İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/374 E. 2026/319 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/374
Karar No
2026/319
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/374 Esas KARAR NO : 2026/319

DAVA : Alacak (Vekaletsiz İş Görmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/06/2025 KARAR TARİHİ : 06/04/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Vekaletsiz İş Görmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından mahkememize ibraz edilen 11/06/2025 tarihli dilekçesinde özetle; dava dışı borçlu şirket ... LTD. ŞTİ.'nin ( şirketin zamanla .... LTD. ŞTİ. olduğunu) 14/10/1996 yılında kurulduğunu, kurucuları arasında ... ve kardeşleri ..., ..., ...'un bulunduğu bir aile şirketi olduğunu, işbu şirketin inşaat- madencilik- makine ve teçhizat işleri ile yurt içi ve yurt dışı nakliyat işleriyle uğraştığını, dava dışı borçlu ... ŞTİ. faaliyetlerini kademeli olarak durdurduğunu, organik bağı olan davalı ... A. Ş. üzerinden ticari faaliyetlerini devam ettirdiğini, müvekkil şirketin cari hesap alacağının tahsili amacıyla ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile dava dışı borçlu ... ŞTİ. aleyhine ilamsız icra takibi başlattığını, borçlunun itirazda bulunması neticesinde takibin durduğunu, akabinde ... 7. Asliye ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile itirazın iptali davasının açıldığını, açılan işbu davada davanın kabulü ile takibin devamına karar verildiğini, ilama müstenid icra emrinin borçluya gönderilmiş olmasına rağmen borcun ödenmediğini, takipte tahsilat amaçlı yapılan tüm işlemlerin sonuçsuz kaldığını, arabuluculuk başvurusunda anlaşmanın sağlanamadığını, borçlu şirketin alacaklarından mal kaçırmak amacıyla faaliyetlerini durdurup aynı işi başka bir tüzel kişilik üzerinden yürüttüğünü, borçtan kurtulmak için tüzel kişilik zırhının kötüye kullanıldığını, ... İcra Dairesi'nin ...esas sayılı dosyası borcundan davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olması gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarının saklı kalması kaydı ile açıklanan nedenlerle müvekkil şirket yönünden ileride telafisi imkansız zararların ortaya çıkması nedeniyle davalılar adına kayıtlı tüm banka hesapları ve üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklar ile taşınır ve taşınmaz mallarının tamamı üzerine teminatsız olarak dava konusu tutarınca ihtiyati tedbir konulmasına, davalı şirket arasındaki fiili ve organik bağın tespiti ile tüzel kişilik perdelerinin düz ve çapraz olarak kaldırılmasına, müvekkillerinin alacaklısı olduğu ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası borcundan davalıların müşterek ve mütesilselen sorumlu olduklarının tespiti ile fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydı ile dava dilekçesinde belirtilen tutar üzerinden alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen öncelikle arabulucuya başvurma, mahkememe aksi kanaatte ise dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini dava ile talep etmiştir. Davalı ... A.Ş.'ye usulüne uygun dava dilekçesi ve tensip tutanağı tebliğ edilmiş olup, davalı tarafça ibraz edilen 29/08/2025 cevap dilekçesinde özetle; davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, dava dışı şirket yetkilisi ...'un şirketin kuruluşunda ve sonrasında müvekkil şirket yetkili ve/veya paydaşı olmadığını, şirketin ... tarafından kurulduğunu, davacının alacağının 2018 yılındaki ticari faaliyete dayandığını, 2018 yılından sonra dava dışı şirket ile davacı arasında herhangi bir mal alım satımının söz konusu olmadığını, davacı tarafın mal kaçırma iddiasının somutlaştırılmadığını, davalı ile müvekkil yetkilisinin baba/oğul olmalarından öteye gitmediğini beyan ederek davacının haksız ve kötü niyetli davasının reddi ile davacı aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı ...'a usulüne uygun dava dilekçesi ve tensip tutanağı tebliğ edilmiş olup, davalı tarafça ibraz edilen 01/09/2025 cevap dilekçesinde özetle; dava dışı ...LTD. ŞTİ.'nin yetkilisi olduğunu, dava dışı ... Ltd. Şti.'nin düşük sermaye ile kurulduğu yönündeki iddianın mevcut olmadığını, müvekkilin halen davacı şirketin paydaşı olduğunu, davacı şirketin hakim hissedarı ...'un da dava dışı şirketin kurucuları arasında yer aldığını, dava dışı şirketin bizzat davacı şirket paydaşlarınca oluşturulduğunu ve kurulduğunu, müvekkilin hiçbir dönem diğer davalı şirket ...A. Ş.'nin paydaşı ve/veya olmadığını, ticaret sicil kayıtlarının tetkikinde davalı ....A. Ş.'nin ... tarafından kurulduğunu, hisselerin bir kısmının 07/02/2020 yılında ...'a devredildiğini, müvekkil ... ile ... ilişkisinden yola çıkarak değerlendirme yapılması halinde ortada ...'un paydaş haline gelmesinden 2 yıl öncesine ilişkin bir alacak/borç ilişkisi mevcut olduğunu, borcun en az 2 yıl önce doğduğunu, davacının mal kaçırma iddiasının somutlaştırılmadığını beyan ederek davacının haksız ve kötü niyetli davasının reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava ; dava dışı ... ŞTİ. İle davalı şirket arasındaki fiili ve organik bağın mevcut olduğu iddiası ile dava dışı şirketin davacıya ait olan borcundan davalıların tüzel kişilik perdesinin aralanması neticesinde sorumlu olduklarının tespiti ile tahsili istemine ilişkindir. Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden biri sözleşmelerin ve borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi, ortaklardan ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunun sonucudur. Diğer bir ifadeyle tüzel kişilerin ve ortakların mal varlığı ve sorumlulukları birbirinden ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda, alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için hukuk sistemlerinde hakkaniyet gereği “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınılarak durumu kötüye kullanan ortakları şirket borçlarından şahsen sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir. Borç yükümlüsü olarak bir tüzel kişilik bulunmakta iken, şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı borçtan dolayı yönelinemez. Ancak, tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle, gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilmektedir. Uygulama ve doktrinde, tüzel kişi ile ortaklarının ya da birden fazla tüzel kişi şirketin birbirinden ayrı olan çalışma alanlarının ve malvarlıklarının birbirine karışması halinde ve ayrıca borçlu şirketin sermayesinin yetersiz kalması durumunda, yani istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği kabul edilmektedir. Belirtmek gerekirse bu teoriye ihtiyatlı yaklaşılmalı, zira teori ile kurallara istisna getirildiğinde mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. (ÇAMOĞLU, Ersin , ‘’ Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması’’, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C.32, .S.2, BATIDER, 2016, s.11-15 ) Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması üç şekilde görülebilmektedir. İlki tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması, bu hal şirket borcundan dolayı şirket yönetici ve ortaklarına gidilme olanağı sağlamaktadır. İkincisi tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılması, bu hal şirket yönetici veya ortağının borcundan dolayı şirket tüzel kişiliğine gidilmesini sağlamaktadır. Üçüncüsü ise tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması olup, bu hal ise hakim şirketler topluluğunda söz konusu olabilmektedir. İkinci konu ise, Güven Teorisidir. Güven kavramı; temelinde, dürüstlük, samimiyet kavramlarını barındıran hukuki, ekonomik, sosyal ve kültürel bir kavramdır. Hukuk, uyuşmazlıkların çözümünü zaman zaman kaynağını dürüstlük kuralından alan taraflar arasındaki güven ilişkisinde bulmaktadır. Güven teorisi, tarafların menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’na dayanan bu teorinin, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte, gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğinin kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerinde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasa'ya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır. (HGK, T. 06.10.2020, S:...E, ... K) Somut olayda; davacı tarafça müvekkili şirketin cari hesap alacağının tahsili amacıyla ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile dava dışı borçlu ...Tic. LTD. ŞTİ. aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun itirazda bulunması neticesinde takibin durduğu, akabinde ... 7. Asliye ticaret Mahkemesi'nin ..esas sayılı dosyası ile itirazın iptali davasının açıldığı, açılan davada davanın kabulü ile takibin devamına karar verildiği, karar gereği takibe devam edilmiş olmasına rağmen borcun ödenmediği, takipte tahsilat amaçlı yapılan tüm işlemlerin sonuçsuz kaldığı, bu defa işbu dava ile dava dışı borçlu şirket ... ŞTİ.'nin 14/10/1996 yılında kurulduğu, kurucuları arasında davalılardan ...'un da yer aldığı, dava dışı borçlu ...ŞTİ. faaliyetlerini kademeli olarak durdurduğu, organik bağı olan davalı ...A. Ş. üzerinden ticari faaliyetlerini devam ettirdiği, her iki şirketin aynı adreste faaliyetlerine devam ettiği, her iki şirketin de inşaat, madencilik, makine, beton ve teçhizatları konusunda faaliyette bulunduğu, şirketlerin ortakları baba-oğul derecesinde birinci dereceden kan hısmı olduğunu beyanla şirketler arasında organik bağın bulunduğu bu nedenle davalıların tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkansız hale getirme yönünde eylemde bulunduğu iddia ettiği anlaşılmaktadır. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 08/08/2022 tarihli ilanında borçlu şirketin tek ortaklı bir limited şirket olarak ... adına ... mukim adresinde ticari faaliyetine devam ettiği görülmüş, Davalı ...A.Ş.'nin de aynı şekilde ... mukim adresinde 23/10/2015 tarihinde dava dışı... tarafından kurulduğu, 20/01/2020 tarihinde ise borçlu dava dışı borçlu .... Şti'nin tek ortağı olan ...'un oğlu ...'un davalı şirketin yönetim kurulu üyesi ve başkanı seçildiği görülmüştür. Her iki şirketin de amaç ve konusunun benzer şekilde inşaat, madencilik, makine, beton ve teçhizatları oluşturduğu anlaşılmıştır. Mahkememiz dosyasına mali müşavir bilirkişi ... ile Ticaret hukukunda uzman bilirkişi ... tarafından sunulan 12/02/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davalı şirketin ticari defter kayıtlarına göre 2020 yılından 2024 yılı sonuna kadar davacı şirkete 1.236.323,66 TL sabit borcunun bulunduğu, 16.08.2025 yılı itibariyle davacı şirketin davalı şirkete vaki 1.944.416,39 TL tutarındaki borcunun tamamını banka kanalıyla kapattığı, davalı şirketin ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda (1).davalı ...'un ve/ veya dava dışı şirketin (2).davalı şirkette paydaş bulunmadığı, davadışı limited şirket ve/ veya (1) davalı arasında herhangi bir borç/alacak ilişkisi bulunmadığı, Davadışı şirketin ticari defterlerinin incelenmesi sonucu, (1).davalı ...'un ve/ veya dava dışı şirketin (2).davalı şirkette paydaş bulunmadığı, davadışı limited şirket ve/veya (1).davalı arasında herhangi bir borç/alacak ilişkisi bulunmadığı, mali inceleme bölümünde,; davacı tarafından iddia edilen usulsüzlüklerin hileli işlemlerin veya muvazaalı devirlerin ispatlanamadığı, netice itibari ile davacının iddialarının ispata muhtaç olduğu, mevcut belgelerle kanıtlanamadığı sonucuna varılmıştır. Dosya kapsamında tespit edilen deliller ve aldırılan bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi sonucunda, icra takibinin kesinleşmesine rağmen alacağını tahsil edemeyen davacı, davalıların tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkansız hale getirme yönünde eylemde bulunduğu iddia etmiş ise de; ortada asıl borçluyu gizleyen bir perde (örtü) bulunmadığı, davalı şirket ile dava dışı borçlu şirketin aynı adreste olması ve şirket yetkililerinin baba - oğul derecesinde birinci dereceden kan hısmı olduğu, aynı konuda faaliyette bulunduklarının bu şirketler arasında organik bağ olduğunun işaretleri olduğu, ancak yerleşik Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere şirketler arasında organik bağın tespit edilmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanması için yeterli olmadığı, tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanabilmesi için perdenin arkasındaki şirketlerin sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yaptığının da kanıtlanmasının gerekli olduğu, mahkememizce aldırılan ve hüküm vermeye elverişli denetime açık bilirkişi raporundan davacı şirketin dava dışı borçlu şirket dışında davalı şirket ile de arasında son 5 yıllık dönemde ticari ilişki olduğunun anlaşıldığı, davacının hem davalı şirket ile hem de davalı şirket ile arasında organik bağ bulunan dava dışı borçlu şirket ile arasında ticari ilişki olması nedeniyle taraflar arasındaki bağı bilebilecek durumda olduğu, netice itibari ile somut olayda davacı şirketten ne şekilde mal kaçırıldığı ve davacıyı zarara uğratmak maksadıyla ne gibi işlemler yapıldığının ispatlanamadığı, buna ilişkin somut delillerin dosyaya konulmadığı kanaatine varılmakla davanın reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın reddine, 2-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 10.794,02TL harçtan mahsubu ile fazlaca alınan 10.062,02 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı ... A.Ş. Avansından kullanılan 20 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak işbu davalıya verilmesine, 5-Davalı taraf duruşmalarda vekil ile temsil edildiğinden reddedilen dava değeri itibariyle AAÜT uyarınca takdiren 100.809,08 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsil edilerek davalı tarafa verilmesine, 6-Arabuluculuk ücreti olan 4.700,00 TL bedelin davacıdan tahsil edilerek Hazineye irat kaydına, 7-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde HMK 333 maddesi uyarınca yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı ve davalı ... vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirket vekilinin yokluğunda tebliğden itibaren 2 haftalık sürede HMK 341 maddesi uyarınca istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 06/04/2026

Katip E-imzalıdır

Hakim E-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/374, K. 2026/319, T. 06.04.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-374-e-2026-319-k-37de7f4d0ddb