İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/65 E. 2023/1081 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/65
- Karar No
- 2023/1081
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/65 KARAR NO : 2023/1081
DAVA : Tazminat (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) DAVA TARİHİ : 19/01/2022 KARAR TARİHİ : 30/11/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/12/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 19/01/2022 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Davacı şirket tarafından davalı ...... Motorlu Araçlar Tic. Ve San. A.Ş.'den 30.06.2011 tarihinde ........ şase ve ...... motor no.'lu, ....... plakalı, 2021 model ..... marka, ...... tipi aracın satın alındığını, aracın alındığı tarihten beri çeşitli arızalar yaşadığını, yetkili servis tarafından yapılan incelemede aracın “Soğutma Sistemi Hatası” ile ilgili yapılan kontrollerinde motor bloğunun silindir kapak kısmında konumlanmış olan emme/egzoz supaplarının değişmesi gerektiği ve garanti kapsamında gerekli değişimlerin yapılacağının belirtildiği, aracın 3-4 aydır serviste olduğu, parça beklendiğini, gelen parça ile de onarımın yapılamadığını, motorun tamamen değişimi gerekli olduğunun belirtildiğini, komple motor değişimi teklifinin kabul edilemez olduğunu, yeni araçta oluşan motor şikayetinin araçta imalat hatası olduğunu gösterdiğini, bu hususta Bakırköy ....... Noterliği 25.11.2021 keşide tarihli, ...... yevmiye numarası ile ihtarname keşide edildiğini ancak olumlu bir sonuç alınamadığını, bahsi geçen sebeplerle aracın misli ile değişimini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA Davalı ...... Motorlu Araçlar Tic. Ve San. A.Ş. vekilinin 08/03/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Davacı tarafın derhal bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, aracın 13.10.2021 tarihinde 23.397 kilometrede iken "Motor soğutma suyu ikazı yanıyor" şikayeti ile müvekkil şirket servisine getirildiğini, serviste yapılan incelemede, motor soğutma suyu seviyesinin çok düşük olduğu, aracın 23.056 ile 23.392 kilometre arasında 29 kez uyarı verdiğini, aracın silindir kapak kısmında konumlanmış olan emme/egzoz supaplarının değişiminin gerekliliğinin tespit edildiğini, kaçak görülen subapların değişimi gerçekleştirilmiş, fakat bu da yeterli olmayınca araç motorunun sökülmesi suretiyle arıza tespiti yapıldığını, davacı ile yapılan görüşmelerde, araç motorunda bir arıza tespit edilmesi halinde, müşteri memnuniyeti ilkeleri çerçevesinde ücretsiz olarak motor değişiminin gerçekleştirilebileceğinin belirtildiğini, bu esnada davacı tarafından ihtarname gönderilerek ardından da dava yoluna başvurulduğunu, aracın motor soğutma suyu arızası vermesine rağmen yaklaşık 350 kilometre boyunca bu şekilde kullanılmasının, meydana gelen arızanın kullanıcı kusurundan kaynaklandığını gösterdiğini, davacı onarım seçimlik hakkını daha önce kullandığını, bu sebeple misli ile değişim talep edemeyeceğini, aracın misli ile değişiminin hakkaniyetsiz olacağını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. Davalı ....... Otomotiv Ticaret Hizmetleri A.Ş. vekilinin 08/03/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle ;Dava konusu araçta imalattan kaynaklı bir sorun bulunmadığını, davacının şikayetinin Müşteri memnuniyeti kapsamında giderilebilecek mahiyette olduğu ve davacıya aracın serviste kaldığı sürede ikame araç tahsis edildiğini, davacının şikayeti basit bir parça değişim işlemi işe giderilebilir mahiyette olmasına rağmen, sadece müşteri memnuniyeti kapsamında davacı tarafa 'komple motor değişimi' işlemleri için bedelsiz teklif sunulduğunu, davacı tarafın, sahip olduğu seçimlik haklarından “onarım” hakkını kullanmasından sonra, ikame ettiği huzurdaki davada “aracın misli ile değişimi yönünde" talepte bulunmasının, hakkın kötüye kullanılması olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, ayıplı olan aracın imalat hatası nedeniyle misli ile değişimi ve aracın kullanılmamasından kaynaklanan zararın tahsili istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişiler Prof. Dr. ........ tarafından mahkemimize sunulan 11/09/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Bahse konu ...... plakalı araçta, ilk başta ortaya çıkan su eksiltme sorununun, üretimden kaynaklı olan arızanın ayıp ve ortaya çıkış şekli itibariyle gizli ayıp özellikleri taşıdığı, davalı şirketin TBK m 225/f.2 hükmünde belirtildiği üzere "satıcılığı meslek edinmiş kişiler" kapsamında olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle davalının satım sözleşmesine konu üründeki ayıpları bilmesinin gerektiği, aksi takdirde satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulmasının mümkün olmayacağı, huzurdaki dosyada davacının satılanı 30/06/2021 tarihinde edindiği ve 25/11/2021 tarihli ihbarname ile ayıp ihbarında bulunduğunun tespit edildiği, bu yönü ile somut ihtilafta bildirim süresinin zamanında yapıldığı, aracın ayıpsız misli ile değişimi durumunda davalı tarafın uğrayacağı zararın davacı tarafın elde edeceği kazanıma göre çok daha fazla olacağı, aynı zamanda yetkili servis olan satıcı davalının uhdesinde garanti kapsamında komple motorun değişiminin davacı taraf açısından gerek ve yeter fayda sağlayacağı, komple motor ve ilintili parçalarının blok dahil komple değişiminin garanti kapsamında aracın motorunun sıfırlanması / yenilenmesi anlamına geleceği için herhangi bir değer kaybı oluşmayacağı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Somut olayda öncelikle ayıp kavramı üzerinde durmakta fayda bulunmaktadır. En öz tanımı ile ifa, borçlanılmış olan edimin yerine getirilmesi suretiyle borcun sona erdirilmesidir (Alman Medeni Kanunu, m. 362/I, Tunçomağ, Kenan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1976, s. 663; Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. Ahde vefa ilkesi gereğince; birbirlerine karşı yükümlülükler üstlenerek borç ilişkisine giren tarafların, taahhüt ettikleri edimleri ifa etmesi gereklidir. Borcun gereği gibi ifası, borçlanılan edimin, ifa tarz ve unsurlarına yani ifanın taraflarına, yer ve zamanına, miktar ve niteliğine uygun olarak eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesidir. Bu şart ve unsurlara uygun olmayan bir ifa, ifa olarak tanımlanamayacağı için “borcun ifa edilmemesi” söz konusu olacaktır. Borcun ifa edilmemesi hâlinde borçlunun sorumluluğunu düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 112. maddesine göre “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”. Eksik ifa kavramı sözleşme ve eklerine göre yapılması kararlaştırıldığı hâlde tam yapılmayan iş veya dürüstlük kuralı gereği yapılması gereken işlerin bir kısmının hiç yapılmaması durumunu ifade eder. Ayıp ise,bir malda sözleşme ve yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların yer almasıdır. Bu çerçevede ayıp kavramının içeriği belirlenirken öncelikle; sözleşme hükümlerine bakılmalıdır. Sözleşme ele alınırken bakılacak ilk husus, taraflar arasında satılan malın hangi özellikleri içermesi konusunda açık bir anlaşmanın olup olmadığıdır. Üzerinde anlaşma olmayan durumda ise, sözleşmenin yorumundan hareketle tarafların zımnen bu konuda bir anlaşma yapıp yapmadıklarına bakılacaktır. Zımnî anlaşmanın dahi olmadığı durumlarda, sözleşmenin tümü dikkate alınacak ve dürüstlük kuralına göre malın taşıması gereken vasıflar belirlenecektir. Bu anlamda ayıp, malın sözleşmeye göre taşıması gereken nitelikleri taşımaması hâli veya bu hususta özel bir hüküm olmasa da, sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında, malda mevcut olması gereken vasıfların eksikliği şeklinde ortaya çıkacaktır. Ayıbın varlığı hâlinde satıcıyı maldaki ayıptan sorumlu tutabilmek için TBK hükümlerine göre birtakım maddi koşulların (ayıp sayılan bir eksikliğin mevcudiyeti, ayıbın önemli olması, ayıbın malın yarar ve zararının alıcıya geçtiği anda var olması, alıcının ayıbın varlığını bilmeden malı satın almış olması) gerçekleşmesi ve bazı biçimsel koşulların da (ihbar ve TBK hükümlerinde muayene) alıcı tarafından sağlanması gerekir. Satılan maldaki ayıp, açık veya gizli ayıp şeklinde olabilir. Açık ayıplar, ilk bakışta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıplar, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Bu tür ayıplar genelde malın yapısıyla ilgili olan ve kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır. Alıcının seçimlik haklarına ilişkin olarak TBK’nın 227. maddesinde, malın ayıplı olması hâlinde alıcının satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmenin feshini ya da satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzilini isteyebileceği düzenlenmiştir. TBK’nın 227/3. maddesinde ise, ayıp hâlinde alıcının sözleşmenin feshi talebi üzerine hâkimin, hâl icabı sözleşmenin feshini haklı görmemesi üzerine semenin tenziline karar verebileceği belirtilmiştir. Süresinde ayıp ihbarı yapılmadığı savunmasının bulunduğu durumlarda gizli ayıbın süresinde ihbar edilip edilmediğinin tespiti hususu bilhassa zaman içerisinde ortaya çıkan ayıplar yönünden farklı bir özellik arz eder. Bu gibi bir durumun varlığı hâlinde hâkim gizli ayıbın niteliği ve ortaya çıktığı zaman dilimini (malın kullanım şekli, mevsim koşulları, ısı değişiklikleri gibi etkenler yanında bir alıcının bu durumu ne zaman fark edebileceği ve taraf delilleri de dikkate alınarak) belirlemelidir. Teknik bir konu olan bu belirleme somut olayda ise bilirkişi incelemesi ile tespit olunabilecektir. Alıcı seçimlik hakkını ayıp oranında bedel indirimi yönünde kullanırsa hükmolunacak tazminat miktarın hesabı eksik ifa hâlinde yapılan hesaplamadan farklı olacaktır. Ayıp nedeni ile bedelden indirim miktarının tesbitinde öğretide ve Yargıtay kararlarında kabul edilen nispi metota göre satım tarihi itibarıyla malın ayıpsız ve ayıplı değeri arasındaki orantı sözleşme bedeline uygulanır. Teknik bir hesaplama gerektiren bu hususun tespitinde bilirkişiler öncelikle davaya konu malın, tarafların kararlaştırdıkları satım bedeli gözetilmeksizin satım tarihi itibarıyla gerçek ayıpsız sürüm değeri ile, ayıplı hâldeki sürüm değerini ayrı ayrı saptamalı, bu iki değerin birbirine bölünmesi suretiyle elde edilecek oranı, bu defa taraflarca kararlaştırılan satım bedeline uygulamalı, böylece satış bedelinden indirilmesi gereken miktarı tesbit etmelidirler. Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur (TBK.m.219). Bahse konu olayda , ........ plakalı araçta meydana gelen ilk arızanın, yani soğutma suyu ikazı ile belirtilen motor suyu azalmasının, araç henüz 23.000 km.'de iken meydana gelmesinin, kullanıcı hatasından kaynaklı olmadığı ,söz konusu arıza sonrası aracın bu haliyle ikazlara rağmen kullanılmış olması ise söz konusu arızanın boyutunu artırdığı,yetkili servisinde blok dahil olarak, sandık motor tabir edilen O km. orijinal motorunun takılması olayında, dava konusu arızanın garanti kapsamında değişiminin yapılması dahi tek başına, bahse konu ilk arızanın kullanıcı kaynaklı olmadığını destekler niteliktedir. Sıfir km. olarak alınan hiçbir marka/model araçta, benzer bir arızanın benzer kullanılmışlık seviyesinde ortaya çıkması kabul edilebilir bir durum olmayacağı aşikar olup, söz konusu aracın marka değeri, teknolojik konumu v.b. unsurlar düşünüldüğünde, üst segmentte yer alan araçta söz konusu arızanın henüz 23.000 km. seviyesinde ortaya çıkmış olması da, teknik olarak üretim kaynaklı olduğunu, kullanıcı hatasından kaynaklanmadığı , belli bir kullanım sonrasında ortaya çıkmış olması aşikar olduğuna göre gizli ayıp niteliklerine sahip olduğu ve saklı kusur/gizli ayıp olarak nitelendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Somut ihtilafa ilişkin dosyaya sunulan belgelerden davalı şirketin, TBK m. 225/f.2 hükmünde belirtildiği üzere “satıcılığı meslek edinmiş kişiler” kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının satım sözleşmesine konu üründeki ayıpları bilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluktan kısmen de olsa kurtulması mümkün olmayacaktır (TBK m. 225/f.1). Huzurdaki dosyada davacının satılanı 30/06/2021 tarihinde edindiği ve 25/11/2021 tarihli ihbarname ile ayıp ihbarında bulunduğu bu hali ile ihbarın zamanaşımı süresi içerisinde yapıldığı tespit edilmiştir. Davacı yanca dava açılırken her ne kadar dava konusu aracın misli ile değişmesi, bu talebin kabul görmemesi halinde ödemiş olduğu bedelin iadesi talep edilmiş ise de, yargılama sırasında davalı yanca dava konusu aracın motorunun yenisi ile değiştirildiği ve davacı asilin de bu değişim işlemine onay verdiği ve bu kapsamda davalı yanca motor değişimi ve tescil işlemlerinin gerçekleştirildiği ve bu böylece davacının seçimlik hakkını satılanın ücretsiz onarılması olarak kullandığı ve motor değişimi yapılmak suretiyle de davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.Davacı vekili aynı zamanda aracı kullanamamaktan kaynaklanan zararında tahsili amacıyla dava açmış ise de,Mahkememizce verilen süre içerisinde dava değerini göstererek bu değer üzerinden harç yatırmak suretiyle davasına devam etmemiş olup usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.6100 sayılı HMK’nın 331. maddesinin 1.fıkrasında; davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlenmiştir. Somut olayda,davacı ilk başta ayıplı arıcın misli ile değiştirilmesi talebi ile davasını açmışken yargılama sırasında seçimlik hakkını değiştirerek satılanın ücretsiz onarımı yönünde değiştirmiş ve arıza bu şekilde giderildiği içinde davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş olup yargılama giderlerinin haklılık durumuna göre takdir edilmesi gerektiği HMK'nın 331.maddesi uyarınca amir hükümdür.Davacının,dava açmakta yukarıda yapılan tespitlere göre haklı olduğu anlaşılmakla birlikte yargılama giderlerinin takdirinde dava değerine göre mi yoksa ücretsiz onarım maliyetine göre mi yapılacağının belirlenmesi gerekmektedir.Davacı aracın satış bedelini dava değeri olarak göstererek aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebinde bulunduktan sonra ayıbın giderilmesi amacıyla motor değişimini kabul ederek seçimlik hakkını ücretsiz onarımdan yana kullanmıştır.Bu durumda Yargıtay ......Hukuk Dairesinin 24/11/2022 gün ve ....... esas, ....... karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi yargılama giderlerinin motor değişimi ile ilgili tüm iş bedeli esas alınarak belirlenmesi gerektiğinden ücretsiz onarıma ilişkin fatura esas alınarak yargılama ve vekâlet ücretinin belirlenmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının davalılar aleyhine açtığı aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine ilişkin davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine YER OLMADIĞINA, 2-Davacının davalılar aleyhine açtığı aracı kullanamamaktan kaynaklanan zarara ilişkin davanın ise,dava usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından bu talep hakkında karar verilmesine YER OLMADIĞINA, 3-Alınması gerekli 269,85 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 12.658,07 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 12.388,22 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 4-Davacı tarafından ödenen 269,85-TL peşin harç, 269,85 TL başvuru harcı ile 11,50 TL davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafından yapılan 23 adet tebligat + posta ücreti 187,35 TL ve bir bilirkişi incelemesi için 9.000,00 TL olmak üzere toplam 9.187,35 TL yargılama giderinden davada haklılık oranı (452.253,84.-TL / 741.213,11 TL) gözönüne alınarak 5.605,69.-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre haklılık oranına göre hesap edilen 169.315,54.-TL ücreti vekaletin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 7-Davalıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre haklılık oranına göre hesap edilen 45,343,89.-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalılara VERİLMESİNE, 8-Davalıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17,900,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalılara VERİLMESİNE, (Aracı kullanamamaktan kaynaklanan zarara ilişkin talep yönünden) 9-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 226,66 TL x 2 saat= 660,00 TL) X 3 = 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinin davada haklılık oranı gözönüne alınarak 829,81.-TL7nin davalılardan , 530,19.-TL'nin ise davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, 10-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.30/11/2023
Başkan ...... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ........ ☪e-imzalıdır.☪ Üye ....... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ....... ☪e-imzalıdır.☪ "İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."