İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/1273 E. 2026/170 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1273
- Karar No
- 2026/170
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/1273 Esas KARAR NO : 2026/170
DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 25/12/2014 KARAR TARİHİ : 12/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili Birleşen (Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...) dava dilekçesinde özetle; davalı ...'un davacı şirket hissedarı olup, kısa bir zaman öncesine kadar şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüttüğünü, şirketi münferiden temsile yetkili olduğunu, şirketin kuruluşundan itibaren şirketin mali işlerinden sorumlu olup şirketin tahsilatlarını ve ödemelerini kontrol ettiğini, davalının 12/12/2010 tarihinde müvekkili şirket ile aynı binada faaliyet gösteren ... A.Ş'nin muhasebe sorumlusu olan ...'e bir dosya içinde iki makbuz koçanı ile iki adet yazı bırakarak, bunları davacı şirketin yönetim kurulu başkanı Prof. ...'ya iletmesini söyleyerek şirketten ayrıldığını, daha sonra şirkete gelmediğini, şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından yapılan araştırmada davalının 06/10/2010 tarihli olarak yazıp imzaladığı iki adet yazıda, davalının şirket adına yapmış olduğu satışlar nedeniyle müşterilerden tahsil ettiği çekleri şirketin muhasebesine ve muhasebe kasasına teslim etmediği ve görevini kötüye kullanarak bu çekleri zimmetine geçirmeye çalışarak şirketin çeklerini yanında götürdüğünün tespit edildiğini, davalının, uzun zamandır bir takım suiniyetli iş ve işlemler ile şirket mal varlıgını zimmetine geçirdiğini, davalının, davacı şirket adına müşterilerden aldığı ancak davacı şirket muhasebe kasasına vermeksizin uhdesinde tuttuğu çeklerle ilgili olarak ihtiyati tedbir talepli olarak çeklerin iptali ve menfi tespit davası açıldığını, davanın Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dava dosyasında görüldüğünü, davalının, davacı şirkete ait çekleri zimmete geçirmeye çalışarak şirketten kaçması karşısında davalının çekleri şirkete iade etmesi ve hesapları çıkartması ve aynı zamanda davalının bulunduğu odada şirkete ait başka bir kasanın tek anahtarının şirkete teslim edilmesi için davalının telefonla arandığını, davalıya ihtar çekildiğini, davalının herhangi bir cevap vermediğini, kasanın çilingir marifetiyle açıldığını, kasa içerisinde olması gereken şirkete ait nakit para ve kıymetli evrakın kasada olmadığının belirlendiğini, bu durumun tutanakla tespit altına alındığını, davacı şirkete ait olan 519.007,60 TL, 3.494,22 USD doları, 22.170,45 EURO nakit paranın şirket aktifinde olması gerekirken olmadığını, davalı hakkında dolandırıcılık, resmi evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanmak atılı suçlarından Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı'na şikayette bulunduklarını, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... hazırlık sayılı evrakında soruşturmanın devam ettiğini belirterek, şirket kasasında olması gerekirken bulunmayan davalı tarafından haksız olarak uhdesine geçirilen toplam 569.494,62 TL nin ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, dosyanın Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İşbu dosyanın başlangıçta Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile davalı ...'a karşı açıldığı, devam eden yargılama sonucunda işbu dosyanın mahkememizin ... Esas sayılı dosyası ile 04/05/2015 tarihinde birleştirilmesine karar verildiği, mahkememizin ... Esas sayılı dosyasında karar verilirken birleşen bu dosya ile ilgili sehven karar verilmediği anlaşıldığından işbu dosyadan tefrik edilen Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasının işbu esasa kaydedildiği anlaşıldı. 24/02/2023 Tarihli bilirkişi raporunda özetle; "Davacı şirket vekili tarafından iddia edilen ve bu konuda dosyaya sunulan özel amaçlı tespit raporunda şirketin kasasında 14.10.2010 tarihi itibariyle bulunması gereken 569.430,15 TL'nin (519.007,69 TL ile birlikte 3.494,22 USD, 22.170,45 EURO ve 12,06 GBP'nin TL karşılığı) kasada mevcut olmadığının görüldüğü ve şirket kasasının noter huzurunda açıldığı ifade edilmiş olmakla birlikte Şirket'in kasasında bulunması gereken TL ve yabancı paraların davacı tarafından ya da üçüncü bir kişi tarafından alındığına ilişkin olarak dava dosyasına sunulmuş herhangi bir kanıt, bilgi ya da belgenin bulunmadığı "görüş ve kanaatlerini mahkememize bildirmişlerdir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; çeklerden dolayı borçlu olunmadığının tespiti ve istirdat istemine ilişkindir. Bakırköy ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında sanıklar ..., ..., ... , ... haklarında mahkememizdeki davalara konu olan olaylarla ilgili güveni kötüye kullanmak, dolandırıcılık ve bu suçlara katılmak eylemlerinden kamu davası açıldığı karar verildiği kararın sadece usulden bozulduğu olduğu görülmüş, maddi vakıa anlamında ceza dosyası kesinleştiğinden bu aşamadan sonra makul yargılama süresi dikkate alınarak son celsede mahkememizde açılan davaların niteliği itibariyle ceza davasının sonucu beklenmemiştir. Mahkememizin ... Esas sayılı dosyasında 1.619.070,22 TL'nin davalı ...'dan alınarak davacı şirkete verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, Birleşen ... ATM nin ... Esas sayılı dosyada; Davalı ... hakkındaki davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddine, diğer davalı ... hakkındaki davada davacının hukuki yararı kalmadığından davanın reddine, Birleşen Bakırköy ... ATM nin ... Esas sayılı dosyada; Davalı ... yönünden dava konusu ... ... şubesinden verilme ... çek nolu 07.11.2010 keşide tarihli keşidecisi ... San. Tic. A. Ş. olan 4.350.-Euro bedelli çekle ilgili talebin hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddine, diğer çekler yönünden ve davalı ... açısından dava konusu çekler dava dışı keşidecilerin banka hesaplarından tahsil edildiğinden açılan dava da İİK 72 maddesine dayalı menfi tespit ve istirdat istemine ilişkin olmakla bu çeklere yönelik davacının müracaat hakkı ve hukuki yararı kalmadığından davanın bu nedenle reddine karar verilmiştir. Taraf vekilleri delil listeleri ile yazılı delillerini ibraz etmişler, diğer deliller mahkemece toplanmıştır. Davalı ... hakkında mahkememizin ... Esas sayılı dosyası ile birleştirilen ... Esas sayılı dosyada çekler dışındaki kasa açığından dolayı alacak istemi bulunduğundan ve dava yönetici sorumluluk davası niteliğinde görülmekle bu dosya tefrik edilmiş ve ayrı esas numarasını almıştır. Bozma öncesi Davacı şirket adresinde keşfen inceleme yapılıp, tanıklar dinlenmiş, davacı şirketin ticari defterleri incelenmiş, bilirkişi kurulundan kök ve ek rapor alınmıştır. Yapılan yargılama, toplanan ve sunulan deliller, bilirkişi kök ve ek raporu, ticaret sicil kayıtları, iddia ve savunmalar, bankalardan gönderilen yazı cevapları ve tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara varılmıştır. Asıl davada davacı şirket tarafından şirket temsilcisine karşı İİK 72 maddesine dayalı menfi tespit ve istirdat istemi bulunmaktadır. Dava konusu 20 adet çekten dolayı davalıya borçlu olunmadığı ileri sürülmüştür. Bu çeklerden ... Bankası A.Ş. .... Şubesinden verilme 20.11.2010 keşide tarihli, ... çek nolu, 60.000.-Euro bedelli keşidecisi ...Ticaret A.Ş. olan çekte davalı ... ciranta veya hamil olmadığı gibi söz konusu çek davacı şirket tarafından tahsil edilmiştir. Bu çek yönünden davalının pasif husumeti yoktur. Ayrıca davacının bu çekle ilgili dava açmakta hukuki yararı da bulunmamaktadır. Diğer 19 adet çek incelendiğinde dava dışı 3. kişiler tarafından davacı şirket emrine keşide edildiği, çeklerin arkasında davacı şirketin kaşe ve imzası ile cirosunun bulunduğu, bu cirodan sonra davacı şirket temsilcisi ve o tarihlerde yönetim kurulu üyesi olan davalı ... un şahsi cirosunun bulunduğu, bir kısım çeklerin birleşen dosya davalısı ....'a , diğer bir kısım çeklerin birleşen dosya davalısı ...'e ciro yoluyla geçtiği ve bu kişiler tarafından bankaya ibraz edilerek çek bedellerinin tahsil edildiği gelen yazı cevaplarından anlaşılmıştır. Hukuki yarar, dava şartlarından olup resen gözetilmesi gerekir. Bir kambiyo senedi borçlusunun, kendisine karşı başvuru olanağı kalmayan kişilere karşı menfi tespit davası açmasında hukuki yararı yoktur. Çek muhatap bankaca keşidecinin çekle işleyen hesabından ödenmiş ise; bu halde başvuru borçluları içerisinde yer almayan cirantanın dava açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Somut olayda başlangıçta davacı lehtar-ciranta senet bedellerinin ödenmemiş olması dolayısıyla kendisinden sonra gelen ciranta davalıya karşı menfi tespit davası açabilir ise de; dava konusu çek bedelleri dava dışı keşidecilerin hesabından tahsil edilmiş olmakla, davacı lehtar başvuru borçluları içerisinde yer alması mümkün olmadığından artık davaya devam etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Davalı ... dava konusu çeklerin ciro edildiği sırada davacı şirketin münferiden temsil ve ilzama yetkilisidir. Davalının şirket adına kambiyo senedi düzenlemek ve ciro etmek yetkisi bulunmaktadır. Davada şirket temsilcisinin şirketin zararına hareket ettiği, müşteri çeklerini haksız yere uhdesine geçirdiği, şirketi kendisine borçlandırarak çekleri 3. kişilere devrettiği ileri sürülmüştür. Kambiyo hukuku yönünden ortada geçerli bir ciro ve devir bulunmaktadır. Davacı vekili 05.12.2012 tarihli dilekçesiyle menfi tespit talepli olarak açılan davayı tamamen ıslah ederek vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle oluşturulan sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasına dönüştürdüklerini belirtmiştir. Davacı tamamen ıslah ile talep sonucunu ve dava sebebini değiştirmiştir. Davanın tamamen ıslahı 6100 Sayılı HMK 180 maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi halde ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. Somut olayda davacı 05.12.2012 tarihli dilekçesiyle tamamen ıslah beyanında bulunmuş ancak yeni bir dava dilekçesi ibraz etmiştir. Bu halde davaya Yargıtay bozma ilamına uyulduğu dikkate alınarak ıslahtan sonraki haliyle devam edilip hüküm kurulmuş ancak birleşen bu dosya bakımından sehven hüküm kurulmadığı dikkate alınarak HMK 305/A kapsamında dosya tefrik edilip ayrı esasta karar verilmesi gerekmiştir. Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556). Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir. Somut olayda öncelikle, söz konusu talebin davacıların doğrudan mı yoksa dolaylı zararını mı oluşturduğu hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı anonim şirketler hukukunda sorumluluk çerçevesinde, ortağın veya alacaklının doğrudan kendi malvarlığında mı, yoksa şirketin zararı dolayısıyla “yansıma” (Reflexschaden) bir zarara mı maruz kaldığı sorusunu cevaplamaya yarar. Bu iki kavram yalnızca ortakların ve alacaklıların zararı halinde kullanılır, zira sorumluluk hükümleri çerçevesinde anonim şirket yalnızca doğrudan zarara uğrayabilir, ortaklar ve alacaklılar bakımından ise hem doğrudan hem de dolaylı zarar söz konusu olabilir. Doğrudan doğruya zarar, şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Şirketin ortakları ve alacaklıları, ortaklık zarar görmeden de bir zarara uğrayabilirler. İşte ortaklık malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmeden ortağın ve alacaklının malvarlığında meydana gelen azalmaya anonim şirketler hukukunda doğrudan zarar denilmekte ve bu durumda pay sahibine hükmedilecek tazminatın kendisine ödenmesi talebiyle dava açma imkanı tanınmaktadır. Alacaklıların ve ortakların doğrudan zarar görmeleri nedeniyle uğradıkları zararın tazminini talep etmeleri, genel hukuk prensibi olan sorumluluğun bir sonucudur. Doğrudan doğruya uğranılan zararlardan dolayı açılacak davalarda ortaklar ve alacaklılar tazminatın kendilerine verilmesini talep edebilirler. Birden fazla pay sahibi veya alacaklı aynı fiille zarara uğramış olsalar dahi talep edilebilecek tutar bizzat uğradıkları zarar ile sınırlıdır. Aslında ortakların ve alacaklıların doğrudan zararı anonim şirketler hukukuna özgü tipik bir sorumluluk davası olmayıp şirketin haksız fiilini teşkil eder. O nedenle bu davalarda anonim şirketlere özgü aktif ve pasif dava ehliyeti, doğrudan ve dolaylı zarar, farklılaştırılmış teselsül gibi özel düzenlemeler dışında esas itibarıyla haksız fiil sorumluluğuna ilişkin zarar, illiyet bağı, hukuka aykırılık ve kusura ilişkin kurallar uygulama bulur. Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır. Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır. Sorumluluğun doğması bakımından ilk şart , zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise, TTK m. 553 hükmüne göre, kusurun varlığını aramak gerekecektir. Ancak bahsi geçen tüm koşulların sağlanması halinde, TTK m. 555 uyarınca, dolaylı zarar niteliğindeki tazminatın şirkete verilmesine hükmedilmesi söz konusu olacaktır. Gerek yöneticinin sorumluluğu gerekse haksız fiil sorumluluğunda zarar, kusur, hukuka aykırılık ve illiyet bağı koşullarının gerçekleşmesi gerekmekte olup olup söz konusu davada Limited şirket müdürlerinin sorumluluğuna ilişkin davalarda zararın varlığı ve miktarı hususundaki ispat yükü, zarar gördüğünü iddia eden davacıların üzerindedir (Akdağ Güney, Sorumluluk, s. 56). İş bu birleşen ve sonrasında tefrike dilen dosyada Davacı şirket vekili tarafından iddia edilen ve bu konuda dosyaya sunulan özel amaçlı tespit raporunda şirketin kasasında 14.10.2010 tarihi itibariyle bulunması gereken 569.430,15 TL’nin (519.007,69 TL ile birlikte 3.494,22 USD, 22.170,45 EURO ve 12,06 GBP’nin TL karşılığı) kasada mevcut olmadığının görüldüğü ve şirket kasasının noter huzurunda açıldığı ifade edilmiş olmakla birlikte Şirket’in kasasında bulunması gereken TL ve yabancı paraların davacı tarafından ya da üçüncü bir kişi tarafından alındığına ilişkin olarak dava dosyasına sunulmuş herhangi bir kanıt, bilgi ya da belgenin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı ...’un yönetim kurulu üyesi olarak riayet etmekle yükümlü olduğu eTK md. 334’e aykırı davrandığı, davalının davranışının hükümdeki hukuka uygunluk istisnaları kapsamında bulunmadığı, mezkur işlem sonucunda davacı şirketin zarara uğradığı, davalının bilerek ve isteyerek çekleri kendisine ciro ederek görev ve yetkisini kötüye kullanmış olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak davalının geçersiz hukuki sebebe yani eTK md. 334/1’e aykırı davranarak 20 adet çeki kendisine ciro ettiği, davacının ilgili çekler üzerindeki meşru hamil sıfatını yitirerek senetleri tahsil etme hakkından mahrum olduğu, dolayısıyla fakirleştiği, geçersiz bir hukuki sebebe dayanarak senetleri devralan davalı ...’un haksız biçimde zenginleştiği, davalının zenginleşmesi ile zenginleştirici olay arasında uygun illiyet bağı bulunduğu, davalının eBK 61 hükmü gereği çek bedellerini iade ile yükümlü olduğu kanaatine varılmıştır. Tüm bu nedenlerle; somut olay bakımından dosyaya sundukları özel amaçlı tespit raporunda da belirtildiği üzere, davacı şirkete ait 519.007,69 TL, 3.494,22 USD ve 22.170,45 EURO nakit paranın da şirket aktifinde olması gerekirken olmadığını beyan etmiştir. Dava dosyasında bulunan 14.10.2010 tarihli raporda; şirketin kasasında 14.10.2010 tarihi itibariyle yapılan fiziki sayıma iştirak edildiği, resmi kayıtlarda yer alan 569.430,15 TL’nin (519.007,69 TL ile birlikte 3.494,22 USD, 22.170,45 EURO ve 12,06 GBP’nin TL karşılığı) kasada mevcut olmadığının görüldüğü ifade edilmiştir. Özel amaçlı raporda şirket kasasının noter huzurunda açıldığı ifade edilmiş olmakla birlikte Şirketin kasasında bulunması gereken TL ve Yabancı Paraların davacı tarafından ya da üçüncü bir kişi tarafından alındığına ilişkin olarak dava dosyasına sunulmuş herhangi bir kanıt, bilgi ya da belge bulunmadığı dikkate alınarak kasada mevcut olmayan talebe konu bedel kadar şirketin zarara uğratıldığı sabit olmuş olup Davanın kabulü ile 569.494,62 TL TL'nin davalı ...'dan alınarak davacı şirkete verilmesine, karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın KABULÜ ile; - 569.494,62 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacı şirkete ödenmesine, 2-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 38.902,18-TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafça yatırılması gereken 732,00-TL peşin harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 4-Dosyada davacı tarafça yatırılmış harç bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 5-Davacı tarafça yapılan 60,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 91.119,14-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine, 8-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere hazır olan taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/02/2026
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır