İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/35 E. 2026/365 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/35
- Karar No
- 2026/365
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/35 Esas KARAR NO:2026/365
DAVA:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:15/01/2025 KARAR TARİHİ:16/04/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 15.01.2025 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine davalı tarafından .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatıldığını, takibe konu 01.03.2024 keşide tarihli, ... seri numaralı ve 3.000.000,00 TL bedelli çekin müvekkiline ait olmadığını, çekteki imza ve el ürünü yazıların müvekkilinin eli ürünü bulunmadığını, çekin sahte olup müvekkilinin iradesi ve rızası dışında piyasaya sürüldüğünü, durumu fark ettiğinde gereğini yaparak yargısal süreci başlattığını, davalının çekin banka rutin imza kontrolünden geçtiği yönündeki iddiasının anlamsız olduğunu, banka görevlilerinin grafoloji uzmanı olmayıp çekin sıhhatine ancak yüzeysel bakabileceğini, takip sonrasında müvekkilinin araç, banka hesapları ve taşınmazları üzerine haciz şerhi işlendiğini, hacizlerin müvekkilinin kardeşlerinin mülklerine kadar uzayarak taşkın boyutlara ulaştığını ve ailesinin bu hukuka aykırı süreçten mağdur edildiğini, dava şartı arabuluculuk yolunun tamamlandığını ve usulüne uygun süreç içerisinde işbu menfi tespit davasının açıldığını, ... İcra Ceza Mahkemesi'nin 2024/... Esas sayılı dosyasında verilen cezai mahkûmiyet kararının üst sınırdan ve haksız bir karar olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararı iki ay gibi kısa bir sürede onamasının manidar görüldüğünü, kararı yerinde bulmadıklarını ve yasal haklarını ayrıca arayacaklarını, ceza yargılamasının sahtelik iddiasının teknik olarak incelendiği bir süreç olmadığını, bu sebeple işbu hukuk davasındaki menfi tespit talebini bağlamayacağını beyan ederek; müvekkilinin davalıya söz konusu çekten kaynaklı borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin iptali ile müvekkilinin araç, banka hesapları ve taşınmazları üzerinde bulunan hacizlerin kaldırılmasına, icra dosyasına gelmiş ve gelecek paraların davalıya aktarılmaması yönünde teminatsız ihtiyati tedbir kararı verilmesine, takip tutarının %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili süresinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; davanın hukuki dayanaktan yoksun ve kötüniyetli olarak açıldığını, davanın asıl amacının müvekkilinin vadesi gelen alacağını tahsil etmesini engellemek ve süreci uzatmak olduğunu, takibe konu çekin emre yazılı kambiyo senedi niteliğinde olup davacının bizzat kendi bankası olan Halk Bankası ... İnönü Şubesi tarafından davacı adına basılan çek yapraklarından düzenlendiğini, çekin ciro zincirinde kopukluk bulunmadığını ve davacının keşide ettiği çekin lehtarı konumundaki ... ... Şirketi tarafından müvekkiline ciro yoluyla devredildiğini, bu itibarla müvekkilinin TTK m.790 kapsamında meşru hamil sıfatına haiz olduğunu, kambiyo hukukunun yerleşik mücerretlik ilkesi gereğince kıymetli evrakın doğumuna sebep olan ilişkiden bağımsız ve soyut olduğunu, çek defterinin kıymetli evrak niteliği taşıdığını ve bankalarca yalnızca güvenilir ve basiretli tacirlere tevdi edildiğini, bir tacirin kendi çek defterini bir başkasının elinde bulundurmasının veya kendi bilgisi dışında adına çek düzenlenmesine müsaade etmesinin hayatın ve ticaretin olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, davacının çek defterini ya da davaya konu çek yaprağını çekin keşide tarihinden önce kaybettiğine veya çaldırdığına dair bankaya, Cumhuriyet Başsavcılığına veya başkaca bir mercie yapılmış herhangi bir bildirim, ihbar ya da açılmış bir dava bulunmadığını, müvekkilinin davacıyı şahsen tanımaması sebebiyle imza ve el ürünü yazılarını bilip taklit etmesinin teknik olarak dahi mümkün olmadığını, davacının imzasını ilk kez davacının önceki vekili Avukat ... tarafından .... İcra Müdürlüğü 2024/... Esas sayılı dosyaya sunulan vekâletnamede gördüğünü ve bu vekâletnamedeki imza ile çekteki imzanın birbirine büyük ölçüde benzediğini, davacının aynı çek nedeniyle müvekkili ile üç ayrı hukuki süreçte karşı karşıya geldiğini, bu süreçlerin .... İcra Müdürlüğü 2024/... Esas sayılı kambiyo takibi, .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Değişik İş sayılı ihtiyati haciz dosyası ve.... İcra Ceza Mahkemesi 2024/... Esas sayılı ceza davasından ibaret olduğunu, davacının her üç süreçte de müdafii ve vekil marifetiyle temsil edilmesine karşın, imzaya itiraz bakımından hiçbir aşamada beyan ve savunmada bulunmadığını, bu çelişkili davranışın davacının iddiasını çürüttüğünü, davacının aynı çek nedeniyle.... İcra Ceza Mahkemesi'nin ... Karar sayılı ilamı ile karşılıksız çek keşide etmek suçundan 2.990.640,83 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve çek düzenleme ile çek hesabı açma yasağına karar verildiğini, kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesi'nin ... sayılı ilamı ile 19.12.2024 tarihinde kesinleştiğini, müvekkilinin alacağından emin olmasaydı 450.000,00 TL gibi yüksek bir teminat yatırarak ihtiyati haciz yoluna başvurmayacağını ve bu yolu seçerek yüksek teminat ve olası tazminat risklerini üstlenmesinin alacağından emin olmasının açık bir göstergesi olduğunu, yargılama sırasında davacının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca usulüne uygun düzenlenerek çıkartılan meşruhatlı isticvap davetiyesine icabet etmediğini, davetiye tebliğine rağmen mazeret olarak ileri sürdüğü "yurt dışında bulunma" beyanının hiçbir belge ile desteklenmediğini ve bu hususta açıklama dilekçesi de sunulmadığını, yapılan sınır-gümrük kayıt incelemesinde davacının mazeret tarihinde fiilen Türkiye'de bulunduğunun tespit edildiğini, bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.211/1-a hükmü gereğince davacının inkâr ettiği belgedeki imzayı ikrar etmiş sayılması gerektiğini beyan ederek; davanın esastan reddine, takip konusu alacak üzerinden %20 oranında icra inkâr tazminatının ve takip alacağının %10'u oranında para cezasının davacıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili verdiği cevaba cevap dilekçesinde, davalı tarafın savunmalarını reddetmiş, müvekkilinin çekteki imzanın kendisine ait olmadığı yönündeki iddiasını yinelemiş, davalı ile cirantası ... Şirketi arasındaki ilişkinin müvekkilinden bağımsız hususlar olduğunu, müvekkili tarafından çekin elden çıkış keyfiyetinin açıklanması yükümlülüğünün bulunmadığını, ispat yükünün takibi başlatan alacaklıya ait olduğunu, savcılık soruşturması kapsamında imzaların belirli bir sıraya göre (önce keşideci, sonra cirantalar bakımından) incelendiğini ve bu nedenle ceza yargılaması ile menfi tespit davasının birbirinden ayrı yürüdüğünü, dava şartı arabuluculuk sürecinin 08.11.2024 tarihinde anlaşmazlıkla sonuçlanmasını müteakip usulüne uygun şekilde işbu davanın açıldığını beyan ederek evvelce yapılan taleplerini tekrar etmiştir. Dosya kapsamında taraflarca çekteki imza ve yazıların aidiyetinin teknik olarak tespitine yönelik olarak grafolojik bilirkişi incelemesi yapılması talep edilmiş ise de; aşağıda gerekçesi ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 211. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen sıranın gereği olarak öncelikle davacının usulüne uygun çıkartılan isticvap davetiyesi ile celbine karar verilmiş, davacı geçerli bir mazereti bulunmaksızın isticvap duruşmasına icabet etmemiş ve bu husus anılan hüküm gereğince imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğurduğundan, hâkim nezdinde sahtelik konusunda başkaca bir incelemeye gerek kalmayan dosyada ayrıca grafolojik bilirkişi incelemesi yaptırılmasına yer olmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle dosyada hükme esas alınabilecek bir bilirkişi raporu bulunmamaktadır. Davacı tarafça dava dilekçesinde çekin kendisi tarafından düzenlenmediği vakıasının ispatına yönelik olarak tanık delili bildirileceği beyan edilmiş ise de; davanın esasını oluşturan imza aidiyeti meselesinin yukarıda açıklandığı üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.211/1-a kapsamındaki kanuni karine ile çözüldüğü ve senede ilişkin sahtelik incelemesinde aynı Kanun'un 211. maddesinin düzenleniş biçimi karşısında tanık deliline başvurulmasının hukuken mümkün olmadığı da gözetilerek, dosyada tanık dinlenmesine yer olmadığına karar verilmiş ve bu yönde bir beyan alınmamıştır. İcra takip dosyasının incelenmesinde, davacının .... İcra Dairesinin 2024/... Esas sayılı takip dosyasında kambiyo senedinden kaynaklanan 3.000.000,00-TL asıl alacak, 4.700,00-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti, 3.339,00-TL ihtiyati haciz yargılama gideri, 300.000,00-TL çek tazminatı ve 236.095,89-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 3.544.134,89-TL takip yapıldığı, ödeme emrinin 09/05/2024 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun da süresi dışında 03/06/2024 tarihinde borca itiraz ettiği, 24/05/2024 tarihinde takibin kesinleştirilmesine karar verildiği görülmüştür. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; Dava, davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü icra takibine konu 01.03.2024 keşide tarihli, 6.250.723 seri numaralı ve 3.000.000,00 TL bedelli çekteki imza ve el ürünü yazıların davacıya ait olmadığı iddiasına dayalı olarak, davacının söz konusu çekten dolayı davalıya borçlu bulunmadığının tespiti istemli İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesine dayalı menfi tespit davasıdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasını, takibe konu çekteki imza ve el ürünü yazıların davacıya ait olup olmadığı, bir diğer ifadeyle çekin davacı tarafından keşide edilip edilmediği meselesi oluşturmaktadır. Bu temel uyuşmazlığın yanında; davacının çek defterinin ya da çek yaprağının iradesi dışında elinden ne şekilde çıktığını açıklayıp açıklayamadığı, davacının aynı çek bakımından başlatılan icra takibi, ihtiyati haciz ve ceza yargılaması süreçlerinde imzaya itirazda bulunmamış olmasının hukuki anlamı, davacı hakkında kesinleşen ceza mahkûmiyeti kararının işbu davaya etkisi ile kötüniyet tazminatı, icra inkâr tazminatı ve para cezası taleplerinin koşullarının oluşup oluşmadığı hususları da yan uyuşmazlık noktalarını teşkil etmektedir. Taraflar arasında; davalı tarafından davacı aleyhine .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Esas sayılı dosyası ile takibe konu çek bakımından kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatıldığı, çekin 01.03.2024 keşide tarihli, 6.250.723 seri numaralı ve 3.000.000,00 TL bedelli olup Halk Bankası 1668 numaralı ... İnönü Şubesi tarafından davacı adına bastırılan çek yapraklarından düzenlendiği, çekin ibraz süresi içerisinde muhatap bankaya ibraz edilerek 11.03.2024 tarihinde "karşılıksızdır" işlemi uygulandığı, davalı tarafından .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Değişik İş sayılı dosyasında 450.000,00 TL teminat yatırılmak suretiyle 26.04.2024 tarihinde ihtiyati haciz kararı alındığı, ihtiyati haciz sonrasında davacının araç, banka hesapları ve taşınmazları üzerine haciz şerhi işlendiği, icra ödeme emrinin davacıya 09.05.2024 tarihinde tebliğ edildiği, taraflar arasındaki dava şartı arabuluculuk sürecinin 08.11.2024 tarihinde anlaşmazlıkla sonuçlandığı, davacı hakkında aynı çek nedeniyle.... İcra Ceza Mahkemesi'nin ... Karar sayılı ilamı ile 2.990.640,83 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve çek düzenleme ile çek hesabı açma yasağına karar verildiği, anılan kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesi'nin ... sayılı ilamı ile 19.12.2024 tarihinde kesinleştiği, çekin davalıya ciro zincirinde yer alan ... Malzemeleri ve Gıda Ticaret Limited Şirketi tarafından devredildiği iddiasının dosyaya yansıdığı ve davacı hakkında usulüne uygun olarak isticvap davetiyesi çıkartıldığı hususları çekişmesizdir. Çekişmeli hususlar ise; takibe konu çekteki imza ve el ürünü yazıların davacıya ait olup olmadığı, çek defterinin ya da çek yaprağının davacının iradesi dışında elinden ne şekilde çıkmış olabileceği, davacının çeke ilişkin önceki üç hukuki süreçte imzaya itirazda bulunmamış olmasının hukuki değerlendirmesi, kesinleşmiş ceza mahkûmiyetinin işbu yargılamaya etkisi ile karşılıklı tazminat taleplerinin yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Kambiyo senedine dayalı menfi tespit davalarında, senet altındaki imzanın borçluya ait olduğuna ilişkin ispat yükü kural olarak senedi elinde bulundurup takibe koyan alacaklıya düşmektedir. Bununla birlikte borçlunun imzayı inkâr etmesi hâlinde mahkemece yapılacak sahtelik incelemesinin usul ve sırası Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 211. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre hâkim, bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak öncelikle imzayı inkâr eden tarafı isticvap eder; isticvap sonucunda bir kanaat oluşursa buna göre karar verir; kanaat oluşmazsa huzurda yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle istiktap yoluna başvurur; bu yolla da kanaat oluşmaz ise bilirkişi incelemesi yaptırır. Bu sıraya uyulması zorunludur. İsticvap için mahkemeye davet edilen tarafın, belirtilen günde hazır bulunmaması hâlinde inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılacağı hükme bağlanmış; bu hususun kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edileceği belirtilmiştir (HMK m.211/1-a). Hâkimin imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktı Somut olayda mahkememizce Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 211. maddesinde öngörülen sıraya titizlikle uyulmuştur. Şöyle ki; davacı tarafın dava dilekçesi ile davalı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülen karşılıklı beyanlar değerlendirildikten sonra, çekteki imzayı inkâr eden davacının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 171 ve 211. maddeleri uyarınca isticvabına karar verilmiş; isticvap davetiyesi davacıya bizzat tebliğ edilmek üzere çıkartılmış, davetiyede isticvap konusu vakıa olan çekteki imzanın aidiyeti açıkça gösterilmiş, duruşma gün ve saati belirtilmiş, "belirlenen gün ve saatte geçerli bir mazereti olmaksızın hazır bulunmadığı takdirde inkâr etmiş olduğu belgedeki imzayı ikrar etmiş sayılacağı" yönünde Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.211/1-a hükmüne uygun ihtar yapılmış ve davetiyeye inkâr edilen belgenin yani takibe konu çekin bir örneği eklenmiştir. Bu şekilde düzenlenen davetiye davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olup, davetiyenin şekil şartları bakımından herhangi bir usulsüzlük söz konusu değildir. Usulüne uygun tebligata rağmen davacı isticvap duruşmasına katılmamış; vekili aracılığıyla "müvekkilinin yurt dışında bulunduğu" yönünde beyanda bulunulmuştur. Mahkememizce 17.10.2025 tarihli ara karar ile davacı vekiline, müvekkilinin isticvaba icabet etmemesine ilişkin mazeretine dayanak belgeleri ve yabancı dilde olanların yeminli tercüman tarafından yapılmış Türkçe tercümeleri ile birlikte sunulması için iki haftalık kesin süre tanınmış; aynı ara kararın diğer bendleri ile davacı vekilinden çek koçanının veya çek koçanı içerisindeki çek yaprağının müvekkilinin iradesi dışında elinden ne şekilde çıktığı ile davalının cevap dilekçesinde ileri sürdüğü, davaya konu çeke ilişkin üç ayrı hukuki uyuşmazlıkta imzaya itirazda bulunulmadığı iddiasına karşı beyanda bulunması istenmiştir. Yine aynı ara karar ile davacının yurt dışı çıkış ve giriş kayıtlarının bulunup bulunmadığı ve halen yurt dışında olup olmadığı hususunda İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmıştır. Verilen sürenin dolmasına karşın davacı vekilince mazeretine dayanak hiçbir belge sunulmamış, yeminli tercüman tarafından yapılmış Türkçe tercüme ibraz edilmemiş, çek koçanının iradesi dışında elinden çıkış keyfiyetine ve üç ayrı süreçte imzaya itirazda bulunulmamasına ilişkin herhangi bir açıklama dilekçesi de verilmemiştir. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'nden celbedilen sınır-gümrük kayıtları incelendiğinde ise, davacının isticvap duruşma tarihinde yurt dışında bulunmadığı, aksine fiilen Türkiye'de bulunduğu anlaşılmıştır. Bu tespit karşısında davacının isticvaba icabet etmeme mazereti, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 171. maddesinin ikinci fıkrası anlamında "geçerli bir özür" niteliğinde kabul edilememiştir. Bu durumda, usulüne uygun olarak tebliğ edilen meşruhatlı isticvap davetiyesine geçerli bir mazereti bulunmaksızın icabet etmeyen davacının, inkâr etmiş olduğu belgedeki imzayı — yani işbu davaya konu çekteki imzayı — Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.211/1-a hükmü gereğince ikrar etmiş sayılması gerekmektedir. Anılan kanuni karine, yukarıda zikredilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları doğrultusunda davacı bakımından bilirkişi incelemesine gerek bırakmaksızın imza aidiyeti meselesini çözmekte olup; çekteki imzanın davacının eli ürünü olduğu ve çekin davacı tarafından düzenlendiği vakıası mahkememizce sabit kabul edilmiştir. İmzanın ikrar edilmiş sayılması sonucu, davacının işbu menfi tespit davasına temel oluşturan "çekteki imza bana ait değildir" iddiasının hukuki dayanağını doğrudan doğruya ortadan kaldırmaktadır. Davalı vekili cevap dilekçesinde, takip konusu alacak üzerinden yüzde yirmi oranında icra inkâr tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca menfi tespit davasının alacaklı lehine sonuçlanması hâlinde, ihtiyati tedbir kararı kalkmakta ve alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan almaktadır. Anılan fıkra uyarınca davalı alacaklı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır: İlk olarak menfi tespit davasının esastan reddedilmesi, ikinci olarak davalı alacaklının süresi içerisinde açık tazminat talebinde bulunmuş olması, üçüncü ve en önemlisi olarak ise davacı borçlu tarafından mahkemeden İcra ve İflas Kanunu'nun 72/2 veya 72/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı alınmış ve fiilen uygulatılmış olması, dolayısıyla alacaklının alacağını geç tahsil etmek zorunda kalmış olması gerekir. Somut uyuşmazlıkta davanın esastan reddine karar verildiği ve davalı vekilince süresinde açık tazminat talebinde bulunulduğu hususları sabit ise de; mahkememizce işbu menfi tespit davası kapsamında davacı lehine İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin ikinci veya üçüncü fıkraları uyarınca herhangi bir ihtiyati tedbir kararı verilmemiştir. Davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü teminatsız ihtiyati tedbir talebi dava süresince karşılanmamış; icra takibi yargılama boyunca kesintisiz devam etmiştir. Bu itibarla davalının alacağını geç tahsil etmek zorunda kalmasına yol açan bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığından, İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4. maddesinde aranan üçüncü koşul gerçekleşmemiştir. Davalı vekili ayrıca takip alacağının yüzde onu oranında para cezasına hükmedilmesini talep etmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinde menfi tespit davası sonucunda böyle bir para cezası öngörülmediği gibi, davalı vekilinin kıyasen dayanmak istediği anlaşılan İcra ve İflas Kanunu'nun 170/4. maddesindeki yüzde on oranındaki para cezası, münhasıran icra mahkemesinin kambiyo senetlerine özgü takipte imzaya itirazın reddi hâlinde uyguladığı bir yaptırım olup, işbu genel hukuk mahkemesinde görülen menfi tespit davasında uygulanabilecek nitelikte değildir. Bu itibarla yasal dayanağı bulunmayan para cezası talebinin reddi gerekmiştir.
Yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken maktu 732,00-TL harcın, peşin alınan 60.524,96-TL harçtan mahsubu ile bakiye 59.792,96-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davalı tarafın İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca tazminat talebinin reddine, 4-Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 502.737,54-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.16/04/2026
Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır