İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2019/1734 E. 2019/1521 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2019/1734
- Karar No
- 2019/1521
- Karar Tarihi
T.C. GAZİANTEP 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO :.... Esas KARAR NO :.... HAKİM : ...... KATİP :....... DAVACI :..... VEKİLİ : Av. ...... DAVALILAR : 1- ..... VEKİLİ : Av. .... : 2- ..... DAVA : Menfi Tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/09/2023 KARAR TARİHİ : 11/12/2023 GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 15/12/2023 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 06/09/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; ..... şubesine ait,.......seri nolu ve 450.000,00 TL bedelli 2 adet çekin müvekkili hilafına elinden çıktığını, bankaya yapılan bildirime rağmen bankanın ödeme yasağı için mahkeme kararı istediğini, çekler üzerindeki imzanın müvekkili şirket yetkilisine ait imzanın sirküleri ile karşılaştırıldığında imzaların açık bir şekilde farklı olduğu görüleceğini belirterek anılan çekler yönünden müvekkili şirketin davalılara borçlu olmadığının tespitini ve anılan çekler yönden ödeme yasağı verilmesini dava etmiştir. Davalı taraflarca yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmamıştır. GEREKÇE VE KANAAT: Uyuşmazlık, .......şubesine ait,.......seri nolu ve 450.000,00 TL bedelli 2 adet çek sebebiyle davacının davalılara borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Bilindiği üzere, 19 Aralık 2018 tarih ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7155 sayılı Kanunu’nun 20. Maddesinde dava şartı olarak Arabuluculuk Kanununa eklenmiş olup, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4. Madde ve diğer kanunlarda da belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar paranın ödenmesi olan tazminat ve alacak talepleri hakkında dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. 19.12.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na 5/A maddesi eklenmiştir. Anılan maddeye göre;"(1)Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” denilmiştir. Görüldüğü üzere, 6102 sayılı TTK’ye eklenen 5/A maddesinde, Kanun’un 4.maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri olan ticari davalarda, arabuluculuk dava şartı olarak belirlenmiştir. 6325 sayılı Kanunun dava şartı olarak arabuluculuğu düzenleyen 18/A maddesi ise; "(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir...”hükmünü içerir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 114 te Dava Şartları sayılmıştır. HMK 114. maddesinin 2. fıkrasında "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." hükmü bulunmaktadır. Yine Hukuk Muhakemeleri Kanununun 115. maddesinin 2.fıkrasında "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder." şeklinde hüküm bulunmaktadır. Huzurdaki davanın kambiyo senedinden kaynaklandığı ve tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olduğu, dolayısıyla davanın ticari bir dava olduğu tartışmasızdır. Üzerinde durulması gereken diğer bir husus ise, işbu davanın zorunlu arabuluculuğa tabi bir dava olup olmadığının belirlenmesidir. Dava arabuluculuğa elverişli olmakla beraber dava şartı arabuluculuk kapsamında kalabilmesi için uyuşmazlık konusunun para alacağının ödenmesine ilişkin olması ve talep sonucunun tazminat veya alacağa ilişkin olması ya da her ikisini birlikte içermesi gerekir. Çek ve bono ile ilgili ticari davalar ise çoğunlukla menfi tespit talepli olarak ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar davacı eldeki menfi tespit davasında zorunlu dava şartı arabuluculuk kapsamında kalmadığını ileri sürmüş ise de, TTK nun 5/A maddesindeki düzenleme ile talep sonucuna değil dava konusuna açıkça vurgu yapılarak dava konusunun bir miktar paranın ödenmesi olması şartı aranmış olduğu, menfi tespit davalarının esas itibariyle bir miktar paranın ödemesine ilişkin olmaları da dikkate alındığında dava şartı arabuluculuk kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Aksinin kabulü halinde hem kanun koyucunun amacına aykırı yorum yapılmış olacak hem de uygulamada büyük bir kargaşa yaşanacağından mahkememizce taraflar arasındaki davanın zorunlu dava şartı arabuluculuk kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. Nitekim ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarında, 7155 sayılı Kanun ile TTK'ya eklenen 5/A maddesi uyarınca, kanunun lafzi yorumuna göre, zorunlu arabuluculuk kapsamında değerlendirilmese bile, parasal bir uyuşmazlığa ilişkin olduğundan, gerek iş davalarındaki zorunlu arabuluculuk düzenlemesindeki kanun gerekçelerindeki benzerlikler, gerekse kanun koyucunun bu tür parasal uyuşmazlığa dair ticari nitelikteki menfi tespit davalarını da kapsama alma arzusunda olduğuna ilişkin doktrin görüşleri karşısında, ticari dava türündeki menfi tespit davasının zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu kabul edilmelidir. (Aynı Yönde; İstanbul BAM 19. HD. 28/06/2019 tarih, 2019/1734 E. - 2019/1521K. Sayılı kararı, Erzurum BAM 3. HD. 27/03/2019 tarih, 2019/531 E. - 2019/549K. Sayılı kararı vb.) Yine Adana BAM 9. HD. 17/05/2019 tarih, 2019/274 E. - 2019/605 K. Sayılı kararında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; "(...) netice-i talep veya dava türü ne olursa olsun "dava konusu bir miktar para alacağı" olan tüm talepler hakkında, alacaklı ve borçlu açısından bir ayırım yapılmadan ve bir sınırlama getirilmeden dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını, dava şartı olarak düzenlemeyi amaçlamıştır. Elbetteki "menfi tespit" talebi ile "alacak" talebi hukuken anı kavramlar değildir ve bu davalar sonucunda netice-i talepler ile kurulacak hükümler de farklıdır. Ancak burada dava konusu bir miktar para alacağı ise, açılacak davanın yada talebin ne olduğunun bir önemi yoktur. İster alacak, ister menfi tespit, ister istirdat, ister itirazın iptali, ister tazminat talebi olsun bu davaların ortak noktası "dava konusunun bir miktar para alacağı" olduğudur. Sadece netice-i talepler ve mahkemelerce kurulacak hükümler birbirinden farklıdır. Sınırlayıcı bir yorum yaparak maddenin sadece "alacak" veya "tazminat" davalarıyla sınırlı bir uygulama yapmanın kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı muhakkaktır. Zira böyle sınırlayıcı bir yorum yapıldığında 2004 sayılı İİK'nın 67. maddesinde düzenlenen "İtirazın İptali" ve 72. maddesinde düzenlenen "İstirdat" davaları ne olacaktır? Bu davalarda da aslen talep " bir miktar paranın ödenmesi" dir. Doğrudan alacak veya tazminat davası açıldığında açılan davalar arabulucuya tabi tutulacak, ancak 2004 sayılı İİK. gereğince kanunen de tanınan bir hak olan takip yapılıp itiraz edildiği taktirde, açılacak itirazın iptali davası arabulucuya tabi tutulmayacak mıdır? Bu durum kanunun dolanmasına neden olacak ve gerek ilk derece mahkemelerinde, gerekse istinaf mahkemelerinde farklı uygulamalara sebep olacağı tartışmasızdır. Kaldı ki uygulamada çok farklı kararlar verilmekte bu konuda bir uygulama birliği sağlanamamaktadır. Yine aynı durum "İstirdat" davası için de geçerlidir. Örneğin alacaklı tarafından açılacak alacak davasının "arabulucuya başvurma" dava şartına tabi tutulması, ancak aynı konu ve alacak ile ilgili borçlu tarafından açılacak menfi tespit veya istirdat davasının "arabulucuya başvurma" dava şartına tabi tutulmaması durumunda bu uygulamanın alacaklı yönünden T.C. Anayasa'sının 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkı kapsamında hak ihlallerine yol açacağı muhakkaktır. Bu nedenle 6102 Sayılı TTK'nın 5/A maddesi gereğince menfi tespit talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabül edilmesi gerektiği(...)" şeklinde karar verilmiştir. Yine Kayseri BAM 28/02/2020 tarih, 2020/273 E. - 2020/273 K. Sayılı kararı da bu yöndedir. Tüm bu açıklamalar ışığında, somut olayımızda davacı tarafından açılan davadan önce zorunlu arabuluculuğa hiç başvurulmadığı, nitekim davacı tarafından dava dilekçesi ekinde arabuluculuğa ilişkin hiçbir belgenin eklenmediği, bu konuda bir açıklama yapılmadığı gibi, arabuluculuk tutanağının da dosyaya ibraz edilmediği, davanın ticari dava olduğu, menfi tesbit davalarının da zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu, bu durumda da 18/A maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, "Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir" hükmü doğrultusunda davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü KÜ M: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın reddine, 2-Yeteri kadar harç alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, varsa artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde yatıran tarafa iadesine, 4-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/1-2-4 Maddesi gereğince 129.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 11/12/2023