İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/396 E. 2026/240 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/396
Karar No
2026/240
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/396 Esas - 2026/240 T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA

ESAS NO : 2025/396 KARAR NO : 2026/240

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali İle Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 15/09/2025 KARAR TARİHİ : 14/05/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 14/05/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali İle Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA; Davacı vekili dava dilekçesin özetle; Dava konusu marka başvurusunun önceki tarihli markalarına tecavüz teşkil ettiğini ve iltibas yaratacağını, bu kapsamda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümlerine dayandığı, markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik bulunduğunu, özellikle dava konusu işaretin kendi markasında yer alan ayırt edici ve baskın unsuru aynen veya ayırt edilemeyecek derecede benzer şekilde içerdiğini, bu nedenle ortalama tüketici nezdinde markalar arasında ekonomik veya idari bir bağlantı bulunduğu kanaatinin oluşacağını, dava konusu marka ile aynı veya benzer sınıflarda faaliyet gösterildiğini, bu nedenle emtia/hizmet benzerliğinin de mevcut olduğunu, müvekkili markalarının uzun süredir kullanıldığını, sektörde bilinirliğe sahip olduğunu ve ayırt edici karakter kazandığını, davalının müvekkili şirketin tanınmış “.....” ve türevi markalardan haberdar olduğu dava konusu markanın tescilinin hem karıştırılma ihtimali doğuracağını hem de markasal haklarına zarar vereceğini, bu kapsamda, markaların bütünsel olarak değerlendirilmesi gerektiği, özellikle ilk izlenim ve baskın unsur analizinin önem taşıdığını, tüketicinin markaları yan yana değil, hafızasında kalan izlenimle değerlendireceğini, dava konusu markanın başvuru veya kullanımının kötü niyetli olduğunu, davalının sektördeki konumu ve müvekkili markalarının bilinirliği dikkate alındığında başvurunun tesadüfi olamayacağını, marka işaretleri arasında görsel benzerlik bulunduğunu, yazı karakteri, kelime dizilimi ve ortak ibareler bakımından benzeşme olduğunu, işitsel açıdan telaffuzun büyük ölçüde örtüştüğünü, anlamsal olarak da aynı ya da yakın çağrışım yarattığını, mal ve hizmetlerin de aynı ticari kanallardan tüketiciye sunulması nedeniyle karıştırılma ihtimalinin arttığını, iddia ederek dava konusu ...." ibareli marka başvurusunun tümü ile reddine karar verilmesi gerektiğini, 11.07.2025 tarih .... kararının iptaline marka başvurusunun/tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesi, sicilden terkin edilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle;somut olayda taraf markalarının bütüncül değerlendirme çerçevesinde ortalama tüketici nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırılmaya yol açacak derecede benzer bulunmadığını, markaların genel izlenim itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal açıdan birbirlerinden ayırt edilebilir nitelikte olduğunu, markalar arasındaki benzerlik derecesi ile başvurunun kapsamındaki hizmetlerin birlikte değerlendirildiğinde ilgili tüketici kesiminin bu işaretleri farklı ticari kaynaklara ait markalar olarak algılayacağını, Marka başvuru sürecine ilişkin tüm işlemlerin hukuka uygun olduğunu, davacının 6/1, 6/4, 6/5 ve 6/9 maddelerine dayalı iddialarının yerinde olmadığını, dava konusu .... kararının iptalini gerektirir bir hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı şahıs vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarını bütünüyle reddettiği, dava konusu markanın davacı markaları ile karıştırılma ihtimali yaratacak düzeyde benzerlik taşımadığını, müvekkili marka incelemesinin bütünsel değerlendirme ilkesi çerçevesinde yapılması gerektiğini, markaların yalnızca ortak bir ibare üzerinden değil, görsel kompozisyon, yazım biçimi, kelime bütünlüğü, telaffuz ve kavramsal içerik bakımından bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, bu kapsamda dava konusu markanın kendi içerisinde bağımsız bir bütünlük ve ayırt edicilik taşıdığını, davacı markalarından açık biçimde ayrıştığını, ortak olduğu iddia edilen ibarenin sektörde yaygın, jenerik ya da ayırt ediciliği zayıf bir unsur olduğunu, bu nedenle marka korumasının dar yorumlanması gerektiğini, davacı markalarının iddia edildiği ölçüde güçlü ya da tanınmış olmadığını, ayırt edicilik düzeylerinin sınırlı olduğunu, bu sebeple koruma kapsamlarının da dar değerlendirilmesi gerektiğini, dava konusu markada yer alan ek unsurların, kelime yapısının, varsa şekil ve logo unsurlarının markaya farklı bir genel izlenim kazandırdığını, ortalama tüketicinin markaları karıştırmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, taraf markaları ne kadar aynı sınıfta yer alınmış olsa dahi alt mal ve hizmet gruplarının farklı olduğunu, hedef tüketici kitlesi, satış kanalları ve kullanım amaçları bakımından ayrışma bulunduğunu, sınıf benzerliğinin tek başına karıştırılma ihtimali doğurmayacağını, esas olanın somut mal ve hizmetlerin ekonomik ve fonksiyonel yakınlığı olduğunu, davacının kötü niyet iddiasının yerinde olmadığını, başvurunun hukuka ve dürüstlük kuralına uygun olduğunu, markalar arasında iltibas yaratacak derecede benzerlik bulunmadığını, ortalama tüketici algısı bakımından farklı genel izlenim oluştuğunu, ispat yükünün davacıda olduğu, soyut benzerlik iddialarının yeterli olmayacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş ve yargılama devam ederken davacı vekili UYAP üzerinden gönderdiği 27/04/2026 tarihli dilekçesi ile, .... tarafından tesis edilen 11/07/2025 tarih ve .... sayılı " "...." markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi amacıyla işbu davayı ikame ettiğini ancak dava sürecinde, 16/11/2025 tarihinde ...kurumu tarafından davalı marka sahibine tescil ücretine ilişkin bildirim yapılmış olmasına rağmen, söz konusu ücretin davalı başvuru sahibi tarafından yasal süresi içerisinde ödenmediğini bu nedenle işbu davaya konu marka başvurusunun geçersiz hale geldiğini, bu sebeple, işbu davadaki taleplerinden tamamen feragat ettiklerini ve bu doğrultuda karar verilmesini beyan ve talep etmiştir. Davacı vekilinin sunmuş olduğu vekaletnamede feragata yetkili bulunduğu anlaşılmıştır. Beliren duruma göre 6100 sayılı HMK'nın 311.maddesi uyarınca feragat kesin hüküm gibi sonuç doğuracağından, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Davanın Feragat Nedeniyle Reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA,

Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, Davalı kurum ve davalı şahıs kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin yokluğunda, davalı şirket ve davalı kurum vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.14/05/2026

....

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/396, K. 2026/240, T. 14.05.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-396-e-2026-240-k-a19113c832b0