İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/550 E. 2025/392 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/550
- Karar No
- 2025/392
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/550 Esas - 2025/392 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/550 KARAR NO : 2025/392
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 27/12/2024 KARAR TARİHİ : 08/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/10/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle; davacının uyuşmazlık konusu olan “...” markasını davalı ... nezdinde ilk kez 15.05.1992 tarihinde 11, 20 ve 21. Sınıflara giren emtialar için tescil ettirdiğini, halihazırda “...” ibaresini ihtiva eden pek çok marka tescili bulunduğunu, bu markanın aynı zamanda ... nezdinde .. sayı ile davacı adına “tanınmış marka” statüsüne de alınmış bulunduğunu ve yurt dışında da marka olarak tescilli bulunduğunu, davacının mobilya ve ev aksesuarları ürünlerinde kullanageldiği “...” markasının tanıtımı için yıllardır ciddi miktarlara yatırım yaptığını, bütün bunlara rağmen, davalı firmanın ....” markayı tescil ettirmek için yaptığı başvurunun ilanı üzerine, davacının tescilli ve tanınmış markalarına dayalı olarak dosyaladığı itirazların diğer davalı ... tarafından kısmen dahi olsa nihai olarak reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, taraf markalarında “...” ibaresinin esas unsur olarak kullanıldığını, davacının markasının tanınmış olduğunu, bu yüzden farklı emtia sınıflarına giren emtialar açısından da korunması gerektiğini, nitekim “...” ibaresini ihtiva eden markaların işbu dava dışı üçüncü kişi ve kuruluşlar adına tescili işlemine karşı davacının açmış olduğu davalarda inşa olunmuş bulunan Mahkeme ve ....kararlarının somut uyuşmazlığa emsal nitelikte kararlar olduğunu, nitekim bu kararlarda, İspanyolca’da ve İtalyanca’da “ev” anlamına gelen “...” ibaresinin bu anlamının ülkemizde yaygın olarak bilinmesinin beklenemeyeceği ve bu ibarenin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunduğu yönünde kararlar verildiğini, zaten de dikkat ve özen seviyesi yüksek olmayan tüketicilerin dava konusu edilen “....” markasının davacının seri markalarından bir tanesi olduğunu zannetmelerinin kaçınılmaz olduğunu, davalı firmanın davacının tanınmış markasının ününden haksız bir biçimde faydalanmak amacıyla.... ibaresinden oluşan markayı tescil ettirmek istemesinin davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu ileri sürerek, ... ....’nın dava konusu edilen 11.11.2024 tarihli ve.... sayılı markanın tescili halinde aynı emtialar yönünden kısmen hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; karşılaştırılan markaların tescili kapsamına giren emtialardan aynı/benzer/türdeş olanların dava konusu edilen .... kararı ile davalının markasının kapsamından zaten çıkartılmış olduğunu, geriye kalan emtialar yönünden taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının somut olayda SMK m. 6/3, m. 6/5, m. 6/6 ve m. 6/9 hükümlerinde belirtilen koşulların sağlandığını somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı firma beyan dilekçesinde özetle; tarafların faaliyet alanları farklı olduğundan taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, zira davacının esas itibariyle mobilyacılık sektöründe hizmet vermekte olan bir üretici ve satıcı olduğunu, davalının ise otelcilik sektöründe faaliyet ve hizmet verdiğini, yani taraf markalarının hitap ettiği tüketici kesimlerinin çok farklı olduğunu, hal bu iken davacının huzurdaki davayı açmış olmasının davacının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, zaten de taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, davalının markasının “...” olarak değil, “....” şeklinde bütünsel açıdan ele alınması gerektiğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı firmanın 11.05.2023 tarihinde 35. Sınıfa giren hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı marka başvurusunun 28.08.2023 tarihli ve 427 sayılı .... sayılı kararı ile davacının itirazlarını bütün gerekçeleri ve mesnet alınan tüm markalar yönünden haksız bularak reddettiği, bunun üzerine davacının itirazını aynı markalara ve aynı gerekçelere dayalı olarak yinelediği, bu itirazın da ...’in ....’nun huzurda dava konusu edilen 11.11.2024 tarihli ve .... sayılı kararı ile nihai olarak ve kısmen reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; DAVALI FİRMANIN .... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA, DAVA KONUSU EDİLEN EMTİALAR YÖNÜNDEN, İLTİBAS TEHLİKESİ/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalının tescil ettirmek istediği marka ile davacının davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler, kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Dava konusu edilen marka, turkuaz renkli kare bir zemin üzerine beyaz renkli ince ve karakteristik büyük harflerle birleşik olarak yazılmış “...” ibaresi ile, bu ibarenin altına, çok düşük puntolarla yazılmış “hotel” ibaresinden müteşekkil bir işarettir. İşarette, çok düşük puntolarla ve altta yazılmış olması itibariyle görsel açıdan geri planda kalan ve zaten de yerleşik anlamı itibariyle markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksun olan “hotel” ibaresinden ziyade, görsel açıdan ön plana çıkartılmış olan “...” ibaresinin esas unsur olduğu, Davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı markalar incelendiğinde; bu markalardan ...+...olan hariç hepsinin, kelime markası olduğu; bu işaretlerde “...” ibaresi, bazen tek başına, bazen de yerleşik anlamları itibariyle markasal hüviyette ayırt edicilikleri bulunmayan “....gibi kelimelerle bir arada kullanılmıştır ve markaların esas unsuru olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur. Davacının ...+... görselli karma markasında da “...” ibaresinin üst kısmına, “c” harflerinden müteşekkil siyah renkli dörtgen bir şekil ve alt kısmına da çok küçük puntolarla yazılmış, tasviri/tanımlayıcı bir ibare olması nedeniyle markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan “international” ibaresi konuşlandırılmıştır. Bu işarette her ne kadar şekil unsuru, geniş bir alan kaplamakta ise de, koyu renkli harflerle büyük puntolarla yazılmış “...” ibaresinin de, ön planda algılanıyor olduğu, zaten de; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime ve şekil içeren karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir . Bu sebeplerle; davacının karma markasında dahi, “...” ibaresinin, markanın esas unsuru olduğu, Taraf markalarında ortak olarak geçen “...” ibaresinin mevcudiyetinin, karşılaştırılan markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine yakınlaştırdığı, işaretlerin ihtiva ettiği diğer unsurların bu yakınlaşmanın önüne geçmekteki katkısının çok düşük olduğu, dolayısıyla davalının dava konusu edilen markasının, davacının “...”lı markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davacının “...”lı markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...”lı kelime markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimal dahilindedir. Nitekim; davacının gerek dava dosyasına sunmuş olduğu, gerekse dava konusu edilen markanın ... işlem dosyasına sunduğu dilekçelerinde bahsetmiş olduğu emsal Yargı kararları incelendiğinde, bu kararlara konu uyuşmazlıklarda da, somut uyuşmazlığa yakın benzer özelliklerdeki “....” ibareli markalar ile davacının “...” markasının benzer bulunduğu hususunda hükümler inşa olunduğu ve bu hükümlerin büyük bir kısmının, Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiği görülmektedir. Bu kararlarda vurgulandığı üzere; İspanyolca’da ve İtalyanca’da “ev” anlamına gelen “...” ibaresinin, bu tanımlayıcı anlamı nedeniyle markasal hüviyette soyut ayırt ediciliğinin bulunmadığından bahsetmek mümkün değildir; zira söz konusu diller ülkemizde yaygın olarak konuşulmamakta ve bilinmemektedir. Bu yüzden de, karşılaştırılan işaretlerde, markasal hüviyette ayırt ediciliği en yüksek unsur olan “...” ve “...” kelime unsurlarının yaratmış olduğu yakınlaşmanın, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kıldığı yönündeki, emsal Yargı kararlarıyla da örtüşen tespitte bulunmak mümkün görülmektedir. Zira; markaların esas unsurlarında geçen “...” ibaresi aynı şekilde okunduğundan, bu unsurların kulakta bıraktıkları tını itibariyle de yeterli derecede farklılaşmadığı, markaların kavramsal açıdan karşılaştırılmasına göre de; yukarıda değinildiği üzere, taraf markalarında ortak olarak geçen “...” ibaresinin “ev” anlamının halk nezdinde bilindiği/bilinebileceği düşünülmediğinden, bu ibarenin tüketici zihninde ilk anda uyandırdığı algının da “marka sahibi tarafından yaratılmış orijinal bir ibare” veya “yabancı dilde bir anlamı olan ama bu anlamı bilinmeyen bir kelime” şeklinde, aynı algı olacağı, Bütün bunlara göre; somut olayda; karşılaştırılan işaretler arasında, görsel, fonetik ve kavramsal açılardan bir benzerlik bulunduğu, Markaların üzerinde kullanılacağı emtiaların ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut uyuşmazlıkta; davalının markasının kapsamında satış hizmetlerine konu edilen ve dava konusu edilen, 11, 18, 22, 23, 24, 26 ve 27. Sınıflara giren emtialar incelendiğinde; ilgili sınıfların kapsamındaki mallar bakımından, hedef kitlenin bilinç düzeyinin kullanım alanına göre değişebilmesi ve tüketici grubunun geniş bir yelpazede olması nedeniyle ilgili kitlenin genel olarak orta ve ortanın üzerinde bir dikkate sahip olabileceği, Davacının markaları, davalının markanın kapsamına giren ve dava konusu edilen 11, 18, 22, 23, 24, 26 ve 27. Sınıflara giren emtiaların satışı hizmetleri yönünden tescillidir; dava konusu edilen tüm emtiaların satışı hizmetleri yönünden somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu, ayrıca; davacının markalarının tescilli olduğu emtialar arasında, 23. Sınıfa girenler hariç, dava konusu edilen ve satış hizmetlerine konu olan emtiaların tamamının yer aldığı, bir takım emtiaların toptan/perakende satış hizmetlerine konu olması durumunda bu hizmetlerin aynı emtialar ile bağlantılı ve/veya benzer emtia sayılması gerektiği, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir. Zira; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.” Bu yüzden de, somut olayda; davacının muhtelif markaları yönünden, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar açısından, emtia ayniyeti/türdeşliği/benzerliği şartının da gerçekleştiği, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici24/müşteri25 kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında ortak olarak geçen “...” ibaresinin mevcudiyetinin, karşılaştırılan markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine yakınlaştırdığı, işaretlerin ihtiva ettiği diğer unsurların bu yakınlaşmanın önüne geçmekteki katkısının çok düşük olduğu, dolayısıyla davalının dava konusu edilen markasının, davacının “...”lı markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu, bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...”lı markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” ibaresini içeren markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması” ihtimalini doğuracağı, ayrıca, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen emtialar ile davacının markalarının tescilli olduğu/korunduğu emtiaların aynı/benzer/türdeş emtialar olduğu tespit edildiğinden, her ne kadar bu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen seviyeleri orta ve ortanın üzerinde olsa da, ilgili tüketicilerin/alıcıların bu markalar altında sunulan bu mallar ve bu malların satışı hizmetlerinin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunduğu, tüketicilerin/alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayamayabilecekleri, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu veya ortak bir çalışma içine girdiklerini düşünmelerinin ihtimal dahilinde olduğu, Sonuç olarak; taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan bir benzerlik olduğundan, dava konusu edilen tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının da gerçekleşmiş olduğu tespit edildiğinden, bu emtialar yönünden, taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, DAVACININ ÖNCEKİ KULLANIMA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir . 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır . İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Her şeyden önce; SMK m. 6/3 hükmü açık olup, bu hüküm “tescilsiz bir markanın/işaretin ticarette kullanılmasından doğan bir öncelik hakkı”nı korumaktadır. Davacının itirazlarına mesnet aldığı markası ise tescillidir ve korunması SMK m. 6/3 hükmüne göre değil, m. 6/1 hükmüne göre istenebilir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, DAVACININ DAVASINA/İTİRAZLARINA MESNET ALDIĞI MARKALARININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALININ ... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ ; 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir......” denilmektedir. Buna göre; Marka, bir veya bir grup üretici ve/veya satıcının mallarını veya hizmetlerini belirlemeye, tanıtmaya ve rakiplerinden ayırıp farklılaştırmaya yarayan isim, terim, sözcük, simge (sembol), tasarım (dizayn), işaret, şekil, renk veya bunların çeşitli bileşimleridir . Ayrıca markalar, tüketicilerin ve endüstriyel kullanıcıların satın alma sürecinde, ürünleri seçmeyi kolaylaştırırken aynı zamanda üstlendikleri riski de azaltmaktadır. Bu bağlamda pazara sonradan giren markalar, farklılaşmayı sağlamak ve ayırt edicilik yaratmak için pazara ilk veya önce giren olası rakip markalardan ve hatta rakip olmayanlardan bile farklılaşmak isterler. Bu farklılaşmayı, markalarında seçecekleri esas unsur, kelime, işaret, sembol ve renk ile yaparlar. Günümüzde markalar birbirlerinden farklılaşmayı sağlamak, ünlerini kendileri sağlamak amacıyla iletişim, tasarım ve görsel iletişim/tasarım uzmanlarına özgün tasarımlarla marka yaratmaları konusunda ciddi ücretler öderler. Bu anlamda, farklılaştırma yaratma çabası içinde olmayan ve bu konudaki maliyete katlanmak istemeyen firmalar önceki markalara benzer marka kullanma yoluna giderek ticari yarar sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu sebeple de, farklılaşmış, tanınmış markaların korunması, gerek ulusal, gerekse uluslararası mevzuatlar ile koruma altına alınmıştır. Ülkemizde tanınmış markanın tanımı, Yargıtay’ın emsal kararlarında şöyle yapılmıştır; “Tanınmış markalar, toplumun ilgili sektöründe tanınan, yani ilgili sektördekiler tarafından refleks halinde müdahaleye ihtiyaç duymadan hatırlanan hizmet veya ticaret markalarıdır.....”, “Tanınmış marka, bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı; garanti, kalite, güven, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren; müşteri, akraba, dost ve düşman ayrımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin, aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır....” . İlgili sektör, markanın kullanıldığı mal veya hizmetlerin gerçek ya da potansiyel tüketicileri, bu alandaki iş çevreleri ve markanın kullanılacağı mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarında yeralan kişilerdir. Markanın tanınmış kabul edilebilmesi için hitap ettiği kitlenin (tüketici/müşteri) önemli bir kesimince bilinmesi gerekmektedir . Dünya Ticaret Örgütü (.... Anlaşması"), “1883 tarihli Sınai Mülkiyetin Himayesine Mahsus Uluslararası Bir Birlik Oluşturulması Hakkındaki Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesiyle tanınmış markalara aynı ve benzer mallar kapsamında getirilen koruma, bu kez, farklı mal ve hizmetleri de kapsayacak şekilde genişletilmiş (md.16/3) ve bunun yanı sıra tanınmışlığın herkesçe bilinme koşuluna bağlanamayacağı, toplumun ilgili kesiminin bilgi edinmiş olması ve promosyon (tutundurma- alıcı ile satıcı arasındaki pazarlama iletişimi) ile elde edilen bilginin yeterli olduğu hükümleri düzenlenmiştir (md.16/2). Yargıtay içtihatlarında da tanınmışlığın tespitinde dikkate alınacak kriterler açıkça gösterilmekte ve toplumda tanınmışlığın tespitinde 1999 tarihli “....Tavsiye Kararları” adı altındaki ölçütlerden yararlanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu ölçütler; Halk arasında ve ilgili sektörde söz konusu markanın bilinme ya da tanınma derecesi, Söz konusu markanın kullanımının süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın uygulandığı ürün ya da hizmetlerin fuar veya sergilerdeki tanıtımları, reklam ve sunumlarının süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın tanınması ya da kullanımını etkileyen başka tescillerin ve/veya tescil başvurularının süresi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın haklarının etkili korunmasının kayıtları ve özellikle taraf ülkelerin idari ya da yargı açısından yetkili kuruluşlarının markayı tanınmış marka olarak tanımalarının derecesi, Marka ile özdeşleşen ekonomik değeridir. Ayrıca, 6769 sayılı SMK’nın 6/5. Maddesi kapsamında bir korumadan yararlanılabilmesi için; Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali, Haksız yarar sağlama, Tanınmış markanın itibarına zarar verme, Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi şartlar aranmaktadır. Dolayısıyla, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterlidir. Tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmelidir. Somut olayda ise; “...” ibaresinin/markasının/tanıtma vasıtasının mobilya sektöründe davacının uzun yıllara sarih yoğun kullanımı ile istikrarlı bir şekilde Türkiye genelinde tanıtıldığı, bu markanın “mobilya ürünleri” açısından piyasada tanınmış bir marka olduğu, davacı ve onun faaliyetleri ile özdeşleştiği, davacının dava/marka işlem dosyasına sunmuş olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Davacının markasının tanınmışlığı, ... tarafından da .... sayılı kayıt kapsamında kabul ve tescil edilmiştir. Bu nedenlerle, dava konusu edilen markada bu ibarenin birebir aynısının esas unsur içerisinde geçmesi ve davalının söz konusu ibareyi, davacının markasının tanınmış olduğu sektörle ilintili ürünler olduğu değerlendirilen “Ev tekstil ürünleri: perdeler, yatak örtüleri, nevresimler, çarşaflar, yastık kılıfları, battaniyeler, yorganlar, havlular. Halılar, kilimler, yolluklar. Tekstilden olmayan duvar kaplamaları, duvar kağıtları”nın satışı hizmetlerinde kullanması halinde, haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi veya tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarının gerçekleşebileceği ihtimalinin söz konusu olabileceği, bu nedenle davalının bu markasal kullanımının “davacının ürün yelpazesini genişleterek yine evlere hitap eden tekstil ürünleri ve duvar kağıtları üretmeye de başladığı” şeklinde algılanabileceği göz önüne alındığında, davalının davaya konu markasının, davacının “...” markasının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşabileceği, Bütün bu nedenlerle, davacının tanınmışlıkla ilgili iddiasının, dava konusu markanın, kapsamına giren ve dava konusu edilen; Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “Ev tekstil ürünleri: perdeler, yatak örtüleri, nevresimler, çarşaflar, yastık kılıfları, battaniyeler, yorganlar, havlular. Halılar, kilimler, yolluklar. Tekstilden olmayan duvar kaplamaları, duvar kağıtları”nın bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) yönünden tesciline/hükmüne (kısmen) engel olabileceği, DAVACININ TİCARET UNVANINA DAYALI HAK İDDİALARININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak,.... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı, alan adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına/alan adlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları/alan adları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı/alan adı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının ispatı gerekir . Somut olayda; davacının ticari faaliyet alanları arasında 11, 18, 22, 23, 24, 26 ve 27. Sınıflara giren emtiaların satışı hizmetleri yer almadığından, davacının bu madde hükmüne dayalı hak iddialarının davalının markasının, dava konusu edilen, bu emtiaların satışı hizmetleri yönünden tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Davalı firmanın dava konusu marka/işareti kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan markalar arasında, görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğu, Davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Dava konusu edilen emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin orta ve ortanın üzerinde olsa da karşılaştırılan markalar arasında, dava konusu edilen emtiaların tamamı yönünden karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, Davacının “gerçek hak sahipliği” ve “ticaret unvanına dayalı hak” iddialarının davalının markasının, dava konusu edilen emtialar yönünden tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, Davacının “...” markasının mobilya sektöründe tanınmış bir marka olduğu, bu tanınmışlığın, davalının markasının dava konusu edilen; “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için ‘Ev tekstil ürünleri: perdeler, yatak örtüleri, nevresimler, çarşaflar, yastık kılıfları, battaniyeler, yorganlar, havlular. Halılar, kilimler, yolluklar. Tekstilden olmayan duvar kaplamaları, duvar kağıtları’nın bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri yönünden tesciline engelinin/hükmüne etkisinin (kısmen) olabileceği, Davacının “kötü niyet” iddialarının ispat edilemediği, Dava konusu edilen 11.11.2024 tarihli ve ....kararının iptali koşullarının oluştuğu, Dava konusu .... sayılı markanın karar tarihi itibariyle tescilli olmadığı anlaşılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın kabulüne, .... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline, Davaya konu marka karar tarihi itibariyle tescilli olmadığından hükümsüzlük konusunda karar verilmesine yer olmadığına, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilam harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına, Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 15.000,30.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ile davalı kurum ile diğer davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.08.10.2025
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 2.720,30.TL Bilirkişi Ücreti :12.000,00.-TL P.P : 280,00.-TL TOPLAM :15.000,30.-TL