İlk Derece Mahkemesi · Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/1162 E. 2026/124 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/1162
Karar No
2026/124
Karar Tarihi

T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : ... KARAR NO : ...

HAKİM : ... ... KATİP : ... ...

DAVACI : ... - VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. .... DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : ... KARAR TARİHİ :... KARAR YAZIM TARİHİ : ...

Mahkememize açılan İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkili şirket ile davalı arasında ticari ilişki bulunduğunu, aralarındaki ticari ilişki dolayısıyla müvekkili şirketin davalı tarafa muhtelif zamanlarda mal sattığını ve satılan ürünlere ilişkin birden fazla fatura düzenlendiğini, düzenlenen faturalara karşılık muhtelif zamanlarda ödeme yapıldığını ancak yukarıda belirtilen icra dosyası bedeli kadar mal karşılığı bedelin müvekkiline ödenmediğini, ödenmeyen bedel karşılığında Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız yere itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalı tarafın müvekkiline borçlu bulunduğunu ve yaptığı itirazın haksız ve kötü niyetli olduğundan bahisle davanın kabulü ile davalının Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra dosyası ile başlatılan ilamsız icra takibine yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin devamına ve %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde: muhasebe defter hesapları incelendiğinde müvekkili şirketin davacı tarafa bir borcunun bulunmadığının anlaşılacağını, davacının talep ettiği bütün bedellerin ödemesinin yapıldığını, müvekkilinin herhangi bir borcunun bulunmadığını, davacı tarafın icra takibi başlatmakta haksız ve kötü niyetli olduğunu, bu nedenlerle haksız ve kanuna aykırı davanın reddine, takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra takip dosyasının uyap kayıtları, vergi dairesi kayıtları, banka kayıtları, tarafların ticari defter kayıtları ve tüm deliller toplanmış, bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde: alacaklının ..., borçlunun ... olduğu, 317.500,00-TL toplam alacak üzerinden ilamsız takip başlatıldığı, borçlunun süresinde yaptığı itiraz üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür. Dosyaya mübrez 06/10/2024 tarihli mali müşavir bilirkişi raporunda: davalının ticari defterlerinde davacıdan toplam tutarı 1.731.850,60-TL olan 6 adet fatura girişi bulunduğu, girişi yapılan faturalar incelendiğinde dava konusu faturanın yer almadığı, ancak tutarı dava konusu fatura ile aynı olan numarası ve tarihleri farklı bir fatura kaydının bulunduğu, davalının ticari defterlerinde davacıya toplam tutarı 1.731.850,60-TL tutarında çek çıkış kaydının bulunduğu, çeklerin ayrıntısı ve ödeme bilgilerinin bulunmadığı görüş ve kanaatinde olduğunu bildirmiştir. 13/09/2025 tarihli bilirkişi ek raporunda: kök raporda da belirtildiği üzere davacının davalıya toplam 1.731.850,60-TL tutarında fatura düzenlediği ve davalının davacıya bu tutarda 2 adet çek verdiği tespit edildiği, dosyaya getirtilen çek suretleri incelendiğinde davalı tarafça davacı adına keşide edildiği, davacının cirosunun bulunduğu ve iptal işlemine tabi tutulduğunun görüldüğü, derdest davaya konu faturaya dayalı mal teslimine ilişkin dosyaya belge sunulmadığı, dolayısıyla kök rapordaki görüş ve kanaatlerinde bir değişiklik olmadığı yönünde görüş bildirmiştir. YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava, fatura alacağından kaynaklı olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii)Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii)İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalar göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Kısmi ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 100 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun’un 101. maddesine göre birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır. TBK 102. maddeye göre de kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K.; 09.06.2010 tarihli ve 2010/19-262 E. 2010/304 K; 27.01.2016 tarihli ve 2015/15-1830 E.,2016/98 K.; 25.04.2018 tarihli ve 2017/19-903 E., 2018/974 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesi ise; “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır”hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı TTK m. 21 maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi, akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. 6102 sayılı TTK m.21/2 uyarınca; “Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Görüldüğü üzere tek başına fatura düzenlenmesi, akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Bu hususlarla birlikte 6100 sayılı HMK’nın "Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması" başlıklı 222. Maddesinin incelendiğinde: "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." şeklinde düzenleme olduğu görülmektedir. 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi" ibaresi "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" şeklinde değiştirilmiştir. Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK'nun 222. maddede yer almaktadır. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK'nun 222/1). Ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanununa göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK'nun 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (HMK'nun 222/4) Ticari defterler usulüne uygun tutulsun tutulmasın aleyhe olan kayıtlar delil olur. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin, 28/05/2009 gün ve 2008/10995 Esas, 2009/5037 Karar sayılı ilamı) Yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı ... tarafından davalı ... aleyhine Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra takip dosyası üzerinden 317.500,00-TL asıl alacak talebi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalının itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklının yasal 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde eldeki itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmaktadır. Davalı vekili cevap dilekçesinde davalı firmanın davacıya hiçbir borcunun bulunmadığını, yapılan takibin haksız olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkememizin 19/07/2024 tarihli ön inceleme duruşmasında taraf ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmasına karar verilmiştir. Taraf ticari defterlerinde yapılan inceleme sonucunda mali müşavir bilirkişiden alınan 06/10/2024 tarihli raporda; davacı ticari defterlerinin vergi müfettişleri tarafından incelendiğinden bilirkişiye ibraz edilemediği, icra takibine konu edilen 23/11/2022 tarihli, GİB2022...73 seri numaralı, 474.832,00-TL bedelli faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, bu fatura ile tutar olarak aynı olup seri numarası ve tarihi farklı olan başka bir faturanın bulunduğu tespit edilmiştir. Bu rapora istinaden davacı vekiline ticari defterlerin hangi vergi dairesinde bulunduğunu bildirmek üzere süre verilmiş, davacı vekilinin talebi ile Mimarsinan Vergi Dairesi'ne müzekkere yazılmış ve ticari defterlerin bilirkişi incelemesi yaptırılmak üzere incelenmesi talep edilmiştir. Vergi Dairesi ise mahkememize vermiş olduğu 06/05/2025 tarihli cevapta ticari defterlerin kendilerinde olmadığını bildirmiştir. Bilirkişi tarafından düzenlenen ek raporda da faturanın davalı ticari defterlerinde kaydı bulunmadığı belirtilmiştir. Netice itibariyle davacı takibe dayanak fatura uyarınca karşı yana mal teslim ettiğini usulünce yazılı delillerle ispat edememiş, kendi defterlerini sunamadığı gibi bildirmiş olduğu vergi dairesinden de defterlerin kaydı çıkmamış, faturanın davalı defterlerinde kaydına rastlanmamıştır. İtirazın iptali davasının takip ile sıkı sıkıya bağlı olması ilkesi de nazara alındığında davalı ticari defterlerinde miktar olarak takip konusu fatura ile aynı olan ancak seri numarası ve tarihi farklı olan bir fatura bulunmasının davanın ispatı için yeterli olmadığı kabul edilmelidir. Öte yandan davacı taraf dava dilekçesinde yemin deliline de dayanmamıştır. Bu nedenle davacının ispatlanamayan davasının reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı taraf cevap dilekçesinde kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuştur. İcra İflas Kanunun 67/2.maddesi uyarınca itirazın iptali davasının kısmen veya tamamen reddi halinde, borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötü niyet tazminatı olup, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının kötü niyetli olması gerekir. Alacaklı icra takibi başlatmakta kötü niyetli değilse aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilemez. Somut olayda reddedilen dava açısından alacaklının kötü niyetli olduğuna ilişkin dosya kapsamına yansıyan bir delil bulunmadığından davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hükmün tesisi uygun görülmüştür. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Şartları oluşmamakla davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine, 3-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince alınması gerekli 732,00-TL ilam harcının, tahsil edilen 3.834,61-TL peşin harçtan mahsubuna, artan 3.102,61-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran davacıya iadesine, 4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafın yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine, 7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca 50.800,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile kendisini vekille temsil eden davalıya ödenmesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren yasal iki haftalık süresi içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11/02/2026

Katip ...

Hakim ...

Atıf: Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/1162, K. 2026/124, T. 11.02.2026, www.arakarar.com/karar/kayseri-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-1162-e-2026-124-k-536e08a68d41