İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/750 E. 2026/95 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/750
Karar No
2026/95
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/750 Esas KARAR NO : 2026/95

DAVA : Ticari Ünvanın Korunması DAVA TARİHİ : 14/08/2024 KARAR TARİHİ : 02/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/02/2026 Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının, faaliyetlerini "..." adlı ticari unvan ile yürütmekte olduğunu, dolayısıyla unvanında müvekkilinin unvanında çekirdek ibaresi olan "..." ve yine ticari unvan işletme konusu alanında da "Metal Sanayi Ticaret" ifadeleri ile neredeyse müvekkili ile aynı ticari unvanını kullanmakta olduğunu, müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalının, bu benzerlikte bir ticari unvanı kullanması durumu, TTK m. 52 uyarınca açıkça tecavüze sebebiyet vermekte olduğunu, zira gerek müvekkilinin ticaret ünvanının ana belirleyici çekirdek ibaresi olan, gerekse de markası olan “....” ibaresinin ilgili sektörde ülke çapında, hatta yurt dışında tanınmış bir isim ve marka haline getiren müvekkilinin davalının kullandığı ticaret unvanının, müvekkilinin ticaret unvanına benzer olması nedeniyle tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, davalının davaya konu ticaret unvanını kullanmasının yasaklanmasına ve davalının ticari unvanındaki "..." ibaresinin ticaret sicilinden terkinine, müvekkilinin ticaret unvanına yönelik olan tecavüzün önlenmesine ve davalı şirketin her türlü tanıtım, tabela, internet sitesi, basılı evrak ve dijital ortamdan kaldırılmasına, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini, Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'un 2. maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, bu bağlamda, bir hak sahibinin, sahip olduğu hakka yönelik saldırıları durdurma ve önleme yetkisine rağmen, ya pasif kalarak bu yetkisini uzun süre kullanmaması ya da bu yetkisini kullanmayacağına ilişkin aktif bir davranış gösterdikten ve karşı tarafta da hakkın kullanılmasına karşı çıkılmayacağına ilişkin güven ve haklı beklenti oluşturulduktan sonra, kendisine duyulan güveni ihlal edecek ve karşı tarafı zor durumda bırakacak şekilde sahip olduğu haktan kaynaklanan yetkisini ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini, müvekkili şirketin 13.11.2020 yılında ticaret siciline tescil edildiğini, 4 yıldır sicile tescilli olan bu durumun 1982 yılından beri sicile tescilli olan davacı şirket tarafından bilinmemesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bunun yanında davacı şirket ile müvekkili davalı şirket arasında Kasım ve Aralık 2021 tarihlerinde cari hesap ilişkisinin, alım – satım ve ticari ilişkisi gerçekleşmiş olduğunu, davacı tarafından müvekkili şirkete faturalar kesildiğini, müvekkili şirket hesabından ödemeler tahsil edildiğini, dolayısıyla, davacı yanın, davalı şirketin ticaret unvanından uzun zamandır haberdar olduğunu, bu kapsamda, davacı tarafın, şirketin kuruluşundan itibaren 4 yıl sessiz kalması, 2021 yılında gerçekleşen karşılıklı ticari alım satım ile ticaret unvanına muttali olmasının üzerinden 3 yıl geçmiş olması karşısında huzurdaki davanın dürüstlük kuralına aykırı ikame edildiğinin, hakkın kötüye kullanıldığının açık göstergesi olduğunu, ticaret unvanı asıl olarak tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isim olduğunu, 'Ticaret Unvanları Hakkında Tebliğ' in 5/3. maddesine göre " daha önce tescil edilmiş bir ticaret unvanından yalnızca şirket türünü gösteren ibareleri farklı olan diğer bir unvana, ayırt edici ek yapılmadan tescil edilemez." davacı tarafın ticaret unvanının "..." şeklinde olduğunu, müvekkili şirketin ticaret unvanının ise "..." olduğunu, tarafların işletme konusunu gösteren ilk ibareleri birbirinden farklı olduğu müvekkili şirket unvanında "..." ibaresinden sonra "Proje Metal" ibaresini kullandığını, bu durumun hukuka uygun olduğunu ticaret unvanının haksız kullanımını teşkil etmediğini, bu nedenle, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. DELİLLER : İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü, İstanbul Ticaret Odasına yazılan yazı cevabı, faturalar, ticari defterler ve belgeler, muavin defter kayıtları, bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, Davalının ticari unvanının TTK m. 52 uyarınca terkin edilmesini, "..." ibaresinin ticaret sicilden silinmesi ile davalının, davacının ticaret unvanına tecavüzünün önlenmesi istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişi 28/05/2025 tarihli raporunda; Detayı rapor içerisinde izah edilen nedenlerle, dosyaya mübrez belge ve bilgi ile Sınırlı olarak yapılan tespit, inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; Tarafların Ticaret Unvanına İlişkin İnceleme: davacı yanın ve davalı yanın ticaret unvanları incelendiğini, Davacı yanın ticaret unvanın “... ÇELİK SANAYİ VE TİCARET A.Ş” olduğu, davacı yanın faaliyet alanın ise demir ve çelikten ürünlerin üretimi olduğunun tespit edildiğini, Davalı yanın ticaret unvanın “...” olduğunu, 13.11.2000 tarihinde sicile kayıt edildiğini, davalı yanın faaliyet alanın ise demir ve çelikten bar ve çubukların toptan ticareti olduğunun tespit edildiğini, Hukuki İnceleme: 1. TK 18/I ve 39/I uyarınca her tacirin bir ticaret unvanı seçmesi ve bunu iş ve işlemlerinde kullanması zorunlu olduğunu, usulüne uygun olarak tescil edilmiş olan ticaret unvanını kullanma hakkının sahibine ait olduğunu, TK 50, 52, 52/1, 52/11 ve TK 54 vd. Maddeleri dikkate alındığından, ticaret unvanının sahibinden izin alınmadan, aynısının veya benzerinin kullanılması halinde unvana tecavüz edilmiş olacağını, söz konusu durumun, unvanın aynısının veya benzerinin yine ticaret unvanı veya başka bir şekilde kullanılmasıyla meydana geldiğini, bu bağlamda, tescilli ticaret unvanının, yine bir ticaret unvanı olarak veya işletme adı, marka, FSEK anlamında eser veya eserin önemli bir parçası olarak veya internet alan adı olarak kullanılması halinde de tecavüzün gerçekleşmiş olacağını, ticaret unvanına bir tecavüzden bahsedebilmek için, esas itibariyle ticari işletmelerin iştigal konularının aynı veya benzer olması gerektiğini, ticaret ünvanı terkini istemli davanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ... Esas, ... Karar sayılı ve 21.03.2019 tarihli kararında “... Ticaret unvanının sahibinden izin almadan, ticaret unvanının aynısının veya benzerinin kullanılması yahut işletme adı, marka, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu anlamında eser veya internet alan adı olarak kullanılması hâlinde de tecavüzün gerçekleşeceğini, 6762 sayılı TTK’nın 54. maddesinde belirtilen “ticaret unvanı kanuna aykırı olarak başkası tarafından kullanılan” ibaresinden ticaret unvanının aynısının veya karıştırılma (iltibas) ihtimali oluşturacak derecede benzerinin bir başkası tarafından kullanılmasının anlaşılması gerektiğini, ticaret unvanını önceden tescil ettiren tacir, 6762 sayılı TTK’nın 54. maddesi gereğince daha sonra tescil ettirilen ve haksız olarak kullanılan ticaret unvanının sicildeki kaydının değiştirilmesini veya silinmesini dava edebileceğini, 2017 yılında yürürlüğe giren SMK ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirildiğini, SMK'nın 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünün haiz olduğunu, Yargıtay ... Hukuk Dairesi tarafından verilen 14.01.2014 tarihli, ... E. ve .... K. sayılı kararının örnek olacağını, Buna göre, tarafların ticaret unvanları arasında iltibas ihtimali bulunduğu görüş ve kanaatine varıldığını, Davalı yanın ticaret unvanındaki “...” ibaresinin davacı yanın ticaret unvanına tecavüz teşkil ettiği ve söz konusu ibarenin ticaret unvanından terkini koşullarının oluştuğu görüş ve kanaatine varıldığını, SONUÇ : 1- Davalı yanın ticaret unvanı 13.11.2000 tarihinde sicile kayıt edilmiş olup, huzurdaki davanın ise 14.08.2024 tarihinde ikame edildiğini, gerek yukarıdaki açıklamalara gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları gereğince davacı yanın sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramadığı, 2- Davacı, ... SANAYİ VE TİCARET A.Ş. unvanını, davalı ise, ... unvanını kullanmakta olduğunu, her iki şirketin ticaret unvanında ayırt edici unsurun .... ibareleri olduğunu, ticaret unvanlarında yer alan “....” ibaresi iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu, davalı şirketin ticaret unvanındaki bu ayırt edici unsurun yanına ek unsur olarak aldığı kabul edilen diğer ibarelerin ticaret unvanının ayırt edici eki niteliğinde olmayıp, faaliyet konusuyla ilgili ek niteliğinde olduğunu, ayrıca davacı yanın faaliyet alanı davalı yanın faaliyet alanın benzer olduğunun tespit edildiğini, buna göre, tarafların ticaret unvanları arasında iltibas ihtimali bulunduğu ,davalı yanın ticaret unvanındaki “....” ibaresinin davacı yanın ticaret unvanına tecavüz teşkil ettiği ve söz konusu ibarenin ticaret unvanından terkini koşullarının oluştuğu sonuç ve kanaatine varıldığını bildirmiştir. Bilirkişi 07/01/2026 tarihli raporunda; Davalı yanın ticaret unvanının 13.11.2000 tarihinde sicile kayıt edildiğini, huzurdaki davanın ise 14.08.2024 tarihinde ikame edildiğini, davacı yanın sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramadığı, davacı, ... Çelik Sanayi Ve Ticaret A.Ş. unvanının, davalı ise, ... unvanını kullanmakta olduğunu, her iki şirketin ticaret unvanında ayırt edici unsurun ... ibareleri olduğunu, ticaret unvanlarında yer alan “...” ibaresi iltibas yaratacak derecede benzediğini, davalı şirketin ticaret unvanındaki bu ayırt edici unsurun yanına ek unsur olarak aldığı kabul edilen diğer ibarelerin ticaret unvanının ayırt edici eki niteliğinde olmayıp, faaliyet konusuyla ilgili ek niteliğinde olduğunu, davacı yanın ve davalının meslek grubunun ... olduğunun tespit edildiğini, davacı yanın nace kodunda faaliyet alanının Demir ve çelikten sıcak veya soğuk çekilmiş yassı hadde ürünleri imalatı (demir veya çelik alaşımlı levha, şerit, sac, teneke sac, vb. dahil) olduğunun tespit edildiğini, davalı yanın nace kodu faaliyet alanın ise Demir/çelikten bar ve çubukların, profillerin, levha kazıkların (palplanş), tüp ve boruların toptan ticareti olduğunun görüldüğünü, ayrıca davacı yanın faaliyet alanının davalı yanın faaliyet alanına benzer olduğunun tespit edildiğini, buna göre, tarafların ticaret unvanları arasında iltibas ihtimali bulunduğunu, davalı yanın ticaret unvanındaki “....” ibaresinin davacı yanın ticaret unvanına tecavüz teşkil ettiği ve söz konusu ibarenin ticaret unvanından terkini koşullarının oluştuğu sonuç ve kanaatine varıldığını bildirmiştir. SMK 25. Madde Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi Madde 25- (1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. (2) Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir. (3) Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır. Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez. (4) Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz. (5) Hükümsüzlük hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez. (6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. (7) 6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar. İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporu içeriğine göre; Somut olayda davacı yanın ticaret unvanın “... ÇELİK SANAYİ VE TİCARET A.Ş” olduğu, faaliyet alanının demir ve çelikten ürünlerin üretimi olduğu, davalı yanın ticaret unvanın “...” olduğu, 13.11.2020 tarihinde sicile kayıt edildiği, faaliyet alanın ise demir ve çelikten bar ve çubukların toptan ticareti olduğu, bilirkişi tarafından sunulan raporda, davacının ... SANAYİ VE TİCARET A.Ş. unvanını, davalının ise, ... unvanını kullanmakta olduğu, her iki şirketin ticaret unvanında ayırt edici unsurun ... ibareleri olduğu, ticaret unvanlarında yer alan “...” ibaresi iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, davalı şirketin ticaret unvanındaki bu ayırt edici unsurun yanına ek unsur olarak aldığı kabul edilen diğer ibarelerin ticaret unvanının ayırt edici eki niteliğinde olmayıp, faaliyet konusuyla ilgili ek niteliğinde olduğu, ayrıca davacı yanın faaliyet alanı davalı yanın faaliyet alanın benzer olduğunun tespit edildiği, buna göre, tarafların ticaret unvanları arasında iltibas ihtimali bulunduğu ,davalı yanın ticaret unvanındaki “... ” ibaresinin davacı yanın ticaret unvanına tecavüz teşkil ettiği ve söz konusu ibarenin ticaret unvanından terkini koşullarının oluştuğu davacı yanın sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramadığı sonuç ve kanaatine varıldığı şeklinde görüş bildirilmiş ise de, sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için, önceki hak sahibinin, ticaret unvanının aynısının veya benzerinin kullanılmasına belirli bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Ancak ticaret unvanı yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı TTK’de düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nin 25/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Ancak ticaret unvanı yönünden mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nin 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Davalı tarafça dosyaya delil olarak sunulu 2021, 2022, 2023 yıllarına ait mail yazışmaları, fatura ve banka dekont örneklerinden taraflar arasında ticari ilişki kurulduğu, davacının davalının ticari ünvanını bilmesinin yanı sıra davalı ile ticari alış veriş içinde de bulunduğu, sonrasında ise 17/01/2024 tarihli ihtarname keşide ederek ünvanın kullanımının durdurulmasını istediği, bu durumun önceki davranışı ile çelişki oluşturup karşı tarafta yarattığı güven nedeniyle çelişkili davranma yasağı (Venire contra factum proprium) ilkesi uyarınca TMK’nın 2. maddesi ile düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğu değerlendirilmiş olup bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek yapılan yargılama sonucu davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gerekli 732,00 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 427,60 TL harcın mahsubuyla bakiye 304,40 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-AAÜT gereğince reddedilen kısım üzerinden hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine 5-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 02/02/2026

Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/750, K. 2026/95, T. 02.02.2026, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-7-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-750-e-2026-95-k-7790e775f457