İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/246 E. 2025/270 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/246
- Karar No
- 2025/270
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2021/246 Esas KARAR NO: 2025/270 DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 08/04/2021 KARAR TARİHİ: 26/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekilinin dava dilekçesini özetle; Davacı şirket ile davalı yan arasında bila tarihli "Proje Finansman ve Genel İşbirliği Sözleşmesi" imzalandığını, Anılan Sözleşmenin 3.5 maddesi; " -------- tarafından Madde 3.2de ki projeler için yapılan finansman yatırımı en geç 31 Ekim 2019 tarihinde %20 proje finansman kar payıyla birlikte 60.000,00 Euro olarak --------- aşağıda verilen İban numarasına transfer edilecektir" şeklinde olup, davacı şirket tarafından yapılan finansman yatırımının en geç 31.10.2019 tarihinde %20 proje finansman kar payı ile birlikte 60.000 Euro olarak davacıya iade edileceği taraflarca kararlaştırıldığını, Davacı şirket tarafından, davalı yanın vermiş olduğu bu taahhüdünü yerine getirmesi amacıyla gerek yazılı ve gerek sözlü olarak birçok defa talepte bulunulmuş ise de, davalı yan işbu yükümlülüğünü yerine getirmemiş ve davacıya 31.10.2019 tarihinde yapması gereken 60.000 Euro ödemeyi yapmadığını, yapılacak yargılama neticesinde de ortaya konulacağı üzere, davalı yanın davacıya 60.000 EURO borçlu olduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3.5.maddesi gereği sabit olup, bu borç davalı tarafça ödenmemiş ve davacının olarak mağduriyetine sebep olunduğunu, Taraflar arasında imzalanan sözleşme çerçevesinde davalı yanca taahhüt edilen 60.000 EURO ödemenin yapılmaması sebebiyle taraflarınca davalı firmaya ------------ Noterliği'nin 27.07.2020 tarih ve ---------- yevmiye sayılı ihtarnamesi gönderilerek, ödemenin ihtarnamenin tebliğinden itibaren 15 (onbeş) gün içerisinde yapılması ihtar edilmiş ancak davalı yanca bu süre zarfında davacı şirkete herhangi bir ödeme yapılmadığını, Bunun üzerine davacı şirket tarafından alacağın tahsili amacıyla davalı şirket aleyhine --------İcra Müdürlüğü'nün ------- E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, Ancak davalı yanca işbu icra takibine kötü niyetli olarak itiraz edildiğini, İcra takibine itiraz edilmesi üzerine tarafımızca --------- Arabuluculuk Bürosu'na 11.01.2021 tarihinde ticari davalarda zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılmış olup, taraflar arasında yapılan görüşmede --------- büro, ---------- arabuluculuk numarası ile uzlaşma sağlanamamış ve arabuluculuk son tutanağı "anlaşmama" olarak düzenlendiğini, Görüleceği üzere davalı yanın, taraflar arasında imzalanan Sözleşmenin 3.5.maddesine aykırı şekilde, taahhüt etmiş olduğu bedeli davacı şirkete ödemekten kaçındığı açık olup, işbu sebeple alacağın tahsiline yönelik olarak taraflarınca başlatılan ilamsız icra takibine karşı bulunulan hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli itirazın Sayın Mahkemenizce iptaline karar verilmesi gerektiğini, Davalı taraf, açık sözleşme hükmüne rağmen aleyhine başlatılan icra takibine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, İcra takibine kötü niyetli olarak itiraz edilmesi hususu ile ilgili olarak İcra İflas Kanunu'nun 67.maddesinin 2.fıkrası;"Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir... " şeklinde olduğunu, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi halinde borçlu davalının %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesi gerektiği hüküm altına alındığını, Nitekim somut olayda da davalı borçlu, sözleşmenin açık hükmüne rağmen, aleyhine başlatılan icra takibine haksız şekilde itiraz etmiş olup, asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini, Davalı yanın, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3.5.maddesi uyarınca borçlu olduğu bedeli davacıya ödemediğini, Dava süresi boyunca borçlu firmanın malvarlığını elden çıkarma riski bulunduğunu, Bu nedenle davalı yanın mallarını elden çıkarması halinde davacı şirketin hakkını elde etmesi önemli ölçüde zorlaşacak ve hatta belki de imkansız hale geleceğini, Açıklanan bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "İhtiyati tedbirin şartları" başlıklı 389.maddesi uyarınca davacı şirketin işbu alacağının dava süresi boyunca garanti altına alınması amacı ile davalı şirketin menkul ve gayrimenkulleri ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati tedbir konulması gerektiğini, Açıklanan nedenlerle davalı şirketin ----------İcra Müdürlüğünün ------- E. sayılı dosyasına yapılan haksız ve hukuka aykırı itirazın iptali ile takibin devamına ve dava konusu alacağın likit olması sebebiyle, takibe itiraz eden davalı şirketin asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ve davalı şirketin menkul ve gayrimenkul malları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin cevap dilekçesini özetle; Davacı vekili marifeti ile açtığı davada mesnetsiz, hukuki temelden yoksun ve gerçeğe aykırı taleplerde bulunduğunu, Davanın reddi gerektiğini, Davalı şirket çoğunlukla savunma sanayinde faaliyet göstermekte ve aynı şekilde ticari faaliyetine devam ettiği, Davacı şirketin merhum ortağı ile davalı firmanın temsilcileri arasında eskiye dayanan arkadaşlıkları da esas alınarak bir proje finansman ve işbirliği sözleşmesi imzalandığını, Sözleşmenin 3.1 ve 3.6. maddeleri ile de sabit olduğu üzere davalı tarafından Davacı tarafa teminat niteliğinde 50.000 Euro nakit proje finansman yatırımına karşılık -------- ili, ----------- İlçesi, ------------ Köyü içinde yer alan---------- pafta/parsel numaralı arsa ödemeler bittikten sonra yeniden devralınmak üzere davalılarca Davacı şirket ortağı merhum ------------ devredildiğini, Borç teminatı olarak davacı tarafa arsa devir edildiği yani borç ödendiğini, Bilindiği gibi genel kural olarak öncelikli işlem teminatın paraya çevrilmesi teminattan karşılanmayan miktar için talepte bulunulması yönünde olduğunu, Karşılanmayan miktar için davalı ödeme yapmaya hazır olduğunu, Mezkur arsa halen, tam olarak da bu nedenle, belirtilen şahsın ya da intikal sağlandı ise mirasçılarının üzerinde olduğunu, İlgili tapudan sordurulması halinde gelecek cevap söylemlerimizi aydınlatacağını, Bu nedenle bahsi geçen gayrimenkulün tapu kayıtlarının celbini talep ettiklerini, Davacı tarafın hal ve gerçekler bu şekilde ortada iken yeniden sanki alacak varmış gibi takip yapması kötü niyetli olduğunu, Borç arsa verilmesi sureti ile ödendiğini, Aksi durumda hem arsa davacılarda kalacak hem de yeniden talep edilen miktar ödenmek sureti ile aynı bedel mükerrer ödemeyle karşı karşıya kalınacağını, Davacı tarafın sırf sözleşmenin 3.5. maddesini esas alarak diğer maddeleri hiçe saymasının iyi niyetle izahı mümkün olmadığını, Ellerinde sözleşmenin 3.1 ve 3.6. maddeleri ile sabit teminat varken üstüne bir de ihtiyati tedbir talebinde bulunmaları hakikaten abes olduğunu, Davacı yan söylemlerinin aksine; davalı şirket iyi niyetle teminatı devralarak nakdi ödeme yoluna gitmek için gayret göstermiş ancak gerek global sorun haline gelen Pandemi süreci, gerekse de bu sürecin getirdiği iyiden iyiye kendini hissettiren ekonomik kriz nedeniyle başarılı olamadığını, Zira belirtilen nedenlerle sözleşmenin motivasyon noktası olan projeler hususunda sorunlar yaşandığını, O nedenle de teminat olarak verilen gayrimenkulden vazgeçildiğini, Teminat olarak devir edilen arsa borcu fazlası ile karşılayacak durumda olduğunu, Sözleşme aynı zamanda bir işbirliği, yani iş ortaklığı sözleşmesi olduğundan ve bu sebeple karda ve zararda eşitlik esas iken davacı taraf aldığı ayni teminata rağmen davalı firmayı her vesile nakdi ödeme yapmaya zorladığını, Davalı şirket iyiniyetli olarak işlerini yürütmüş ancak halihazırda mücbir sebep halinde dönüşmüş, taraflar arasında defaten görüşülmüş, nakdi ödeme hususunda sözleşmenin 6. maddesi ile sabit hale gelmiş mevcut sürecin önüne geçilemediğini, Sonuç olarak ayni ödemeye ve pandemi sürecinin yarattığı mücbir sebebin varlığına rağmen müvekkilin kötü niyetinden bahsedilmesinin, ihtiyati tedbir ve icra inkar tazminatı istenmesinin akla uygun bir tanımı olmadığı gibi hukukla da uzak yakın ilişkisi olmadığını, Kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için Davacı tarafın haklı olduğu varsayılsa dahi teminat olarak kendilerine devredilen gayrimenkulün değeri belirlenip mahsup edilmeden davalıdan sözde nakdi alacağın tamamının istenmesi davalı aleyhine mükerrer ödemeye sebebiyet vereceğini, Bu nedenle likit bir borcu ortaya koymadığı için talep edilen inkar tazminatının da kabulü mümkün olmadığını, Davacı bu ortaklığı kötü niyetli olarak farklı amaçlarla kullandığını, Taraflar arasındaki iyi niyeti suistimal ettiğini, Davalı temerrüde düşmediğini, Açılan davanın reddini talep ve beyan etmiştir. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesini özetle; Davacı şirket ile davalı yan arasında bila tarihli "Proje Finansman ve Genel İşbirliği Sözleşmesi" imzalandığını, Anılan Sözleşmenin 3.5 maddesi; "---------- tarafından Madde 3.2de ki projeler için yapılan finansman yatırımı en geç 31 Ekim 2019 tarihinde %20 proje finansman kar payıyla birlikte 60.000,00 Euro olarak ---------- aşağıda verilen İban numarasına transfer edilecektir" şeklinde olup, davacı şirket tarafından yapılan finansman yatırımının en geç31.10.2019 tarihinde %20 proje finansman kar payı ile birlikte 60.000 Euro olarak davacıya iade edileceği taraflarca kararlaştırıldığını, Sözleşme kapsamında davalı yan taahhüdünü yerine getirmemiş ve süresi içerisinde üstlendiği borcu ödemediğini, Davalı yan cevap dilekçesinde, borcun teminatı olarak taşınmazın devredilmesiyle birlikte borcun ödenmiş olduğunu iddia etmiş ise de; dava konusu Sözleşmenin 3.5 maddesinde açıkça belirlenmiş olan sözleşme bedeli 60.000 Euro olup, arazinin davacı şirketin müteveffa yetkilisine teminat niteliğinde devrini gerçekleştirilmesiyle borcun ödenmiş olarak sayılmayacağı son derece açık olduğunu, Nitekim Sayın Mahkemenizce de bilindiği üzere teminat, borçlu veya üçüncü bir kişi tarafından bir borcun ifa edilmesinin temini veya ifa edilmemesi halinde alacaklının uğrayacağı zararın karşılanabilmesi için, alacaklıya verilen güvence anlamına geldiğini, Teminat verilmiş olması asıl borcun ödenmiş olduğu anlamına gelmeyeceğini, Davalının teminat konusu arazinin devredilmesiyle borcun ödendiği iddiasından başkaca borcun ödendiğine ilişkin iddiası olmayıp, ayrıca cevap dilekçesinde; "... Teminatın paraya çevrilmesi teminattan karşılanmayan miktar için talepte bulunulması yönündedir. Karşılanmayan miktar için müvekkil ödeme yapmaya hazırdır …" şeklindeki beyanıyla, para borcunun davalı/borçlu tarafından ödenmediği, teminatın paraya çevrilmesi ve daha sonrasında kalan miktar için ödeme yapılacağının belirtilmesiyle de, dava konusu alacağımızın ödenmemiş olduğunu hususunun davalı tarafça da açıkça kabul edildiği Sayın Mahkemece de anlaşılabileceğini, Bu durum mahkeme içi ikrar niteliğinde olup, haklı davamız salt davalının bu beyanı ile dahi sübut bulduğunu, Nitekim gerçekten de, davalı yan davacı şirkete 31.10.2019 tarihinde ödemesi gereken borcunu, aradan geçen 2 yıla yakın sürede dahi bugüne kadar halen ödemediğini, Davacı şirket ile davalı yan arasında yapılan "Proje Finansman ve Genel İşbirliği Sözleşmesi" 3.5 maddesi; "--------- tarafından Madde 3.2de ki projeler için yapılan finansman yatırımı en geç 31 Ekim 2019 tarihinde %20 proje finansman kar payıyla birlikte 60.000,00 Euro olarak -------- aşağıda verilen İban numarasına transfer edilecektir" şeklinde olup, işbu sözleşme kapsamında paranın 60.000 Euro olarak davacı şirketin banka hesabına transfer edileceği düzenlendiğini, Anılan Sözleşmenin 3.6 maddesinde ise; "Madde 3.5te belirtilen iade ödemesinin ----------- hesaplarına geçmesinden sonra ---------- tarafının ------------ teminat mahiyetinde devredilmiş olan ve bilgileri Madde 3.1de verilmiş olan arazi, ---------- tarafından tekrar--------- ya da ------------ tarafından yekili kılınan bir özel kişiye geri ödeme tarihinden itibaren 7 (yedi) iş günü içerisinde devredilecektir." şeklindeki düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı gibi; söz konusu taşınmazın teminat mahiyetinde verilmiş olduğu ve davalı/borçlunun işbu sözleşme kapsamında asıl olarak belirlenen 60.000 EURO'luk meblağı ödemeyi taahhüt ettiği ve borcunun da bu olduğu net bir biçimde anlaşıldığını, Dolayısıyla dava konusu söz konusu alacağımız 31 Ekim 2019 tarihinden itibaren muaccel hale geldiğini, Davacı şirketin anılan sözleşme kapsamındaki yükümlülüğü ise; davalı şirketin üstlendiği borcu ödeyip, paranın davacı şirket tarafından tahsil edilmesinden sonra, teminat mahiyetinde verilmiş olan taşınmazın tekrardan davalı şirkete ya da davalı tarafından yetkili kılınan bir özel kişiye devretmek İfa sırası davalı/borçluda olduğunu, Sözleşme içerisinde davalı ------------- şirketinin taahhüt ettiği bedeli ödememesi halinde, davacının önce işbu araziyi paraya çevirmesi gerektiği şeklinde herhangi bir madde de bulunmadığını, Anılan Sözleşmede böyle bir madde bulunmamasına rağmen davacıya önce teminatın paraya çevrilmesi şartı yüklenemeyeceği gibi, muaccel hale gelmiş olan bedelin ifasını isteyebileceğimiz de açık olduğunu, Nitekim davalı şirket tarafından sözleşmede belirlenen tarihte bedelin ödenmemesi ve davalının temerrüde düşmesi neticesinde de, huzurdaki davanın açılması zorunluluğu doğduğunu, Ayrıca belirtmek gerekir ki; davalının cevap dilekçesinde bahsetmiş olduğu, genel kural olarak öncelikli işlemin teminatın paraya çevrilmesi şeklindeki iddiası doğru olmayıp, Kanun Koyucu tarafından teminatın paraya çevrilmesine ilişkin yapılan düzenlemeler Rehin veya İpoteğe ilişkin olduğunu, Sözleşme kapsamında verilen teminat ise; rehin veyahut ipotek yolu ile tesis edilmediğini, Bu nedenle, önce teminatın paraya çevrilmesi gerektiği hususunda davalının iddiaları yerinde olmadığını, Nitekim konuya ilişkin olarak ----------- tarafından; "İfa Uğruna dim," ------------ ------------- isimli eserin 849. Sayfasında; "... Teminaten temliğe rağmen asıl borçluya paraya çevirme borcu yükletilemeyecektir... Alacaklı asıl borcun ifasını istemeye devam edebileceği kabul edilmelidir." şeklinde belirtilen tespitten anlaşılabileceği üzere, alacaklıya teminatı paraya çevirme borcu yüklenemediğini, Yeniden belirtilmedir ki; anılan sözleşmede teminat konusu "taşınmazın paraya çevrilmesi gerektiği daha sonrasında 60.000 Euro bedelin istenebileceği" şeklinde bir düzenleme bulunmamakta olup, davacı şirketin bu kapsamda bir yükümlülüğü veya sorumluluğu da bulunmadığını, Davalının, dava konusu borcunu ödemesi halinde, bahse konu taşınmaz, tekrardan davalı ------------- şirketine veya göstereceği kişilere devredileceğini, Nitekim taşınmazın devredilmeye hazır olunduğu husus, taraflar arasında yapılan görüşmelerde defaten şifahen iletildiği gibi, davalı şirkete gönderilen; 27.07.2020 tarihli ------------ yevmiye numaralı ihtarname ile de davalı yana açıkça beyan edildiğini, Buna rağmen, davalının cevap dilekçesinde iddia ettiği mükerrer ödemeye ilişkin beyanları kötüniyetli ve Sayın Mahkemenizi yanıltmaya yönelik olup, davacı şirketin müteveffa yetkilisi ------------ veya varisleri veya müvekkil şirket arasında da hiçbir sorun bulunmadığını, Dava konusu sözleşmede tarafların anlaştığı üzere, davalı/borçlu üstlendiği borcu ödemesi halinde, belirtilen teminat niteliğindeki taşınmaz, davalı yana iade edileceğini, Bu durumu davalı yan da bilmekte olduğu halde, maalesef cevap dilekçesinde bunun aksi yönde gerçek dışı ve kötü niyetli iddialar ileri sürüldüğünü, Sayın Mahkemenizce işbu iddialara itibar edilmemesi gerektiğini, Davalı cevap dilekçesinde ayrıca; sözleşme konusu alacağımızı mücbir sebeplere ilişkin olarak ödeyemediğini iddia etmiş ise de; bu iddialar açıkça hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Ayrıca mücbir sebeplerin neler olduğu ve mücbir sebebin ortaya çıkması durumunda nelerin yapılabileceği davacı şirket ile davalı yan arasında yapılan "Proje Finansman ve Genel İşbirliği Sözleşmesi" içeriğinde açıkça düzenlendiğini, Sözleşmenin 6.2 maddesi; "Taraflardan birisi, mücbir sebep olduğunu iddia ettiği olayın oluşumunda itibaren 15 (on beş) gün içerisinde diğer tarafa aşağıdaki hususları içeren yazılı bir bildirimde bulunacağını, Mücbir sebebi oluşturan durum, bu durumun Sözleşme'ye etkisi ve ortaya çıkış tarihi, Mücbir sebep sonucunda engellemenin veya gecikmenin devam edeceği tahmin edilen süre" şeklinde düzenlenmiş olup, mücbir sebebin varlığı halinde tarafların ne yapacakları sözleşme ile kayıt altına alındığını, Davalı/Borçlunun bu kapsamda taraflarına herhangi bir yazılı başvurusu olmayıp, mücbir sebebin taraflar arasındaki sözleşme bakımından gerçekleştiği söylenemeyeceğini, ayrıca anılan sözleşmenin 6.3 maddesinde de; "Tarafların mücbir sebep gerçekleştiğine karar vermesi durumunda, mücbir sebep halinin işbu Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerin ifasına tesir derecesi dikkate alınarak, sözleşmenin istenilen maddeleri karşılıklı mutabakat ile revize edilebilecektir." şeklinde düzenleme yer almakta olup, yapılan düzenleme ile mücbir sebebin gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda tarafların karar vereceği, mücbir sebebin varlığı halinde Sözleşmeye etkisine göre tarafların karşılıklı mutabakat ile Sözleşmenin revize edilebileceği düzenlendiğini, Belirlenen bu açık hükümlere rağmen, davalı/borçlunun davacı şirkete herhangi bir yazılı başvurusu dahi olmadığı gibi, mücbir sebebin gerçekleştiğine ilişkin taraflar arasında bir uzlaşma da bulunmadığını, Bu hususların hiçbiri somut olayda mevcut değil iken; davalı yanın ileri sürmüş olduğu mücbir sebep beyanlarının herhangi bir hukuki dayanağı bulunmadığını, Ayrıca Sayın Mahkemenizce de takdir edileceği üzere, dava konusu alacağımız olan 60.000-EURO bedelin ödenmesi konusunda belirlenen tarih 31 Ekim 2019 olup, bu tarihte davalının borcu muaccel olduğunu, Davalının mücbir sebep olarak ileri sürdüğü salgın hastalığın ülkemizde ilk vakasının görüldüğü tarih ise 11 Mart 2020'dir. Bu durumdan hareketle, zaten sözleşmede mücbir sebebe ilişkin düzenlenen maddeler ve prosedür işletilmediği için davalının mücbir sebep iddiası yerinde olmadığı gibi; borcun muaccel olduğu tarih itibariyle ortada bir pandemi durumunun dahi söz konusu olmadığı dikkate alındığında; davalının mücbir sebep iddialarının tamamen hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıkça ortada olduğunu, Son olarak davalı yan cevap dilekçesinde ayrıca, taraflar arasında iş ortaklığı bulunması sebebiyle, davalı şirketin alacağını talep edemeyeceğini ileri sürmüş ise de; davalı yanın huzurdaki davaya konu olan borcu, taraflar arasında imzalanan sözleşmede yer alan düzenlemeler ile, çerçevesi net bir şekilde belirlenmiş olan bir borç olduğunu, Dolayısıyla davalı yanın taraflar arasındaki sözleşmenin açık hükümlerine rağmen, taraflar arasında iş ortaklığı bulunduğu gerekçesi ile, davalı şirketin alacağını talep edemeyeceği yönündeki beyanları tamamen hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Sayın Mahkemenizce davalı yanın işbu beyanlarına da itibar edilmemesi gerektiğini, Açıklanan nedenlerle; davalı tarafın işbu dosyaya sunmuş olduğu cevap dilekçesindeki beyan ve iddialarının hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını, davanın kabulüne karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı Vekili İkinci Cevap Dilekçesini özetle; Davacı tarafın taraflarına ait cevap dilekçesinden yola çıkarak ve alıntılar yaparak sözde ikrarlarından bahsetmesi dilekçelerinin bütünüyle değil kes kopyala yapıştır mantığıyla değerlendirilmesi ve Mahkemeye de bu şekilde lanse edilmeye çalışılması olduğunu, Taraflarınca ticari ilişkinin varlığından ve devamından borcun teminatla ödendiğinden yola çıkılarak kurulan her cümle bile isteye taraflı olarak değerlendirildiğini, Buna rağmen teminat konusu gayrimenkulün halihazırda ne sebeple devrinin yapılmadığından özellikle bahsedilmediğini, Oysa basit bir internet taramasında dahi teminat sözcüğünün ne anlama geldiğinin belli olduğunu, Davalının nakdi ödeme yapamayış nedenleri cevap dilekçelerinde açıkça ve samimiyetle ortaya konulduğunu, Davacının teminatı paraya çevirmemekte ya da davalı tarafça nakde çevrilmek üzere devretmemekteki dileği ve ısrarının anlaşılması imkansız olduğunu, Bunun dışında kendisini tekrarlayan ve hukuki dayanaktan yoksun Davacı taraf beyanlarının ne hukuken ne mantıken kabulü mümkün olmadığını, Haksız açılan davanın reddi gerekli olduğunu bildirmişlerdir. Davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesini özetle; 20/02/2025 tarihli dilekçesi doğrultusunda bilirkişi raporunda teminat mahiyetindeki taşınmaz ile diğer aleyhe kısımlar kapsamındaki tespitlerini kabul etmediklerini, yeni bir heyetten rapor alınmasını, davanın kabulüne, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı vekilinin bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesini özetle; 06/02/2025 tarihli bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazları doğrultusunda raporda aleyhe hususları kabul etmediklerini, yeni bir heyetten rapor alınmasını, davanın reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller değerlendirildiğinde; Dava İİK 67. Maddesi gereği itirazın iptaline ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. Taraflar arasında bila tarihli “Proje, Finansman ve Genel İş Birliği Sözleşmesi yapıldığı, sözleşmenin 3.1 maddesi uyarınca davalı şirket adına --------- ili ---------- İlçesi ------------ Köyü’nde kain ----------- pafta parselde kayıtlı taşınmazın davacı şirket yetkilisi --------- adına tapudan devir ve tescil edildiği sabit olmakla sözleşmenin 3.5 maddesi uyarınca 60.000 Euro’nun davacıya ödenmesi gerekip gerekmediği, davalının savunmasına konu ettiği teminat olarak verilen taşınmazın öncelikle paraya çevrilerek davacı alacağının karşılanıp karşılanmayacağı hususlarının uyuşmazlık konusu olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 6. maddesine göre, Kanunda aksine hüküm yoksa herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. HMK’nın 190. maddesine göre de, İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. İspatın hangi delillerle yapılacağı HMK’da ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. HMK’ya göre, ikibinbeşyüzlirayı aşan hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunludur. HMK’ya gore, ikrar edilen olguların aksinin ispatı gerekmez. Bu nedenle, eldeki davanın çözümünde tarafların ispatla mükellef olduğu hususların ayrıntılı bir şekilde belirlenerek uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekmektedir.Somut olayda, dava konusu borcun miktarı ve ödenmediği hususunda uyuşmazlık olmadığı, taraflar arasındaki “Proje Finansman ve Genel İşbirliği Sözleşmesi”nin 3.5. maddesi gereği davalı ----------- 31.10.2019 tarihinde 60.000,00 Euro ödeme yükümlülüğü altında olduğu fakat vadesinde borcun ödenmediği anlaşılmaktadır.İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi “ ifa uğruna edim “ olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin tabiatında mevcuttur. Bilindiği gibi genel kural olarak öncelikli işlem teminatın paraya çevrilmesi teminattan karşılanmayan miktar için talepte bulunulması yönündedir. Söz konusu olayda sözleşme ile taşınmaz davacı şirket ortağına devredilmiş olup yargılama sırasında dava dışı ortağın vefat ettiği taşınmazın mülkiyetinin ölüm ile ortağın mirasçılara geçtiği anlaşılmakla taşınmazın ifa uğruna edim olarak kabul edilebileceği anlaşılmakla taşınmazın değeri hesaplanmış ve toplam borçtan düşülerek davacının bakiye alacağı hesaplanmıştır. Mahkememizce yukarıdaki değerlendirmeler doğrultusunda dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi son heyet raporunda deliller değerlendirerek hesaplama yapmış, bilirkişi heyetinin yaptığı hesaplamada taşınamaz değeri düşüldükten sonra bakiye bedel hesabı hükümde dikkate alınmış, mahkememizce tüm bu açıklamalar ışığında ve sunulan hükme elverişli hesap raporu doğrultusunda açılan davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulması cihetine gidilmiştir. Takip konusu alacak yargılamayı gerektirdiğinden davacının icra inkar tazminatının reddine karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ; ile A- Davalının ---------- İcra Müdürlüğünün ---------- E. Sayılı icra dosyası üzerinden yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 3.722,50 Euro asıl alacak ve 54.00 Euro işlemiş faiz ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek asıl alacağa 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanmak sureti ile ödeme günündeki ----------Bankası dolar kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı üzerinden devamına B-Takip konusu alacak yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatının reddine 2- Harçlar Yasasına göre alınması gereken 2.505,61 TL'nin başlangıçta alınan 7.105,29 TL peşin harç ve 130,00 TL tamamlama harcından mahsubu ile bakiye kalan 4.729,67 TL'nin karar kesinleştiğinde talep halinde davacı tarafa iadesine, 3-Yargılama sırasında davacı tarafın yapmış olduğu 2.505,61 TL harcı, 59,30 TL başvuru harcı olmak üzere bakiye toplam 2.564,91 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Yargılama sırasında davacı tarafın yapmış olduğu 56.500,00 bilirkişi masrafı, 485,10 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere bakiye toplam 56.985,10 TL'nin davanın kabul-red oranına göre hesaplanan 3.541,81 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine arta kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yargılama sırasında davalı tarafın yapmış 1.500,00 TL bilirkişi masrafının davanın kabul-red oranına göre hesaplanan 1.406,77 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine arta kalan kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, 6-Yargılama sırasında davacı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Yargılama sırasında davalı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-6325 Sayılı Yasa' nın 18/A maddesinin 11 ve 13. Fıkraları uyarınca zorunlu arabuluculuk nedeniyle arabulucuya hazine tarafından ödenen 3.120,00 TL'nin davanın red-kabul oranına göre hesaplanan 82,05 TL'sinin davalıdan tahsili ile bakiye kalan 1.237,95 TL'sinin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 9-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca, artan gider avansının talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekilleri yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dilekçe ile başvurulacak İSTİNAF yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 26/03/2025