İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/729 E. 2025/420 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/729
Karar No
2025/420
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/729 Esas KARAR NO : 2025/420

DAVA : Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) DAVA TARİHİ : 20/11/2024 KARAR TARİHİ :13/06/2025

Mahkememizde görülmekte olan konkordato davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; konkordato talep eden şirketinin kuruluş tarihinin 13.09.2017 olduğunu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin... tarih ve ... sayısı ile tescilli şirketin, ... Şirketi ünvanı ile ticari hayatına başladığını, dava tarihi itibarı ile şirketinin sermayesinin 25.000.000,00- TL olduğunu ve tamamının ödendiğini, şirketin tek ortağının davacı ... olduğunu, vadesi geldiği halde ödenemeyen ve vadesinde ödenememe tehlikesi altında bulunan çek ve senetler yönünden şirketin kısa dönemde ödeme yapması gereken çek/senet borcu nedeniyle nakit akışında aksamalar yaşamasına sebebiyet verdiğini, müvekkili şirketin 13.09.2017 tarihinde kurulduğunu, kurulduğundan itibaren, alüminyumdan her çeşit ekstrüzyon profilleri tel ve boru imalatı ile alüminyum profilden sanayi mamülleri ve madeni eşya imali, imal ettirilmesi, ithali, ihracı, toptan ve perakende ticaretini yapmak gibi faaliyet alanı konularında büyük ivme kaydettiğini, şirketin varlık bütünlüğünün korunması, hem değerini artırmakta, hem de faaliyetlerinin sürdürülmesine imkan sağlamakta olduğunu, amaçlarının kredi alacaklarının çıkarlarını düşünerek tüm borçlarını konkordato ön projelerinde belirttikleri vade koşullarında son kuruşuna kadar ödeyebilmek ve böylece işletmesinin devamlılığını sağlayarak ülke ekonomisine katkı sağlayabilmek, ayrıca sosyal refah doğrultusunda istihdam yaratabilmek olduğunu, konkordato tedbir kararı verilerek faaliyetlerine devam etmelerinin mümkün olması halinde belirtmiş oldukları hedef planlama doğrultusunda alacaklıların alacaklarına kavuşma oranının %100 seviyesinde olduğunu, talebin hukuki dayanakları ve kanunda aranan belgelerin konkordato ön projesinin icra ve İflas Kanunu’nun 286. maddesinde yazılı tüm belgelerin ibraz edildiğini, davacı müvekkillerinin işbu dilekçe tarihi itibariyle vadesi gelen borçlarını ödeyemeyeceğini, ve takip eden dönemde vadesi gelecek borçlarını da ödeyememe tehlikesi altında olduğunu, öncelikle davacı şirketin faaliyetine devam edebilmesi ve diğer davacılar ile birlikte malvarlığının korunabilmesi için İcra ve İflas Kanunu’nun 287, 288., 294, ve 295. maddeleri gereğince tensip kararı ile birlikte üç ay süre ile geçici mühlet kararı verilmesine, İİK 289’ uncu maddesi uyarınca kesin mühlet verilmesine, davacı müvekkillerin konkordato talebinin kabulüne ve yasada belirtilen sair kararların alınmasına sonuç olarak yapılacak yargılama neticesinde konkordato taleplerinin tasdikine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, İİK m.286 vd hükümlerinden kaynaklanan konkordato talebine ilişkindir. İİK m.286 vd.hükümleri çerçevesinde konkordato müessesesinin dürüst borçlular tarafından talep olunabileceğine dair normatif bir düzenleme mevcut olmasa dahi doktrinde de kabul olunduğu üzere konkordato esasen elinde olmayan nedenlerle, işleri iyi gitmeyen ve mali durumu bozulmuş olan, dürüst borçluları korumak için kabul edilmiş bir müessesedir. Nitekim 15/03/2018 değişikliği öncesinde hukukumuzda mevcut olan konkordato kurumuna ilişkin yapılan çalışmalarda da "mehil kararından itibaren borçlu,komiserin nezareti altındadır.Bu süre içinde borçlunun davranışları mühim olduğu gibi tahkik edilen mali durumu, bilanço ve hesapları itibariyle birçok kusurların meydana çıkması da mümkündür. Bazen, alacaklıların müracaat veya itirazda bulunmaları sayesinde borçlunun (bilinmeyen taraflarının) açığa çıkması ve komiserin aydınlatılması da ihtimali dahilindedir. İşte borçlu, bu süzgeçten geçip alacaklıların zararına olarak doğruluk haricinde,pek büyük hiffetle hiçbir iş yapmadığı takdirde hüsniyet bakımından konkordatoya ehil ve layık sayılır.(Enver Buruloğlu-Yuda Reyna, Konkordato Hukuku ve Tatbikat, İstanbul, 1968, Sayfa 58)" Mahkememizce 25/11/2024 tarihi itibariyle davacı şirket lehine üç ay süre ile geçici mühlet kararının verildiği, .25/11/2024 tarihi itibariyle ise davacı gerçek kişi lehine üç ay süre ile geçici mühlet kararının verildiği, 20/02/2025 tarihi itibariyle ise iki aylık geçici mühlet kararının verildiği, akabinde komiserlerin görevlerine devam ettiği sabittir. Geçici mühletin devam ettiği aşamada, mahkememizce oluşturulan 25/11/2024 tarihli tensip tutanağı çerçevesinde konkordato komiser heyeti atanmış, 18/04/2025 tarihi itibariyle ise bu tarihten geçerli olmak üzere ve davacılar lehine iki ay süre ile ayrı ayrı konkordato kesin mühleti verilmiştir. Akabinde mahkememizce oluşturulan 18/04/2025 tarihli ara kararda "SGK ve vergi borcu toplamının, özellikle şirket adına tahakkuk ettirilen 51.670.358,39 TL tutarındaki vergi cezasının istinaf karar içeriği de gözetildiğinde bilançoda ne şekilde gösterildiği, ayrıca ne gösterilmesi gerektiği, şirketin nakit sermaye koyma taahhüdünün yerine gelmemesinin ve özellikle personel ve kamu borçlarının ödenmeyen tutarlarının ve gecikme süresinin borçlunun malvarlığının korunması için muhasebesel, işletmesel açıdan iflâsının açılmasını gerektirip gerektirmediği, yine konkordatonun bu hali ile muhasebesel-işletmesel açıdan başarıya ulaşıp ulaşamayacağı, bu çerçevede iyileşmesi veya tasdik şartları ile ilgili muhasebesel şartların davacı lehine oluşma imkânının olup olmadığı, bu çerçevede İİK m.292 de belirtilen şartlar ile ilgili muhasebesel, işletmesel ve finansal açıdan bir durum olmadığı, davacılar yönünden muhasebesel, işletmesel ve finansal açıdan kesin mühletin devamına engel bir durum olup olmadığı hususlarıyla ilgili bilirkişi incelemesi yapılmasına, " şeklinde ara karar oluşturularak tahkikata yön verilmiştir. Davacı vekilinin hazır olduğu 18/04/2025 tarihli duruşmada bilirkişi ücreti takdir edilmiş, gerekli kesin süre verilmiş, ancak kesin süre içinde bilirkişi ücreti depo olunmamıştır. Bu arada söz konusu tutanak ile kesin süreye uyulmamasının sonuçları açık ve kesin bir şekilde davacılar vekiline bildirilmiştir. Mahkememizce atanan konkordato komiser heyetinin sunmuş olduğu 15/05/2025 tarihli raporda " davacı ...A.Ş. ŞTİ. yönünden yapılan incelemede davacı şirket yetkilisinin irtibata geçmediği, toplantı yapma taleplerine cevap vermediği, Mahkemenin son kararında görevlendirilen bilirkişilerce işbu rapor tarihine kadar dosyaya rapor ibraz edilmediği, güncel bilgi ve belge sunulmaması nedeniyle bir önceki raporda yer verilen mali verilere göre değerlendirme yapılmasının zorunluğu olduğu, sunulan en son veriler dikkate alınarak yapılan değerlendirmede şirketin en son 31.12.2024 tarihi itibariyle kaydi değerlere göre özvarlığının (+) 66.210.034,94 TL olarak tespit edildiği, bu kapsamda bahse konu borçların kaydi olarak dikkate alınmasına karşılık verilen sipariş avanslar hesabındaki tutarların rayiç değer olarak dikkate alınması halinde sirketin borca batık olmadığı, yine şirketin satışların maliyeti/net satışlar oranı 31.10.2024 tarihinde %100,38 iken, 31.12.2024 tarihinde ise yıllık satışların maliyeti/net satışlar oranı %93,54 olarak gerçekleştiği, şirketin iki aylık süreçte ise satışların maliyeti %664,32 olarak gerçekleşmiş olup bu iki aylık süreçte şirketin %35,68 oranında brüt satış kârlılığı elde ettiği, ancak son döneme ilişkin herhangi bir mali veri sunulmadığı için hasılat hedefine ilişkin olumlu bir değerlendirme yapmak mümkün olmadığı, şirketin 31.12.2024 tarihi itibariyle 638.590,59 TL ödenmemiş personel borcu bulunduğu, son dönemde toplu işten çıkarmalar sonucu şirketin çalışan sayısı 11.03.2025 tarihi itibariyle 4 (dört) kişi olduğu, şirketin 31.12.2024 tarihli mali tabloları incelendiğinde şirketin toplam SGK ve vergi borcu toplamının 785.146,61 TL olduğu, ancak vergi dairesi tarafından davacı şirket adına tahakkuk ettirilen 51.670.358,39 TL tutarındaki vergi cezasının yerel mahkemece onaylandığı, ancak söz konusu mahkeme kararının istinaf mahkemesince bozularak yerel mahkemesine gönderildiği, söz konusu verginin kesinleşmesi halinde şirket açısından ciddi risk barındırdığı, vergi borcu içinde öngörülen bir kaynak olmadığı, şirketin revize konkordato ön projesinde ortağın 20.000.000,00 TL nakit sermaye konulacağının öngörüldüğü, davacı şirketçe dosyaya sunulan revize konkordato projesinde şirket ortağı ...'nin aile bireylerine ait gayrimenkuller dayanak olarak gösterilmiş ise de söz konusu gayrimenkullerin ... tasarrufunda satılıp sermaye olarak şirkete konulabileceği hususunda gayrimenkul sahiplerince rıza beyanı ve akabinde söz konusu gayrimenkullerin bedelinin geri istenmeyeceğine dair bir taahhütnamenin ve yine söz konusu gayrimenkullerin rayiç değerlerini gösteren tespit raporlarının dosyaya sunulmadığı, şirketin bu açıdan sermaye dayanaklarıyla ilgili olarak somut verileri dosyaya sunmadığı, borçlu şirketin talep ve talimatlarına uymadığı, bu kapsamda düzenli bilgi ve belge akışı sağlamadığı, davacı şirketin muhasebe kayıtlarının tek düzen muhabe ilkelerine göre uyumlu olaması, şirketin mali durumunun sağlıklı değerlendirilmesi için alacak ve borçlarında (avanslar-çekler dahil) mutabakat belgelerin sunulmamamış olması, personel ve kamu borçlarının ödenmiyor olması nedeniyle borçlu şirketin kesin mühlet süresinin devamının uygun olmadığı, ancak borçlu ... tarafından bildirilen beyanda herhangi bir mal varlığının bulunmaması nedeniyle şirket borçlarını ancak şirketin ödeyebileceğini, kendinin şirketten bağımsız olarak kefil olduğu borçları ödeyemeyeceği gerekçesi ile projenin revize edilmediğini, son mahkeme kararından sonra da davacının heyet ile irtibata geçmediği ,heyet ile görüşme yapma taleplerine cevap vermediği ,davacı gerçek kişinin borçlu şirketten bağımsız bir projesinin olmaması ve heyete bilgi ve belge vermemesi nedeniyle kesin mühlet süresinin devamının uygun olmadığı, konkordato heyet üyelerinin her biri için takdir edilen ücretler ve yapılan ödemeler ile ödenmeyen tutarların olduğu, komiser heyetine her bir üyesi için takdir edilen ücretlerin son iki aya ait olanların ödenmediği, bu kapsamda ödenmeyen komiser ücretleri için toplam (3*90.000,00:)270.000,00 TL ücretin mahkeme veznesine depo edilmesi gerektiği " şeklinde görüş bildirmişlerdir. Söz konusu durum üzerine 16/05/2025 tarihi itibariyle icra olunan duruşmada davacılar lehine verilen tüm mühlet ve tedbir kararları kaldırılmıştır. İcra ve İflas Kanunu'nun m.292/f.1 hükmü iflasa tâbi borçlu hakkında verilen geçici veya kesin mühletin hangi şartlarda kaldırılarak iflasının açılacağını dört bent halinde düzenlemektedir. Buna göre: "a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa. d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse" borçlunun iflasına re'sen karar verilebilecektir. İcra ve İflas Kanunu'nun 292'nci maddesinin birinci fıkrası, madde gerekçesinde de belirtildiği gibi borçlunun mali durumunun düzeltilmesinin mümkün olup olmadığı veya tasdikin sağlanıp sağlanamayacağı noktaları dikkate alınarak yorumlanmalıdır. Öğretide de benimsendiği gibi işletmenin devamına izin verilmesi önemli ve hissedilir ölçüde aktifleri azaltıyor ve/veya pasifleri arttırıyorsa ve bu durum konkordato süreci içinde geri dönüşü mümkün olmayan bir varlık-borç dengesizliğine yol açma ihtimalini gösteriyorsa iflas açılmalıdır.(Budak/Tunç Yücel, Öztek-Yeni Konkordato Hukuku, 2018, Ankara, m.292, no.8) Ne var ki iflasın derhal açılması "son çare" olmalıdır. Eğer daha uygun tedbirlerle maddede gösterilen riskler aşılabiliyorsa o tedbirlerin uygulanması tercih edilmelidir (Budak/Tunç Yücel, Öztek-Yeni Konkordato Hukuku,2018,Ankara, m.292, no.8) Hal böyle olunca konkordatonun ana amaçlarından birisinin alacaklıların iflasa göre alacaklarını daha uygun şartlarla tahsil edebilmeleri noktasında gerekli şartların oluşturulması,ayrıca işletmenin faaliyetlerine mümkün olduğu takdirde devam etmesi,bu çerçevede konkordato projesinin başarıya ulaştırılması olduğu göz ardı edilemez. Yine konkordato talep eden davacıların konkordato talep ederken alacaklıları zarara uğratma amacı ile hareket etmelerinin engellenmesi amacıyla 2004 sayılı İİK m.292/f.1-bend(c) hükmü ile kanun koyucu açıkça düzenleme yapmış, borçluların alacaklıların zarara uğratma amacı ile hareket ettiğinin anlaşılması durumunda bu durumu kesin mühletin kaldırılması, konkordato talebinin reddi ve hatta davacı borçlu tacir ise iflas nedeni dahi saymıştır.Bu noktada kanun koyucunun, konkordato talep eden davacılar lehine İİK m.294 hükmünde belirtmiş olduğu takip yasağı başta olmak üzere birçok lehe düzenlemeler getirmiş olması karşısında bu hükümlerin uygulanmasının davacı borçlular tarafından talep olunması imkânının kötüye kullanılmaması da esastır. Konkordato ile alacaklılar,iflâsın gerektirdiği masrafları yapmadan ve daha fazla ölçüde alacaklarını elde ederler. 4949 sayılı Kanun ile 2003 yılında yapılan değişiklik sonucunda «alacaklılara da konkordato işlemlerine başlatılmasını isteme hakkı» tanınarak «borçlu ile alacaklılar» arasında eşitlik sağlanmış, başka bir deyişle bu suretle konkordatoda «borçlu ile alacaklıların menfaatleri eşit olarak» gözetilmiştir. Bu eşitliği bozmaya yönelik her türlü çabanın,hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı irdelenmelidir. Bu durumda kanunun konkordato talep eden davacı borçluya,konkordato talep etme ve kanunun kendisine tanıdığı imkânlardan yararlanma imkânını kayıtsız,şartsız ve sınırsız olarak verdiği kabul olunamaz. Zira yukarıda açıklandığı üzere hakkın kötüye kullanılması hukuk düzeni tarafından korunamaz. Hâkim, yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereğince yasadaki boşluğu,objektif iyi niyet kuralları çerçevesinde doldurmak zorundadır. Konkordato kurumu açısından kanun boşluğu olmak bir tarafa,kanun koyucu açıkça alacaklıları zarara uğratma amacına dönük konkordato taleplerinin engellenmesi yönünde de açık düzenleme getirerek konuya dikkat çekmiştir. Geçici mühletin devam ettiği aşamada konkordato komiser heyetinin raporları ve ayrıca dosya kapsamı dikkate alındığında, davacı şirketin rayiç değerlere göre borca batık olmadığı açık olsa da davacı şirketin mühlet aşamasında konkordato komiserlerinin talimatlarına ısrarlı şekilde uymadığı, beklenmesine rağmen tahakkuk eden komiser ücretlerini ısrarla ödemediği, komiser ücretlerinin ödenmesine ilişkin açık ve bağlayıcı beyanda bulunmadığı, davacı şirketin özellikle vergi ve benzeri cari borçlarını dahi ödememekte ısrarcı olduğu, davacı şirketin 07/02/2025 tarihli komiser raporuna ve 31/12/2024 tarihli komiser raporuna göre çalışan sayısı 19 iken hükme esas alınan 15/05/2025 tarihli raporun sunulduğu tarih itibariyle çalışan sayısının dörde indiği açıktır. Bu durum aslında davacı şirketin faaliyetinin neredeyse durma noktasında olduğunu gösteren en açık verilerdir. Davacı olan şirketin çalışma düzeninin neredeyse tamamen bozulduğu, şirketin faaliyet noktasında görünümünün ise olumsuz olduğu, bu olumsuzluğun giderek arttığı açıktır. Hatta 15/05/2025 tarihli rapora göre davacı şirket yetkilisi ile komiser heyetinin hiçbir irtibat dahi kuramadığı kesin ve açık olarak sabittir. Yine davacı şirketin SGK ve vergi borçları ile ilgili yerel mahkeme kararının onanması durumunda bu durumun şirket için ciddi risk barındırdığı , daha önemlisi şirketin bu noktada kaynağının dahi bulunmadığı açıklanmıştır. Muhasebesel ve finansal açıdan konkordatonun başarıya ulaşamayacağı kanaati oluşmuştur. Diğer yandan davacı şirketin ön projede 20 milyon TL nakit sermaye, ayrıca gayrimenkulü sermaye olarak koymak noktasında mühlet aşamasında somut ve ciddi bir aksiyon almadığı, davacı şirket lehine yorum yapmaya elverişli somut verinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu durum aslında davacı şirketin konkordatoya ilişkin mühlet ve tedbirlerden yararlanma amacına dönük bir çaba içinde olunduğu, ancak konkordato kurumunun kendisine yüklediği yükümlülükleri ise yerine getirmediği sonucunu doğurmaktadır. Yine davacı şirketin muhasebe kayıtlarının tek düzen muhasebe ilkelerine göre tutulmaması, şirketin mali durumunun değerlendirilebilmesi açısından alacak ve borçları ile ilgili mutabakat belgelerinin sunulmamış olması söz konusudur. Oysaki muhasebe kayıtlarının ısrarlı olarak ve düzenli tutulmadığı bir şirketin projesinin başarılı olabilmesi beklenmemelidir. İİK m.292/f.1-bend (b) fıkrasındaki koşulun dahi somut olayda olduğu üzere gerçekleşmesi halinde, batık olmayan şirket hakkında iflas kararı verilmesinin açıklanan fiili koşullar ve açıklamalar karşısında Yargıtayca dahi benimsendiği (Yargıtay 6.HD ...E. ...K.sayılı kararı) açıktır. O halde davacı şirket batık olmasa dahi şirket hakkında iflas kararı verilmesi Yargıtay'ın uygulaması ile dahi uyumludur. Hal böyle olunca davacılar yönünden hükme esas 15/05/2025 tarihli rapor ve daha önceki rapor içerikleri karşısında şirketin faaliyetinin devamı halinde dahi zararının kaçınılmaz olduğu, şirketin faaliyetlerine devam etmesi halinde kuvvetle muhtemel gözüken zararlar sebebiyle mal varlığının daha fazla azalmasının söz konusu olacağı, bu suretle iflasın açılmasında fayda bulunduğu açık şekilde anlaşılmaktadır. Zaten hükme esas alınan konkordato komiser heyeti raporlarından da her iki davacı yönünden kesin mühletin devamının uygun olmadığı davacının iyileşme durumunun mümkün bulunmadığı ve bu şartlarda tasdik şartlarının sağlanmasının dahi mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum davacı şirket yönünden İİK m.292 hükmü gözetildiğinde iflas kararı verilmesini gerektiren birden fazla halin varlığına işaret etmektedir. Yine davacı gerçek kişinin ise konkordatoya ilişkin tüm projeleri, komiser raporlarında da açıkça belirtilmiş olduğu üzere kefil olduğu borçlu şirketin başarıya ulaşmasına bağlı tutulmuştur. Davacı olan, aynı zamanda adı geçen şirketlerin temsilcisi konumunda olan gerçek kişi ... iflasa tabi kişilerden olmayıp, davacı gerçek kişinin konkordato talebinin başarıya ulaşması tamamen şirketlerin mukadderatına bağlı konumundadır. Zaten davacı ...'nin halihazırdaki mevcut mal varlığının sorumlu olduğu borç toplamını karşılayamadığı tespit olunmuştur. Davacı gerçek kişi yönünden ortaya konulan projenin başarıya ulaşamayacağı gerek konkordato komiser heyeti raporları ile gerekse mahkememizce yapılan yargısal değerlendirmeler ile sabittir. Davacı gerçek kişinin talep etmiş olduğu konkordato temsilcisi olduğu davacı şirketin iflası durumunda artık kabul edilemez.. Buna göre gerek davacı şirket gerekse gerçek kişi yönünden talep irdelendiğinde davacı şirket hakkında iflas kararı verilmemesi durumunda faaliyet zararlarının artacağı, nitekim arttığı, hatta mevcut hali ile ileride adi alacaklıların alacaklarını alma ihtimalinini dahi büyük risk taşıdığı, bu yöne ilişkin finansal, muhasebesel açık verilerin belirtildiği göz önünde tutulduğunda davacı şirketin dayanmış oldukları ön projenin finansal, işletmesel olarak gerçekleşemeyeceği, daha önemlisi konkordatonun başarıya ulaşmayacağı kabul edilmelidir. Kaldı ki mevcut taahhütlere ve aradan geçen süreye rağmen sermaye taahhütleri yerine getirilmemiş, somut ve ciddi hiçbir adım atılmamıştır. Zaten bu nedenle de konkordato komiserleri ısrarlı şekilde kesin mühletin başarıya ulaşmayacağını davacılar yönünden belirtmişlerdir. Öte yandan davacı şirketinin rayiç değere göre borca batık olması önem arz etmemektedir. Zira İİK m 292'de yazılı "...İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir" şeklindedir. O halde aynı maddenin (a), (b) ve (c) fıkraları bakımından borçlunun iflasına karar verilmesi için borca batık durumda olmasına gerek bulunmamaktadır. Bu fıkralardaki koşullardan birisi gerçekleştiğinde mahkeme iflasa tabi borçlu bakımından re'sen iflasa da hükmedilebilecektir. Buna göre şirketin iflasın açılmasında gereklilik bulunduğu anlaşıldığından ve ilgili hükme göre şirket yönünden iflas kararı verilmesi gerekmektedir. Adı geçen şirket yönünden artık iflas "son çaredir". Davacı şirket yönünden somut olayın özellikleri karşısında iflas kararı verilmesi zorunluluk arz etmektedir. Şirketin devam etmesi durumunda yukarıda belirtilen olumsuz sonuçlar ortaya çıkacak, alacakların tahsili de muhasebesel ve finansal olarak daha da zorlaşacaktır. Sonuçta istemde bulunan davacı şirketin temsilcisi duruşmaya davet edilmiş, normal tebligat yapılamamış, bunun üzerine TK m.21/f.2 hükmüne göre davacı şirket temsilcisinin mernis adresine gerekli tebligatlar dahi yapılmıştır. Bu suretle bu yöne ilişkin usuli şart tamamlanmıştır . Yapılan açıklamalar karşısında ... Ticaret Sicili Müdürlüğünün ... no.sunda kayıtlı ... ŞİRKETİ'nin (Vergi No:...), ... T.C. kimlik numaralı davacı ...'nin konkordato taleplerinin ayrı ayrı reddine, davacılardan ... ticaret sicil numarası ile İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğünde kayıtlı davacı ... ŞİRKETİ'nin 13/06/2025 günü saat: 14:44'den itibariyle iflasının açılmasına, bu suretle şirketin iflasına, adı geçen davacı şirket ve gerçek kişi hakkında mahkememizce verilmiş olan tüm mühlet kararlarının ve tüm tedbir kararlarının 16/05/2025 günü saat 15:07 itibariyle kaldırılmış olduğuna, 16/05/2025 günü itibariyle konkordato komiserlerinin görevlerine tüm davacılar yönünden son verilmesine; hak edilen ücretin komiserlere görev süresi ile orantılı olarak ödenmesine, konkordato komiserleri ..., SMMM ..., YMM ...'un görevlerine 16/05/2025 günü itibariyle son verildiğinin .. Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığına bildirilmesine, adı geçen şirket hakkında verilen iflas kararın derhal İstanbul Nöbetçi İflas Müdürlüğüne ve ... Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine, davacı şirket hakkındaki iflas tasfiyesinin İİK m.307/f.2 gereği ... İflas Müdürlüğünce adi tasfiye usulüne göre icrasına, adı geçen davacı şirket hakkında verilen iflas kararının, iflas müdürlüğü tarafından İİK m.166 hükmü çerçevesinde ilan olunmasına, davacı şirket tarafından depo edilen tüm iflas avanslarının ... İflas Müdürlüğüne gönderilmesine, ... T.C.kimlik numaralı davacı ...'nin 1.sınıf tacir olmadığından iflas kararı verilmesine yer olmadığına, davacılardan ... ticaret sicil numarası ile ... Ticaret Sicili Müdürlüğünde kayıtlı davacı ... ŞİRKETİ'nin (Vergi No:...), ... T.C.kimlik numaralı ...'nin konkordato talebinin ayrı ayrı red olunduğunun, tüm mühlet ve tedbir kararlarının kaldırıldığının, konkordato komiserlerinin görevlerine son verildiğinin daha önce ilan yapılan ticaret sicil gazetesi ile Basın İlan Kurumu resmi ilan portalında ilan olunmasına ve daha önce bildirimde bulunulan ilgili yerlere derhal bildirimde bulunulmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelere göre; 1-... Ticaret Sicili Müdürlüğünün ... no.sunda kayıtlı ... ŞİRKETİ'nin (Vergi No:...), ... T.C. kimlik numaralı davacı ...'nin konkordato taleplerinin ayrı ayrı reddine, 2-Davacılardan ... ticaret sicil numarası ile ... Ticaret Sicili Müdürlüğünde kayıtlı davacı ... ŞİRKETİ'nin 13/06/2025 günü saat: 14:44'den itibariyle iflasının açılmasına, Bu suretle şirketin iflasına, 3-Adı geçen davacı şirket ve gerçek kişi hakkında mahkememizce verilmiş olan tüm mühlet kararlarının ve tüm tedbir kararlarının 16/05/2025 günü saat 15:07 itibariyle kaldırılmış olduğuna, 4-16/05/2025 günü itibariyle konkordato komiserlerinin görevlerine tüm davacılar yönünden son verilmesine; hak edilen ücretin komiserlere görev süresi ile orantılı olarak ödenmesine, 5-Konkordato komiserleri ..., SMMM ..., YMM ...'un görevlerine 16/05/2025 günü itibariyle son verildiğinin İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığına bildirilmesine, 6-Adı geçen şirket hakkında verilen iflas kararın derhal İstanbul Nöbetçi İflas Müdürlüğüne ve ... Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine, 7-Davacı şirket hakkındaki iflas tasfiyesinin İİK m.307/f.2 gereği İstanbul İflas Müdürlüğünce adi tasfiye usulüne göre icrasına, 8-Adı geçen davacı şirket hakkında verilen iflas kararının, iflas müdürlüğü tarafından İİK m.166 hükmü çerçevesinde ilan olunmasına, 9-Davacı şirket tarafından depo edilen tüm iflas avanslarının İstanbul İflas Müdürlüğüne gönderilmesine, 10-... T.C.kimlik numaralı davacı ...'nin 1.sınıf tacir olmadığından iflas kararı verilmesine yer olmadığına, 11-Davacılardan ... ticaret sicil numarası ile ... Ticaret Sicili Müdürlüğünde kayıtlı davacı ... ŞİRKETİ'nin (Vergi No:...), ... T.C.kimlik numaralı ...'nin konkordato talebinin ayrı ayrı red olunduğunun, tüm mühlet ve tedbir kararlarının kaldırıldığının, konkordato komiserlerinin görevlerine son verildiğinin daha önce ilan yapılan ticaret sicil gazetesi ile Basın İlan Kurumu resmi ilan portalında ilan olunmasına ve daha önce bildirimde bulunulan ilgili yerlere derhal bildirimde bulunulmasına, 13-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından, davacıların peşin olarak yatırdığı 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye irat kaydına, 14-Davacılar tarafından harcanan giderlerin davacılar üzerinde bırakılmasına, 15-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde artan tüm avansların iadesine, Dair, davacılar vekilinin ve hazır olan alacaklı vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı.13/06/2025

Başkan

Üye

Üye

Katip

Atıf: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/729, K. 2025/420, T. 13.06.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-729-e-2025-420-k-a0581ce331e8