İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/134 E. 2026/151 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/134
- Karar No
- 2026/151
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/134 Esas KARAR NO : 2026/151
DAVA : İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 25/02/2025 KARAR TARİHİ : 23/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde ve duruşmalarda özetle; Müvekkili şirketin, kargo taşımacılığı sektöründe faaliyet gösteren ve hem yurt içi hem de yurt dışı müşterilerine hizmet sunan, geniş bir hizmet ağına sahip bir şirket olduğunu, müvekkili şirketin, bu hizmet ağını sürdürebilmek için merkez, bölge müdürlükleri, transfer merkezleri, şubeler ve bağımsız acenteler aracılığıyla faaliyet gösterdiğini, davalı ...'nın da bu kapsamda ...'nin işletilmesine yönelik olarak davacı şirketle bir acentelik sözleşmesi akdettiğini ve sözleşmeye ekli cari hesap düzenlemeleri ile hakkediş oranlarının belirlendiğini, taraflar arasındaki ticari ilişki devam ederken, davalının 20 Temmuz 2023 tarihinde acenteliğini kendi isteğiyle sonlandırmak istediğini bildirerek, 15 Ağustos 2023 itibariyle fesih talebinde bulunduğunu, müvekkili şirketin bu feshi kabul ettiğini, gerekli hesaplamaları yaptığını ve davalının acentelik ilişkisinden kaynaklı 198.002 TL borcu olduğunu tespit ederek davalıya bildirdiğini, borcun tahsil edilememesi üzerine davalı aleyhine .... 33. İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının icra takibine haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine takibin durduğunu, davalının itirazının hukuka, sözleşmeye ve taraflar arasındaki düzenlemelere aykırı olduğunu, Acentelik Sözleşmesinin 37. maddesi uyarınca, sözleşmenin sona ermesi durumunda davalının personel ücretleri, kıdem tazminatı, SGK primleri ve diğer borçlarının davacının alacağından mahsup edilmesi gerektiğini, davalının da bu hükmü sözleşmenin imza aşamasında kabul ettiğini, bu çerçevede müvekkilinin, alacağını mahsup işlemleri sonrasında tespit edilen bakiye üzerinden tahsil etmek amacıyla icra takibini başlattığını, borç kalemlerinin, davalı acentenin çalışanlarının maaş ve yemek giderleri ile kıdem ve yıllık izin ödemeleri, Temmuz 2023 dönemi kargolarının ölçüm-tartım farkları ve şube giderleri (elektrik, işim gideri) gibi unsurlardan oluştuğunu, bu borçların, sözleşme hükümlerine uygun olarak davalının hakkedişinden mahsup edildiğini, davalının da bu mahsup işlemlerine muvafakat gösterdiğini, ayrıca, alacakların e-arşiv faturalarla belgelendiğini ve davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini, davalının söz konusu faturalar hakkında herhangi bir itirazda bulunmadığını, davalının işçilik alacakları gibi iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davalının tacir sıfatıyla hareket ettiğini ve sözleşme kapsamında hak ettiği ödemeleri aldığını, fesih sonrasında ileri sürdüğü iddiaların tamamen kötü niyetli olduğunu, sözleşmenin karşılıklı müzakere ile yapıldığı, davalının yıllar boyunca itiraz etmeden sözleşmeye sadık kaldığı ve fesih sonrası iddialarının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirtmiş olup, davalının icra müdürlüğünün yetkisine yaptığı itirazın reddine, icra takibine yaptığı haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline ve takibin aynen devamına; alacak ücretin en az %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde ve duruşmalarda özetle; Davacının icra takibine yaptığı itiraz üzerine bir yıldan fazla süre geçtikten sonra eldeki davayı açtığını, bu nedenle davanın süre yönünden reddi gerektiğini, davanın tamamen haksız olduğunu, müvekkilinin gerçekte davacının işçisi olduğunu, bu nedenle uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkemenin iş mahkemesi, yetkili mahkemenin ise ... İş Mahkemesi olduğunu, müvekkilinin, 01.04.2003 tarihinde ... Kargo'nun ... Şubesi'nde çalışmaya başladığını, 20 yılı aşkın süre çalıştıktan sonra 15.08.2023 tarihinde hiçbir işçilik hakkı ve tazminatı ödenmeden haksız şekilde işten çıkarıldığını, 03.06.2010 tarihinde işten çıkarma baskısı altında imzalatılan sözde “acentelik sözleşmesi” nin gerçekte muvazaalı olduğunu, çalışma düzeni, personel, araçlar, tabelalar ve şube faaliyetleri hiç değişmeden davalının aynı işi yapmaya devam ettiğini, sadece şeklen Bağ-Kur'lu yapıldığını ve “acente” gösterildiğini, müvekkilinin hiçbir zaman bağımsız tacir, acente veya gerçek bir işveren sıfatı taşımadığını; fiilen ve hukuken ...'nun ... Şube Müdürü unvanıyla çalışan bir işçisi olduğunu, buna göre acentelik sözleşmesinin, gerçekte taraflar arasındaki iş ilişkisini gizlemek amacıyla yapılmış olup muvazaalı ve geçersiz olduğunu, ayrıca müvekkili tarafından davacı aleyhine açtıkları ... 3. İş Mahkemesi'nde görülen... E. sayılı dosyada mahkemenin, davacının işçilik alacaklarını ödemesi gerektiğine ilişkin karar verdiğini, bu yönüyle davacının davalıdan alacaklı değil tam tersine borçlu olduğunu, davacının icra takibine konu ettiği borç kalemlerinin ise gerçekte masa başında oluşturulmuş, dayanaksız, hayali borçlandırmalar olduğunu, bu kalemlerin bilirkişi incelemesiyle çürütüleceğini, davacının müvekkilinden hiçbir hak ve alacağının bulunmadığının ortaya çıkacağını belirtmiş olup, öncelikle görev ve yetki itirazlarının kabulüyle davanın usulden reddini, dosyanın ... İş Mahkemesi'ne gönderilmesini, esasa girilecekse de davanın tamamen reddini, davacının haksız olarak bu davayı açması nedeniyle talep edilen miktarın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıva yükletilmesini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların bildirdiği deliller toplanmış, icra dosyasının UYAP kayıtları , bilirkişi raporu dosyamız arasına alınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasında imza edilen acentelik sözleşmesinde belirtilen yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilip getirilmediği, davacının ... 33. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası kapsamında davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı ve miktarı hususunda toplanmaktadır. Davaya konu ... 33. İcra Müdürlüğü'nün...Esas sayılı dosyasına ait UYAP kayıtlarının çıkartılarak dosyamız arasına alınıp incelendiğinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlular aleyhine 208.000,00-TL sözleşme, 138.200,33-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 346.200,33 TL'lik ilamsız takipte bulunduğu, ödeme emrinin borçlu ...'a 07/06/2022 tarihinde, borçlu ...'a 02/06/2022 tarihinde tebliğ olduğu, davalı borçlular vekili 03/06/2022 havale tarihli dilekçesi ile borca itiraz etmesi üzerine takibin durduğu ve süresi içerisinde itirazın iptali davası açıldığı görülmüştür. Mahkememizin 17/06/2025 tarihli celse ara kararı gereğince rapor hazırlanmak üzere dosyamız mali müşavir ve ticaret mevzuatından kaynaklı nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen 16/12/2025 tarihli raporda özetle; " A- Defterlerin Usulüne Uygun Tutulup Tutulmadığı Yönünden; Davacı şirket tarafından ibraz edilen 2021-2022-2023 yıllarına ilişkin yasal ticari defterleri usul yönünden incelendiğinde, defteri kebir ve yevmiye defterlerinin GİB onaylı beratlarının süresinde alındığı, TTK ve VUK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu Raporumuzun 4.a.2 bölümünde açıklandığı üzere davalı şirket defterleri incelenemediği ve hesap incelemesi yapılamadığı, B-Davalının acente olarak nitelendirilmesi halinde davacı tarafından başlatılan icra takibinin haklı olacağı, C- Ancak dosyaya sunulan iş mahkemesinin verdiği karar uyarınca davacının işçi olarak bu davanın kesinleşmesinin beklenmesi gerekt zira bu davanın davalı lehine kesinleşmesi halinde davalının işçi olarak nitelendirilmesinin gerekeceği, bu durumda davacının dava konusu alacağı talep edemeyeceği,..." sonuç ve kanaatine varılmaktadır. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun birinci maddesi uyarınca; İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur. Bu tür davalara iş mahkemelerince bakılır. İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından, bu kanundaki esas ve usullere göre bakılır. 7036 sayılı Kanunun 5. maddesinde İş Mahkemesinin görevi düzenlenmiştir. 7036 sayılı Kanunun 5. maddesinde İş Mahkemesinin görevi genişletilmekle beraber; İş Mahkemeleri “a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları,... tarihli ve ... sayılı İş Kanununa veya ... tarihli ve ... sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre; işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya kanundan kaynaklı her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkların İş Mahkemelerinde çözümleneceği hükmü öngörülmüştür. Maddede belirtildiği üzere, İş Mahkemesinin görevli olabilmesi için uyuşmazlığın taraflarının işçi ve işveren veya işveren vekili olması, uyuşmazlığın iş sözleşmesinden veya İş kanunundan kaynaklanması koşuldur. İş kazasında, işveren dışında başka sorumlular varsa, işveren ile birlikte bu kişiler aleyhine de dava açılması durumunda dava yine İş Mahkemelerinde görülür. İşverenin kusurlu olup olmadığı sonuca etkili değildir. Somut olayda, davacı taraflarca sigorta şirketi aleyhine de dava açıldığı anlaşılmıştır. Borçlar Kanunu'nun Müteselsil Sorumluluk başlıklı 61.maddesinde; "Birden çok kişi ile birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" düzenlenmiştir. Bu madde doğrultusunda trafik ya da iş kazalarında ortak kusurları bulunan kişilerin haksız eylemden zarar görenlere karşı müşterek müteselsil sorumlulukları doğacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... Esas, ... Karar sayılı ilamında; "...Öte yandan, eldeki dava, iş kazası nedeniyle davalı işveren ile birlikte genel hükümlere göre sorumlu bulundukları iddia edilen diğer davalılara karşı birlikte açılmış olup,davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmaktadır. İhtiyari dava arkadaşlığı durumunda, davalılardan biri hakkındaki dava genel mahkemenin, diğeri hakkındaki dava özel bir mahkemenin görevine giriyorsa, özel nitelikteki mahkemede davanın görülmesi gereklidir. Somut olayda,davacılar iş kazası geçiren işçinin mirasçıları,davalı ... Şirketi ise işvereni konumunda olup,5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1.maddesi uyarınca işveren ile işçi arasındaki iş aktinden kaynaklanan veya İş Kanunu’na dayalı iddiaların özel yetkili iş mahkemesinde görülerek, davanın sonuçlandırılması gerekli olduğundan, diğer davalılar yönünden de İş Mahkemesi olarak davaya bakılmaya devam edilmelidir. Dava birlikte açıldığından,her dava açıldığı zamanki duruma göre değerlendirileceğinden, işverenin kusurlu olmamasının belirlenmesi göreve değil, davanın sonucuna etkilidir. Açıklanan bu gerekçelerle, Özel Dairenin bozma ilamındaki bu görüş isabetli değildir." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... Esas, ... Karar sayılı ilamında; "...Somut olayda davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunması nedeniyle; davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri uyarınca, asliye ticaret mahkemeleri, asliye hukuk mahkemelerinin daireleri ve dolayısıyla bu ayırım çerçevesinde genel mahkeme niteliğinde olduklarından; tüm davalılar hakkındaki davaların, özel mahkemede (iş mahkemesinde) görülmesi gerektiği kabul edilmelidir. Sonuç olarak, gerek 4603 sayılı Kanun’un 5.maddesi, gerekse 5521 sayılı Kanun’un 1.maddesi; TTK’ndaki görev hükmünün aksine ve öncelikle uygulanması gereken özel düzenlemelere yer vermekle, taraflar arasındaki ilişkinin ticari dava şeklinde nitelendirilmesi mümkün olmadığından, uyuşmazlıkta iş mahkemeleri görevlidir." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... Esas,... Karar sayılı ilamında; "...Davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu durumlarda, bunlar hakkında birlikte açılan davalar, birbirlerinden bağımsız olduğundan, görevli mahkeme her bir dava bakımından ayrı ayrı belirlenmelidir, ihtiyari dava arkadaşı durumundaki davalılardan biri (veya birkaçı) hakkındaki dava genel mahkemenin, diğeri (veya diğerleri) hakkındaki dava özel bir mahkemenin görevine giriyorsa, davaların aynı dava dilekçesiyle özel mahkemede açılması gerekir. Somut olayda davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğunun benimsenmesi durumunda; yukarıda açıklandığı gibi, Asliye Ticaret Mahkemeleri, Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin daireleri ve dolayısıyla bu ayırım çerçevesinde genel mahkeme niteliğinde olduklarından; tüm davalılar hakkındaki davaları özel mahkemede (iş mahkemesinde) görülmesi gerektiği kabul edilecektir. Özel Mahkeme niteliğindeki Yerel Mahkeme'nin görevsizlik kararındaki gerekçe, öncelikle bu nedenle yerinde değildir. " şeklinde karar verildiği görülmüştür. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden (re'sen) dikkate alınması zorunludur. Huzurdaki davada, davacının davalı olan şirketin işçisi olup kazanın, iş kazası olarak meydana geldiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Meydana gelen trafik kazası, davacı yönünden bir iş kazası olup uyuşmazlık iş hukukundan kaynaklanmaktadır (Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 04/09/2018 Tarih, ... Esas ve... Karar sayılı ilamı) ... 3. İş Mahkemesi'nin ...E., ... K. sayılı dosyasıyla açmış olduğu davada mahkemece verilen 27.05.2025 tarihli kararda davalının işçi olarak kabul edildiği ve bir takım işçilik alacaklarına hükmedildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin ... Esas ve ...Karar sayılı ilamı ile kararın kesinleştiği ve Mahkememizin uyuşmazlığın çözümünde görevli olmadığı anlaşıldığından görevle ilgili düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle taraflarca ileri sürülmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği nazara alınarak dava dilekçesinin 6100 sayılı HMK 114/1-c ve 115/2 maddesi uyarınca görev yönünden usulden reddine ve mahkememizin görevsizliğine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Açıklanan gerekçeye göre; 1-Dava dilekçesinin HMK 114/1-c , 115/2 mad uyarınca görev yönünden usulden reddine ve mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-Karar kesinleştiğinde ve HMK 20 md uyarınca 2 haftalık süre içinde talep halinde dosyanın görevli İstanbul İş Mahkemesine gönderilmesine, 3-Harç, vekalet ücreti, arabuluculuk gideri, yargılama giderleri konusunda görevli mahkemece karar verilmesine, 4-Kararının kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi için başvurulmadığı taktirde harç ve yargılama gideri konusunda ek karar yazılmasına, , Dair verilen karar taraf vekillerinin yokluğunda gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliyesi ( İstinaf Mahkemesi ) nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usülen anlatıldı .23/02/2026
Katip Hakim e-imzalıdır ¸e-imzalıdır