İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/184 E. 2025/82 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/184
Karar No
2025/82
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/184 KARAR NO : 2025/82

DAVA : Marka (Maddi Tazminat İstemli) DAVA TARİHİ : 03/10/2023 KARAR TARİHİ : 25/03/2025

Davacı vekilinin mahkememize verdiği dava dilekçesinin yapılan açık yargılaması sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Müvekkil şirket --- - markası ile faaliyet gösteren, ---- bünyesinde bulunan özel bir sağlık kurumu olduğunu, Doktor, hemşire ve sağlık çalışanları, sahip olduğu tanı ve tedavi teknolojileri, idari sistem ve süreçleriyle sağladığı hasta bakım kalitesini 92 yıldır yaşatan ---- Hastanesi, ülkemizde sağlık sektörünün gelişmesinde kilit rol oynadığını, etik yaklaşımı ve yarattığı güven duygusu ile doktorların, hemşirelerin, tüm sağlık çalışanlarının ve hastaların gözünde saygınlık kazandığını, --- liderliğinde 1920 yılında kurulduğunu, Hastanenin kuruluş amacı kendisinin açılış konuşmasında belirttiği gibi: ‘Tüm ırk, din ve milletlere eşit şartlarda sağlık hizmeti vermek; Türkiye’nin bu konudaki acil ihtiyaçlarını giderecek hemşireler yetiştirecek bir Hemşirelik Okulu kurmak; ----, Türkler ve diğer bütün milletlere ----- standartlarında sağlık hizmeti verilmesini sağlamaktır.’ ---- Hastanesi’nin 20 Ağustos 1920 tarihinde kurulduğu ilk yer, --- Caddesi’nde---- no’lu üç katlı ahşap bir köşktü. Halka 45 yatağı ve 3 ameliyathanesi ile hizmet vermekte olduğunu, ---- Hastanesi geçici olarak 1925 yılında ----’deki ----- Hastanesi binasını kısa süre kullandıktan sonra, 1928 yılında ----- Caddesi’nde bir apartmana taşınarak hizmet vermeye devam ettiğini, ----- Hastanesi -----’nda bugünkü yerinde, 14 Kasım 1939 günü, tarihinde ilk kez kendisi için özel tasarlanmış olan yeni binasında hizmet vermeye başlamıştır. 1972 yılında yedi katlı ---- binası, 1988 yılında on katlı poliklinik binası ilavesi, 1991 yılında yeni acil servisi, 1994 yılında da genişletilen giriş bölümü ile 2600 m2’den 16.000 m2’ye ulaşmıştır. --- Hastanesi, 1995 yılında ---- bünyesine katıldığını, Hastane o güne kadar---- kökenli, kar amacı gütmeyen ---- Şirketi tarafından yönetiliyor ve destekleniyor olduğunu, 1995 yılından itibaren ---- Vakfı’nın yaklaşık 200 milyon doların üzerindeki katkılarıyla geniş çaplı renovasyon ve yeni modern binalarıyla 2007 yılında 60.500 m2’lik bir modern sağlık tesisine dönüşmüştür. 92 yıl önce 45 yataklı, 3 ameliyathaneli olarak kurulan hastane, günümüzde 200 hasta odası, 62 yoğun bakım yatağı ve 12 ameliyathanesi olan yaklaşık 120 bin hastayı ayaktan, 20 binin üzerinde hastayı ise yatarak tedavi eden ve 10 binin üzerinde ameliyat yapan lider ve güvenilir bir sağlık kuruluşu haline gelmiştir. Geçmişi 1920 yılına dayanan, müvekkilin hiç ara vermeden çok uzun yıllardır kullanmakta olduğu ---- HASTANESİ adı, markası artık toplumda ciddi bir bilinirliğe sahip olup, tanınmış marka vasıflarını haiz olduğunu, Müvekkil firmaya ait bilgiye -----web sitesinden de ulaşılması mümkündür. 3. Taraflar Arasındaki Uyuşmazlığın Geçmişi ve Arabuluculuk Süreci Hakkında Açıklamalarımız; Davalı şahıs, ----- adresinin sahibi olup , davalılar hem internet ortamında hem de ----- adresinde yer alan işletmede “--- ” ve türevlerini marka olarak kullanmakta olduğunu, bu kullanımların tespiti üzerine, davalı şahsa ---- Noterliği 01/07/2016 tarihli ----- yevmiye numaralı ihtarname gönderilmiş ve tebliğ edilmiş olduğunu, Davalı----, ihtarnameyi tebliğ almasına karşın, herhangi bir cevap vermediği gibi kullanımlarını da durdurmamış, aksine Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde “----” ibaresini içeren marka başvuruları yapmaya başladığını, Davalının yaptığı başvurulara, müvekkil şirket tarafından itiraz edilmiş ve “44. Sınıf: Tıbbi Hizmetler” emtiası, markalar kapsamından çıkarılmıştır. Fakat müvekkil şirket, davalı şahsa ait markaların, tüm emtialar bakımından reddi gerektiğinden bahisle, YİDK karar iptali ve hükümsüzlük davaları açtığını, Davalının marka başvuruları ---- sayılı markalar olup, tüm markalar, mahkeme kararları ile iptal edilmiştir (EK----sayılı markalar hakkında verilen kararlar kesinleşmiş ve sicile işlendiğini, ---- sayılı markanın da hükümsüzlüğüne karar verilmiş olup, dosya henüz Yargıtay incelemesinde olduğunu, Kararlar incelendiğinde, davalının “KÖTÜ NİYETLİ” olduğu açıkça ifade edildiği anlaşılacaktır. YİDK karar iptali ve hükümsüzlük davaları haricinde, müvekkil şirket, 29.03.2017 tarihinde, davalıların marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yaratan eylemleri nedeniyle, “marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet nedeniyle” dava açmıştır. Davalıların eylemlerinin marka hakkını ihlal ve haksız rekabet yarattığı ----. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin -----. sayılı karar ile hüküm altına alındığını, İşbu davada ise, bahsi geçen eylemler nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep edilmekte olduğunu, Dava öncesinde arabuluculuk süreci yürütülmüş olup, taraflar arasında anlaşma sağlanamadığına dair “arabuluculuk son tutanağı aslı” dava dilekçemiz ekinde yer almaktadır. 4. Müvekkil Şirket Markaları ve Marka Kullanımları Hakkında Açıklamalarımız; Müvekkil şirket, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli ----- esas unsurlu markaların sahibi olduğunu, İşbu markalar, “-----” esas unsuru çerçevesinde türetilmiş, tanınmış seri markalardır. ----- merkezli 2 adet hastane “ ----” markası ile faaliyet göstermektedir. Müvekkil firmanın markasal kullanımlarına----- web sitesinden de ulaşılması mümkün olduğunu, “ -----” ibaresi, aynı zamanda, müvekkil şirketin alan adının da ayırt edici unsuru olduğunu, Davalıların Marka Kullanımları Hakkında Açıklamaların ise; Davalıların marka kullanımları ile mahkeme kararları ile hükümsüz kılınan markaları, AYNIDIR. Gerek YİDK karar iptali/hükümsüzlük davalarında gerekse marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet davasında, davalıların marka kullanımları ile müvekkil markalarının benzer olduğu hüküm altına alınmıştır. ---- Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi -----sayılı kararında; “1-Davanın KABULÜNE, 2-Davalı taraf eylemlerinin davacıya ait tescilli marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet 5 oluşturduğunun TESPITINE, davalı tarafın bu kapsamda Internet ortamı dahil marka tecavüzünün ve haksız rekabet oluşturan eylemlerinin ÖNLENMESINE, BU EYLEMLERININ DURDURULMASINA, 3- Davalı taraf adına kayıtlı---- alan adının IPTALINE, 4-Davalı firmanın ticaret unvanında kılavuz unsuru olan ''-----'' ibaresinin ticaret sicilinden terkin edilmesine, karar kesinleştiğinde ilgili ticaret sicil müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,” karar verildiğini, ----- FSHHM ------sayılı kararında; “davalının kötü niyetli olarak davacının tanınmış ------ esas unsurlu markalarından faydalanmaya yönelik tescil talebinde bulunulduğu” ifade edilmiş, bu karara karşı, davalı şahıs tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine ---- Bölge Adliye Mahkemesi -----. Hukuk Dairesi -----sayılı ilamında davalının kötü niyetli olduğu bir kez daha ifade edildiğini; “Davalı taraf, aynı sektörde olduklarından ve davacı markasının tanınmış marka olması sebebiyle davacıya ait "-----" esas unsurlu markasını bilmediğini ileri süremeyeceğinden, sınırsız seçenek özgürlüğü varken, ------ Fikri ve Sınai Hukuk Mahkemelerince amerikanestetik markalarının hükümsüzlüğüne karar verildikten sonra ısrarla davacı tarafın tanınmış markasının esaslı unsuru olan "-----" ibareli marka ve alan adları için başvuruda bulunup tescil ettirdiğinden, kötü niyetli olduğu sübuta ermiş olup, kötüniyet FSEK 6/9.maddesi uyarınca hükümsüzlük nedeni olduğundan, mahkemece de bu yönde karar verildiğinden istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, ” Sunduğumuz kararlar, davalıların kötü niyetini, müvekkil şirket markalarının tanınmışlığını ve davalıların markasal kullanımlarının, müvekkil şirket markalarından doğan hakları ihlal ettiği ve esasen haksız rekabet yarattığının ispatı olduğunu, Davalıların kullanımları, müvekkil markaları ve hükümsüz kılınan davalı şahıs markalarının bir kısmı, aşağıdaki tabloda gösterilmiştir; 6 MÜVEKKİLE AİT MARKALAR VE MARKA KULLANIMLARI DAVA KONUSU MARKA KULLANIMLARI ----. FSHHM ----- SAYILI KARAR İLE HÜKÜMSÜZ KILINAN MARKA Davalıların ----adı altında işlettiği tıp merkezi lokasyon olarak, müvekkil şirketin tanınmış hastanesine 2 km uzaklıkta olup, davalının markayı ----- markasını kullanırken tercih ettiği renk kombinasyonu müvekkil şirketin tanınmış markalarının renkleri ile birebir aynı olduğunu, Davalının mevcut kullanımı, tüketici nezdinde karışıklığa yol açmakta, müvekkil şirket, hastaların işletmeler arasında bir bağlantı olup olmadığı, ---- MERKEZİ’nin ---- bir işletmesi olup olmadığı yönünde sorularıyla karşılaşmakta olduğunu, Hali hazırda tarafların markaları tüketici nezdinde karıştırılmakta ve bu kullanım nedeniyle davalılar, müvekkil markalarının tanınmışlığından haksız yararlanmakta olduğunu, Davalıların, müvekkile ait markanın ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullandığı hususu, dosyaya ibraz edilen belgeler ve yukarıda yer alan açıklamalar ile sabit olduğunu, Yukarıda yapılan tüm açıklamalar, davalıların bu fiilinin, müvekkile ait tescilli markalara 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca tecavüz oluşturduğunun ve Türk Ticaret Kanunu anlamında haksız rekabet yarattığının da ispatı olduğunu, Zira 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan haller sayılmış olup, marka sahibinin izni 7 olmaksızın, markayı 7nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek ve markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak fiilleri, başlıca tecavüz sayılan hallerden olduğunu, Davalıların eylemleri, hiç şüphesiz marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet niteliği taşımakta olduğunu, TTK’nın 54 ve devamı maddeleri ise haksız rekabete ilişkin hükümler öngörmekte olduğunu, TTK’nın 55/1(a)-4 bendinde, “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” fiilleri haksız rekabet olarak kabul edildiğini, Kanunun 56. maddesinde, haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimsenin; fiilin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin men'ini, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini, kusur varsa zarar ve ziyanın tazminini; Borçlar Kanununun 58. maddesinde gösterilen şartlar mevcutsa mânevi tazminat verilmesini isteyebileceği düzenlendiğini, Yukarıda yapılan tüm açıklamalar, davalıların fiillerinin, müvekkil markalarına tecavüz oluşturduğunun ve haksız rekabet yarattığının ispatı olduğunu, 6. Maddi ve Manevi Tazminat Talebimiz Hakkında Açıklamalarımız 6769 sayılı SMK’nın 150. maddesinde düzenleme altına alındığı üzere; “Sınai mülkiyet hakkına tecavüz sayılan fiilleri işleyen kişiler, hak sahibinin zararını tazmin etmekle yükümlüdür.” 8 ---- Gazete’de yayımlanan 7155 sayılı “Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun” ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda yapılan değişiklikle 1 Ocak 2019’dan itibaren ticari davalarda da zorunlu arabuluculuk zorunlu hale getirilmdiğin, Bu nedenle işbu dava öncesinde, arabulucuya başvurulmuşsa da, süreç olumsuz sonuçlanmıştır. “Son tutanak” başlıklı belge, dilekçemiz ekinde Sayın Mahkemenize sunulduğunu, Marka sahibinin uğradığı zarar, sadece fiili kaybın değerini değil, ayrıca marka hakkına tecavüz dolayısıyla yoksun kalınan kazancı da kapsamakta olduğunu, Yoksun kalınan kazanç, zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak, 151. maddenin 2. fıkrasında yer alan usullerden biri ile hesaplanır. Seçimlik hakkımızı kullanmadan önce, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 150/3 uyarınca; zarar miktarının belirlenmesi için, ilgili belgelerin davalılar tarafından dosyaya sunulması konusunda ara karar kurulmasını ve davalıların ticari defter ve belgeleri ile vergi kayıtlarını, tazminat hesabı için gerekli tüm belgeleri dosyaya sunması yönünde ara karar oluşturulmasını talep ederiz. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 150/3; “Hak sahibi, sınai mülkiyet hakkının ihlali iddiasına dayalı tazminat davası açmadan önce, delillerin tespiti ya da açılmış tazminat davasında uğramış olduğu zarar miktarının belirlenebilmesi için, sınai mülkiyet hakkının kullanılması ile ilgili belgelerin, tazminat yükümlüsü tarafından mahkemeye sunulması konusunda karar verilmesini mahkemeden talep edebilir.” hükmünü haizdi olduğunu, Davalıların, tazminat hesabı için ilgili belgeleri sunması akabinde, seçimlik hakkımıza dair tercihlerinin billdirileceğini bu aşamada, maddi tazminat miktarının tam olarak belirlenmesi mümkün olmadığından, ileride kesin olarak belirlendiği takdirde talep artırım dilekçesi ile artırmak üzere, belirsiz alacak davası olarak açmakta olduğunu, ayrıca Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlendiği üzere, haksız rekabet hükümleri uyarınca, haksız rekabete uğrayan maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı mevcut olup, haksız rekabet nedeniyle de maddi ve manevi tazminat talep etmekteyiz. 9 Bunun dışında müvekkil markalarının tüketici nezdinde tanınmışlığı ve bilinirliği ve davalıların KÖTÜ NİYETLİ eylemleri düşünüldüğünde, davalı yanın kullanımı müvekkile ait markaların itibarını da zedelemekte olduğunu, Bu durum açıkça müvekkilin manevi olarak zarar görmesine neden olduğunu, Zira ----- adresinde davalılara ait işletme ile ilgili yazılmış çok sayıda şikayet bulunduğunu, Müvekkilin tescilli TANINMIŞ ---- HASTANESİ markası ile iltibas yarattığı ve karıştırılma ihtimali tartışmasız olan markayı tescil ettiren ve kullanan davalıların, taraflar arasında derdest olan davalarda aynı ibareler yönünden müvekkil lehine hüküm kurulması ve esasen tüm markasal kullanımı mahkeme hükmü ile durdurulmasına karşın yeni başvurular yapmaya devam etmesi ve marka kullanımında müvekkile ait markalar ile aynı şekilde ----- kombinasyonunu kullanması ve tarafların işyerlerinin yakınlığı da gözetildiğinde, davalıların müvekkil firmadan haberdar olduğu, bu hali ile davalıların kötü niyetli olduğu da gözetildiğinde, müvekkil lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği açık olduğunu, Davalı şahsın kötü niyetli marka başvuruları dosyaladığı hususu, hali hazırda mahkeme kararları ile hüküm altına alındığını, Bilindiği üzere; markanın alıcıyı çekme fonksiyonu ve itibar fonksiyonu mevcut olduğunu, Alıcı kitlesi belirli bir mala alıştıktan sonra kalitesine veya üreticisine veya alışmış olduğu herhangi bir özelliğine bağlanarak bu ürünü ya da hizmeti almakta olduğunu, Müvekkil şirketin sahip olduğu itibar dolayısıyla da markalarının benzer ya da tamamlayıcı mal gruplarında kullanılması dolayısıyla alıcı çevresi bu mal ve hizmetlere yönelmekte olduğunu, Markaların reklam fonksiyonu ile alıcıyı çekme fonksiyonu iç içe olduğunu, Bu durumda müvekkile ait sınai mülkiyet haklarının ayırt edici gücünün çok yüksek olduğu ve markanın tüketicinin aklına yer ettiği tartışmasız olduğunu, Davalı yanın ihlal yaratan kullanımı, müvekkilin büyük emekler harcayarak bu noktaya getirdiği haklarından haksız yararlanılmasına ve müvekkilin marka haklarının değerinin azalmasına neden olduğunu, Bu halde tescilli haklarının zarara uğramasından dolayı, müvekkilin manevi olarak zarar gördüğünün kabulü gerekmekte olduğunu, 10 22.06.1966 tarihli ve ----- Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, “..manevi tazminat, ceza değildir; çünkü davacının yararı düşünülmeksizin sorumlu olana hukukun ihlalin dolayı yapılan bir kötülük olmadığını, Mamelek hukukuna dair bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği için de gerçek anlamda bir tazminat sayılmayacağını, Manevi tazminat mağdurda veya zarara uğrayanda bir huzur hissi, bir tatmin duygusu doğurması gerektiğini, Manevi tazminatta temel olan ana düşünce budur...” ifadelerinde belirtildiği gibi manevi tazminatın amacı zarara uğrayanda huzur hissi ve tatmin duygusu sağlamaktır. Bunun tüzel kişilerdeki yansıması ise şirketin itibarı, güvenilirliği, kalitesi, tanınmışlığı gibi değerlerin elde edilmesindeki harcanan emeklerin telafisi bakımından bir tatmin olduğunu, Hal böyleyken davalıların ihlal yaratan markayı kullanmaya devam ettiği süreç boyunca, müvekkile ait markanın tanınmışlığından haksız olarak yararlanmış ve müvekkile ait tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedelediğini, Müvekkil şirket ve ürünleri/hizmetleri, hiç kuşkusuz, tüketici nezdinde bir güveni temsil etmekte olduğunu, İşletme hacmine göre ticaret sahası içinde müvekkil şirketin hatırı sayılır bir ticari tanınmışlığının bulunduğu kuşkusuz olduğunu, Müvekkile ait markanın “toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi” göz önüne alındığında, söz konusu markaya alelade markalardan farklı olarak daha güçlü bir marka koruması sağlanmalı, benzerlerinin tescili önlenmek suretiyle, müvekkil markalarının arttırılmış ayırt edicilik düzeyi sebebiyle çekici gücünden faydalanılmasının özellikle önüne geçilmesi gerekmekte olduğunu, Sonuç olarak; davalıların, müvekkile ait markalardan doğan haklarını ihlal etmek suretiyle yarattığı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet eylemleri nedeniyle; şu an için maddi tazminat miktarının tam olarak belirlenmesi mümkün olmadığından, belirsiz alacak davasına konu ettiğimiz 500.000,00 TL (beşyüzbin) maddi tazminat talebimizin - ileride kesin olarak belirlendiğinde talep artırım dilekçesi ile artırılacak tutar açısından haksız fiilin başladığı tarihten itibaren işleyecek ticari (avans) faizleri ile beraber olmak üzere davalılardan tahsiline, 500.000,00 TL (beşyüzbin) manevi tazminatın haksız fiilin 11 başladığı tarihten itibaren işleyecek ticari (avans) faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir 20/03/2025 tarihli ıslah dilekçesinde ise; Belirsiz alacak davası olarak açılmış maddi tazminat taleplerini artırarak toplam 8.000.000,00 (sekiz milyon) TL maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek ticari (avans) faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini, Manevi tazminat talebimiz olan 500.000,00 (beşyüzbin) TL’nin haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek ticari (avans) faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DAVAYA CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Somut olayda dava konusu marka ile davacının dayanak markaları arasında ortak durumda bulunan “-----” ibaresi nedeniyle işaret benzerliği söz konusu olduğunu, Davacının dayanak markalarında Türkçe olan bu sözcük, davalı şahıs markasında --- karakterlerle “----” kullanıldığını, Her iki kullanım da görsel, işitsel veya anlamsal olarak “-----” ibaresini çağrıştıracağını, bir sıfat olan “----” sözcüğü Türk Dil Kurum Sözlüğü’nde “----- özgü olan” anlamına gelmektedir. Söz konusu anlam, ilgili tüketici tarafından bilinecek durumda olduğunu, Dava konusu markanın kapsamında bulunan hizmetler bakımından ise hizmetin verildiği yere veya kaynağına (hizmeti sunan kişilerin ---- olması, ----- ile bağlantı bulunması gibi) işaret etmesi nedeniyle ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu söylemek mümkün olduğunu, ayrıca, sözcüğün hizmetin veya hizmeti sunanların kaynağını bildirir niteliği dikkate alındığında bir kişinin tekeline bırakılabilecek bir ibare olmadığı düşünülmesi gerektiğini, Zira kaynak belirtir niteliği nedeniyle herkes tarafından kullanılabilecek bir ibare olduğunu, Dava konusu markada yer alan diğer unsur, hizmetin kapsamı ile ilgili bir cins adı durumundaki “-” (estetik “Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu, bedii, bediiyat; Güzellik duygusu ile ilgili olan; Güzelliği ve güzelliğin insan belleğindeki ve duygularındaki etkilerini konu olarak ele alan felsefe kolu, güzel duyu, bedii; Kusurlu bir organı düzeltmek veya güzelleştirmek amacıyla uygulanan (yöntemler)”2 anlamına gelen) sözcüğünün de hizmetlerin niteliği (güzelliği) ile ilgili olması nedeniyle başka bir zayıf unsur olduğunu, Dava konusu markadaki “---” herkesin bildiği internet alan adları için kullanılan bir uzantı türüdür. Bu yönüyle dava konusu markada yer alan ayırt ediciliği zayıf başka bir unsur daha söz konusu olduğunu, Davacı markalarında yer alan “----ibareleri özellikle davacının tescil kapsamındaki 44. sınıftaki hizmetlerin bir kısmı için (sağlık ile ilgili olanlar) hizmetin cinsine işaret ettiği ve ayırt ediciliği zayıf unsurlar olduğu açıktır. Davacının “----” markasındaki “----” ibaresi ---- menşeili ve “----” anlamına gelen bir ibare olması nedeniyle belirtilen hizmetler için ayırt ediciliği bulunmakta olduğunu, Taraf markalarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacının itiraz aşamasındaki ve dava aşamasındaki iddiaları taraf markalarının “-----” ibaresinin ortak unsur olması nedeniyle benzediği yönünde olduğunu, Taraf marka işaretlerinin bütünsel değerlendirmesinde ortak unsur durumunda bulunan “-----” ibaresinin kaynak gösteren bir sıfat olması nedeniyle ayırt ediciliğinin zayıf olması, markalarda yer alan diğer unsurlar, uyuşmazlık konusu hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin dikkat seviyesinin yüksek olması hususları da dikkate alındığında markaların bir bütün olarak birbirlerine benzer olmadığı (markalardaki ortak unsur dışındaki unsurların markaların ayırt edilmesini sağlamaya elverişli olduğu) kanaatinde olduklarını, Somut olayda, dava konusu marka başvurusu ile davacının mesnet gösterdiği markaları arasındaki işaret benzerliği ayırt ediciliği zayıf markaların tercih edilmesi karşısında markalardaki farklılık arz eden unsurlar nedeniyle aşılmış durumda olduğunu, Dava konusu markanın kapsamındaki hizmetler, davacının dayanak markalarının bir kısmının kapsamı ile aynı/aynı tür/benzerdir. Açıklanan nedenler karşısında mülga 556 sayılı KHK m. 8/1-b anlamında iltibas ihtimalinin oluşması için aranan temel şart durumundaki çifte benzerlik (işaret ve kapsam benzerliği) şartı gerçekleşmemiş durumdadır. Dolayısıyla da taraf markaları arasında iltibas ihtimali bulunmadığı kanaatinde olduklarını, Somut olayda, davalı tarafından yapılan marka başvurusunun kötü niyetli olduğu takdirde tazminat sözkonusu olacağından yukarıda bahsettiğimiz tüm sebepleri barındıran ---- Fikri Sinai Haklar Mahkemesinin -----, sayılı dosyasıyla verilen kararın kötüniyete ilişkin somut veriler dosya kapsamında bulunmamakla ve markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, davacı veya iyiniyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacına ilişkin herhangi bir olgu ve olay söz konusu olmadığından, davalı şirketin kötü niyetli olmadığı kanaatine varıldığını, Yine ----FSHM ----- Sayılı dosya gerekçeli kararında aleyhimize karar vermişse de Davacıya ait “----- markasının 556 sayılı KHK m. 8/4 kapsamında tanınmış olduğuna kanaat getirilmiş olsa da, dava konusu edilen markanın davacının tescilli markaları ile benzer olduğu ve benzer mal ve hizmetler için tescil edildiği ancak davalının başvuru markası ile davacının tanınmış markasından haksız bir fayda sağladığı, markanın itibarına zarar verdiği konusunda herhangi bir delil olmadığından, somut olayda m. 8/4 hükmünün uygulanmasına yer olmadığı kanaatine varıldığını, Son olarak gerek ---- gerek ---- esasen Ayırt edicilikten uzak olsalar da Marka KHK ve Mevzuat Öncesi zamandan kalma ve Kazanılmış hak sonucu koruma kapsamında olduğunu, hemen hemen her sektörde kullanılan bir ---- Kelimesi ile ----- gibi genel bir isimin birleşmesi sonucu kanun ya da KHK'ya göre Marka olarak kullanılabilme şartlarını haiz olmadığını, İşbu sebeplerle Maddi ve Manevi Zarar Tazmini taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.

TARAFLAR ARASINDAKİ UYUŞMAZLIK: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalılara ait kullanımlar dolayısyal davacının ----- ibareli marka hakları yönünden marka hakkına tecavüzün oluşup oluşmadığı, yine davalıların kullanımları sebebiyle haksız rekabetin oluşup oluşmadığı, maddi ve manevi tazminatın gerekip gerekmediği noktasında toplandığı anlaşılmıştır.

UYUŞMAZLIK HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER: Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, ön inceleme duruşması sonrası dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile, uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip deliller toplanmıştır. Davacının ---- Ticaret Sicil Müdürlüğünde ------ ticaret sicil numarasıyla kayıtlı görüldüğü, son tescil tarihinin 17/05/2023 olduğu anlaşılmıştır. Davalı şirketin --- Ticaret Sicil Müdürlüğünde -----ticaret sicil numarasıyla kayıtlı görüldüğü, son tescil tarihinin 17/05/2023 olduğu anlaşılmıştır. Dosyaya Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtları getirtilmiş olup, incelendiğinde---- Tescil Sayılı “----- şekil” markası için Davacı adına 31.12.1998 tarihinde başvuru yapılmış, 14.09.2001 tarihinde 44. Sınıf “sağlık hizmetleri, hastane hizmetleri” hizmetleri bakımından tescil edilmiştir. 31.12.2018 tarihinde yenilenmekle koruma süresi devam etmektedir. Konunun incelemesi uzmanlık gerektirdiğinden bilirkişi raporu aldırılmıştır. Bilirkişi heyeti heyet rapor içeriğine göre; 22/07/2023 tarihli kök raporda; Marka ve Haksız Rekabet Yönünden; Tarafların markasal kullanımları incelendiğinde, her iki tarafın da kullanımların ortak unsurun “-----” ibaresi olduğunu, markaların/kullanımların bu ibare ile başladığını, İşitsel ve kavramsal ayniyet/benzerlik olduğu, Davalının ----- kombinasyonları kullanarak kullanımlarını Davacı markalarına yaklaştırmakla da görsel benzerliğin mevcut olduğu, bu sebeple bütünsel intiba bakımından benzerlik bulunduğu, Öte yandan Davacının ----- ibareli markalarının tescili ile seri marka yaratma çabası içerisinde olduğunun anlaşıldığı, hal böyleyken Davalının kullanımlarının halk nezdinde Davacının seri markalarından biri olduğu izlenimini uyandırdığı, Dosyada mübrez yargı kararları bir arada değerlendirildiğinde; Davacıya ait “ ----” markasının tanınmış olduğu, "Davalının ----- ibareli markasal kullanımlarının davacının esas unsuru “----” ibaresi olan markaları ile “benzer” olduğu ve sınıfsal benzerlik bulunduğu, Davalı eylemlerinin SMK’nın 29. Ve 7. Maddeleri kapsamında davacının marka haklarına tecavüzün oluşturduğu, Davaya konu olan davalı kullanımlarının, iltibasa neden olabileceği düşünüldüğünden, aynı sektör olan sağlık ve tıbbi hizmetler sektöründeki marka kullanımının, TTK m.54/f.2 ve TTK m.55 f.1 (a) bendinin dördüncü alt bendi hükümleri kapsamında haksız rekabet oluşturduğu, Mali Yönden: Davalı firmanın 2016-2023 arası dönemleri Yasal defterleri üzerinde yapılan incelemede firmanın faaliyetinin sağlık sektörü alanında olduğu, satışlarının yurt içinde ve yurt dışında yerleşik kişilere verilen sağlık hizmetlerini kapsadığı, Davacı Vekili, 01.03.2024 tarihli beyan dilekçesinde; Tazminat hesabı yöntemi hususunda 6769 sayılı SMK madde 151. Maddesinin 2.fıkrasının (b) bendi uyarınca “Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç.” üzerinden maddi tazminat hesaplama yapılmasını talep ettiği,Davalı firmanın 2016-2023 arası dönemlerinde yapmış olduğu satış tutarlarından indirim ve maliyetler düşüldükten sonra kazancı; 2016 yılı kazanç : (330,986,75 TL.)Zarar 2017 yılı kazanç : 499.344,58 TL.Kazanç 2018 yılı kazanç : 425.138,96 TL Kazanç 2019 yılı kazanç : 135.362,62 TL. Kazanç 2020 yılı kazanç : 1.014.413,70 TL. Kazanç 2021 yılı kazanç : 1.705.267,96 TL. Kazanç 2022 yılı kazanç : 6.461.483,00 TL. Kazanç 2023 yılı 9.ay sonu kazanç : 3.035.736,62 TL. Kazanç 2017-2023 toplam kazanç : 13.276.747,44 TL. Kazanç Davalı firmanın 2016 yılında satışları üzerinden 330.986,75 TL.zarar gerçekleştiği , bu durumda 2016-2023 yılı arası SMK 151-2 (b) kapsamında toplam kazanç ( 13.276.747,44 TL.-330.986,75 TL.) = 12.945.760,69 TL.olarak hesaplandığı, Manevi Tazminatın Sayın Mahkeme’nin takdirinde olduğu, 05/02/2025 tarihli ek raporda ise; Davalı vekilinin beyan dilekçesi ekinde sunmuş olduğu raporlar incelendiğinde rapor eklerinde davalının yıllar itibarı ile Kurumlar Vergisi eki olan Gelir tablolarının yer aldığı görülmektedir. Gelir tablosu, işletmelerin belirli bir dönem içerisinde elde ettiği tüm gelirlerle birlikte, aynı dönemde üstlendiği gider ve maliyetler ile bunların neticesinde şirketin elde ettiği dönem net kârı ile net zararını gösteren tablodur. Gelir tablosu, söz konusu dönem için bir faaliyet sonucunu ortaya koymaya yarar. Davalı firmanın gelir tablolarında yer alan dönem zararlarının bütün faaliyetleri kapsadığı ve ibraz edilen raporlara bu şekilde yansıtıldığı, SMK m. 151’de elde edilen net kazanca, yani kâra vurgu yapıldığı görülmektedir. Böylece mütecavizin tecavüz fiiliyle ortaya çıkan brüt kazancı değil, maliyetlerin elde edilen gelirden düşürülmesiyle kalan net kazancın iadesi esas alınır. Net kazanç belirlenirken mütecavizin yaptığı tüm fiillerin markaya tecavüz fiili kapsamında olmadığı durumlarda -örneğin bir işletmenin birçok sahada faaliyet gösterirken sadece bir alandaki ürünlerde başkasının marka hakkına tecavüz ettiği durumlarda- tecavüz ile elde edilen gelirden işletmeye bağlı genel masraflar, muhasebe ve personel giderleri düşürülmeyecektir.86 Ürün için yapılan reklam masrafları da, elde edilen gelirden düşürülmeyecektir. Hatta marka hakkına tecavüz edenin tecavüz fiilinin dışında başka hiçbir ürünü satmamış olması halinde dahi genel masraflar bir bütün olarak elde edilen gelirden mahsup edilmeyecek, sadece hammadde ve satış maliyetleri gibi işin doğası gereği oluşan giderler tecavüz yoluyla elde edilen gelirden mahsup edilecektir.87 Açıklamalardan da görüleceği gibi SMK 151/2-b maddesi kapsamında yapılacak hesaplamada Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazancı esas almaktadır.Söz konusu Net kazanç hesaplanırken marka ile elde edilen gelirden sadece hammadde ve satış maliyetleri gibi işin doğası gereği oluşan giderlerin düşüleceği,diğer faaliyetlerden elde edilen gelir ve giderler ile genel yönetim giderlerinin bu gelirden düşülemeyeceği, Kök raporumuzda yapılan hesaplamanın bu açıklamalar doğrultusunda yapıldığı, Gelir tablolarının incelenmesinde davalının esas faaliyeti ile ilgili Pazarlama Giderlerinin de olduğu, Kök raporumuzda pazarlama giderlerinin hesaplamada dikkate alınmadığı görülmüştür. Ek raporumuzda pazarlama giderleri de dikkate alınarak yıl bazında yeniden yapılan hesaplama esas faaliyeti ile ilgili NET KAR/ZARAR aşağıdaki gibi olduğu tespit edilmiştir. Dönem : Brüt kar/zarar : Pazarlama Gideri(-) : Net Kar/Zarar : 2016 yılı kazanç : (330,986,75 TL.)Zarar ---------------- (330,986,75 TL.)/Zarar 2017 yılı kazanç : 499.344,58 TL.Kar (216.274,34 TL.) 283.070,24 TL./Kar 2018 yılı kazanç : 425.138,96 TL Kar (1.095.785,24 TL.) (670.646,28 TL.)/Zarar 2019 yılı kazanç : 135.362,62 TL. Kar (2.445.914,79 TL.) (2.310.552,17 TL.)/Zarar 2020 yılı kazanç : 1.014.413,70 TL. Kar (873.784,99 TL.) 140.628,71 TL./Kar 2021 yılı kazanç : 1.705.267,96 TL. Kar (1.790.288,49 TL.) ( 85.020,53 TL.) Zarar 2022 yılı kazanç : 6.461.483,00 TL. Kar (5.301.519,78 TL.) 1.159.963,22 TL./Kar 2023 yılı 9.ay sonu kazanç : 3.035.736,62 TL. Kar (2.608.103,09 TL.) 427.633,53 TL./Kar 2016-2023 yılları arası esas faaliyet toplam kar/zararı: (283.070,24 +140.628,71 +1.159.963,22 + 427.633,53 -330.986,75-670.646,28-2.310.552,17-85.020,53) = - 1.385.910,03 TL./Zarar hesaplandığı, Her dönemin kar/zararını ayrı ayrı veya bütün dönemlerin toplam kar/zararının esas alınıp alınmayacağı takdiri Sayın Mahkeme’nindir." yönünde görüş bildirilmiştir.

UYUŞMAZLIK HAKKINDAKİ YASAL DÜZENLEME: 6769 sayılı SMK'nın SMK 7/2, 29, 56/1, 77, 149, 150 ve 151.Maddeleri, TTK'nın 54 vd. Maddeleri, GEREKÇE:

Dava marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetten kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasıdır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 29. Maddesinin (a) bendine göre, marka sahibinin izni olmaksızın markayı 7/2 maddede belirtilen biçimlerde kullanmak marka hakkına tecavüz olarak nitelendirilmiştir. Sınai Mülkiyet Kanununun 149. maddesinde marka hakkına tecavüz edilen marka sahibinin fiili tecavüzün olup olmadığının tespitini, muhtemel tecavüzün durdurulmasını, tecavüz fiillerinin durdurulmasını, tecavüzün kaldırılmasını, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceği düzenlenmiştir. Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibinin ileri sürebileceği talepler SMK'nın 149. Maddesinde düzenlenmiş, bu hükme göre; (1) Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a) Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b) Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c) Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç) Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. ....g) Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi, şeklinde belirtilmiştir. Markaların karıştırılma (iltibas) tehlikesi, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle, sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir. Diğer bir tanıma göre karıştırılma ihtimali, bir -tescilsiz- işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önce tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple ya aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesidir Yapılacak incelemede karıştırılma (iltibas) ihtimalinin araştırılmasına ilk önce markalar arasında ayniyet ya da benzerlik bulunup bulunmadığından başlanması gerekir. Bunun için de ilk önce markalar arasında ayniyet veya benzerlik ve daha sonra mal ve/veya hizmetler arasında ayniyet veya benzerlik olup olmadığı araştırılmalıdır. Burada iltibas tehlikesinin belirlenmesinde, benzerliğin vasat düzeydeki tüketicilerin ilk bakışta ürün veya hizmetin karıştırılmasına sebep olması veya karıştırma tehlikesinin bulunması ölçütü esas alınır. Ancak özel alıcı grubu olan hedef kitle de somut olayda nazara alınabilir. Bu açıklamalardan sonra dava konusu somut uyuşmazlıkta, davacı tarafın --- Tescil Sayılı “ - -----” markası için Davacı adına 31.12.1998 tarihinde başvuru yapılmış, 14.09.2001 tarihinde 44. Sınıf ---- hizmetleri bakımından tescil edilmiştir. 31.12.2018 tarihinde yenilenmekle koruma süresi devam ettiği, davacıya ait “----” markasının tanınmış marka olduğu, davalı tarafın ticaret sicil müdürlüğü kayıtları ve markasal kullanımları incelendiğinde, ----- şeklinde kullanımlarının bulunduğu bu kullanımların sağlık hizmetleri alnında ve hastane hizmetleri alanında olduğu, bu haliyle davalı kullanımlarının hem görsel, hem işitsel hem de anlamsal olarak davacı markasının ana unsuru olan "-----" şekliyle birebir ayniyet taşıdığı, yine sınıfsal olarak da benzer kullanımlar olduğu dikkate alındığında SMK'nın 7/2 ve 29. Maddeleri kapsamında marka hakkına tecavüz oluşturduğu sabit olmuştur. Her ne kadar davalı taraf kendi kullanımlarının adına tescilli ---- markasının kullanımı şeklinde olduğunu beyan ve iddia etmiş ise de bu markanın ---- FSHH Mahkemesi'nin -----Sayılı kararı ile iptal edildiği ve davalı kullanımlarının davacının marka hakkına tecavüz eder mahiyette olduğu, davacının öncelikli tescil dolayısıyla hak sahibi olduğu, tecavüzün varlığı halinde SMK'nın 155. Maddesine göre davalının kendisi adına tescilli sınai mülkiyet hakkı savunmasını ileri sürmeyeceği gözetilerek bu yöndeki savunmalara itibar edilmemiştir. Davacı taraf her ne karar marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetten kaynaklı tazminat talebinde bulunmuş ise de davalı eyleminin SMK düzenlemesi kapsamında marka hakkına tecavüz oluşturduğu, genel kanun özel kanun düzenlemesi kapsamında değerlendirildiğinde marka hakkına tecavüzün varlığı halinde haksız rekabet değerlendirmesinin gerekmeyeceği kabul edilerek SMK kapsamında tazminat talebi değerlendirilmiştir. Bu tespitlerden sonra davacı tarafın marka hakkına tecavüzden kaynaklı maddi tazminat talepleri de incelenmiş, SMK'nın 150. Maddesine göre hakları ihlal edilen marka hakkı sahibinin oluşan zararının tazminini talep hakkı bulunduğu, az yukarıda ifade edildiği üzere davalı tarafından davacının marka üzerindeki haklarının ihlal edildiğinin sabit olduğu, davacı tarafın SMK'nın 151/2-b maddesi gereği net kazanç yönünden talepte bulunduğu, davalı kayıtlarında davalı tarafın ihlale konu dönem olan 2016-2023 yılları arasını kapsayan dönemde 2017, 2020, 2022 ve 2023 yılı ilk 9 ayında toplam 2.011.295,70-TL olduğu diğer yıllarda zarar ettiği bu haliyle davacı tarafın bu miktardaki net kar yönünden talep hakkı bulunduğu kabul edilerek maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafın manevi tazminat talebi de değerlendirilmiş, az yukarıda ifade edildiği üzere davalı tarafça davacı tarafın marka hakkına tecavüz fiilinin sabit olduğu, SMK'dan kaynaklı hakları ihlal edilen davacı tarafın manevi tazminat isteme hakkı da bulunduğu kabul edilerek ihlalin derecesi, süresi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, davacının markasının tanınmış marka olduğu dikkate alınarak davacı tarafın 200.000,00-TL manevi tazminat talebinin de kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle ; Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE, 1-2.011.295,70-TL maddi tazminat alacağının 29.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 3-200.000,00-TL Manevi tazminat alacağının 29.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 3-Alınması gereken 151.053,61 TL harçtan başlangıçta yatırılan toplam, 145.863,25 TL harcın mahsubu ile 5.190,36 TL bakiye harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan toplam 145.863,25 TL harç giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden "Maddi tazminat davası yönünden"Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 281.242,53 TL vekalet ücretinin davalı taraftan tahsili ile davacıya ödenmesine, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden "Manevi tazminat davası yönünden "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalı taraftan tahsili ile davacıya ödenmesine, 7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen "Maddi tazminat davası yönünden "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 575.435,22 TL vekalet ücretinin davacı taraftan tahsili ile davalıya ödenmesine, 8-Davacı tarafından sarfedilen toplam, ilk dava masrafı- başvuru harcı- tebligat-müzekkere-bilirkişi gideri, olmak üzere toplam 13.265,60 TL yargılama giderinin kabul ve red oranına göre(%26 kabul) 3.451,08 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, 9-Davalı tarafından sarfedilen yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 10-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgililere iadesine,Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yasal 2 haftalık süre içersinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/184, K. 2025/82, T. 25.03.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-184-e-2025-82-k-52d38bdefeb4