İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/1014 E. 2025/187 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/1014
Karar No
2025/187
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/1014 Esas KARAR NO : 2025/187 Karar

DAVA : Manevi Tazminat DAVA TARİHİ : 03/01/2024 KARAR TARİHİ : 27/02/2025 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/03/2025

Mahkememizde görülmekte olan manevi tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, TALEP: Davacılar tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; davalı şirkete ait ......com.tr isimli internet sitesinde diğer davalı tarafından yazılarak yayımlanan yazı içeriğinde yer alan beyan ve iddiaların haksız, kasıtlı ve kötüniyetli olup, şirket aleyhine kamuoyunda manipülasyon ve algı yaratmak maksadı taşıdığı, şirketin ...... Bankasından kullandığı kredileri ödeyememesinin söz konusu olmadığı, bu iddiaların ..... Bankası Genel Müdürlüğü ve şirket tarafından kamuoyuna açıklama yapılarak yalanlandığı, buna rağmen davalıların kasıtlı olarak güncel ve haber değeri bulunmayan bir konuda, Almanya'da kurulduğu ileri sürülen bir şirketin iflas ettiğinden bahisle yayınlanan yazı içeriğindeki şirketle hiçbir ilgilerinin bulunmadığı, ..... 'in Almanya'daki şirketle hisse ya da bağlarının bulunmadığı, davacı şirketlerinde, hissedar olmadığı gibi iştiraki de olmadığı, buna rağmen sanki Almanya'daki şirketin davacılar tarafından yönetildiği gibi bir algı yaratılmaya çalışıldığı ve Almanya'daki şirketin fiili ve hukuki durumu üzerinden ..... Ailesi ve şirketleri hakkında karalama kampanyası yapıldığı, sorumlu bir habercilik yürütülmediği, bahsi geçen Almanya'daki şirketin ...... Ailesi üyesi ......'in şahsına ait aile şirketi olduğu gerekçesiyle bankaya ödenmeyen ve vadesi geçen aradaki anlaşmalara aykırı bir borç durumunun söz konusu olmadığı, çarpıtma geleneğine uyularak haber yapıldığı, haberin basın özgürlüğü ve gazetecilik etik ilkeleri ile bağdaşmadığı gerekçeleriyle şirketlerin ve gerçek kişilerin ticari itibarları zedelendiğinden ve gerçek dışı iftira niteliğindeki yazıların aynı zamanda haksız rekabete yol açtığından bahisle TTK 55.maddesi uyarınca, her bir davacı yönünden 50.000,00-TL'den toplam 200.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:Davalılar tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketlerin Türkiye'nin en güçlü sermaye gruplarından birine ait çatı şirket ve şirket oldukları, Türkiye'nin en güçlü medya kuruluşlarının sahibi olan şirketlerin ana hissedarı oldukları, basındaki bazı yayın organlarının davacı şirketler tarafından satın alınmasından sonra yayın kadrosu ve politikalarında radikal değişiklikler yapıldığı ve ..... Bankasından kredi kullanan şirketlerin kredi borçlarını geri ödemediğinin kamuoyunda bilenen bir durum olduğu, davacı gerçek kişilerin holding yönetim kurulunda yer aldıkları ve davacı şirketlerde de yönetici oldukları, yazıda bahsi geçen ......'in de holding kurucusu .....'in de oğlu olduğu, dolayısıyla bu kişilerin kamusal figürler olduğunun açık olduğu, bahsi geçen yorum yazısının davalı şirkete ait internet sitesinde diğer davalı tarafça kaleme alındığı, bunun bir yorum yazısı niteliğinde olduğu ve olgusal bir temel üzerine yapılan yorum ve eleştirilerden ibaret olduğu, olguların kamusal alana girmesi sebebiyle kamunun ve gazetecilerin yakın meşru takibine girdiği ve bu bağlamda yapılan yayınlara da hoşgörü sınırları içerisinde bakılması gerektiği, yazının haksız rekabete yol açtığı iddiasının yerinde olmadığı vb.nedenlerle davanın reddini talep etmişlerdir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Bakırköy ...... Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/09/2024 tarihli görevsizlik kararı ile dosya mahkememize gönderilmiştir. "...Somut olayda davacı ......A.Ş ile davalının tüzel kişi tacir olduğu, davacı gerçek kişinin tacir olduğuna dair dosyada bilgi yok ise de davanın tüzel kişi tacir ile birlikte açıldığı, dava sebebinin ve konusunun aynı olaydan kaynaklandığı anlaşılmakla , uyuşmazlığın özel nitelikte olan Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. (T.C. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/12690 -karar No: 2016/369; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Dosya No: 2022/2049 -karar No: 2024/72)..." T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ...... Hukuk Dairesi, ..... Esas, ...... Karar, 19/02/2024 Karar Tarihli kararından da belirtildiği gibi davacılardan ..... Holding Anonim Şirketi ile davalılardan ..... Gazetecilik Yayıncılık Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi tüzel kişi tacir olduğundan mahkememizin görevli olduğu anlaşılmıştır. Taraflara usulüne uygun tebligat yapılmıştır. Dava nitelik olarak, tüzel kişi ve gerçek kişi davacıların, davalıların yaptıkları yazı ve yayın sebebiyle kişilik haklarının zedelendiği ve aynı zamanda gerçek dışı ifadelerin haksız rekabete yol açtığı gerekçesine dayalı TTK 55.ve TMK 25 ile TBK 49.maddelerinden doğan manevi tazminat isteminden ibarettir. TTK’nin 55/(1)-a-1 maddesinde “Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. "6102 sayılı TTK’nin 55/(1)-a-1 maddesi anlamında kötülemeden bahsedilebilmesi için ortada sözlü, yazılı veya resimli şekilde bir açıklama (beyan) olmalıdır. Bu açıklamanın başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması; nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 24. Maddesine göre "Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır." 6098 sayılı TBK m. 49/I'e göre; "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." Bu maddeye göre haksız fiilin gerçekleşebilmesi için kusur, zarar ve kusur ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56/1. maddesine göre, hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi tazminat adı ile hak sahibi yararına takdir edeceği para tutarı, adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer işlevi olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanması da amaç edinilmemiştir. O halde, tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını ...” belirtmiştir. İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir. "...Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirkete atfedilen eylemde hukuka aykırılık unsurunun bulunmadığı, haksız rekabet hükümlerine dayalı tazminat talebinin kabulü açısından ayrıca zarar unsurunun oluştuğunu ortaya koyan ve HMK m.194 çerçevesinde somutlaştırılmış bir delil olmadığı, davaya taraf olan ve gazetecilik faaliyetiyle iştigal eden şirketlerin mevcut yayın politikaları karşısında okuyucu kitlelerinin genel olarak bu haberden etkilenebileceği yönünde somut bir delil bulunmadığı, bu şartlarda manevi tazminata yönelik talebin gerek hukuka aykırılık ve gerekse zarar unsurunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir..." T.C. Yargıtay ...... Hukuk Dairesi, 04.10.2017 Tarih, ...... Esas, ..... Karar. "...Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının tanınmış kişi olması sebebiyle haberin yayın tarihi itibari ile kamu yararının ve toplumsal ilginin bulunduğu, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarıldığı, dava konusu yayının basın özgürlüğü kapsamında kaldığı, bu sebeple davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu sebeplerle davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir...." T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ...... Hukuk Dairesi, 25.10.2023 Tarih, ..... Esas, ..... Karar. Dosya tüm deliller ile birlikte somut olay bakımından değerlendirildiğinde; Davacı Holding ve şirket ile bu şirketlerin yönetim kurulu üyeleri ......'in davalı şirketin internet haber yayın kısmında, diğer davalının yaptığı haber içeriği ile şirketlerin ve diğer davacıların kişilik haklarının ihlal edildiği, toplum nezdinde küçük düşürüldüğü, haber içeriğinin algı yaratmaya yönelik olduğu, ...... grubunun ...... Bankasına olan borçlarının büyük kısmının ödendiği ve ödenmeye devam edildiği, yazının temelini oluşturan Almanya'daki şirketin iflas kararı ile iflas etmesinin ve davacı şirketlerle bir ilişiği olmadığı Almanya'daki şirketin ......'e ait olduğu, bununla ilgili haber yapılarak tüm ..... ailesinin fotoğraflarının kullanılması, karalama kampanyasının bir parçası olduğu iddiasıyla haksız rekabete yol açan yazıdan dolayı ticari itibarları zedelendiğinden bahisle her bir davacı yönünden 50.000,00-TL'den toplam 200.000,00-TL manevi tazminat talep etmiştir. Davalı haberin haksız fiil niteliğinde olmadığı, çarpıcı başlık kullanılmasının basının haber özgürlüğünün bir parçası olduğu, yazının olgusal temel esas alınarak, köşe yazısının yorum yazısı niteliğinde olduğu ve davacıların herhangi bir zararlarının oluşmadığı, haberin daha öncesinde bir çok haber kanalından da yayınlandığından bahisle davanın reddini talep etmiştir. Davalı asilin yazmış olduğu, diğer davalı şirketin ......com.tr isimli internet sitesinde "Alman yargısı borcu affetmedi: ......'e iflas kararı" başlıklı yazının başlığı ve içeriğinin incelenmesinde; haberin bir çok defa başka internet sitelerinde ve gazetede yayımlandığı, ..... şirketinin ..... in ortaklığının tarafların kabulünde olduğu, basının okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanması niteliğinde olduğu ve bu şekilde yayınlanan haberlerin gazetecilik tekniği olduğu ve yazı içerikleri incelendiğinde kullanılan sözlerin ve yazı içeriğinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde ve haksız rekabet kapsamında kabul edilemeyeceği, davacının ticari itibarına ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı, basın özgürlüğü kapsamındadır. Bu durum gerek yukarıda bahsi geçen yasa maddeleri gerekse de içtihatlar ile sabittir. Neticeten, dava konusu köşe yazısının başlığı ve içeriğinin basın özgürlüğü kapsamında kamuyu bilgilendirmeye yönelik olduğu, TTK madde 55 kapsamında haksız rekabetin şartlarının oluşmadığı, atfedilen eylemde hukuka aykırılık unsurunun bulunmadığı, zarar unsurunun oluştuğunu ortaya koyan ve HMK m.194 çerçevesinde somutlaştırılmış bir delil olmadığı, TMK madde 25, TBK madde 49 uyarınca kişisel itibarın ve ticari itibarin zarar görmüş olduğu iddiası bakımından manevi tazminat şartların oluşmadığı, yapılan haberin yukarıda da bahsedildiği gibi basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşılmakla her bir davacının manevi tazminat şartları oluşmadığından her bir davacının açmış olduğu davanın ayrı ayrı reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. Vekalet ücreti yönünden yapılan değerlendirmede; Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık asgari ücret tarifesinin, "Manevi tazminat davalarında ücret" başlıklı 10-(4) maddesinde; "Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir. " hükmü düzenlenmiştir. Dava arkadaşlığı 6100 sayılı HMK'nın 57 ve devamı madde hükümlerinde düzenlemiş olup, haksız bir fiilden birden çok kişi zarar gördüğünde, zararın temelini oluşturan vakıa aynı olsa da zarar her bir mutazarrır yönünden ayrı ayrı meydana gelir. Bu nedenle her bir zarar görenin dava ve talep hakkı birbirinden bağımsızdır. Daha açık bir ifade ile haksız fiilden zarar görenler, aynı dava dilekçesi ile birlikte dava açmış olsalar dahi, davaları birbirinden bağımsız olduğundan, aralarındaki ilişkin zorunlu dava arkadaşı değil, ihtiyari dava arkadaşlığıdır (HMK 57/1-c) ve davaları birbirinden bağımsız (HMK 58) olup, esasen birden çok dava mevcuttur (subjektif dava birleşmesi). Hal böyle olunca; her bir davacı hakkı diğerinden bağımsız olup, sorumlulukları yönünden de bağımsız olduğunun kabulü gerekmektedir. (Benzer mahiyette Yargıtay 4.HD'nin 2016/10213E.- 2018/4029 K. sayılı ilamı) Açıklanan bu nedenlerle manevi tazminat talepli dava ile ilgili olarak her bir davacı yönünden, davalı taraflar yararına ayrı ayrı ret vekalet ücreti takdir edilmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; AÇILAN DAVANIN REDDİNE, 1-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 615,40-TL TL peşin harcın davacılar tarafından yatırılan 3.415,50-TL'den mahsubu ile hazineye irat kaydına, bakiye 2.800,10-TL harcın davacılara iadesine, 2-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 3-Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan ......' den tahsili ile davalılara verilmesine, 4- Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan ..... Yatırımları Ticaret Anonim Şirketi ' nden tahsili ile davalılara verilmesine, 5- Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan .....' den tahsili ile davalılara verilmesine, 6- Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan ..... Yatırım Holding Anonim Şirketi ' den tahsili ile davalılara verilmesine, 7-Kullanılmayan gider avansının HMK 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 8-HMK'nın uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK 394/5 ve 341/1 maddesi gereğince tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.27/02/2025

Katip ...... ¸e-imzalıdır

Hakim ..... ¸e-imzalıdır

Atıf: Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/1014, K. 2025/187, T. 27.02.2025, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-8-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-1014-e-2025-187-k-668db2632a71