İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/739 E. 2026/271 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/739
- Karar No
- 2026/271
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2023/739 KARAR NO: 2026/271 DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ: 31/10/2023 KARAR TARİHİ: 25/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ------, davalı------%17 pay sahibi olan ortaklarından biri olduğunu, Yönetim Kurulunun yürüttüğü baskıcı ve yanlış politikalar, nizami olmayan uygulamalar, kişisel hasmane tavırların artması, TTK'nun öngördüğü sisteme ve ticari hayatın teamüllerine aykırı davranışlar, huzur hakkı ve temettü ödemelerinde düzensizlik ve eksiklik, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belgelerin, faturaların ve makbuzların şirket nezdinde işlemlere konu olduğuna dair şüphelerin mevcut olması,------- primlerinin eksik yatırılması, tahakkuku ve bu bildirimlerdeki hatalar, 4857 sayılı İş Kanunu'na ve ilgili hukuki prosedüre aykırı olan ve şirketler nezdinde ciddi tazminat riskleri barındıran işten çıkarmalar, şirket öz sermayesinin ve kârının nasıl değerlendirildiği hususunda bilgi paylaşımı yapılmaması, şirket organlarının işlevini yitirmesi ve tüm kararların yalnızca ----------- başkanı tarafından alınması, diğer üyelerin üzerindeki baskı dolayısıyla bu üyelerin kararlarla ilgili şerh düşememesi, aksini beyan edememesi, şirketin gelir ve gider durumunun incelenmesine izin verilmemesi, bilgi ve belgelerin müvekkili ile paylaşılmaması ve kendisine herhangi bir inceleme yaptırılmaması, eksik ödenen temettüler ve huzur hakları gibi nedenlerle bu davanın açılmasını zorunlu kıldığını, davalı şirketin, köklü bir eğitim kurumu olduğunu, müvekkilinin de işbu eğitim kurumunda kurulduğu günden beri hem şirketin kurucu ortağı ve aynı zamanda da öğretmen olarak hizmet verdiğini, dolayısıyla kurumda eğitim alan öğrenci sayısına oldukça vakıf olduğunu, öğrenci alımlarının -------- gereğince 3 yaş ile 6 yaş arası çocukları kapsamasına rağmen okul yönetimi 3 yaş altı çocukları da bünyesine gayri resmi katarak gayri resmi gelir elde ettiğini, gayri resmi okul ücretlerinin, öğrenci velileri tarafından okul müdürü veya okul çoğunluk hissesine sahip olan -------- elden gayri resmi olarak ödendiğini, işbu okulda resmi olarak eğitim alan öğrencilerin yanı sıra gayri resmi olarak eğitim alan öğrenciler de bulunduğunu, buna karşılık davalı şirket bünyesinde kâr payı dağıtımı yapılmadığını, ayrıca müvekkili tarafından daha öncesinde defaatle talep edilmiş olmasına karşılık şirket bilançolarının kendisine inceletilmediğini, yüksek oranda faaliyet gösteren ve tercih edilen bir kurumun bunca senedir kâr payı dağıtacak seviyeye ulaşamamış olmasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dolayısıyla davalı şirket yönetiminin kötü niyetli hareket ettiği ve kâr payı dağıtımından bilinçli olarak kaçındığının aşikar olduğunu, davalı şirket yönetimince elde edilen kârın nasıl ve hangi amaçla kullanıldığına ve hangi nedenden ötürü dağıtılmadığına ilişkin ise bugüne dek somut ve net bir açıklama yapılmadığını, tüm bu nedenlerle müvekkilinin davalı şirket bünyesindeki diğer ortaklara ve yönetime olan güvenin sarsıldığını, bu nedenle ortaklığın devamının kendisinden beklenemeyeceğini, davalı şirket bünyesinden senelerdir kâr payı dağıtımı yapılmamış olup işbu kârın ne amaçla kullanıldığına ilişkin de bir açıklama yapılmadığını, ancak davalı şirket yöneticisi -----süreç içerisinde elde etmiş olduğu mal varlığı ile davalı şirketin yönetiminin büyük oranda kendisinde olduğu hususları birlikte göz önünde bulundurulduğunda, davalı şirketin elde etmiş olduğu kârı, kişisel çıkarları doğrultusunda kullanmış olduğu doğrultusunda ciddi şüphelerinin mevcut olduğunu, bunun en somut örneğinin ise davalı şirket yöneticisi ---- davalı şirket adına kayıtlı ------ yılında sıfır olarak alınan aracı kendi uhdesinde tutarak kullanması olduğunu, müvekkilinin eksik aldığı temettülerin tespit edilip tahsili gerektiğini, müvekkilinin yıllar içerisinde gelişen durumlar incelendiğinde kâr paylarını, huzur hakkını eksik aldığı veya hiç alamadığının görüleceğini, zira davalı şirketin her yıl binlerce lira kâr etmekte olup ortaklığın temel prensiplerinden olan kâr payı alma hakkı engellendiğini belirtmiş olup, haklı sebeple şirketin feshine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise TTK m. 636 hükmü uyarınca müvekkilinin payına düşen hisse alacaklarının, taşınır taşınmaz her türlü malvarlığına denk düşen alacaklarının işleyecek en yüksek ticari faiz ile tahsili, müvekkilinin eksik aldığı kâr paylarının şimdil ik 1000 TL (fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1000 TL) olarak tahsiline, belirsiz tutarın tespiti ile işleyecek en yüksek ticari faiz ile tahsili, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, ---- tarihinde -------- onayı ile dünya genelinde, tüm kültürlerde ve dinlerde uluslararası kabul görmüş ------ ülkemizde uygulamak üzere hizmet veren bir eğitim kurumu olarak faaliyetlerine başladığını, dava dilekçesinde iddia olunduğu gibi Yönetim Kurulu'nun baskıcı ve yanlış politikalar yürütmesi, uygulamalarının nizami olmaması, kişisel hasmane tavırlar ortaya koyması, TTK'nun öngördüğü sisteme ve ticari hayatın teamüllerine aykırı davranışlar sergilemesinin söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin ----yılı sonunda kurulduğunu ve almış olduğu ruhsatname ile eğitim hizmeti vermeye başladığını, bu bağlamda----- ayında şirketin faaliyetine yeni başlamış olması ve kuruluş giderleri dikkate alındığında kazanç sayılabilecek bir gelir elde edemediğinden huzur hakkı dağıtılamadığını, bu hususun davacının bilgisi ve onayı dahilinde olduğunu,------ yılında da yine şirketin faaliyetlerinin henüz başlaması, eğitim sektöründe kendini kabul ettirmesi ve gelecek yıllara yönelik yatırım ve masraflar yönünden tedbirli olunması gerektiği gözetilerek ortaklar kurulunun kabulüyle huzur hakkı dağıtılmadığını, kaldı ki, davacının --- yılında hamile olduğundan ikiz bebek beklediğinden çalışamadığını ve okuldaki faaliyetlerini devam ettiremediğini, ----- itibariyle ortaklar kurulu kararı ile tüm ortaklara hisse oranlarına bakılmaksızın eşit şekilde huzur hakkının eksiksiz ve düzenli olarak ödenmeye başlandığını, yapılan bu ödemelerin, müvekkili şirket hesabından ortakların şahsi hesaplarına gönderildiğini, ----- yılında ortaklar kurulu kararıyla yapılan sermaye artırımı kararı ile geçmiş yıl karlarının sermayeye ilave edildiğini, noter onaylı ortaklar kurulu kararı ile sermaye yedeği olan dağıtılmamış geçmiş yıl karları şirket sermayesine eklenerek sermaye artırımı yapıldığını, böylelikle şirket sermayesinin ------ çıkarıldığını, bu nedenle davacının temettü ödemesinin eksik ve düzensiz yapıldığı yönündeki iddiasına da itiraz edildiğini, diğer yandan, şirketin kar etmediği, özellikle pandemi sürecinde durdurulan okul öncesi eğitim nedeniyle zarar ettiği ve son yıllarda artan maliyetler nedeniyle karlılığının düştüğü gözetildiğinde, bu dönemlerde kar payı ödemesi yapılmasının teknik ve hukuki açıdan mümkün olmadığının son derece açık olduğunu, bunun haricinde, şirketin kar elde ettiği dönemlerde, ortakların hisse paylarına tekabül eden temettü tutarlarının yine ortaklar kurulu kararı ile şirket sermayesine eklendiğini, tüm bunların ötesinde ise şirket ana sözleşmesinde gerekse TTK da ortaklara huzur hakkı ödenmesi veya kar payı dağıtılması yönünden emredici hüküm bulunmadığını, bu nedenle davacının şirket ana sözleşmesiyle ve kanunla bağdaşmayan taleplerine ve bu yöne ilişen haksız iddialarına itiraz ettiklerini, müvekkili şirketin --- nezdinde veya ---- nezdinde borcu bulunmadığı gibi ------- tahakkuklarının tamamının muacceliyet tarihinde ödendiğini, müvekkili işverenlikte tüm ödemelerin banka kanalıyla yapıldığını ve çalışanların prim ödemelerinin de ücretleri ile uyumlu olarak ödendiğini, müvekkili şirketin idaresinde şirketin tüm paydaşlarının ortak aklı ile hareket edildiğini, ortaklar arasındaki iş dışında ve öncesinde var olan kişisel arkadaşlık ilişkisi gözetilerek şirket yönetiminin huzur içinde yıllarca sürdürüldüğünü, davacının dilediği her an şirketle ilgili dilediği kayıta ulaşabildiğini, şirket öz sermayesinin ve kârının nasıl değerlendirildiği hususunda her türlü verinin davacının incelemesine sunulduğunu, şirketin kuruluşundan itibaren şirketin tek gelir kaynağı olan "okul ücret ödemelerinin yapıldığı" banka hesap bilgileri ve harcamalar için kullanılan şirket kredi kartı şifre ve bilgilerinin davacının kontrolünde olduğunu, davacının, dilediği zaman şirket mali müşaviri olan --------- ulaşabildiğini ve şirketle ilgili talep ettiği her bilgiye ulaşabildiğini, şirket verilerine erişiminin engellenmesinin söz konusu olmadığını, şirket yönetimine ilişkin maddi ve idari tüm kararların davacının bilgisi dahilinde alındığını, öte yandan, müvekkili şirketin halihazırda bankalar nezdinde vadeli ve vadesiz hesaplarında bulunan para ile her zaman için ortakların bilgisi dahilinde olmakla, yine ortakların bilgisi ve kararı ile şirket adına harcamalar ve yatırımlar yapıldığını, şuan için şirket hesaplarında bulunan paranın tamamının -------- dağıtılmamış karı ve ----- eğitim dönemi için peşin olarak ödenmiş olan eğitim ücretlerinden oluştuğunu, şirket gelirlerinin, nereye ödendiği ve gider kalemleri detaylı olarak açıklanarak, kira, elektrik, su ve ısınma ve yemek giderleri, öğretmen maaşları ve idari personel giderleri ile diğer kurum giderleri ve ortaklara ödenen huzur hakkı tutarları için kullanıldığını, şu an için şirket hesaplarında bulunan para kazanç olmayıp ---- yeni eğitim-öğretim dönümün başlayacağı tarihe kadar şirketin tüm giderleri için mevcut toplam bütçesini teşkil ettiğini, şirket adına tescilli ------- aracın şirket işleri, görüşme ve toplantılara gidilmesi vs diğer işler için şirket ortaklarınca kullanıldığı hususunun tüm ortakların bilgisi ve izni dahilinde olduğunu, dava dilekçesinde, davalı şirket yöneticisi tarafından, şirket kapsamında elde edilen kârın kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kullandığına dair ciddi şüphelerin bulunduğunun ileri sürüldüğünü, ileri sürülen bu iddianın hiçbir surette kabulünün mümkün olmadığını, şirket ortaklarından Cem ---, davalı şirket kurulmadan --- tarihinde ------plakalı aracı satın aldığını, bunun dışında şirket ortağı ----- adına şirketin kurulduğu tarihten bu yana satın alınmış hiçbir gayrimenkul veya menkul olmadığı gibi haksız bir kazanç elde etmelerinin de söz konusu olmadığını, öyle ki, şirket ortaklarından--------- çoğunluk hisseye sahip olduğundan bahisle çoğu zaman kurumun ihtiyaçlarını kendi imkanları ile karşıladığını, müvekkili şirkete ait eğitim kurumunda eğitim gören çocukların tamamının yasal mevzuata ve yönergelere uygun şekilde şartları sağlamaları halinde kuruma kayıt ve kabul edildiğini, TTK'na göre faaliyetlerini sürdüren, üreten, istihdam sağlayan bir şirketin feshini isteminin, doğruluk ve dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, 6102 sayılı TTK'nın şirketler hukukuna ilişkin temel ilkelerden birisinin mümkün olduğu ölçüde şirketin yaşatılması, yani ayakta tutulması ilkesi olduğunu, eğer Kanun'da şirketin ayakta kalmasını sağlayan bir çare veya yöntem var ise öncelikle bu yolun denenmesi gerektiğini, esasen, sermaye şirketlerinin haklı sebeple feshinin daha çok, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare yöntemi olduğunu, davacıya, şirket ortağı olduğu süre boyunca hak kazanmış olduğu tüm alacakları ödenmiş olmakla bundan başka şirket nezdinde hak edilmesine rağmen ödenmeyen huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay adı altında başkaca bir alacağının bulunmadığını, davacının, ------ içerisinde ailevi sorunlar yaşamaya başladığını, boşanma sürecinde, çocuklarına ve kendisine diğer şirket ortakları tarafından maddi manevi destek olunduğunu, bu süre içerisinde davacının duygusal alanında ciddi duygu dalgalanmaları yaşamaya başladığını, işyerinde huzursuz tavırlar sergilediğini ve görevini layığınca yerine getiremediğini, davacının bu sorunları yaşadığı--------- eğitim öğretim yılı içerisinde ailelerin birçoğunun, davacının hal ve davranışlarından memnuniyetsizliği sebebiyle bir çok öğrencinin kaydını yenilemediğini, kurumun itibarının zedelendiğini ve maddi ve manevi zorluk yaşandığını, yine bu süreçte okul öğretmenleri ve çalışanları aşağılayıcı tavırlar ile davranışlarda bulunarak mobbing uygulamış ve çalışma motivasyonlarının düşmesine, bir kısım deneyimli personellerin işten ayrılmasına sebebiyet verdiğini, sektörde faaliyetlerini sürdüren, katma değer üreten ve ülkemiz eğitimine katkı sunan müvekkili şirketin feshine ilişkin davacı taleplerinin dürüstlük ve doğrulukla bağdaşmadığının son derece açık olduğunu, bu nedenle davacının davalı şirketin feshine karar verilmesi yönündeki talebinin reddi gerektiğini, ancak davacının kendi ağır kusurlu eylem ve davranışları nedeniyle müvekkili şirket yönünden davacı ile ortaklığın sürdürülmesinin mümkün olmadığı gözetilerek davacının müvekkili şirket nezdinde ödenmeyen hiçbir yasal alacağı bulunmadığına ilişkin itirazları baki kalmak suretiyle TTK md. 531 hükmü uyarınca davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep ettiklerini belirtmiş olup, davacının şirketin feshine yönelik talebinin tümden reddine, davacının müvekkili şirkette hiçbir haklı ve yasal alacağı bulunmadığından bu yöne ilişken tüm taleplerinin reddine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise TTK md.531 hükmü uyarınca davacının ortaklıktan çıkarılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkememizce davalı şirketin kuruluşundan itibaren tüm sicil kayıtları,----- davalı şirketin tüm vergi kayıtları, ------ davalı şirketin hesabı bulunup bulunmadığı ve bulunması halinde şirketin kuruluş tarihi olan --- tarihinden bu güne kadar ki tüm kayıtları, ------ plakalı aracın tramer kayıtları ile ---------- davalı şirketin borcu bulunup bulunmadığı hususu sorularak ilgili belgeler celp edilmiş, tarafların bildirdikleri tanıkları dinlenilmiş, mahkememizce bilirkişi listesinden resen seçilen bir mali müşavir ile bir nitelikli hesap uzmanı bilirkişiden oluşan heyet den davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak rapor alınarak taraflara tebliğ edilmiş ve tarafların itirazları doğrultusunda mahkememizce resen seçilecek 1 adet makine mühendisi, 1 adet sektör bilirkişisi ve 1 adet mali müşavirden oluşan bilirkişi heyetinden hüküm kurmaya ve denetime elverişli kök ve ek rapor alınarak taraflara tebliğ edilmiştir.Davacı vekili ----- tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesindeki --- olarak gösterilen taleplerini, bilirkişi raporu doğrultusunda --- artırmak suretiyle toplam----olarak ıslah etmiş ve ıslah dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmiştir.Dava, 6102 sayılı TTK 636/3. maddesine dayalı açılmış haklı nedenle şirketin feshine, olmadığı takdirde çıkma payı ödenerek davacının şirketten çıkarılmasına ilişkindir.Türk Ticaret Kanunu'nun limited şirketin sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçlarını düzenleyen 636. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, haklı sebeplerin varlığında her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. Kanunda haklı sebeplerin ne olduğu düzenlenmemiş, bu konuda takdir hakkı somut olayın özelliği nazara alınarak Mahkemeye bırakılmıştır. Buna göre Mahkeme dayanılan vakıaların gerçekliğini, haklı sebep teşkil edip etmeyeceğini, ileri sürülen fesih sebeplerinin tarafın kendisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını, şirketin feshinin son çare olup olmadığını, dava açan pay sahibinin gerçek pay değerinin ödenmesi suretiyle paydaşlıktan çıkarılmasının daha adil bir sonuç yaratıp yaratmayacağını ve somut olaya göre şirketin ayakta tutulması daha hakkaniyetli ve adil bir sonuç doğuracak ise alternatif bir çözüm yolunun bulunup bulunmadığını değerlendirerek karar verecektir. Bir sebebin hukuki ilişkinin sonlandırılmasında haklı sebep olarak kabul edilebilmesi için, o hukuki ilişkiyi tarafları açısından çekilmez hale getirmesi, hukuki ilişkinin devamında bir faydanın kalmaması gerekir. Fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir. ---------Haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğini takdir yetkisi hâkime aittir. Şüphesiz hâkim söz konusu sebebin haklı olup olmadığını takdir ederken ilgili limited şirketin yapısını da göz önünde bulunduracaktır. Şöyle ki limited şirketler TTK m. 124 hükmünde açıkça sermaye şirketleri arasında sayılmış olmakla birlikte, anonim şirketlere kıyasla şahıs ortaklığı özellikleri gösteren nitelikleri de mevcuttur. Pay devrinin imzaları noter onaylı sözleşme mecburiyetiyle zorlaştırılmış olması, yan edim yükümlülükleri getirme imkânı, çıkma ve çıkarılma kurumlarının düzenlenmiş olması gibi hükümler limited şirketin bu yönünü göstermektedir. Dolayısıyla çok ortaklı, tüm ortakların şirket işleriyle bizzat ilgilenmeyip daha ziyade anonim şirketlerde olduğu gibi kişiliklerinin ön plana çıkmadığı, yaptığı yatırımın değerlenmesine önem verdiği “kapitalist karakterli” limited şirketlerde, ortakların şahıslarında meydana gelen sebepler her zaman haklı sebep sayılamayabilir. Bu hâlde ortaklar, ortaklık ilişkilerinden kaynaklanan, yani objektif nedenlerden dolayı haklı sebebe dayanarak çıkma haklarını kullanabileceklerdir. Ortaklığın sürekli zarar etmesi, uzun yıllar boyunca kâr dağıtılmaması, şirketin atıl durumda olması, ortakların birbirlerine duydukları güven ortamının kaybolması, amacın gerçekleşmesinde hukuki veya ekonomik imkânsızlıkların doğması şeklinde doktrinde birçok husus örnek olarak sayılmıştır. ---------Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde genel olarak denilebilir ki,ortaklığın devam etmesi,doğruluk ve güven kurallarına göre dava açan ortaktan beklenemiyorsa,haklı sebep gerçekleşmiştir.Elbette bu değerlendirmede davacı ortağın ortaklık ilişkisinin ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi hususundaki menfaatiyle ortaklık ilişkisinin aynen devam ettirilmesinde çıkarı olan kimselerin menfaatleri karşılaştırılmalı ve somut olayda hangi menfaat daha üstün geliyorsa ona göre karar verilmelidir-------Bu genel açıklamalardan sonra somut olayda haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek gerekecektir.---------sicil numarasında kayıtlı davalı şirketin kuruluşunun ---- tarihinde ------ yayımlandığı ve dört ortaklı davalı şirket ortaklarının davacı ile dava dışı ------olduğu, davalı şirketin münferiden, şirket ortaklarından ---- tarafından temsil ve ilzam edilmekte olduğu anlaşılmıştır.Davacı genel olarak, yönetim kurulu'nun yürüttüğü baskıcı ve yanlış politikalar, nizami olmayan uygulamalar, kişisel hasmane tavırların artması, Türk Ticaret Kanunu’nun öngördüğü sisteme ve ticari hayatın teamüllerine aykırı davranışlar, huzur hakkı ve temettü ödemelerinde düzensizlik ve eksiklik, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belgelerin, faturaların ve makbuzların şirket nezdinde işlemlere konu olduğuna dair şüphelerin mevcut olması, ---------- primlerinin eksik yatırılması, tahakkuku ve bu bildirimlerdeki hatalar, 4857 sayılı İş Kanunu’na ve ilgili hukuki prosedüre aykırı olan ve şirketler nezdinde ciddi tazminat riskleri barındıran işten çıkarmalar, şirket öz sermayesinin ve kârının nasıl değerlendirildiği hususunda bilgi paylaşımı yapılmaması, şirket organlarının işlevini yitirmesi ve tüm kararların yalnızca yönetim kurulu başkanı tarafından alınması, diğer üyelerin üzerindeki baskı dolayısıyla bu üyelerin kararlarla ilgili şerh düşememesi, aksini beyan edememesi, şirketin gelir ve gider durumunun incelenmesine izin verilmemesinden bahisle davalı şirketin haklı nedenle feshi talebiyle işbu davayı açmıştır.Mahkememizce şirket defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmak suretiyle alınan ---- tarihli bilirkişi raporu, dinlenen davacı ve davalı tanıklarının beyanları ile dosya kapsamına sunulan tüm belge ve deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı şirketin özkaynaklarının 2018 yılında (+) ------ yılında (+) ----, 2020 yılında (+) --- TL, 2021 yılında (+) ---, 2022 yılında (+) ----- ve 2023 yılında (+) ---- olduğu, davalı şirketin 2018 yılında ---- kâr, 2019 yılında ---- kâr, 2020 yılında ---- zarar, 2021 yılında --- kâr, 2022 yılında --- kâr, 2023 yılında ------ kâr elde ettiği; tüm ortaklara 2018-2023 Aralık dönemi dahil, hisseleri oranında huzur hakkı ödemeleri yapıldığı; davalı şirketin esas itibariyle karlılığını ve öz sermayesini koruduğu, ortaklara huzur haklarını ödediği, ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, şirketin zarara uğratılmış olduğuna ilişkin herhangi bir somut delilin ise bulunmadığı anlaşılmıştır.Bilgi alma ve inceleme hakkına ilişkin TTK. m. 614 hükmüne göre: “(I) Her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir.(2)Ortağın, elde ettiği bilgileri şirketin zararına olacak şekilde kullanması tehlikesi varsa, müdürler, bilgi alınmasını ve incelemeyi gerekli ölçüde engelleyebilir; bu konuda ortağın başvurusu üzerine genel kurul karar verir. (3)Genel kurul, bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellerse, ortağın istemi üzerine mahkeme bu hususta karar verir. Mahkeme kararı kesindir ”.Genel kurulun toplanmasına ilişkin TTK. m. 617/3 hükmüne göre: “Toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümler, Bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç, kıyas yoluyla uygulanır”. TTK. m. 411/1 hükmüne göre: “Sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri, yönetim kurulundan, yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulu toplantıya çağırmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebilirler”. TTK. m. 412 hükmüne göre de: “Pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar verebilir, mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar”. Görüldüğü üzere, davacının, genel kurulu toplantıya davet etme, gündeme madde ekleme, bilgi talep etme gibi bir çok hakkının bulunduğu açıktır. Davacının bu gibi taleplerinin karşılanmaması halinde ise bu taleplerini mahkeme yoluyla yerine getirme hakkı da TTK da düzenlenmiştir. Dolayısıyla bu haklar kapsamında davacının genel kurulun toplanması için talepte bulunma ve kar dağıtılması yönünde gündeme madde ekleme ayrıca da bilgi talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu taleplerinin reddedilmesi halinde de mahkeme yoluyla bu taleplerin yerine getirilmesini sağlama ve genel kurul kararlarına karşı iptal davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu gibi haklar kullanılmadan, kâr payının dağıtılmadığı veya bilgi alma hakkının engellediği ya da şirket organlarının toplanamadığı yönündeki iddialarla şirketin haklı nedenle feshi talep edilemez.Aynı şekilde TTK. m. 644 hükmüne göre: “(1) Aşağıda madde numaraları bildirilen anonim şirketlere ilişkin hükümler limited şirketlere de uygulanır. ... Belgelerin ve beyanların kanuna aykırılığına ilişkin 549 uncu; sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi hakkında 550 nci; değer biçilmesinde yolsuzluğa dair 551 inci; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü; denetçilerin (...) (1) sorumluluğuna ilişkin 554 ilâ 561 inci maddeler”. Dolayısıyla davacının anılan hüküm uyarınca sorumluluk davası açma hakkının bulunduğu da açıktır. Davacı haklı sebep olarak ileri sürdüğü iddialarını ispat edememiştir. Ayrıca bir hukuki ilişkinin haklı sebeple sona erdirilmesi, son çare olarak uygulanması gereken ve eğer taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümü başka bir yolla sağlanabiliyor ise ancak ondan sonra başvurulması gereken tali bir çözüm tarzıdır. Kaynak İsviçre Hukukunda da, ortaklığın haklı sebeple feshi davasının tali bir yol olduğu kabul edilir. Her ne kadar gerek TTK 531' in gerekse TTK. 636/3' ün lafzı öncelikle fesih yöntemini dile getiriyor ise de bu yanıltıcıdır. Zira fesih, tali ve son çare "ultimo ratio" bir çözüm tarzıdır. Taliliğin genel olarak iki şekilde anlaşıldığı görülür. Bunlardan ilki, öncelikle diğer çözüm yollarına başvurulmuş olması gerektiği, diğeri ise, haklı sebeple fesih sebeplerinin diğer fesih sebepleri yoksa başvurulması gereken bir sebep olduğudur. Ayrıca, bilimsel öğretide yeni kabul gören bir fikre göre, diğer tedbirlerin uygulanması ile olası bir aykırılık giderilebilecek ise haklı sebeple fesih talebinin kabul edilmesi doğru olmayacağı gibi verilecek hüküm yönünden de orantılılık ilkesi göz önünde bulundurularak uygun ve kabul edilebilir bir çözüme hükmedilebilecektir.Davacı, ortaklık ilişkisinin dürüstlük kuralı uyarınca devamının imkansız hale geldiğini, ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmadığını, güvensizlik nedeniyle ortakların bir araya gelmesinin mümkün olamayacağını iddia ederek, şirketin feshinin mümkün olmaması halinde çıkma talebinde bulunmuş olup, şirket ortakları arasındaki güven ve eşgüdümün şirketin amacı doğrultusunda faaliyet göstermesi bakımından önemli olduğu açık ise de ortaklığın devamının, diğer ortakların eylemleri ile çekilmez hale geldiğinin tespiti halinde, davacının çıkmasına izin verilebilecek olup; yapılan yargılamada, dinlenen tüm tanıkların beyanları ve dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde ortaklığın çekilmez hale gelmesinde dava dışı ortaklardan ziyade davacı ortağın daha kusurlu olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.Davacı ortak, ileri sürdüğü hiç bir iddiasını ispat edememesinin yanında haklı sebep olarak ileri sürdüğü hususların çözümünü genel kurulu toplayıp bilgi alma ve inceleme hakkını kullanarak veya özel denetçi atanmasını şirketten talep edip kabul edilmemesi halinde Mahkemeden karar alarak özel denetim yaptırabileceği gibi diğer ortakların yönetim yetkisinin sınırlandırılmasını veya kaldırılmasını da Mahkemeden isteyebileceği gibi sorumluluk davası da açabilir. Bu konularda dava açıldığına ilişkin iddia ve delil olmadığı gibi alınan bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre davalı şirketin mali durumunun kötü olmadığı anlaşılmıştır. Davacının anılan çözüm yollarına başvurmadan faal olan davalı şirketin feshini talep etmesi yerinde değildir.Bu halde, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, davacının ileri sürdüğü iddiaları ispat edemediği gibi haklı sebep olarak ileri sürülen sebeplerin birçoğunun başka yollarla çözümü de mümkün olduğundan, davacı tarafından açılan davalı şirketin feshi olmadığı taktirde davalı ortağın şirketten çıkarılmasına ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM (Yukarıda açıklanan nedenlerle): 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan başlangıçta alınan peşin harcın mahsubu ile bakiye 47.999,30 TL harcın istek halinde davacı tarafa iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerlerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan 823,00 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 410.905,85 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 7-Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı HMK md. 333 uyarınca karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 8-Suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde /------- Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 25/03/2026