olan “...” ibareli muhtelif markalarının esas ve ayırt edici unsuru olan “...” ibaresi ile birebir aynı olduğunu, bu doğrultuda, davalıya ait markanın öncelikle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 5/1-ç bendi gereğince tescilli olduğu tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesinin gerektiğini, dava konusu marka ile müvekkil şirkete ait markaların birebir aynı olmadığı kabul edilse dahi, bu kez de dava konusu markanın, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/1 maddesi uyarınca hükümsüz kılınmasının gerekeceğini, davalıya ait markada yer alan "cafe" ibaresi davalı markasının tali unsuru olup dava konusu markanın esas unsurunun "...” ibaresi olduğunu, müvekkili şirkete ait "..." ibaresinin birebir aynı şekilde kullanıldığı dava konusu marka esas unsurunun, müvekkili şirket markaları ile görsel, işitsel ve anlamsal yönden benzer olduğunu, gerek görsel ve işitsel olarak bu markanın müvekkili şirketin markası ile karıştırılacağı ve gerekse alıcı kitlesi tarafından markanın müvekkili şirketle bağlantılı olduğunun düşünüleceği ve bu nedenle de alıcı kitlesi sağlayacağını, müvekkili şirket adına tescilli "..." ibareli markaların, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi, ayırt ediciliği ve bu marka altında üretilen ürünlerin kalite ve standartları, toplumun büyük çoğunluğunca bilinmekte olup üçüncü şahıslarca '...' kelimesi ile oluşturulacak ve dolayısıyla müvekkili şirkete ait toplum nezdinde tanınmışlık düzeyine ulaşmış markaları çağrıştıracak nitelikte birebir aynı ibarelerle yapılacak tesciller ile, bu üçüncü şahısların, müvekkili şirkete ait '...' markasının itibar ve tanınmışlığından faydalanarak haksız kazanç sağlayabileceklerini, davalı markası kapsamındaki mal ve hizmetlerin müvekkili şirketin tanınmış markalarının tescilli olduğu sınıflara dahil mal ve hizmetler ile ilişkinlendirilebilme veya bağlantılandırma olasılığının bulunduğunu, müvekkili şirket "..." ibaresi yönünden gerçek ve öncelikli hak sahibi olup bu husus uzun yıllardır kesintisiz ve fasılasız olarak gerçekleştirilen kullanım ile de açıkça sabit hale geldiğini, dava konusu markanın bu nedenle de hükümsüz kılınması gerektiğini, müvekkili şirkete ait “...” ibareli markaların, tanınmış markalar olduğunu, bu kapsamda davalının marka tescili, 6769 sayılı SMK’nın 6/4 ve 6/5 maddelerine aykırılık teşkil etmekte olup dava konusu markanın hükümsüz kılınması gerektiğini, dava konusu uyuşmazlığa bakıldığında, davalı şirket tarafından marka olarak başka bir ibare seçme olanağı mevcut iken “....” ibareli müvekkili şirket markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzeri hatta aynısı olan bir ibarenin tercih edilmesinin, iltibas ve haksız rekabet şeklinde kendisini gösteren kötü niyetin bir tezahürü olup davalıya bu konuda bir koruma sağlanmaması gerektiğini, müvekkili şirket, uzun yıllardır yaptıkları reklam harcamaları, basında geniş yer bulan tanıtım ve promosyonlar ile “...” ibaresini kullanmış ve bu kullanım sonucunda “...” ibaresini maruf ve meşhur hale getirmiş ve ayırt edici nitelik kazanmasını sağlamış olduğunu beyan ederek ....sayılı markanın, 6/6, 6/7, 6/8 maddeleri gereğince hükümsüz kılınmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirkete ait olan ve hükümsüzlük taleplerine mesnet gösterilen tüm markalarını müvekkilinin markasının kapsamında yer alan tüm mal/hizmetler yönünden kullanımının SMK’nın 25/7. Maddesinde yer alan düzenlemeler gereğince kanıtlanmasını gerektiğini, ... idari itiraz sürecinde, davacı taraf hükümsüzlük iddialarına mesnet gösterdiği markalarını müvekkilinin markasının kapsamında yer alan 43. sınıftaki tüm mal/hizmetler yönünden kullanıldığının ispatlanması talep edilmiş olup, davacı şirket tarafından sunulan delillerin incelenmesi neticesinde, anılan sınıflar bakımından kullanımının ispatlanamadığını, taraf markaları arasında mal/hizmet benzerliğinin bulunmadığını, taraf markaları emtia bakımından farklı olması nedeniyle 6/1. Maddesindeki şartlar gerçekleşmediği tartışmasızsa da markalar arasında işaret benzerliği bulunmadığı da taraf markalarının tamamen farklı emtialarda yer aldığını ve marka işaretleri arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadığını, müvekkiline ait marka tescilinin kendilerine ait markanın yeni bir versiyonu olarak algılanabileceğini iddia etmişse de; taraf markalarında yer alan sözcüklerin farklı konumda, farklı görsel özellik oluşturacak biçimde kullanılmış olması ve emtialarının tamamen farklı olması nedeniyle markalar arasında ilişkilendirme ihtimali de dâhil olmak üzere iltibas tehlikesinin bulunmadığını, davacı tarafın dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların hiçbirisi müvekkili markasının kapsamında bulunan emtialar ile ilgili olmadığı gibi, önceye dayalı hakkını ispat eder nitelikte de olmadığını, davacı tarafın ticaret unvanının ... değil dyo olduğunu ve ... ibaresi ile hiçbir ilgisi olmadığı gerçeği karşısında, söz konusu iddiaların da reddinin gerektiğini, müvekkilinin .... markası arasında benzerlik olmadığının farkında olmasından dolayı, davacının, markasal korumasını genişletmek ihtiyacı ile tanınmış marka olduğunu iddia etmek durumunda kalmış olduğunu, bu halde, davacının dosyaya sunduğu delillerin hiçbirisinin 43. Sınıftaki emtialarla ilgili olmadığı ve tanınmışlığını da ispat etmediği gerçeği karşısında, söz konusu iddialara itibar edilmemesinin gerektiğini, kötü niyet iddialarına yönelik bir delil sunulmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. DEĞERLENDİRMELER Davacının, dava dilekçesinde dava konusu markanın hükümsüzlük talebine yönelik gerekçelerini 6769 sayılı SMK’nın 5/1 (ç), 6/1, 6/3, 6/5, 6/6, 6/7, 6/8 ve 6/9 maddelerine dayandırdığı anlaşılmaktadır. 6769 s. Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlıklı 25. Maddesi 1. fıkrası: “Madde 25- (1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” hükmüne amirdir. Markaların Aynı Veya Ayırt Edilemeyecek Kadar Benzer Olup Olmadığı; 1) 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun marka tescilinde ret için mutlak nedenlere ilişkin 5/1 (ç) maddesi gereğince “Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler.” marka olarak tescil edilemez. 2) 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun marka tescilinde ret için mutlak nedenlere ilişkin ilişkin 5/1 (ç) maddesi kapsamında belirtilen, iki koşulun birlikte varlığıdır: 1) Markaların aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olması, 2) Mal ve/veya hizmetlerin aynı/ aynı tür olması. Her iki koşulun birlikte sağlanması halinde, sonraki tarihli başvuru, çakışan mal ve/veya hizmetler yönünden kısmen veya tamamen reddedilir. 3)Markaların aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olması: “Aynı” markalar, birbirleri ile görsel olarak aynı olan ve tüketiciler tarafından birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak unsurları bulunmayan markalardır. Farklı yazı karakterleri veya farklı renklere sahip olmaları, markaların “ayniyet” kavramını değiştirmez. “Ayırt edilemeyecek kadar benzer” markalar ise, arasındaki farklılıkların ortalama tüketici açısından ilk bakışta veya kolayca fark edilemeyecek düzeyde, yani ihmal edilebilir önemde olmasıdır. Bu durumda, tüketici markalar arasındaki farklılıklara rağmen, markanın üzerinde kullanıldığı mal veya hizmetin aynı kişi ve/veya firmaya ait olduğunu sanacaktır. Mal ve/veya hizmetlerin aynı / aynı tür olması: Sınıflandırma tebliğindeki her bir grupta yer alan mal/hizmetin, birbirleri ile aynı/aynı türde olduğu kabul edilmektedir. Ancak, Tebliğ’in 4. maddesinde “556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen aynı tür malın veya hizmetin tespitinde, bu Tebliğ ekindeki listede yer alan gruplar esas alınır. Ancak, Enstitü marka tescil başvurularının veya itirazların incelenmesi aşamalarında bu grupları, aynı tür malın veya hizmetin tespitinde daha dar veya farklı mal veya hizmet gruplarını da içerecek şekilde daha geniş kapsamda değerlendirebilir.” denilmektedir. (Articles_dc) Somut olayda, yukarıda açıklanan iki şartın birlikte sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Marka İşaretlerinin Aynı/Ayırt Edilemeyecek Kadar Benzer Olup Olmadığı; Öncelikle markaların ayırt edici ve baskın unsurlarının belirlenmesi gerekmektedir: “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak yapılmalıdır.” ... Dava konusu marka, dairesel siyah zemin üzerine, beyaz renkte, küçük harflerle “cafe” ibaresi ile büyük harflerle “...” ibaresinin bitişik olarak yazıldığı karma bir markadır. Redde gerekçe markalar, “...” ibaresini münhasıran veya bu ibare ile birlikte bazı kelime figüratif unsurun yer aldığı kelime markası veya karma markalardır. Gerek markalarda yer alan kelime ve figüratif unsurlar gerek tertip tarzları dikkate alındığında, dava konusu markanın ve redde gerekçe markaların işitsel, görsel ve kavramsal olarak aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olmadıkları değerlendirilmektedir. Söz konusu markalar açısından “Markaların Aynı Veya Ayırt Edilemeyecek Kadar Benzer Olup Olmadığı Bakımından Değerlendirme” başlığı altında belirtilen ilk şart olan marka işaretlerinin aynı ve ayırt edilemeyecek kadar benzer olması şartının sağlanmadığı, Markaların Kapsamlarındaki Mallar/Hizmetlerin Karşılaştırılması; Dava konusu markanın kapsamındaki 43. sınıftaki hizmetler ile davacının redde gerekçe markalarının kapsamlarındaki 01., 02., 06., 07. 17., 19., 35., 38. ve 41. sınıflarda yer alan malların aynı/aynı tür olmadıkları , “Markaların Aynı Veya Ayırt Edilemeyecek Kadar Benzer Olup Olmadığı Bakımından Değerlendirme” başlığı altında belirtilen ikinci şart olan malların aynı/aynı tür olması şartının sağlanmadığı, Sonuç olarak, hem dava konusu marka ile redde gerekçe markalar ayırt edilemeyecek kadar benzerlik bulunmaması hem de dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu hizmetler ile redde mesnet markaların kapsamındaki mallar/hizmetler aynı/aynı tür olmaması nedeniyle dava konusu hizmetler bakımından dava konusu markanın SMK’nın 5/1-(ç) maddesi kapsamında tesciline engel bulunmadığı, Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali; 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim .... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir. İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı; Dava konusu .... markanın kapsamındaki 43. sınıftaki hizmetler ile davacının redde gerekçe markalarının kapsamlarındaki 01., 02., 06., 07. 17., 19., 35., 38. ve 41. sınıflarda yer alan mallar/hizmetleri, benzer alıcı çevresine etmedikleri, benzer ihtiyaçları karşılamadıkları, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılmadıkları, aynı toptancılarda satılmadıkları dikkate alındığında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olmadıkları, Öte yandan, davalı tarafından, davacının redde gerekçe markaları bakımından kullanım def’i öne sürülmüştür. Dosya kapsamında yapılan incelemeler neticesinde, davacının redde gerekçe markalarının kullanımının ispatlanamadığı, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı; Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ATAD kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır” . Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacıya ait redde gerekçe markalar arasında SMK md. 6/1 uyarınca karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. Dava konusu marka, dairesel siyah zemin üzerine, beyaz renkte, küçük harflerle “cafe” ibaresi ile büyük harflerle “...” ibaresinin bitişik olarak yazıldığı karma bir markadır. Marka işaretinde yer alan “cafe” ibaresinin ayırt edici niteliğe haiz olmaması nedeniyle dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, Redde gerekçe markalar, “...” ibaresini münhasıran veya bu ibare ile birlikte bazı kelime figüratif unsurun yer aldığı kelime markası veya karma markalardır. Redde gerekçe markaların esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, Dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresinin ortak olarak yer aldığı anlaşılmış olup bu hususun markalar arasında marka işaretleri bakımından karıştırılmaya yol açıp açmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar kapsamında; markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde; dava konusu markanın davacının redde gerekçe markasının esas unsuru konumundaki “...” ibaresini aynen içerdiği, ilgili tüketicinin somut olayda marka işaretindeki esas unsur konumundaki “...” ibaresine işitsel, görsel ve kavramsal olarak daha çok odaklanacağı, dolayısıyla dava konusu markada yer alan ayırt edici niteliğe haiz olmayan “cafe” ibaresinin ve markalarda yer alan figüratif unsurların markaları işitsel, görsel ve kavramsal olarak farklılaştırmaya yeterli olmadığı, ilgili tüketicilerin dava konusu markayı davacıya ait bir marka olarak algılamasının kuvvetle muhtemel olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açmayacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, Karıştırılma İhtimali ; Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır. “Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.” Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır. Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “.... kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir. Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. ....... ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine .... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. Her ne kadar dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunsa da dava konusu hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının kapsamlarında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer almaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, Eskiye Dayalı Kullanım; 6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/3 bendinde “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Burada kastedilen marka tesciline konu edilmeksizin ve fakat markasal bir etki doğuracak mahiyette ve yeterlilikte, ticaret hayatında kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. Tescilsiz bir işaretin korunmasını sağlayan ve nisbi ret nedenine konu teşkil eden bu durum, işaretin, itiraz eden tarafından daha önceki bir tarihten beri kullanılmakta olması ve bu kullanım neticesinde işarete ayırt edici nitelik kazandırılmış olmasıdır. Yani, bir markanın tescil başvurusundan önce, bu işaret bir başkası tarafından oluşturulmuş ve kullanma neticesinde belli oranda kullanan ile anılmaya başlamış ve ayırt edici nitelik kazandırılmışsa, bu hakka dayanarak sonraki tescilin engellenmesi mümkündür. Ancak tescilin engellenebilmesi için, markanın tescili için yapılan başvuru veya başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş olması ve hakkın sahibine, daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyor olması gerekmektedir. Ancak tescilsiz kullanım ile kast edilen husus, öncelik hakkının işareti ilk defa alelade bir şekilde kullanan kişiye ait olması demek değildir. Başka bir ifadeyle 6/3 maddesi anlamında aranan ayırt edicilik, markasal etki doğurmayan veya oldukça sınırlı bir kitle için doğuran kullanımlar değil, tescilsiz işaretin ticari alanda kullanılması suretiyle, ilgili piyasada bilinir hale gelmesi ve o işareti ihdas edenle birlikte tanınır olması biçiminde anlaşılmalıdır. Ancak buradaki bilinir/maruf olma durumu ile 6769 s. SMK m.6/5 kapsamındaki tanınmışlık olgusu ile karıştırılmamalıdır. İlk kullanma suretiyle marka hakkının doğumunu sağlayan ve bu nedenle markasal etki doğuracak şekilde bir bilinirlik, markanın üzerine konulduğu emtianın hitap ettiği alıcı kitlesi tarafından tanınmaya başlamış olması, belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinmesi biçiminde anlaşılmalıdır. Bir diğer ifadeyle, 6769 sayılı SMK m.6/3 kapsamında, tescilsiz işaretin belirli bir çevre veya piyasa ile sınırlı bir bilinirlik düzeyine erişmesi, maddenin sağladığı korumadan istifade için yeterli görülmelidir. .... huzurunda görülen bir uyuşmazlıkta, önceye dayalı hak istisnasını mesnet göstermek suretiyle 40/94 sayılı Marka Tüzüğü 8/4 m. uyarınca sonradan bir hak ileri sürebilmek için; Hak iddia edilen işaretin ticaret sırasında kullanılmış olması, Yerel coğrafi bölgeden daha geniş bir coğrafik alanda işaretin kullanılması, İşaret sahibinin, bu işaretin başkalarınca kullanılmasını önleyebilecek ölçüde (iç hukukların sağladığı boyutta mesela; işaretin bilinir hale getirilmesi / tanıtılması gibi) hak sahibi olması, İşaret üzerindeki hakkın, karşı çıkılan markanın başvuru tarihinden önceki bir zaman diliminde elde edilmiş olması, şartların hep birlikte gerçekleşmiş olması aranmıştır. Tabi ki bu kriterler, somut olayın şartlarına göre ayrı ayrı ele alınarak yorumlanmalı ve uygulanmalıdır. Bunun yanı sıra bu kapsamda sağlanacak koruma sadece tanıtımın yapıldığı mal veya hizmetlerle sınırlı olacaktır. Aksi halde, yani başka mal ve hizmetler yönünden de üstün hak sağlanması halinde, marka tescilinin bir anlam ve önemi kalmayacak, bir nevi tescilsiz bir işarete çok tanınmış bir marka statüsü sağlanması söz konusu olacaktır. Yasal düzenlemeler, doktrin ve yargı kararlarında kabul gören bu görüşler çerçevesinde somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, Dosya kapsamında sunulan faturaların büyük bir kısmının farklı firmalar tarafından davacı adına düzenlendiği, bir kısmının ise davacı tarafından 2018 ila 2023 yıllarında düzenlenen yani tescilli markalarından sonraki tarihler olduğu, Sonuç olarak, davacı tarafından dava konusu ibare olan “...” ibaresini veya bu ibareyle karıştırılma ihtimaline yol açacak başka bir ibareyi Türkiye’de uzun süredir dava konusu hizmetler bakımından tescilsiz kullanıldığına dair herhangi bir delil sunulmadığı görülmüş, dolayısıyla davacının dava konusu marka üzerinde dava konusu hizmetler bakımından eskiye dayalı kullanımının bulunmadığı, Tanınmışlık İddiaları; 6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Öte yandan, markanın halk tarafından tanınmışlık düzeyi, markanın herkes tarafından bilinirliğini, markanın, malın potansiyel ve fiili kullanıcılarının da ötesinde ulaşmış olduğu genel tanınmışlık düzeyi bazı kriterler çerçevesinde değerlendirir. Bunlardan bazıları; markanın tescilinin ve kullanımının süresi, markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsam (Yurt içi ve yurt dışı tescilleri), markanın üzerinde kullanıldığı mal ve/veya hizmetin piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktarı, markaya ilişkin promosyon çalışmalarının (özellikle de Türkiye'deki promosyon çalışmalarının) özelliklerinin neler olduğu (Promosyonun süresi, devamlılığı, yayıldığı coğrafi alan, kapsam, promosyona harcanan para, promosyonun niteliği (TV reklamı, yerel gazete ilanı, sadece çocuk sahiplerine yönelik yapılan tanıtım vs.), reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalı olabilecek nitelikte faaliyetlerin varlığı (Gazete, dergi, TV vb. medya organlarındaki yayınlar, markalı ürünlerin fuarlarda teşhiri vb.), markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçları, markanın sahibi firmaya ilişkin özellikler (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı, ödenmiş sermayesi, cirosu, karı, yurt çapında ve yurt dışında sahip olduğu dağıtım kanalları: şubeleri, bayilikleri, servis ağı, ödediği vergi, ihraç miktarları, piyasasına hakimiyeti vs.), eğer marka bir satışa konu olmuşsa, marka üzerinde kıymet takdiri yapılmışsa markanın parasal değeri, marka tescillerinin kapsadığı mal ve/veya hizmet portföyünün genişliği olarak belirtilebilir. Dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesi neticesinde, davacıya ait markaların ... tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı tespit edilmiş, ayrıca tanınmış olduğuna dair mahkememizde bir kanaat oluşmamıştır. Kabul edilmemekle birlikte, davacı markası tanınmış marka olduğu kabul edilse bile, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “...” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, dava konusu markanın haksız yarar sağlayabileceği, davacı markasının itibarına zarar verebileceği, ayırt ediciliğini zedeleyebileceği ihtimallerinden birinin davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, 6769 Sayılı SMK’nın 6/6 Maddesi; 6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı incelenmelidir. Yapılan incelemeler neticesinde, dava konusu markanın SMK 6/6 maddesinde sayılan ve davacıya ait isim, ticaret unvanı, fotoğrafı, telif hakkı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermediği, Sonuç olarak davacının SMK 6/6 maddesi kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, 6769 Sayılı SMK’nın 6/7 ve 6/8 Maddeleri Kapsamında Değerlendirme 6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/7 bendinde “Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir.”, ayrıca 6/8 bendinde “Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir. Söz konusu hükümler çerçevesinde yapılan incelemeler neticesinde, davacının ortak veya garanti markasının bulunmadığı tespit edilmiştir. Öte yandan, davacının yenilenmeme sebebiyle koruma süresi sona eren 2006 05136 sayılı markasının da SMK 6/8 maddesi kapsamında dikkate alınamayacağı zira söz konusu markanın koruma süresinin üzerinden yaklaşık 10 yıldan fazla süre geçtiği ayrıca söz konusu markanın 37. sınıfta tescilli olduğu, Sonuç olarak davacının SMK 6/7 ve 6/8 maddeleri kapsamındaki itirazlarının yerinde olmadığı, Kötü Niyet İddiaları ; Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı, Netice itibariyle, Hem dava konusu marka ile redde gerekçe markalar ayırt edilemeyecek kadar benzerlik bulunmaması hem de dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu hizmetler ile redde mesnet markaların kapsamındaki mallar/hizmetler aynı/aynı tür olmaması nedeniyle dava konusu hizmetler bakımından dava konusu markanın SMK’nın 5/1-(ç) maddesi kapsamında tesciline engel bulunmadığı, Her ne kadar dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunsa da dava konusu hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının kapsamlarında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer almaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, Davacı tarafından dava konusu ibare olan “....” ibaresini veya bu ibareyle karıştırılma ihtimaline yol açacak başka bir ibareyi Türkiye’de uzun süredir dava konusu hizmetler bakımından tescilsiz kullanıldığına dair herhangi bir delil sunulmadığı görülmüş, dolayısıyla davacının dava konusu marka üzerinde dava konusu hizmetler bakımından eskiye dayalı kullanımının bulunmadığı, Davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, Davacının SMK 6/6, 6/7 ve 6/8 maddeleri kapsamındaki itirazlarının yerinde olmadığı, Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği, Dava konusu.... marka bakımından hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı kanaatlerine ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davalının yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Adliye Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/514, K. 2026/282, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-514-e-2026-282-k-9d2ad88627b6