İlk Derece Mahkemesi · Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/224 E. 2025/123 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2021/224
Karar No
2025/123
Karar Tarihi

T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... E. - ... K. T.C. KONYA TÜRK MİLLETİ ADINA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR ESAS NO : KARAR NO :

BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...

DAVACI : VEKİLLERİ : DAVALILAR : 1-... - (T.C. Kimlik No: ...) VEKİLLERİ : 2- DAVA : ALACAK DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH :

Davacı tarafından davalılar aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili 26/04/2021 tarihli dilekçesiyle; davacı şirket ile davalılardan ... arasında 12/12/2017 tarihli daire satış sözleşmesi imzalandığını, satış bedeli olan 360.000 TL.'nin davacı şirket tarafından eksiksiz olarak ödendiğini, davalılardan ...'ın ödemeye rağmen söz konusu inşaatı yapıp sözleşme konusu iki daireyi sözleşmede öngörülen 30/12/2019 tarihine kadar teslim etmediğini, davalılardan ... ve ... tarafından 15/02/2018 tarihli ek sözleşme imzalandığını, bu sözleşme ile davalılardan ..., garanti veren (garantör) sıfatıyla, ... ile birlikte 12/12/2017 tarihli sözleşmedeki yükümlülükler yönünden müştereken ve müteselsilen sorumlu olmayı kabul ettiğini, dava ve sözleşme konusu dairelerin davacı şirkete teslim edilmemesi nedeniyle davalıların sorumlu olduklarını beyan ederek, sözleşme gereğince teslim edilmesi gereken iki dairenin dava tarihi itibariyle değeri karşılığında şimdilik 360.000 TL.'nin, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Dilekçeler aşaması tamamlanmış, taraflara duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilerek duruşma açılmıştır. Davalılardan ... vekili, öncelikle görev itirazında bulunmuş, sözleşmenin ... yönünden geçersiz olduğunu, ...'ın kefaletinin de geçersiz olduğunu beyan etmiş davanın esastan da reddini istemiştir. Davalılardan ... duruşmalara katılmamış ve davaya cevap vermemiştir. Davacı tarafından, taraflar arasındaki 12/12/2017 tarihli sözleşme 15/02/2018 tarihli ek sözleşme suretleri ile ödemeye ilişkin çek ve dekont suretleri ve arabuluculuk tutanağı ibraz edilmiş, davalıların tacir olup olmadığının tespiti için ticaret sicili müdürlüğüne müzekkere yazılmış, sözleşmede yazılı taşınmazın tapu kaydı araştırılmış, davacı tarafın Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... D.İş sayılı dosyası üzerinden mahkememizdeki dava açılmadan önce talep ettiği ihtiyati hacze ilişkin karar suretleri ve Konya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma ve ... soruşturma sayılı dosyalarına ilişkin ilgili belgeler getirtilmiş, dava konusu dairelerin değerinin tespiti için bilirkişi heyetinden 06/06/2022 tarihli rapor ve 10/12/2024 tarihli ek rapor alınmıştır. Davacı vekili, 09/01/2023 tarihli talep artırım dilekçesiyle, alacak taleplerini 1.264.000 TL.'ye yükseltmiştir. İncelenen dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; Dava, "Alacak" davasıdır. Somut olayda; davalılardan ... ile dava dışı ... arasında, Konya . Noterliği'nde, 19/12/2017 tarihli düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenmiş, davalılardan ... kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yazılı parsel üzerinde yapılacak inşaattan verilmek üzere, davacı şirket ile 12/12/2017 tarihli iki adet dairenin 360.000 TL. karşılığında satışına ilişkin adi yazılı sözleşme imzalamıştır. Bu sözleşmenin düzenlenmesinden sonra 15/02/2018 tarihli ek sözleşme yapılmış, ek sözleşmeyi, davalı müteahhit ...'ın yanında (babası) ... da, ... ile birlikte müştereken ve müteselsilen taahhüt eden sıfatıyla imzalamıştır. Davacı şirketin iki daire karşılığında 360.000 TL.'yi eksiksiz olarak ödediği ihtilafsız olup, davada çözülmesi gereken sorunlar, davacı şirketin süresinde teslim edilmeyen iki dairenin bedelini her iki davalıdan isteyip isteyemeyeceği, isteyebilirse bedelin ne kadar olduğu, özellikle 15/02/2018 tarihli ek sözleşmenin bir garanti (ve garanti sözleşmesinin bir alt türü olarak 3. kişinin fiilini üstlenme) sözleşmesi mi, yoksa bir kefalet sözleşmesi mi olduğu, davalılardan ...'ın bu sözleşmeye istinaden davacıya karşı sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve davada mahkememizin görevli olup olmadığı sorunlarıdır. Her ne kadar davalılardan ... görev itirazında bulunmuş ise de, davalılardan ...'ın tacir olması, davacı şirketin ise yapısı gereği tacir sıfatına sahip olması, davanın tacirler arasındaki alacağa ilişkin nispi ticari dava niteliğinde olması nedeniyle, davalılardan ... tacir olmasa dahi mahkememizin görevli olduğu sonucuna varılmış, görev itirazı reddedilmiştir. Davalılardan ...'ın sorumluluğu yönünden yapılan değerlendirmede; Yargıtay . HD’nin 04/02/2019 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadına göre, "Dosya arasında mevcut davalı ile dava dışı arsa malikleri arasında imzalanan düzenleme şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nin değerlendirilmesinden, davalının sözleşme uyarınca kendisine düşen bağımsız bölümlerden birini davacıya sattığı anlaşılmaktadır. Davacı ile davalı yüklenici arasında yapılan taşınmaz satışına ilişkin bu sözleşme, BK'nın 162. (TBK'nın 183.) ve devamı maddelerine göre alacağın temliki niteliğinde olup, sözleşme adi yazılı biçimde yapılmakla geçerlidir. Bu nedenle, taraflar arasında düzenlenen alacağın temlikine ilişkin sözleşme, imzalayan tarafları bağlar. Açıklanan nedenlerle, sözleşme niteliği itibariyle geçerli olduğundan, davacının ifanın imkansız hale geldiği dava tarihi itibariyle taşınmazın rayiç bedelini talep edebileceği gözetilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir." 12/12/2017 tarihli adi yazılı daire satış sözleşmesinin davacı şirket ile davalılardan ... arasında imzalandığı, satış bedelinin eksiksiz ödendiği, bu sözleşme ile davalı ...'ın, dava dışı 3. kişiyle noterden yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yazılı parselde yapılacak inşaattan, davacı şirkete iki daireyi haricen sattığı belirlenmiştir. Yukarıda yazılı emsal içtihatta da belirtildiği üzere, davacı şirketin ifanın imkansız hale geldiği dava tarihi itibariyle dava konusu dairelerin rayiç bedelini talep edebileceği anlaşılmıştır. Dosya kapsamına uygun görülerek hükme esas alınan bilirkişi heyetinin 10/12/2024 tarihli ek raporuna göre de, dava konusu her iki dairenin rayiç bedelinin dava tarihi itibariyle 1.185.000 TL. olduğu anlaşılmıştır. Davacı taraf talep artırım dilekçesiyle 1.264.000 TL. talep etmiş ise de, dairelerin dava tarihi itibariyle değerinin 1.185.000 TL. olması karşısında davacının davasının kısmen kabul, kısmen reddi ile 1.185.000 TL.'nin davalılardan ...'dan tahsiline karar vermek gerekmiştir. Davacı şirket ile davalı ...'ın tacir olması nedeniyle hükmedilen alacağa talep gibi dava tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Davalılardan ...'ın sorumluluğu yönünden yapılan değerlendirmede ise; 15/02/2018 tarihli ek sözleşme her iki davalı tarafından imzalanmış ve bu ek sözleşme içeriğinde "... ile ... Ltd. Şti. ile yapılan ekli sözleşmedeki yapım, teslim ve sair tüm hukuki anlamdaki belirtilmiş olan tüm hükümlerde yapımcı ve satıcı firma ... yönünden uyuşmazlık ve yahut sözleşmede taahhütlerin yerine getirmemiş olması halinde iş bu sözleşmede belirtilen taahhütlerde garantör olarak müşterek ve müteselsil sorumlu olacağımı, herhangi bir ihtara gerek kalmadan günün rayiç bedelleri üzerinden ödemeyi kabul ve taahhüt ederim" ifadelerinin yazılı olduğu görülmüş, öncelikle 15/02/2018 tarihli ek sözleşmenin niteliğinin tespiti gerekmiştir. Yargıtay . HD’nin 20.05.2024 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadına (ve aynı mahiyetteki Yargıtay HGK’nun 23/05/2019 gün ve ... E. ... K. emsal içtihadına) göre de, "Garanti sözleşmesi, ''başkasının fiilini taahhüt'' olarak sadece belli bir garanti sözleşmesi türü niteliğinde olup Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu 110 uncu maddesinde ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 128 inci maddesinde düzenlenmiştir. Bu sözleşmeler herhangi bir şekle tabi tutulmadığı gibi, verilen garantinin belli bir limite bağlanmış olması da öngörülmemiştir. Yine garanti akdinde teminat veren kişi, borçluya ait defileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olmadığı gibi kendisine borcu ödedikten sonra asıl borçluya tanınmış değildir. Bir tür üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğini taşıyan garanti sözleşmesindeki bağımsızlık ilkesi gereğince teminat verenin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına da bağlı değildir. Garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi yoktur. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise, garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Kefalet ilişkisinde kefalet verenin bu ilişkide bir yararlanma amacı olmadığı halde; garanti sözleşmesinde ilke olarak, böyle bir teminat verenin bu ilişkide yararı olduğudur. Teminatın objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak verilmesi halinde, garanti sözleşmesinin amaçlandığı kabul edilecektir. Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı Kanun'un 581 ve 603 maddeleri arasında düzenlenmiş olup anılan Kanunun 581 inci maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca bu sözleşmelerin geçerliliğinin yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısı ile yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. Anılan madde gereğince, adi kefalette kefilin sorumluluğu asıl borçlu aleyhine girişilecek takibin sonuçsuz kalması koşuluna bağlıdır. Kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup asıl borçluya rücu edebilmektedir. Ayrıca bu sözleşmelerde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. Garanti veren kişinin sorumluluğu, kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Bu nedenle sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda teminat veren kimsenin iradesi de bu yönden titizlikle değerlendirilmelidir. İşte bu nedenledir ki, doktrinde ve uygulamada her iki sözleşmenin birbirinden ayırt edilebilmesi için çeşitli kıstaslar belirlenmiştir. Bu kıstaslardan ilk grubu yardımcı olarak belirlenen kıstaslar oluşturur ki, bunlar ana hatları itibariyle; sözleşmede kullanılan deyimler, üstlenilen rizikonun niteliği, borçlu yerine ifa veya tazminat ödeme yükümlülüğü, para borcunun tekeffülü veya bir fiilin tekeffülü gibi kıstaslardır. Bunlar, aşağıda belirtilecek ana kıstasların yanında kullanılması mümkün olan fer’i nitelikteki kıstaslardır. Yine doktrin ve uygulamada belirlenmiş olan ana kıstaslara gelince; bunlardan ilki, asli-fer’i yükümlülük kıstasıdır. Kefalet sözleşmesini garanti sözleşmesinden ayırt eden en bariz nitelik, kefaletin fer’i olmasına karşılık garanti sözleşmesinin bağımsız ve asli niteliğidir. Garanti sözleşmesi ile garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi bulunmamaktadır. Garanti alanın üçüncü kişilerle ilişkisi, üçüncü kişinin bir yükümlülük altında bulunması, garanti sözleşmesinin niteliğine tamamen yabancıdır. Kefalette ise, asıl olan bir başka borcun (temel ilişki) olması ve verilen teminat ile o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır. Ayrıca kişisel teminat içeren bir sözleşmede bir başka borç ilişkisine yollamada bulunulması da fer’ilik karinesini teşkil eder. Ana kıstaslardan ikincisini, teminat verenin yükümlülüğünün kapsam ve niteliği teşkil eder. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Ana kıstaslardan bir diğeri ise, menfaat kıstası olup, bu kıstasa göre somut bir olayda teminat verenin şahsi bir menfaatinin bulunup bulunmadığına bakılacaktır. Kefalet ilişkisinde kefalet verenin genellikle bu ilişkide bir menfaat sağlama amacı olmadığı hâlde, garanti sözleşmesinde ilke olarak, garanti verenin bu ilişkiden bir menfaati olduğu kabul edilir. Ancak, menfaat her zaman açık olarak kendini göstermeyebilir. Kefalet sözleşmesinde kefil ile borçlu arasında gizli bir menfaat söz konusu olabileceği gibi hiçbir menfaate dayanmaksızın garanti sözleşmesi yapılabilmesi de mümkündür. O hâlde bu kıstas tek başına kesin bir ayırıma imkan vermemekte olup, menfaat kıstası diğer özelliklerle birlikte bulunursa bir garanti sözleşmesine işaret sayılabilir. Nihayet, ana kıstaslardan bir diğeri de kişiye yönelik teminat verme kıstasıdır. Bu kıstasa göre teminatın bir kişi göz önünde tutularak verilmesi halinde kefalet sözleşmesine işaret olunacaktır. Zira kefil, borç altına girerken alacağın her ne şekilde olursa olsun ödeneceğini değil, fakat bu borçlu tarafından ödeneceğini temin etmektedir. Başka bir deyişle kefilin ilgisi borçlunun şahsına yönelik olup, sonuç ikinci planda kalmaktadır. Garanti sözleşmesinde ise kişiye yönelik bir teminat verilmemekte, objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak teminat verilmektedir. Böylece teminatın bir kişi göz önünde tutularak verilmesi kefalet sözleşmesine, bir sonucun gerçekleşmesi için verilmesi ise garanti sözleşmesine işaret sayılacaktır. Her olayda diğer vakıalarla birlikte bu özelliğin de araştırılması gerekir (Bütün bu açıklamalar için bkz. ... : Türk Kefalet Hukuku, Ankara, 2013, s. 121 vd.; ... : Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri C. II, Ankara, 1987, s. 818 vd.; ... Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2017, s. 766 vd.; ... : Kefalet Sözleşmesi, İstanbul, 2017, s. 23 vd.; ... : Borçlar Hukuku Özel Hükümler C. II, İstanbul, 2014, s. 509 vd.). (Yargıtay Hukuk Kurulu, 23.05.2019, ... E., ... K.) Somut olayda; davalı tarafından davacıya gönderilen 10.05.2016 tarihli e-postada ''Şirketimiz bünyesinde Denizli Merkez 1.Bölge YG/AG Elektrik tesisi yapım işinde taşeron firma olarak çalışan ... Tic.Ltd.Şti. Ve Zulgarneyin Kayalı firmalarına şirketinizce akaryakıt verilmesinde tarafımızca herhangi bir sakınca yoktur, ilgili kişi ve kurumların size olan carilerin tahsilinde herhangi bir sıkıntı çıkması durumunda sorumluluk şirketimize aittir. İlgili kurumlar için aksş belirtilinceye kadar ödeme garantörlüğü bizdedir.'' ifadeleri yer almaktadır. Yukarıda belirtilen kıstaslara göre, davalı taraf dava dışı Elitok şirketinin davacıdan alacağı akaryakıt bedelini ödememesi durumuna yönelik teminat vermiştir. O halde borçlu ile davacı arasındaki akaryakıt satış sözleşmesinden doğacak borçlar için davalı tarafından teminat verildiği gözetildiğinde, buradaki teminat beyanı, bağımsızlığını ve asli niteliğini kaybederek feri nitelik yani asıl borca bağlı hale gelmiştir. Bu haliyle davalı tarafından verilen teminat ile teminatın kefalete yönelik olduğu intibaı borçluya verilmiş bulunmaktadır. Keza, teminat veren sözleşme ile bağımsız bir borcu değil, asıl borçlunun sorumluluğunu yüklenmiş olduğundan ikinci ana kıstas bakımından da bir garanti sözleşmesinin varlığından söz edilemeyecektir. Diğer bir ana kıstas olan, teminat veren kimsenin bu sözleşmeyi yapmakta menfaati olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Her ne kadar dosya kapsamından elektrik tesisi yapım işinde davalının dava konusu sözleşmeyi yapmakta menfaatinin olduğu kabul edilse dahi bu kıstas tek başına kesin bir ayırıma imkan vermemektedir. Bu durumda menfaat kıstası diğer kıstaslarla birlikte değerlendirildiğinde dava konusu sözleşmenin garanti sözleşmesi olduğunu göstermemektedir. Teminat verme kıstasına ilişkin olarak; dava konusu yazının amacının borçlu ... şirketine yönelik olduğu ve borcun bu borçlu tarafından ödeneceğinin temin edildiği açıkça anlaşılmaktadır. Zira verilen teminat, asıl borçlunun davacıdan aldığı her türlü akaryakıt borçlarını karşılamaya yöneliktir. Başka bir deyişle bağımsız ve objektif bir sonucun gerçekleşmesine yönelik teminat verilmiş değildir. O halde, tüm ana kıstasların uygulanması sonucu davalının teminatının garanti sözleşmesi amacı ile değil kefalet amacı ile verildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. 6098 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin 1 inci fıkrası gereğince de davalının bu iradesinin bir kefalet amacına yönelik olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, dava konusu sözleşmenin kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğu ve 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi gereğince kefilin sorumlu olduğu miktarın sözleşmede belirtilmemiş olması karşısında kefalet sözleşmesinin bu hali ile geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla mahkemece, anılan hususlar karşısında bu sözleşmeye dayalı olarak davacının dava dışı ... şirketinin borucunu davalıdan talep edemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir." Yukarıda yazılı emsal içtihatlarda belirtilen kıstaslara göre her iki davalının imzaladığı 15/02/2018 tarihli ek sözleşmenin, ... yönünden, davalı ...'ın davacı şirket ile imzaladığı 12/12/2017 tarihli sözleşmede üstlendiği yükümlülükleri, ...'ın yerine getirmemesi halinde (şartıyla) davacının zararını gidermeyi taahhüt niteliğinde olduğu, dolayısıyla aslilik - fer'ilik kıstasına göre asli bir yükümlülük değil, ...'ın edimini yerine getirmemesine bağlı fer'i bir yükümlülük niteliğinde olduğu, ikinci kıstasa göre de ...'ın yükümlülüğünün asıl borçlu ...'ın yükümlülüğü ile sınırlı olduğu ve nihai olarak menfaat kıstasına göre de ...'ın bu yükümlülükten doğrudan bir menfaatinin bulunmadığı, oğlu olan ...'ın yükümlülüğüne kefil olma amacıyla hareket ettiği anlaşılmıştır. Her ne kadar ek sözleşmede "garantör" kelimesi kullanılmış ise de, bir sözleşmenin yorumunda, her iki tarafın gerek yanlışlıkla, gerek sözleşmedeki gerçek amaçlarını gizlemek için ve gerekse teknik içeriklerine dikkat etmeden kullandıkları sözler ve isimlere bakılmayarak, tarafların gerçek ve ortak amaçlarını objektif iyi niyet kuralları altında değerlendirmek ve gerçek istek ve iradelerini belirlemek gerektiğinden 15/02/2018 tarihli ek sözleşmede "garantör" kelimesi kullanılmasına rağmen, yukarıda yazılı emsal içtihatlar gereğince bu ek sözleşmenin, garanti sözleşmesi veya garanti sözleşmesinin bir alt türü olan 3. kişinin fiilini üstlenme (6098 s. TBK.'nin 128. md.) sözleşmesi olmadığı, kefalet sözleşmesi olduğu kabul edilmiştir. 6098 s. TBK.'nin 603. maddesi gereğince, "Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır." Bu madde gerekçesinde başkasının fiilini üstlenmenin de kefaletin şekil şartlarına tabi olduğu açıklanmasına rağmen, madde gerekçelerinin maddenin yorumunda bağlayıcı olmayıp sadece maddenin yorumuna katkı sağlayıcı nitelikte açıklamalar olması karşısında, Yargıtay . HD’nin 20.05.2024 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadında da benimsendiği üzere 3. kişinin fiilini üstlenme (TBK. 128 md.) yönünden, TBK.'nin 603. maddesinin uygulanamayacağı, garanti sözleşmesinin bir alt türü olan 3. kişinin fiilini üstlenmesi sözleşmelerini serbest şekle tabi olduğu, kefaletin şekli şartlarının aranamayacağı kabul edilmiş, ancak davalıların imzaladığı 15/02/2018 tarihli ek sözleşme garanti sözleşmesi veya garanti sözleşmesinin bir alt türü olan 3. kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi değil, kefalet sözleşmesi olduğundan TBK.'nin 128. maddesi de uygulanmamıştır. Her ne kadar 30/12/2021 tarihli duruşmada 6 nolu ara kararıyla 15/02/2018 tarihli ek sözleşmenin kefalet sözleşmesi niteliğinde olmadığı ve 17/02/2022 tarihli duruşmada da 1 nolu ara kararıyla bu sözleşmenin 3. kişinin fiilini üstlenme niteliğinde olduğu kabul edilmiş ise de, 13/10/2022 tarihli duruşmada verilen 3 nolu ara kararıyla 12/12/2017 tarihli sözleşme ve 15/02/2018 tarihli sözleşmenin geçerli olup olmadığının esas hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verilmesi karşısında, önceki ara kararlarındaki ek sözleşmeye ilişkin vasıflandırmalardan zımnen vazgeçildiği kabul edilmiş, karar öncesi duruşmalarda ek sözleşmenin niteliğine ilişkin önceki tespitlerden vazgeçilmesine dair ayrıca ara kararı verilmemiştir. Davalıların imzaladığı 15/02/2018 tarihli sözleşmenin kefalet sözleşmesi olduğunun kabul edilmesi karşısında şekil şartlarının bulunup bulunmadığının tespiti gerekmiştir. 6098 s. TBK.'nin 583/1. maddesine göre, "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." 6098 s. TBK.'nin 584/1. maddesine göre de, "Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır." Davalıların imzaladığı 15/02/2018 tarihli ek (kefalet) sözleşmesinin davalılardan ... yönünden TBK.'nin 583/1 ve 584/1. maddesinde yazılı şekil şartlarına da uygun olmadığı anlaşıldığından, ...'ın 15/02/2018 tarihli ek (kefalet) sözleşmesi gereğince sorumluluğunun doğmadığı anlaşılmış, davacı tarafından ...'a karşı açılan davanın bu nedenle reddine karar vermek gerekmiştir. Mahkememizden verilen 04/05/2021 tarihli ihtiyati haciz kararı 17/06/2021 tarihli ara kararı ile kendiliğinden kalkmış sayılmıştır. Bu dava açılmadan önce Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... D.İş sayılı dosyasından talep edilip reddedilen ancak Konya BAM . HD.'nin ... E. sayılı kararı ile verilen ihtiyati hacze ilişkin olarak ise mahkememizce herhangi bir karar verilemeyeceği, tarafların 2004 s. İİK.'nın 264. maddesi gereğince haklarının saklı olduğu sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle ; 1-Davacının davasının, davalılardan ... yönünden REDDİNE, 2-Davacının davasının, davalılardan ... yönünden KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile 1.185.000 TL. alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan ...'dan alınarak, davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, 3-Karar tarihi itibariyle (ve davalılardan ... yönünden dava değerinin 1.185.000 TL. olduğunun kabulü ile) alınması gereken 80.947,35 TL. nispi karar ve ilam harcından, tamamlama harcı dahil peşin alınan (21.586,90 TL.'den 615,40 TL.'lik kısmının ... yönünden reddedilen davaya ilişkin olarak davacı üzerinden bırakılmasına ve kalan) 20.971,50 TL.'nin alınması gereken harçtan mahsubu ile 59.975,85 TL. harcın davalılardan ...'dan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan 2.764,45 TL. yargılama giderinden takdiren 1/2'si olan 1.382,23 TL.'lik kısmının, davalılardan ... yönünden yapıldığının kabulü ile davacının kendi üzerinde bırakılmasına, kalan 1.382,22 TL. yargılama giderinden de davanın kabul ve ret oranına göre (1.185.000 TL./1.264.000 TL.) takdiren 1.295,83 TL. yargılama gideri ile 20.971,50 TL. peşin harçtan ibaret toplam 22.267,33 TL. yargılama giderinin davalılardan ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin yargılama giderlerinin davacının kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılardan ... tarafından yapılan 200 TL. yargılama giderinin davacıdan alınarak davalılardan ...'a verilmesine, 6-Gerekçeli kararın davalılardan ... vekiline tebliği için davacı avansından yapılacak tebligat giderlerinin davacının kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Gerekçeli kararın davacı vekili ile davalılardan ...'a tebliği için davacı avansından yapılacak 220 TL. tebligat giderinden davanın kabul ve ret oranına göre takdiren 206,25 TL.'lik kısmının davalılardan ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin yargılama giderlerinin davacının kendi üzerinde bırakılmasına, 8-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ; a)Davanın kabul edilen kısmı (1.185.000 TL.) yönünden, davacılar vekili için 177.900 TL. nispi vekalet ücretinin davalılardan ...'dan alınarak, davacıya verilmesine, b)Davanın davalılardan ...'a ilişkin olarak reddi yönünden (ve dava değerinin ... yönünden 1.264.000 TL. olduğunun kabulü ile) davalılardan ... vekilleri için 188.960 TL. nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan ...'a verilmesine, 9-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 1.360 TL. yargılama giderinin, 1/2'si olan 680 TL.'sinin (davalılardan ...'a yönelik davanın reddi nedeniyle) davacıdan, kalan 680 TL.'nin ise davanın kabul ve ret oranına göre 637,50 TL.'sinin davalılardan ...'dan, kalan 42,50 TL.'sinin ise yine davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, 10-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmın, 6100 s. HMK'nın 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde ve re'sen davacıya iadesine, Dair ; davacı vekili ile davalılardan ... vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince ( 2 ) hafta içerisinde, Konya BAM ilgili Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.19/02/2025

Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/224, K. 2025/123, T. 19.02.2025, www.arakarar.com/karar/konya-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2021-224-e-2025-123-k-b357050741e4