İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/72 E. 2024/373 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2019/72
- Karar No
- 2024/373
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2019/72 Esas KARAR NO: 2024/373 DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 28/12/2018 KARAR TARİHİ: 03/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 1.10.2013 tarihli hizmet sözleşmesi bulunduğunu, sözleşme gereği davacının yazılım gerçekleştireceğini, karşılığında 155.000 $ + KDV + sisteme entegre olacak 3. Kişilerden tahsil edilecek entegrasyon bedelinin %20'sini alacağını, üstlerine düşeni yaptıklarını ve davalının bunu kabul edip çalıştırdığını, davalının 13.11.2014 tarihli ihtarnamesinde çeşitli gerekçeleri ileri sürüp sözleşmeye aykırılığın giderilmesini talep ettiğini, bunun reddedildiğini, programın teslim edildiğinin ve çeşitli kodların teslim edilmemesinin ve 3.kişilerden alınan bedellerin talep edilemeyeceğinin-------ilamında belirlendiğini, bunun üzerine 07.12.2017 tarihli ihtarname ile sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin 5 senelik olduğunu, sözleşmenin 2.5 maddesinde hizmet bedellerinin tanımlandığını, alınan uzman mütalaasına göre uygulamanın çıplak maliyetinin 1.501.944,12 $ olduğunu, buna %60-80 arası kar marjı eklenmesi gerektiğini, kar marjlı uygulama bedelinin 3.754.860 - 9.011.664,72 $ aralığında olduğunu, taraflar arasında sürekli edim bulunduğundan davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğinden TBK 126 gereğince sözleşmenin feshedilip zararın talep edildiğini, şimdilik 1.000$'ın faizi ile tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında 01.10.2013 tarihli sözleşmenin bulunduğunu, aradaki uyuşmazlığa ilişkin olarak ------ sayılı ilamında karar verildiğini, kararın kesinleşmediğini, usuli itirazları bulunduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede davacıya 5 yıllık gelir garantisi taahhüdünde bulunulmadığını, aradaki ilişkinin eser sözleşmesi olduğunu, 155.000 $ + KDV'nin ödendiğini, müşteri taahhüdünde bulunulmadığını, davanın dava şartı yokluğu ile reddine, davanın esasına girilmesi halinde esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava taraflar arasında imzalanmış olan 01.10.2013 tarihli mobil uygulama hizmet sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği iddiası ile sözleşmenin ilgili maddeleri uyarınca davalının yeni müşteri entegrasyonundan elde etmesi gereken gelirin %20 sinin davacıya ödenmesine ilişkindir. Aşağıda sözleşmenin ilgili hükümleri aynen alıntılanacak, konuya dair geniş açıklamalar yapılacak bilirkişi raporlarının ilgili kısımlarından alıntılar yapılacak ve tüm dosya kapsamına göre hukuki nitelendirme yapılarak sonuca gidilecektir. Her iki taraf da birden fazla uzman mütalaaları sunmuş bu mütalaalar da incelenmiştir. Yargılama sırasında da birden fazla rapor alınmıştır. Dosya talep arttırım dilekçesi sunulduktan sonra heyete tevdii edilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 3. Maddesi ------ Sözleşme ve Ek-i'de yer alan Teklif Dokümanında açıklanan Mobil Uygulama Hizmeti ve Danışmanlık Hizmeti vermesi karşılığında, Müşteri tarafından iş bu Sözleşme ile belirlenen Hizmet Bedellerinin ----- ödemesini ve bu doğrultuda Tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenlemek amacıyla imzalanmıştır." hükmü bulunmaktadır. Sözleşmenin 5.3. Teklif Dokümanında yazılı Yeni Müşteri Entegrasyon Danışmanlık Hizmeti kapsamında ----- yeni Müşteri entegrasyonunda, entegrasyon bedelinin %20'si tutarında Müşteri'ye fatura düzenleyecektir.Sözleşmenin 5. 4 maddesi " İş bu Sözleşme kapsamı dışında kalan (Mobil Uygulama Hizmeti ve Aylık Balom Destek Hizmeti dışındaki) yapılacak mobil uygulamaya ilişkin ek fonksiyon ve hizmetler İçin ödenecek bedel günlük çalışan personel başına 900TL+KDV'dir. Ek bedel ödenmesini gerektirecek çalışmalarda ---- ortaya çıkar maliyeti Müşteri ile paylaşır, Müşteri'nin onay vermesinin ardından çalışma başlar. İş bu ek bedel ayrı bir fatura düzenlenmek suretiyle Müşteri'ye gönderilecektir." hükmü mevcuttur. Sözleşmenin 6. 10. Maddesi ---- yayına geçmesi için ilgili uygulamanın sahibi olacak firma adına ilgili uygulama platformunun yaymasından lisans almakla yükümlüdür.---- bu lisansın alınamaması veya alınmasının gecikmesi durumlarından bizzat --- sorumludur." hükmü mevcuttur. Sözleşmenin 7.7.maddesi ----- Sözleşme konusu hizmet bedelinin Müşteri tarafından ödenmesi koşuluyla, hizmetin sunulması için kullanılacak olan bunlarla sınırlı olmamak üzere her türlü bilgi ve belge, yöntem, usul, metodoloji, fikri ve sınai hakkın ve Sözleşme ile detayları belirlenen veya sözleşme kapsamında geliştirilecek olan ürün ve yazılımların tüm kodlarını Müşteri'ye teslim edecek olup, bunların her türlü fikri hakkının ve diğer tün haklarının münhasıran Müşteri'nin mülkiyetinde olduğunu kabul ve beyan ederek, bunlarla ilgili olarak herhangi bir tasarruf ve mülkiyet iddiasında bulunmayacaktır. Müşteri için üretilen yazılım ---- tarafından başka birine kopyalanıp satılamaz ve kullanılamaz.Bunun karşılığında Müşteri, Sözleşmenin imzalanmasından İtibaren 5 yıl süre ile Sözleşme'nin 5.3 maddesi kapsamında sadece ------ İşbirliği yapacaktır" hükmü mevcuttur. Her ne kadar davalı yanca davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı ileri sürülmüş ise de 6100 sayılı HMK'nın 107. Maddesi gereği davanın açıldığı tarihte davacının alacağın miktarını ve değerini belirleyebilmesi mümkün olmadığından davalının bu yöndeki itirazına itibar edilmemiştir. Keza arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı ileri sürülmüş ise de davanın 28.12.2018 tarihinde açıldığı dava harçlarının bu tarihte yatırıldığı, harca tabi işlemlerde dava tarihinin harcın yatırıldığı tarih olduğu, o tarihte davanın zorunlu arabulucuya tabi olmadığı anlaşılmakla davalının bu itirazlarına itibar edilmeyerek davanın esasına girilmiştir. Davalı vekili tüm dilekçelerinde davacıya belirli sayıda müşteri taahhüdünde bulunulmadığını, yeni müşteri bulma hususunda bir çaba gösterme yükümlülüğünün bulunmadığını savunmuştur. Davacının ---- imzalı sunduğu uzman mütalaası incelenmiş , davacının sözleşmeyi haklı nedenlerle derhal ve ileriye etkili olarak feshettiği, davacının sözleşmenin feshinden kaynaklı ifa çıkarını yani müspet zararını talep edebileceği, kar yoksunluğunu isteyebileceğini savunduğu görülmüştür. Davalı tarafından sunulan ------- imzalı mütalaa incelendiğinde taraflar arasında imzalanmış sözleşmenin isimsiz sözleşme olduğu, sözleşmenin hiçbir maddesinde davalıya yeni müşteri bulma yükümlülüğü getirilmediğini, böyle bir yükümlülüğün olması halinde bunun mutlaka sözleşmede düzenlenmesi gerektiğini, davalının sürümü arttırma yükümlülüğü bulunmadığını, sözleşmenin 5.3. Maddesinin hüküm doğrurabilmesi için sisteme yeni müşteri entegre edilmesi gerektiğini, bunun geciktirici koşul olduğunu, bu gerçekleşmediğinden de davanın reddi gerektiğini,sözleşmeden dönen davacının müspet zarar kapsamındaki kar mahrumiyeti talep edemeyeceğini belirtmiştir. Davacı bunun üzerine 23.10.2021 tarihli 2. Bir mütalaa sunmuştur. Bu mütalaa incelendiğinde davalının mobil uygulamanın üçüncü kişilere pazarlanması şeklinde bir asli edim yükümlülüğü bulunduğunu, söz konusu hususun geciktirici koşul değil sözleşmenin asli edimlerinden olduğunu, sözleşmenin davacı yanca haklı nedenlerle feshedilmesi nedeni ile davacının elde edeceği kardan mahrum kaldığı ve bunun davalıdan istenebileceğinin savunulduğu görülmüştür. Bu mütalaaya karşı davalı da aynı akademisyenden alınmış 15.04.2022 tarihli 2. Bir mütalaa sunmuş incelendiğinde ilk mütalaanın tekrarı mahiyetinde olduğu kısmen de davacı yanca alınan mütalaanın yerinde olmadığına dair görüşleri içeren mahiyette olduğu görülmüştür. Taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin içeriğinde kanunda ön görülmemiş unsurların da olması nedeni ile isimsiz sözleşme olduğu açıktır. Sözleşme tarafların anayasası olduğundan sözleşmede hüküm bulunan hallerde sözleşme hükümleri, olmayan hallere ise TBK'nın genel hükümleri uygulanacaktır. TBK'nın 19. Maddesi " bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek amaçlı kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." hükmüne haizdir. Sözleşmenin yorumlanması sözleşmenin içeriği ile hukuki uyuşmazlığın giderilmesi sorunudur. Yorumun konusu aslında sözleşme değil sözleşmeyi oluşturan irade beyanıdır. Sözleşmenin yorumlanmasının şartları ;Sözleşmenin kurulmuş olması ve tarafların sözleşmenin içeriğini farklı şekilde anlamalarıdır. Hakim sözleşmenin içeriğini her şeyden önce tarafların gerçek ve birbirine uygun gerçek iradelerine göre tespit ve tayin eder. Burada sözleşmenin içeriğine ilişkin uyuşmazlık noktaları tarafların birbirine uygun farazi iradelerine göre belirlenir. Buna göre hakim makul ve dürüst şekilde davranan tarafların mevcut şartlar altında güven teorisine göre tespite dilecek iradelerini esas alarak uyuşmazlığı çözer. Her borç ilişkisi belirli bir edimi veya edimleri içerir. Edim borcun içeriğini ve konusunu oluşturur. Borç ilişkisine dayanılarak alacaklının borçludan talebe yetkili olduğu borçlunun da yerine getirmekle yükümlü olduğu davranışa edim denir. Edim borcun doğumu esnasında belirli veya hiç olmazsa belirlenebilir olmalıdır. Zira belirli olmayan veya belirlenemeyen edimlerin ifası dava veya cebir icraya konu olamaz. Sürelerine göre edimler ; sürekli edimler, ani edimler ve dönemli edimler olarak çeşitlendirilebilir. Borçlunun borçlandığı edim zaman içinde sürekli bir davranışla yerine getirilebiliyorsa buna sürekli edim denir. TBK'nın 170/2. Maddesi " aksi kararlaştırılmamış ise geciktirici koşula bağlı sözleşme ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder" hükmüne haizdir. Hukuki işlemin sonuçlarını meydana getirmesi gelecekteki belirsiz bir olayın gerçekleşmesine bağlı ise geciktirici şart söz konusu olur.------ Türk Borçlar Kanununun m. 170 hükmüne göre "Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur. Aksi kararlaştırılmamışsa geciktirici koşula bağlı sözleşme ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder." Somut olayda davalının, 23/07/2012 tarihli davacı tarafından da kabul edilerek imzalanan adi yazılı belge ile sözü geçen taşınmazın satışı halinde davacıya 26.000,00 Euro ödeyeceğini beyan ettiği, takip tarihinde taşınmazın henüz satılmadığı açıktır. Öyleyse geciktirici koşul gerçekleşmemiş olduğundan davacının davanın açıldığı tarihte muaccel olmayan alacağını talep ve dava yetkisi bulunmamaktadır..." gerekçesi ile verdiği kararda geciktirici koşula tabi sözleşmelerde söz konusu koşul gerçekleşmeden açılan davanın reddi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle şartın gerçekleşmesinden önce sözleşmeden alacaklı lehine bir alacak hakkı doğmadığı gibi borçlu aleyhine de bir borç doğmaz. Bu devrede alacaklının alacağı şartlı bir alacak borçlunun borcu da şartlı bir borçtur. Alacaklı şart gerçekleşmediği dolayısı ile alacak hakkı henüz doğmadığı için borçludan ifayı talep ve dava edemez. Koşul şart hukuki işlemin etkisinin bağlandığı ileride gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olgudur. Somut olayda mobil uygulamaya üçüncü kişilerin entegrasyonu henüz belirsiz bir olaydır. Bu itibarla mobil uygulamaya üçüncü kişilerin entegrasyonunun geciktirici koşul olduğu şüphesizdir. Davalının sözleşme gereği asli edim yükümlülüğü mobil uygulamayı pazarlamak değil pazarlamanın gerçekleşmesi halinde davacı tarafından verilecek danışmanlık ücretinin ( entegrasyon bedelinin %20 sini) ödemektir. Mahkememizce alınan 01.11.2022 tarihli kök raporda davacının %20 gelir kaybının davalının da %80 gelir kaybı anlamına geldiğini, yeni müşteri bulma yükümlülüğünün sözleşmenin hiçbir maddesinde davalıya yüklenmediği eldeki verilerle alacağın hesaplanmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Mahkememizce alınan 22.05.2023 tarihli ek bilirkişi raporunda sözleşme bedeli olan 155.000 DOLAR +KDV'nin 2013 yılı serbest piyasa koşullarına göre yerinde olduğu, alacağı hesaplamaya yarar delillerin mevcut olmadığını belirtmiştir. Mahkememizce alınan 22.01.2024 tarihli ek raporda ise "....Tüm bu maddeler bir arada değerlendirildiğinde, nihai takdiri Sayın Mahkeme'ye ait olmak üzere, davalı yanın taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki kapsamında “pazarlama/sürüm artırma yükümlülüğü” gibi bir açık yükümlülük altında olmadığı düşünülmektedir. Her ne kadar davacı yan, sözleşmede ------- hallerinin de düzenlendiğini ifade etmiş olsa da bu durum, davalının sözleşme konusu ürünü----- portföyündeki gerçek veya tüzel kişilere ve/veya 3. Kişilere pazarlaması halinde, bu pazarlama neticesinde davalı ile --- portföyündeki kişiler arasında yahut davalı ile 3. Kişiler arasında anlaşmaya varılması halinde, davacıya yapılacak ödemelerin düzenlendiği görülmektedir. Öte yandan bu durumun ve sözleşme metni ile teklif dökümanın yorumlanmasında, davalının bu yönde açık bir yükümlülük altına girdiği şeklinde bir sonuca varılamadığı ifade edilebilecektir. Bununla birlikte, Sayın Mahkeme'nin de sözleşmede davalıya açık bir “pazarlama/sürüm artırma”yükümlülüğügetirilmediği kanaatine varması halinde, sözleşme ile açık bir şekilde düzenlenmemiş bir yükümlülük iddiasının, örtülü/sarih olmayan bir şekilde var olduğu iddiasından yola çıkılarak, davalı aleyhine bir sorumluluk tevcih edilemeyebileceği sonucuna da varılabilecektir..."Taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiden, davalının “ihtilafa konu dijital ürünü pazarlaması ve sürümü arttırma yükümlülüğü altında” olmadığı sonucuna varılabileceği Davalı ------kapsamında elde etmiş olduğu işlem hacimleri; 2012 döneminde ------ kart gelir 3.785.12,19 TL, 2013 döneminde ----gelir 919.065,05 TL, 2014 döneminde ----gelir 1.360.665,25 TL, 2015 döneminde ----1.039.917,03 TL, 2016 döneminde----kart gelir 3.636.863,06 TL, 2017 döneminde ---- kart gelir 3.636.863,06 TL, 2018 döneminde -----kart gelir 4.302.617,96 TL, 2019 döneminde --------- kart gelir 4.464.839,63 TL olduğu tespit edildiği, Sayın Mahkeme, entegrasyon alacağı talep edilebileceği kanaatinde ise, bu kapsamda raporumuzda yapılan tespit ve incelemelere göre,----- elde edilen gelirleri yargılama konusu uygulamaya projekte edip her yeni müşteriden elde edilecek entegrasyon bedeli üzerinden davacı ----- %20 oranında entegrasyon bedeli alacağının miktarının 2.893.908,12 TL olabileceği..." görüş ve kanaatinde olduklarını belirtmişlerdir. Tarafların iddia ve savunmalarından esasen söz konusu mobil uygulamaya üçüncü kişilerin entegre edilmediği hususu sabittir. ----- ilamında "..Müspet zarar, tamamen haklı olan tarafın sözleşmeden tamamen haksız olarak dönen taraftan isteyebileceği tazminatın konusunu oluşturup, müspet zarar kapsamında kalan kâr mahrumiyeti sözleşmeden dönen tarafın tamamen haklı dahi olsa isteyebileceği alacak kalemlerinden değildir." belirtmiştir.--------. Kural olarak sözleşmenin haklı feshi halinde fesheden, sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 106 ve 108. maddeleri uyarınca akdin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararın tazminini isteyebilir. Doktrinde hakim olan görüşe ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre burada oluşan zarar menfi (olumsuz) zarardır. Menfi zarar; sözleşmenin karşı tarafınca yerine getirileceğine olan güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılan zarardır. Kısaca bu zarar, alacaklının sözleşme yaptığı için uğradığı, sözleşme yapmamış olsa idi uğramayacağı zarar olup, sözleşmeye güvenilerek yapılan harcamaların (giderlerin) tamamının, başka bir anlatımla karşı tarafın mal varlığına girmese bile o sözleşme sebebiyle cepten çıkan paradır. Müspet zarar ise, sözleşme sebebiyle cebe girmesi gereken paranın, girmemesi sebebiyle meydana gelen zarardır. Bu niteliği gereği müspet zarar daima ileriye dönük olup, bir beklenti kaybıdır. Kısaca, akdin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zarardır. Örneğin, kira geliri kaybı, geciken ifa sebebiyle ifaya bağlı ceza (B.K.158/ll.md.), seçimlik ceza (B.K.158/I.md.), eksik işler bedeli, kâr kaybı müspet zarar kapsamındaki alacakları oluşturmaktadır. Özetle sözleşmenin feshedilmesi halinde sözleşmeyi feshedenin kâr kaybı isteyebilmesi için sözleşmede buna dair düzenleme bulunması gerekir. Feshedilen sözleşmede böyle bir düzenleme yoktur. 6098 sayılı TBK'nın 125/son maddesi uyarınca sözleşmeyi haklı olarak fesheden taraf ancak olumsuz zararını isteyebilir, olumlu zararını isteyemez..." belirtmiştir.Davacının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği temyiz denetiminden geçmek sureti ile kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabittir.Zira Davacıdan artık bu sözleşmeye tabi olması beklenemez. Ancak davacının sözleşmeyi feshederken sözleşmeye tabi olan bir alacağı yani kar kaybını talep ettiği görülmüştür. Yerleşik yargıtay kararları gereği kar kaybı müspet zarar kapsamındadır ve sözleşmeyi fesheden taraf kar kaybı talep edemez. Taraflar arasında imzalanmış olan sözleşme incelenmiş sözleşmenin feshi halinde kar kaybı talep edilebileceğine dair bir düzenleme olmadığı görülmüştür. Davacı sözleşmende yeni müşteri bulma yükümlülüğünün asli edim olduğunu, aksi halde bu sözleşmenin çok daha yüksek bedele imzalanacağını ileri sürmüştür. Mahkememizce alınan 22.05.2023 tarihli bilirkişi ek raporunda sözleşme bedeli olan 155.000 USD +KDV nin sözleşmenin imzalandığı 2013 yılındaki tarihteki piyasa rayicine uygun olduğu tespiti yapılmıştır. Davacı beyanları yerinde olmayıp itibar edilmemiştir.Davacı ve davalı yan 6102 sayılı TTK'nın 16. maddesi uyarınca tacirdir. 18/II maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir işadamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, kendi yetenek ve imkânlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli ve öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğunu vurgulamaktadır-------- Tacir özellikle ticari işletmesiyle ilgili sözleşmeleri yaparken ve bu sözleşmelerden doğan borçlarını yerine getirirken basiretli bir işadamı gibi davranmak zorundadır. Tacir, ister icapta bulunan, isterse kabul eden durumunda olsun akdin kurulmasından önce ve kurulması sırasında ticaretinin özelliğini gözönünde tutan tedbirli ve ileriyi makul ve mutad bir oranda gören bir tacir gibi davranmak zorundadır. Araştırma yapmaksızın ve tedbirsiz bir şekilde hareket ederek icapta ve kabul beyanında bulunan tacir basiretli bir işadamı gibi davranma mükellefiyetini yerine getirmemiş sayılır. Davacı her ne kadar sözleşmede müşteri bulma yükümlülüğünün asli edim yükümlülüğü olduğu ileri sürülmüş ise de sözleşme incelendiğinde davalıya yeni müşteri bulma yükümlülüğünün yüklenmediği açıkça görülmektedir. Sözleşmede sisteme yeni müşteri entegre edilmesi halinde %20 bedelin davacıya ödeneceği yazmakta olup bilirkişi raporunda da isabetle tespit edildiği üzere burada sisteme alınmayan her müşteri yönünden esasen davalının da %80 gelir kaybı bulunmaktadır. Sisteme yeni müşteri alınmadığı zaten tarafların iddia ve savunmalarından görülmektedir. Sözleşmedeki bu hükmün bir asli edim yükümlülüğü olmadığı açıkça görülmektedir. Yani davalıya yeni müşteri bulma yükümlülüğü gibi bir asli edim yükümlülüğü yüklenmemiştir. Aksini iddia eden davacının basiretli tacir gibi davranarak bu yükümlülüğe uyulmaması halinde sonuçlarını sözleşmeye yazması gerekirdi. Kaldı ki bu hüküm olmasa idi sözleşmenin bu rakama imzalanmayacağı yolundaki davacı iddiasının da yerinde olmadığı da alınan rapor ile tespit edilmiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere sözleşmenin bu hükmünün geciktirici koşul mahiyetinde olduğu açıktır. Somut olayda mobil uygulamaya üçüncü kişilerin entegrasyonu henüz belirsiz bir olaydır. Bu itibarla mobil uygulamaya üçüncü kişilerin entegrasyonunun geciktirici koşul olduğu şüphesizdir.Bu nedenle şartın gerçekleşmesinden önce sözleşmeden alacaklı lehine bir alacak hakkı doğmadığı gibi borçlu aleyhine de bir borç doğmaz. Bu devrede alacaklının alacağı şartlı bir alacak borçlunun borcu da şartlı bir borçtur. Alacaklı şart gerçekleşmediği dolayısı ile alacak hakkı henüz doğmadığı için borçludan ifayı talep ve dava edemez. En son alınan ve davacının talep arttırımını yaptığı bilirkişi raporu mahkemenin davacı lehine düşünmesi halinde yapılan bir hesaplamaya ilişkin olup esasen dava konusu alacakla ilişkili de değildir. Öte yandan zaten raporda da davacının bir talep hakkının olmadığı nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişi görüşlerinde izah edilmiştir. Öte yandan yapılan hesaplama da denetime uygun değildir , Şöyle ki sözleşme zaten 2013 yılında imzalanmış olup hesaplamalar ise 2012 yılından başlayarak yapılmıştır. Alınan rapor hesaplama yönünden de denetime uygun olmamakla birlikte hukuki yönden dava yerinde olmadığından üzerinde durulmamıştır. Tüm dosya kapsamı, yukarıda yapılan açıklamalar, atıf yapılan emsal yüksek mahkeme kararları bir bütün olarak değerlendirilmiş davanın reddi gerektiği vicdani kanaatine varılarak buna dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Avukatlık asgari ücret tarifesinin 13/4. Madde ve fıkrası maddi tazminat istemli davaların tamamen reddi durumunda hükmedilecek avukatlık ücretinin tarifenin ikinci kısmının 2. Bölümüne göre hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.Dava mahiyeti itibarı ile uğranılan kar kaybı maddi zararının tazmini istemine ilişkin bir maddi tazminat istemidir. Davanın tamamen reddi durumunda hükmedilmesi gereken vekalet ücreti de AAÜT'nin 13/4 madde ve fırkası gereği maktudur. Bu nedenle davalı lehine maktu vekalet ücreti takdir olunmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanununa göre alınması gereken 427,60 TL maktu harcın, peşin alınan 90,63 TL ile tamamlama harcı olarak alınan 49.330,57 TL olmak üzere toplam 49.421,20 TL harç'dan mahsubu ile fazla yatırılan 48.993,60 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, davalı yanca yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 4-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının taraflara iadesine, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 17.900 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya ödenmesine, Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, ---- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, taraf vekillerinin yüzüne karşı, oy birliği ile açıkça okunup usulen anlatıldı. 03/07/2024