İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/668 E. 2024/827 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2022/668
Karar No
2024/827
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2022/668 Esas KARAR NO :2024/827

DAVA:Ticari Şirket DAVA TARİHİ:26/01/2016 KARAR TARİHİ:19/12/2024

Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket davası Mahkememizin ... esas sayılı dosyasının tefrik edilmesi neticesinde Mahkememizin 2022/668 esas sırasına kaydı yapılan dosyanın açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, ... Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin (bundan böyle “... 1”olarak anılacaktır) hissedarı ve müşterek müdürü (şirkete ait İTO sicil kaydı) olduğunu, şirketin büyük hissedarı ve diğer müdürü ise ... (bundan böyle ... olarak anılacaktır) olduğunu,büyük hissedar ...'nin, faaliyet konusu ile ilgili ciddi kar ve yatırım fırsatları olduğunu, bu konuda ciddi bir ticari tecrübesi ve brikimi olduğunu belirterek, yanıltıcı bilgiler de vererek müvekkilin finansör olarak şirkette yer almasını ve ciddi harcamalar yapmasını sağladığını,bu süreçte ...'nin ticari tecrübesini göstererek tüm müşterilerle ticari bağlantıları kendisinin kurduğunu ve yürüttüğünü, tüm satış ve tahsilat işlemlerini ise (müvekkil müşterek müdür olduğu ve ...'nin şirket adına tek başına hareket etme hakkı olmadığı halde) yine kendisinin yürüttüğünü,göstermelik olarak ve müvekkilde güven duygusu oluşturmak adına şirket hesabına açılan bir banka hesabını“senin kontrolüne bırakıyorum” dediğini, ancak fiiliyatta tüm işlemleri kendisinin yürüttüğünü,bir süre sonra müvekkil şirket yetkilisinin, şirketin ticari faaliyetlerinden doğan alacakların ve bu alacak ve hakedişler sebebi ile şirkete yapılması gereken ödemelerin ve diğer tahsilatların şirketin banka hesabına değil ...'nin şahsi hesabına ve/veya verdiği başka hesaplara yapıldığını ve/veya nakit tahsilat yapıldığını, ...'nin, TTK'nın amir hükümlerini ihlal ederek şirketi zarara uğrattığını tespit ettiğini,bu ve benzer usulsüzlükler sebebiyle müvekkil ile büyük hissedar ... arasında sorun yaşandığını,müvekkil şirket yetkilisinin ikili görüşmelerde (sadece küçük bir kısmına) kısmen vakıf olduğu usulsüzlükleri belirterek, ileride büyük ticari kazançlar elde edecekleri vaadiyle şirkete kendisinin ortak alındığını, şirketin, tüm harcamalarını kendisinin finanse etmesine rağmen şirket hak edişlerinin usulsüz bir şekilde şahıs olarak harcamalarını kendisinin finanse etmesine rağmen şirket hak edişlerinin usulsüz bir şekilde şahıs olarak (...) tahsil edilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, şirket adına yapılan her işlemin kayıt altına alınmasını ve şirket hesaplarına geçirilmesinin sağlanmasını istemiş olduğunu, .../'nin, yanlış anlaşılma ve iletişim kopukluğu olduğunu ve sorun olmadığını ileri sürdüğünü,ancak usulsüz olarak tahsil edilen paraların şirket hesabına geçirilmemesi, şirket adına yapılan işlem ve satışların ise müşterek müdür olan müvekkilin bilgisi ve onayı olmadan kayıt dışı yapılmaya devam edilmesi üzerine müvekkil tarafından ...'ye iki ayrı ihtar gönderilmek zorunda kalındığını,Davalılardan ... tarafından keşide edilen ..., Noterliği'nin 06.07.2015 tarih ... yevmiye numaralı cevabi ihtarında şirkete ait bir takım tahsilatların yapıldığı, ancak bu tahsilatların borç ödemesinde kullanıldığının belirtildiğini, bu hususun davalının TTK hükümlerine aykırı olarak tahsilat yaptığını ve kendi zimmetine geçirdiğini, söz konusu cevabi ihtarda davalının açıkça ikrar ettiğini,diğer önemli hususun ise; iştigal konusu bütünüyle aynı olan ve aynı ticari unvanı taşıyan ... .... Ltd. Şti. (bundan böyle “... 2” olarak anılacaktır) adında 2. Bir şirket in davalı tarafından kurulduğunu ve ilk şirketin sahip olduğu tüm müşteri portföyü ve ilişkilerinin kurulan 2. şirkete aktarılmak suretiyle ilk şirketin zarara uğratıldığını, yine ilk şirkete ait ödemelerin de isim benzerliğinden faydalanmak suretiyle ikinci şirket tarafından tahsil olunduğunu, olayın esasının ve özünün bu olduğunu büyük hissedar ve müşterek müdür ...'nin yöneticilerin sorumluluğuna dair TTK'da yer alan hükümleri ağır şekilde ihlal ettiğini, şirketin içini boşalttığını, şirketi atıl bıraktığı ve müvekkilin çağrılarına cevap vermediği için şirketin şu an karar alamamakta, ticari faaliyetlerine devam edememekte olduğunu, bu itibarla huzurdaki davanın açılması ve ...'nin Müdürlükten azledilerek şirkete Kayyım atanmasını, şirketin tüm ticari defterlerinin geriye dönük olarak Kayyım tarafından incelenerek olası alacak ve karlarının tespit ve hesap edilerek ilgililerden talep edilmesini ve şirketin tasfiyesine karar verilmesini talep etme zaruretinin hasıl olduğunu, yukarıda arz ettikleri nedenlerle;müvekkilin ... 1 için (... | için yapılan tüm yatırım ve harcamaları müvekkilin finanse ettiği davalı ...'in de kabulünde olup tartışmasız olduğunu) yaptığı yatırımlar ve harcamaların, bundan kaynaklanan zararlarının,...'in ... adına yaptığı usülsüz tahsilatların ve bu tahsilatlar sebebiyle müvekkilin maruz kaldığı zararlarının,... 1'in tüm alt yapısı ... 2'ye taşındığı ve ... 2 aynı konuda, bedeli müvekkil tarafından karşılanan alt yapı, makine ve teçhizatlarla üretim yapıp kazanç elde ettiği için bu şirketin gelirlerinin minimum % 25'inin belirlenerek müvekkil açısından tazminat olarak kabulüne karar verilmesini,fazlaya dair her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla,...Dış Tic. Ltd. Şti. ortağı ...'in müdürlükten azline ve şirkete Kayyım atanmasına,...Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin haklı fesih sebepleri nazara alınarak Tasfiyesine,Ortak ve müşterek müdür ...'in usulsüz işlemlerinin tespiti ile fazlaya dair talep ve dava hakları saktı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL tazminatın davalı ...'den tahsili ile müvekkil şirkete verilmesine,yargılama giderleri ile vekalet ücretin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettikleri görülmüştür. Davalı şirkete usulüne uygun olarak yapılan tebligata rağmen davaya cevap vermediği gibi duruşmalara da davalı şirketi temsilen kimsenin katılmadığı görüldü. DELİLLER: Tefrik olunan mahkememizin ... Esas sayılı dosyasında 21/11/2019 tarihli, 08/12/2020 tarihli ve 30/09/2021 tarihli kök ve ek raporlar aldırılmıştır. Tefrik sonrası alınan 08/06/2023 tarihli bilirkişi raporunun genel değerlendirme kısmında; "Herşeyden önce şirketin iki ortaktan oluşan bir şirket olduğu, davacının hissesinin %25 olduğu, şirketin son 4-5 yıldır herhangi bir kar payı dağıtmadığı ve herhangi bir faaliyetinin de bulunmadığı hususlarında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasında ihtilaf konusu olan ve raporumuzda çözüme kavuşturulması gereken temel problem; davacının haklı nedenle şirketin feshine ilişkin talebinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosyadaki bilgiler dikkate alındığında, şirketin gayrifaal olması ve uzun süreden beri herhangi bir kar payı dağıtmaması, şirketin son üç yıl içinde toplantı yaptığına ve genel kurul kararı aldığına ilişkin bir veriye rastlanmaması, iki ortaklı şirketin herhangi bir ortağının şirketin faaliyetlerini sürdürmeye yönelik somut bir istekte bulunmaması, davacının dışında kalan %75 pay oranına sahip hakim hissedarın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davacının şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin talebinin yerinde olduğu kanaatindeyiz. Daha önce sunulan raporlarda yer alan “Davalı ..., %25 paya sahip küçük ortağın finansman sağlamayı durdurduğu gerekçesiyle, şirketin faaliyet yapamaz hale geldiğini, küçük ortağın bu davranışı ile şirketi bitirdiğini iddia etmektedir. -Kendi anlatımına göre- daha önce başka bir ortağın finansmanı olmadan aynı ticareti gayet başarılı bir şekilde “yapan ve ...'yu mermer satışı alanında uluslararası arenada önemli bir marka haline getiren davalının, aynı ticareti 100.000 TL sermayeli bir şirkette 25.000 TL paya sahip azınlık hissedarın finansman sağlamayı bırakmasıyla yapamaz hale geldiğini söylemesi hayatın olağan akışını zıt ve inandırıcılıktan uzak görünmektedir. Başka bir anlatımla, daha önce sahibi olduğun ... ABD aynı işi daha önce başkasının finansmanına ihtiyaç duymadan oldukça başarılı şekilde bu ticareti yürütebiliyor idiyse, ... Türkiye çatısı altında aynı ticareti, küçük ortak finansmanı kestiği gerekçesiyle ütemediğini iddia etmek, mantığa uygun bir açıklama değildir. Bunlar dışında, finansmansızlık nedeniyle faaliyetini yürütemez duruma gelen ... cansızlaşırken, davalı tarafından aynı isimde başka bir şirketin kurulması ve faaliyetini sürdürüyor olması, ... 1'in faaliyetini sürdürememesinin nedeninin finansman bulamamak değil, davalının tutumu olduğu algısını güçlendirmektedir. Nitekim, -miktarının tam olarak tespit edilemiyor olması bir tarafa, davalının bir kısım tahsilatları kendi şahsi hesabından yapmış olmasının vaka olarak ortada olması da, davalının şirket menfaatini gözetir şekilde hareket etmediği görüşünü destekleyen başka bir olgudur. Son olarak, aşağıda da değinileceği üzere, ... limanına gönderilip, orada müşterinin limandan çekmemesi nedeniyle Dubai makamlarınca millileştirilen mallarla ilgili iddiaların da davalı tarafından ispat edilememiş olması, davalının beyanlarının gerçeği yansıtmadığı fikrini güçlendirmektedir..... 2 sicil kaydında 2012 Ağustos'ta kurulmuş gözükmektedir. Bu anlamda, davacı vekilinin, davalı tarafından sonradan aynı isimde başka şirket kurulduğu iddiasını doğrulamaktadır. Her ne kadar davalı ... bu konuda davacının, kendisinin ... adında başka şirketi olduğunu bildiğini iddia etmekte ise de, bahsettiği şirketler ... ABD ve Yapısel''dir ki, bu şirketlerin iddia konusu hususla bir ilgisi yoktur. İddia edilen şirket, taraflar arasında uyuşmazlık çıktıktan sonra kurulan şirkettir ki, bu şirket ... ...'dir. Bu şirket Ağustos 2012'de kurulduğuna göre, bu şirket varlığının davacı tarafından davalıya ortaklığı sonlandırdığını bildirdiği tarihten (31.2.2012) önce bilinmesi söz konusu olamaz. Mevcut ortaklığı resmen sonlandırmadan, aynı isimde başka şirket kurulması kötüniyetin varlığı konusunda bir karine olarak kabul edilebilir” yönündeki tespitler de varılan sonucu desteklemektedir.Sonuç olarak; Kazanç elde edemeyen ve gayrifaal hale gelen şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi şartlarının oluştuğu" yönününde görüş ve kanaat bildirilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Davacı vekili dava dilekçesinde, şirketin uzun süredir karar alamamasının, ticari faaliyet yürütememesinin, büyük ortak ...'nin diğer ortak olan müvekkili zor durumda bırakmak adına mevcut şirketi atıl bırakarak aynı ticari ünvanla aynı konuda faaliyet gösteren ayrı bir şirket kurmasını,şirkette ikisi de müşterek müdür durumunda iki müdürün bulunduğunu, müdürlerden biri olmadan karar alınmasının filen ve hukuken mümkün olmadığını, diğer müdür ...”'nin aynı ticari unvanla ve aynı konuda faaliyet gösteren ayrı bir şirket kurmuş olduğundan ... 1'in tüm faaliyetlerini kilitlemiş bulunduğunu, TTK'nın “sona erme ve ayrılma” üst başlıklı 636. maddesinde bu durumun düzenlendiğini, bildirerek fesih ve tasfiye talep etmiştir. Davacı vekili tefrik olunan dosyada ıslah suretiyle sunmuş olduğu dava dilekçesinde; Huzurdaki davada, iki ayrı istemi bulunduğunu, davalı şirketin, sadece haklı sebeple fesih davasının davalısı olduğunu; davalı gerçek kişinin ise, TTK.m. 644 atfıyla yöneticinin sorumluluğuna ilişkin olarak TTK.m. 553 vd. hükümleri uyarınca açılan davanın davalısı olduğunu, sermaye ortaklıklarında, ortaklar açısından ortaklık ilişkisinin katlanılmaz hale gelmesi, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesi, ortaklığın feshini gerektiren haklı sebebin tanımını oluşturduğunu, somut olayda, söz konusu haklı sebebin mevcut olup: Davacı ortağın, davalı yönetici ...’e hiçbir güveni kalmadığını, haklı sebeple feshin koşulları oluştuğunu, davalı şirketin, - davalı ...’in özensiz ve sadakatsiz davranışları yüzünden ve özellikle Laçin’in şirketin faaliyetini kendi kurduğu şirkete taşıması nedeniyle- gayrıfaal durumda olduğunu, Ortaklar arasında ortaklık ilişkisini sürdürmek, katlanılmaz bir hal aldığını, davalı ortak hakkında müvekkili tarafından ceza şikayetinde bulunulduğunu; ayrıca bilirkişi raporlarıyla davalı Laçin’in, diğer davalı konumundaki şirketi istismar ettiği, şirket kaynaklarını kendi malvarlığına kattığı tespit edildiğini, tüm bunların dışında, davalının kendisinin dahi feshin koşullarının oluştuğu kanaatinde olduğunu, bu itibarla taraflar arasında davalı şirketin TTK.m. 636/3 uyarınca haklı sebeple feshine dair koşulların oluştuğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmadığını., davalı şirketin, müvekkilinin paylarını veya haklarını ödemesi için gereken finansal kaynaklara sahip olmaması karşısında, fesih yerine davacının şirketten çıkarılması gibi bir hüküm tesis edilmesinin de koşulları bulunmadığını, beyan ederek fesih ve tasfiye talep etmiştir. Davalı şirket yönünden dosya tefrik edilerek yukarıdaki esasa kaydedilmiştir. Dava, haklı nedenle limited şirketin fesih ve tasfiyesi istemlerine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesinde haklı sebeplerle ortağın şirketin feshini talep edebileceği, mahkemece bu istem yerine, davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilebileceği düzenlenmiştir. Başka bir ifadeyle; bir kişiyi ortak olmaya yönelten şartlar ortadan kalktığında, yani o kişinin ortaklıktan ayrılmasını gerektiren ve haklı sebep olarak nitelendirilebilecek sebepler doğduğunda, ilgili her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkemenin, fesih talebi yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına karar verebilir. 6102 sayılı TTK.nun 641/I maddesinde; “ Ortak şirketten ayrıldığı takdirde esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkına haizdir.” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre, fesih istemi ile açılan davalarda feshe karar verilmemesi halinde alternatif olarak hangi kararın verilebileceği gösterilmiştir O halde, dava sebebinin dayandığı TTK'nın 636/3. maddesinde haklı sebep kavramı yasada açıkça tanımlanmamış ise de her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak ileri sürülen nedenlerin haklı sebep teşkil edip etmeyeceği hususunun irdelenmesi gerekmektedir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi sebepler haklı sebepler olarak sayılmıştır. Yargıtayın konuya ilişkin içtihatları da aynı doğrultudadır ( T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Esas No:2014/17528 Karar No:2015/12310K.). Ortaklar arasındaki güven ilişkisi, şirketin devam etmesi ve amacına ulaşabilmesinde büyük önem taşımaktadır. Güven ilişkisinin herhangi bir nedenle zedelenmesi, ortakların aynı amaç için birlikte çalışma isteğini ortadan kaldırabilmektedir. Aynı amaç için birlikte çalışma isteğini kaybeden ortakların, şirketi devam ettirme ve kuruluş amacını gerçekleştirmesi mümkün olmamaktadır. Böyle bir durumda, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak kişilik haklarına aykırılık teşkil edecektir (Nuri Erdem, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi). Doktrinde limited ortaklıkta ortaklıktan çıkma veya şirketin feshine ilişkin haklı sebep olarak nitelendirilen bazı örneklere bakacak olursak; şirketin, Çoğunluk pay sahibi tarafından kötü yönetilmesi, Şirketin daimi olarak mali sıkıntıda bulunması, Şirket kasasının sistematik bir şekilde boşaltılması, Uzun süreler boyunca kâr payı dağıtılmaması, Azınlık pay sahiplerinin haklarının sistematik bir şekilde ve sürekli olarak kısıtlanması; Bunlar dışında, Genel kurulun sürekli olarak toplantıya davet edilmemesi, Şirket amacı ile bağdaşmayan faaliyetlerde bulunması, Şirket organlarının çalışamayacak şekilde bloke edilmesi (toplanmasının ve/veya karar almasının engellenmesi) de diğer örnekler olarak sayılmaktadır. (Ü. Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku). Yine, TTK. m. 608 hükmüne göre her ortağın kar payı alma hakkı bulunmaktadır. Şirket maksadının gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi durumunda da şirketin feshine karar verilmesi gerekir. YTD, 26.03.1963 tarih ve E. 3438, K. 1963/4856 sayılı kararında, “...TTK. 434/2'de geçen “şirket maksadının husulünün imkansızlaşması” şeklindeki ifade, sadece işletme konusu işin bünyesinden doğan imkansızlıklara taalluk etmektedir. İdarecilerin kötü idaresi hakkında ayrıca hükümler sevkedilmiştir. Kar elde edememe halinin, maksat ve mevzuun husulünü imkansız hale i kabul, ancak uzun müddet kazanç sağlanamaması ve kazanç ihtimalinin tamamen ortadan kalkması halinde mümkün olur” görüşüne yer vererek, uzun süre kazanç sağlamama ve kazanç ihtimalinin ortadan kalkması durumunda maksadın imkansızlaştığının kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde, dava konusu somut olaya gelince, davalı şirket ortakları arasında ceza yargılamasına intikal eden dava bulunduğu, şirket ortakları arasında güven ilişkisinin geriye dönülemez şekilde sarsıldığı, şirketin feshinde her iki tarafın da menfaatinin bulunduğu, şirketin gayrifaal olduğu ve uzun süreden beri herhangi bir kar payı dağıtmadığı, şirketin son üç yıl içinde toplantı yaptığına ve genel kurul kararı aldığına ilişkin bir veriye rastlanmadığı, iki ortaklı şirketin herhangi bir ortağının şirketin faaliyetlerini sürdürmeye yönelik somut bir istekte bulunmadığı, davacının dışında kalan %75 pay oranına sahip hakim hissedarın sermaye koyma borcunu yerine getirmediği gibi hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davacının şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının davalı şirket aleyhine açtığı fesih ve tasfiye davasının KABULÜ İLE; 2-... Müdürlüğü'nün ...-0 sicil numarası ile kayıtlı olan ...'nin TTK'nın 636/3 maddesi gereğince FESİH VE TASFİYESİNE, 3-Davalı şirketin tasfiye işlemlerini başlatıp sonuçlandırmak üzere SMM Gülnur Türkiş'in aylık 5.000 TL ücretle TTK'nın 536/3. maddesi uyarınca davalı şirkete tasfiye memuru olarak atanmasına, tasfiye memuruna ücretinin aylık ve peşin olarak ödenmesine, bu hususta dosyaya tasfiye memuru sıfatıyla eklenerek karar kesinleştikten sonra gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde görevine başlamak üzere tasfiye memuruna yetki verilmesine, 4-Tasfiye memuru için takdir edilen 6 aylık ücret karşılığı 30.000 TL ile tasfiye memurunun işlemleri için 10.000 TL olmak üzere toplam 40.000 TL'nin karar kesinleştiğinde davalı şirket tarafından karşılanmasına ve tasfiye memur ücreti ve masraflarının tasfiye memuru tarafından tasfiye giderlerine eklenmesine, 5-Karar kesinleşince bir suretin tescil ve ilanı için ayrıca bilgi mahiyetinde derhal ... Müdürlüğü'ne gönderilmesine, 6-Tasfiyesine karar verilen davalı şirketin TTK'nın 533/2. maddesi uyarınca ticari unvanını "Tasfiye Halinde" ibaresi eklenmiş olarak kullanmasına ve şirket organlarının yetkilerinin tasfiye amacıyla sınırlı olduğunun bilinmesine, 7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince alınması gerekli 427,60 TL harç bedelinin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 8-Davacı tarafından yapılan; bilirkişi ücreti, posta ve tebligat giderlerinden oluşan toplam 6.056,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, 9-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 10-Davacı tarafça yatırılan ve artan gider avansının hüküm kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı (e duruşma), davalı yokluğunda; 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345. maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 19/12/2024

Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/668, K. 2024/827, T. 19.12.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-7-asliye-ticaret-mahkemesi-2022-668-e-2024-827-k-5e03cfd15c64