İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2013/7163 E. 2013/12942 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2013/7163
- Karar No
- 2013/12942
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2025/99 Esas KARAR NO :2025/457 DAVA:Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:05/02/2025 KARAR TARİHİ:30/05/2025 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda; TALEP: Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Müvekkil şirket, Amerika Birleşik Devletlerinde mukim ve dünyaca tanınmış bir iş geliştirme platformu olan ... ... ve ... ... ... ... Türkiye franchise'i/temsilcisi/distribütörü/lisans alıcısı olarak faaliyette bulunmak amacıyla 2013 senesinde kurulmuştur. Müvekkil şirketin iştigal konusu “3-1) her sektörden gerçek ve tüzel kişileri ayrıca kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerini bir araya getirecek haftalık ve aylık toplantılar düzenleyerek, iş geliştirme eğitimleri ile iş olanaklarını geliştirme ve iş akışını gerçekleştirebilme imkanı sağlamak adına organizasyon faaliyetinde bulunmak ve bunlara danışmanlık yapmak, eğitimler düzenlemek..” dahil olmak üzere ana sözleşmesinde belirtilen diğer işlerdir.Müvekkil firma, yukarıdaki iştigal konusu kapsamında müşteri/üye olan bu insanları gerek online gerek fizik toplantılarla bir araya getirme organizasyonunu yapan, her hafta ve her ay düzenlediği sürekli eğitimlerle üyeleri eğiten ve yöne bütün sistemdeki üyelerin katıldığı toplantılar yapan, ... connect isimli masa üstü ve telefon üzerinden çalışan yazılımla tüm dünyadaki yaklaşık yarım milyon üyesinin üyelerin onaylanmış bilgilerini, faaliyet alanlarını üyelerinin faydalanmasına açmak vb. faaliyetleri yürütmektedir. Müvekkilin iş sisteminde, iş insanları, sözleşme akdetmek, yıllık üyelik ve aylık aidat ödemek suretiyle, ikametgah, iş yeri ya da bulundukları il bazında bölgelerindeki gruba üye olurlar. Her grupta aynı meslekten sadece bir iş insanının bulunmasına izin verilmesi nedeniyle kendi alanları açısından oldukça geniş bir iş potansiyeline sahip olurlar. Üyeler 2 toplantısı fiziki, 2 toplantısı online olmak üzere 4 toplantı yaparlar. Üyeler bu toplantılarda gruplarındaki veya sisteme üye diğer kişilerin ulaşmak istedikleri firmalara ulaşmaları, işlerini tanıtmaları, iş çevrelerini genişletmeleri ve kendi çevrelerini de diğer üyelere açmaları için çaba gösterirler. ... sistemindeki tüm bu faaliyetlerin başarıya ulaşması için, tüm üye, yönetici ve franchise sahipleri için belirli performans kriterleri konulmakta ve performansları sistematik bir şekilde izlenmekte/raporlanmaktadır. Yani bu sistem sadece dahil olmanın yeterli görülmediği, sisteme dahil her aktörün olumlu performans göstermesi şartına bağlı bir sistemdir. Tüm üyelerin ve yöneticilerin, franchise sahiplerinin bu performans kriterlerini ne kadar karşıladıkları, katkı verip vermedikleri, sistem dokümanları, direktörler, raporlar ve pek çok çapraz kontrol sistemleriyle ve ... ... isimli yazılım ile de kontrol edilmektedir. Müvekkil şirket bu faaliyeti kapsamında aynı zamanda alt franchise'lar vermek suretiyle belirli bölge ve şehirlerin yönetimini talep edilmesi ve uygun bulunması karşılığı kişilere bırakmakta ve bu kişilerle detaylı bir alt franchise sözleşmesi akdetmektedir. Davalılardan ... Hizmetleri Ltd. Şti. ile müvekkil arasında, Sarıyer ilçesinde ... grupları kurup işletmek amacıyla 23.01.2024 tarihli bir alt franchise sözleşmesi akdedilmiştir.Diğer davalı ... ise sözleşmeye ek olarak akdettiği kefalet sözleşmesi ile sözleşmeye müşterek ve müteselsil kefil olmuştur. Sonrasında davalı, bir sözleşme akdettiği ve buna uygun olarak hareket etmesi gerektiği halde daha yolun başındayken bile sözleşmeye aykırı hareket etmiş, sözleşmenin birden çok maddesini defalarca ihlal etmiş, performans kriterlerini karşılayamamıştır. Bu hususlar kendisine bildirildiği ve bu konuları düzeltmek için çaba sarf etmesi gerektiği halde franchise edilen işi, sözleşmenin 15.8 maddesinde belirtilen 90 günlük önel süresini vermeden ve yazılı bir bildirimde de bulunmadan (90 günlük süre fesihten sonra geçişin/devrin nasıl organize edileceği ve fesih sonrası yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceğine dair hususları düzenlemek vb. içindir.) bırakmış/terk etmiş, bu şekilde münakid sözleşmeyi eylemli olarak haksız feshetmiştir.Davalının üstlendiği işi terk etmesi ve bu suretle gerçekleştirdiği eylemli haksız feshi üzerine müvekkil şirket, davalının üye yaptığı kişilerin üyelik ücretlerini iade etmiş kalan 1-2 üyeyi bir başka gruba aktarma işlerini tamamlamıştır. Bu aşamada ve sonrasında davalı şirketten ödemediği franchise bedeli, fatura bedeli ve iade etmesi gerekli komisyonlar istendiği halde davalı şirket buna yanaşmamıştır. Bunun üzerine davalı şirkete, sözleşmenin 16. ve 17. maddeleri ile muhtelif kısımlardaki fesih sonrası yükümlülüklere uymakla yükümlü olduğu; sözleşmenin uygun önel verilmeden eylemli şekilde sona erdirilmesi neticesinde; Müvekkil şirketin uğradığı bilumum zararların tazmini ve cezai şart talepleri konusunda yasal yollara başvurulacağı hususu da bildirilerek feshedilmiş ve ödemediği franchise bedeli, bakiye fatura bedelini ödemesi kendisine ihtar edilmiştir.Münakid sözleşme ile davalı, franchise bedeli olarak müvekkile 30.000 USD ödemeyi taahhüt etmiştir. Sözleşmenin 3.1.2.1, 3.1.3.2 ve 3.1.3.3 düzenlemeleri uyarınca alt franchise ücreti hiçbir durum ve şartta iade edilemez bir ücrettir. Sözleşmede bir opsiyon dönemi kararlaştırılması halinde franchise alan sözleşmenin 3.1.3.2 düzenlemesi uyarınca 30.000 USD franchise bedelinin yarısını (15.000 USD'yi) sözleşmenin akdedildiği anda müvekkile hemen ödeyecek kalan kısmını da sözleşmenin 3.1.3.4 düzenlemesi uyarınca 100 üyeye ulaştığı tarihte ödeyecektir. Bu düzenlemeler uyarınca davalı şirketin müvekkile franchise bedeli olarak derhal 15.000 USD ödemekle yükümlü olduğu ve bu bedelin iadesini isteyemeyeceği izahtan varestedir. Davalı, sözleşmenin akdi aşamasında hazırda ancak 5.000 USD'sinin olduğunu ama kalan kısmı çok geciktirmeden ödeyeceğini söylemesi üzerine ilk etapta 5.000 USD karşılığı 181.311 TL’lik fatura düzenlenmiştir. Davalı ise bu bedelin sadece bu 140.000 TL’sini ödemiştir.Davalının bu faturadan kaynaklanan ödenmemiş bakiye borcu 41.311 TL’dir. USD bazında ise halen daha ödenmeyen 10.000 USD’lik bir franchise bedeli mevcuttur. Bugüne kadar yapılan sözlü ve yazılı ihtarlara rağmen davalı bu iki bedeli ödemekten imtina etmiştir. Sözleşmenin 15.3.1 düzenlemesi uyarınca, franchise alanın müvekkile veya tedarikçilerine olan borçlarını ödememesi bir fesih sebebidir. Sözleşmenin fesih sonrasını düzenleyen 16. daddesinin 1.2 no'lu (16.1.2) alt bendi uyarınca franchise alan, sözleşmenin sona ermesinden itibaren 1 hafta içerisinde müvekkile olan borçlarını ödeyeceğini taahhüt etmiştir. Bu kapsamda davalı şirket ve diğer davalı kefili, ödenmesi zorunlu ve iade edilmeyeceği birden fazla maddede düzenlenmiş olan 10.000 USD alt franchise bedelini ve faturadan kaynaklanan 41.311 TL borcunu müvekkile ödemek hususunda müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Önemle belirtmek gerekir ki taraflar arasında akdedilen franchise sözleşmesinde haksız fesih durumunda dahi başlangıç bedelinin talep edilemeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmakta ise Mahkeme bu hükümle bağlı olacaktır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2013/7163 E., 2013/12942 K. ve 20.06.2013 tarihli kararında taraflar arasındaki bu sözleşme hükmünün dikkate alınmadan hesaplama yapılarak hüküm verilmesini hatalı bulmuştur. Davalının marka kullanım bedellerini ödememesi, ön görülen teminat mektubunu vermemesi eylemlerinin sözleşme uyarınca davacı yana tek taraflı haklı fesih sebebi yarattığı, davacı marka kullandıranın sözleşmenin feshine kadar devam eden dönem için işlemiş marka kullanma bedeli (royalty) alacaklarını talep edebileceği..." (Yargıtay 11. HD; 28.04.2014 tarihli, 2014/4762 E., 2014/7899 K. Sayılı kararı) Dolayısıyla davalıların bu bedelleri müvekkile ödemesine karar verilmesi gerekmekte ve talep olunmaktadır. Münakid sözleşmenin 15.2.22 maddesi (yukarıda yer alan madde düzenlemelerinde de yer alan 100 üye taahhüdü) uyarınca opsiyon dönemi içerisinde ekli çizelgede yer alan hedeflere ulaşılamaması halleri birer sözleşme ihlali ve fesih gerekçesidir. Davalı şirket, akdettiği sözleşme ile 1 sene içinde 100 üyeye ulaşmayı taahhüt etmiştir. Yani davalı şirket sözleşmenin akdedildiği 23.01.2024 tarihinden 23 Ocak 2025 tarihine kadar olan dönemde 100 üye yapmayı kabul etmiştir. Bu durumda, davalının en geç 23 Ocak 2025 tarihinde 100 üyeye ulaşmış olması, franchise sözleşmesinin ilk ve temel koşuludur. Zaten bunu taahhüt ettiği ve müvekkilde güven uyandırdığı için müvekkil davalı şirketten 30.000 USD değil 15.000 USD alacağı modeli devreye sokmuştur. Bu süreç içerisinde müvekkil şirket, davalı şirkete her türlü maddi, idari, teknik ve manevi desteği sunmuş, kendisini desteklemiş, işi sürdürebilmesi için her türlü bilgi, belge paylaşımında bulunmuştur. Ancak davalı şirket feshettiği tarihe kadar sadece 12 üye kazanabilmiştir. 12 kişilik bir grup ile bir ticari iş geliştirme sisteminin yürümeyeceği, üyelerin böyle bir modelden gelir elde edemeyeceği ve bu grubun kapanmaya mahkum olduğu izahtan varestedir. Nitekim akdedilmiş olan sözleşme uyarınca sözleşmenin herhangi bir aşamasında davalı şirkete aktif üye sayısı bildireceği ve davalının da buna uyması gerektiği hususu düzenlenmiştir. Davalı şirkete bu hususlar sürekli hatırlatıldığı halde davalı şirket bırakın 100 üye sayısına ulaşmayı varlık gösterebilecek bir grup kurma hususunda da başarılı olamamıştır. Franchise sözleşmelerinde, asgari alım taahhüdü gibi, sözleşmenin sürdürülmesi belirli koşullara bağlanabilmektedir. Taraflar arasında yapılan sözleşmede de, opsiyon süresi belirlenmiş, bu süre içerisinde 100 üyeye ulaşılması gerektiği, ayrıca her yıl için üye sayısı koşulları açıkça belirtilmiştir. Asgari alım taahhüdü gibi, anılan üye sayısı koşuluna aykırı davranış varsa, koşullar yerine getirilememişse, sözleşmenin feshi ve varsa cezai şartın talep edilmesi mümkün olacaktır. Tarafların bu yönde bir düzenleme ile bağlı oldukları hususunda şüphe yoktur. Bu yöndeki emsal kararlara örnek olarak, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.06.2021 tarihli, 2020/5123 E., 2021/5399 K. Sayılı ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 03.03.2020 tarihli, 2018/3279 E., 2020/609 K. Sayılı kararları gösterilebilir. Nitekim davalının bu yetersizliği, basiretsiz yönetimi ve üstlendiği işi terk etmesi nedeniyle üye yaptığı 12 kişiden 9'u daha seneleri bile dolmadan grupları ortadan kalktığı için (üye olan bu kişiler ... markasına güvenerek ve gelir elde fırsatı elde ettiklerini düşünerek gelmişlerdir) haklı olarak üyeliklerini sonlandırmışlardır. Zira kendilerine taahhüt edilen hizmet davalı şirketçe verilememiştir. Sözleşmenin sonlandığı tarih itibariyle davalının aktif üye sayısı (üyelikleri başka gruplarda devam eden kişiler) 1 olup davalının 100 üye sayısına 22.01.2025 (tanınan 1 yıllık opsiyon süresinin sonu) tarihine kadar ulaşamayacağı şüphesizdir. Bu husus da 15.2.22 maddesi uyarınca sözleşmenin ihlali ve sözleşmenin feshine haklı gerekçe teşkil eder. Davalı bu hususta yani üye hedeflerine ulaşmanın zorluğundan da bahsedemez zira basiretli bir tacir olarak imzaladığı sözleşmede üstlendiği yükümlülüğe, sonradan bu şekilde gerekçeler oluşturmasının hiç bir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Davalı şirket, mevcut koşulları bilerek, kabul ederek sözleşme ilişkisine başlamayı tercih etmiştir. Kervan yolda düzülür şeklinde bir mantığın ticari hayatta yeri yoktur. Bu nedenle üstlendiği yükümlülüklere harfiyen uyması gerekmektedir.Sözleşmenin 15.2.11 maddesi "terk etme" başlıklı olup alt franchise alanın işi herhangi bir nedenle terk etmesi hali (terk etme terimine işi yapamayacağının anlaşılması hali de dahildir) bir sözleşme fesih hali olarak düzenlenmiştir. Yani kişi maddi vakıadaki gibi Temmuz ayında işi bırakacaksa bunu müvekkile en geç Nisan Ayının başında söylemeliydi ki müvekkil aradaki 90 günlük süreçte devir ve sözleşmenin sonlanmasına bağlı işler için kendini hazırlasın ve/veya potansiyel franchise adaylarına baksın. Ancak davalı şirket bunu yapmamıştır. Nitekim mevcut yazışmalardan ve iadelerden de Temmuz ayında bıraktığı görülmektedir. Ve yine sözleşmenin 15.8 maddesi uyarınca alt franchise alanın her ne sebeple olursa olsun müvekkile 90 gün önceden fesih iradesini ve sebebini yazılı olarak bildirmemesi halinde 3.000.000 TL cezai şart ödemesi düzenlenmiştir. Davalı şirket, işi bıraktığını/terkettiğini (bu şekilde eylemli olarak sözleşmeyi feshettiğini) temsilcisi yoluyla sadece sözlü olarak mesaj atmak suretiyle söylemiş ve ne 90 gün kuralına ne de fesih sebebini açıklama düzenlemesine uymuştur. Davalının bir şirket ve dolayısıyla tacir olduğu gerçeği karşısında tüm işlemlerini basiretli bir tacir gibi yerine getirmesi ve fesih dahil sözleşmeyle ilgili tüm bildirimlerini yazılı ve yasal yollarla yapması gerektiği izahtan varestedir. Bu kapsamda davalı şirketin müvekkile 90 gün önel vermeden işi bırakması/terk etmesi ve buna ilişkin de geçerli ve kabul edilebilir gerekçe sunmamış olması nedeniyle bu cezai şartı da kefil ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olarak ödemekle mükelleftir. Şirketlerde süreklilik esastır. Sözleşmenin 15.3.7. maddesinde alt franchise edilen işin operasyonu için yeterli sayıda ve kalitede personel istihdam etmesi yükümlülüğü mevcuttur. Davalı şirketin bilinen ve müvekkil şirkete bildirilen bir personeli yoktur. Davalı şirket, yeterli sayı ve kalitede personel istihdam etmemiştir. Aynı şekilde 7.4.6 ve 15.2.20 maddeleri uyarınca sözleşmenin uygulandığı süre boyunca bir kilit kişi bulundurulması ve bu kilit kişideki değişikliklerin 30 gün içinde yapılması ve müvekkile bildirilmesi bu şekilde işlerin aksatılmaması düzenlenmiştir. Bu kilit kişi de ... olup bu kişi işin işleyişi ve tanıtımı için yeterli zaman, dikkat ve çaba harcamaktan vazgeçtiğinde (zira iştigal ettiği bir başka işi mevcuttur ve bütün zamanını bu işe hasretmiştir) davalı bu kişi yerine uygun birini atamamıştır. Dolayısıyla bu iki eylem de ayrı ayrı sözleşme ihlali ve feshe gerekçe teşkil etmektedir. Davalı şirketin ihlal ettiği yükümlülüklerden biri de sözleşmede bulunan sigorta hususuna ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan Franchise Sözleşmesinin 15.2.15 maddesinde düzenlenen sigorta yükümlülüğü, davalı şirket tarafından sözleşme akdiyle birlikte yapılması gerekirken bu husus yerine getirilmediği gibi sözleşmenin yürürlüğü süresince de tamamlanmamıştır. Bu husus da hem sözleşme ihlali hem de bir fesih gerekçesi teşkil etmektedir. Sözleşmenin 15.2.21 düzenlemesi müvekkil şirketin ticari itibarını korur bir düzenleme olup, franchise alanın bu düzenlemeye aykırı olarak müvekkilin ticari itibarına zarar verici fiilen veya ihmalen iş ve eylemlerde bulunması hali sözleşme ihlali ve fesih gerekçesi olarak belirlenmiştir. ... (...) Sistemi, tüm dünya genelinde 75 ülkede 40 yıldır faaliyet gösteren, bugün itibariyle 300.000 civarında üyesi olan network organizasyon sistemidir. Sistem tamamen güven, disiplin ve düzen üzerine kuruludur. Nitekim 40 yıldır varlığı ve bu kadar büyümesini de bu repütasyona ve güvene borçludur. Davalının üye olarak getirdiği 12 kişi de davalıya değil müvekkil şirketin bu gücüne ve bilinirliğine inanarak gelmiştir. Müvekkil şirket de bu büyük ve köklü organizasyonun Türkiye distribütörüdür. Dolayısıyla müvekkil şirket kendi itibarından daha çok distribütörlüğünü aldığı markanın ticari itibarını ve güvenilirliğini korumaya öncelik vermektedir. Esasen müvekkil şirketin ticari itibarına yönelik her aykırı hareket aynı zamanda ... Global'in ticari itibarına verilmiş bir zarar olacaktır. Keza müvekkil, kendisinin de ana franchise veren ile akdettiği asıl franchise sözleşmesi kapsamında bu korumayı sağlamakla mükelleftir de. Bu kapsamda davalı şirketin güven, disiplin ve düzen içinde çalışmaması nedeniyle İstanbul gibi büyük bir şehrin en prestijli ilçelerinden biri olan Sarıyer ilçesinde ... markasını başarısızlığa uğratması, üyelerin kaybına sebep olması müvekkil şirketin ve ... Global'in ticari itibarına çok büyük bir zarar vermiştir. Keza müteaddit kereler uyarıldığı halde davalı şirket temsilcisi başka gruplara devredilen ya da kendilerine yer bulamadıkları için ayrılan üyelere müvekkil şirket hakkında kötü geri bildirimde bulunmuştur. Bu husus atılan maillerde de görülmektedir. Bu eylemleri de sözleşmenin 15.2.21 maddesi ve 15.3.6 maddesi düzenlemesine aykırılık teşkil etmektedir. Davalı şirket yetkilisinin sözleşme süresince ve sözleşmenin feshi sürecinde sergilemiş olduğu tutum ve davranışların, franchise modeline ve markaya ne denli zarar verdiği izahtan varestedir. Ayrıca yine sözleşmenin 7.4.5 maddesinde, Franchise alan kişinin yalnızca bu işle iştigal edeceği, başkaca bir iş yapmayacağı belirtilmiş olup davalı şirket ve temsilcisi franchise süreci ile birlikte aynı zamanda seyahat acentesi işini devam ettirmiş, bu hususa dair de herhangi bir bilgilendirme yapmamış, onay almamıştır. Hatta bütün zamanını bu diğer işe hasretmiş olması ve franchise işine zaman ayırmaması nedeniyle nedeniyle franchise işinin başarısız olmasına neden olmuştur. Dolayısıyla bu eylem de ayrı ayrı sözleşme ihlali ve feshe gerekçe teşkil etmektedir. Davalı şirket, Sözleşmede belirlenen, defter ve kayıtları sunma sorumluluğuna da aykırı hareket etmiş, Franchise ilişkisi sürecinde hiç bir şekilde müvekkil şirkete, kayıtlarını sözleşmede belirlenen usul ve süreçlerde sunmamıştır.Franchise alan, işletmenin cirosu, işletmenin gelişimi, müşteri hizmetleri ve reklamlar ile ilgili bilgileri, piyasa koşulları, müşterilerin malî durumları ve bunlarda meydana gelen değişimleri vb'ni franchise verene bildirmekle yükümlüdür. Ayrıca, acentenin haber verme yükümlülüğünü düzenleyen TTK m. 110 hükmü, niteliğine uygun düştüğü ölçüde franchise sözleşmesine de uygulanabilir. Bu kapsamda bu düzenlemeye aykırılık da bir sözleşme ihlali ve fesih gerekçesidir. Davalıların ihlal ettikleri daha pek çok sözleşme düzenlemesi olup dava dilekçesinde kalabalık yaratmamak amacıyla sadece en önemlilerine yer verilmiştir. Nitekim yargılama esnasında ve bilirkişi raporuyla da bu ihlaller değerlendirilecek ve tespit edilecektir. Davalı tarafından işin terk edilmesi/eylemli olarak haksız fesih yapılması nedeniyle müvekkil ciddi bir gelir kaybı yaşamıştır. Davalı sözleşmeyi gereği gibi ifa etseydi müvekkil 1 yıl sonunda 100 üyeye ulaşılması nedeniyle 100 kişi üzerinden tahsil edilen üyelik bedellerinin belirli bir oranına hak kazanacaktı.Sözleşmenin 5 yıllık olduğu ve ekinde yer alan çizelge kapsamında her yıl üye yapması gereken kişi sayısını arttığı düşünüldüğünde davalının müvekkili uğrattığı zararın büyüklüğü ortaya çıkacaktır. Davalı 5 yıl boyunca her yıl 100 üye ekleyerek 5 yılın sonunda 500 üye kazandırmayı taahhüt ettiğine göre müvekkil bu kadar üyeden elde edeceği gelirden olmuştur. (2024 yılı için alınan yıllık üyelik ücreti 2004 Ekim ayına kadar KDV dahil 26.220 TL, 2024 Ekim sonrası KDV dahil 34.080 TL'dir.) Aynı şekilde üyeler yıllık ödedikleri üyelik ücreti haricinde her ay aidat ödemektedir. Bu rakam 2025 yılı için aylık 2.000 TL olup müvekkil bu gelirden de mahrum kalmıştır. Diğer bir halde de müvekkil davalı nedeniyle daha iyi bir franchise alan ile sözleşme akdetme imkanından da olmuştur. Müvekkilin Sarıyer ilçesinde başarısız olmasına sebebiyet verilmesi nedeniyle söz konusu bölgede yeni bir franchise verilmesi artık çok zordur. (Dğer bölgelerde franchiselar hali hazırda verilmektedir) Hali hazırda yeni bir franchise için niyetlenen birisi mevcut durumu gördüğünde (olumsuz performansı ve negatif bildirimleri) işi almak istemeyecektir. Davalı şirketin bu husus nedeniyle de maddi sorumluluğunun bulunduğu tartışmasızdır. Diğer davalı ..., sözleşmeye ek kefalet sözleşmesi ile sözleşmeye müşterek ve müteselsil kefalet vermiştir. Söz konusu kefalet sözleşmesi kanunen aranan tüm unsurları ve şartları taşımakta olup davalı şirketin sözleşme kapsamındaki borçlarından Sözleşmeye ek kefalet sözleşmesi kapsamında ve sorumluluk miktarı olan 3.000.000 TL'ye kadar sorumludur. 24.01.2024 tarih ... numaralı faturasının ödenmeyen 41.311 TL bakiyesinin ve bakiye franchise bedeline hasren (şimdilik) 100 USD'nin tahsiline, cezai şartın ödenmesine ve sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararları tazmin etmeye mahkum edilmesine, söz konusu tazminat, zarar ve cezai şartlara muaccel oldukları tarih itibariyle itibaren ticari temerrüt faiz uygulanmasına, kefilin sorumluluğu 3.000.000 TL ile sınırlı olduğundan tahsil, iade ve tazminat yükümlülükleri belirlenirken bu durumun dikkate alınmasına ve müvekkile ödenmesi gereken alacak ve tazminatlardan , davalı şirket ile birlikte, 3.000.000 TL' ile sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasına,yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, karar verilmesini" talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Gerçek ya da tüzel kişiler arasında çıkan uyuşmazlıklarda asıl olan uyuşmazlığın devletin bünyesindeki yargı organları-mahkemeler tarafından çözülmesidir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları arasında sayılan arabulucuk, tahkim, hakem, bilirkişi vs. gibi yollarla uyuşmazlıkların çözümü tarafların serbest iradesi ya da bu yola başvurmayı zorunlu kılan yasa hükmünün varlığına bağlıdır. Tahkim yolu, uyuşmazlıkların çözümünde tarafların devlet yargısı yerine hakem olarak adlandırılan özel kişileri görevli ve yetkili kılmalarını ifade eder. Bunun sonucu olarak tahkim çözüm yoluna gidilebilmesi için tarafların tahkim sözleşmesi yapmaları ya da düzenledikleri sözleşmede tahkim şartının bulunması gerekir. Tahkim anlaşması veya tahkim şartındaki uyuşmazlığın hakem veya hakemler kurulunca çözümlenmesine ilişkin irade beyan ve açıklaması tahkim şartı sözleşmesinin temel unsurudur. Tahkim şartı veya anlaşmasının geçerli olabilmesi için yanların tahkim iradesini açıkladıkları tahkim şartı ya da sözleşmede tartışma ve karışıklığa neden olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olmaları zorunludur. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında geçerli bir tahkim şartı varlığı veya tahkim anlaşmasının geçerli sayılabilmesi için uyuşmazlığın kesin olarak hakemde çözüleceğinin kararlaştırmış olması gerektiği kesin iradeyi ortadan kaldıran ya da zayıflatan kayıtların tahkim sözleşmesi veya şartını geçersiz-hükümsüz kılacağı kabul edilmektedir. Taraflar sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların tümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini kararlaştırabilecekleri gibi sadece bir bölümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini de kararlaştırabilirler. Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince, taraflar arasında imzalanan yazılı sözleşmenin uyuşmazlıkların çözümü başlıklı 18.4 maddesinde aynen “İş bu Sözleşmenin varlığı, geçerliliği veya feshi veya işbu Sözleşmeyle kurulan hukuki ilişkilerle ilgili herhangi bir soru da dahil olmak üzere, işbu Sözleşmeden kaynaklanan veya işbu Sözleşmeyle bağlantılı olarak ortaya çıkan herhangi bir anlaşmazlık, iddia veya dava nedeni, nihai olarak aşağıdakilere uygun olarak yürütülecek tahkim yoluyla çözülecektir“ denilmek suretiyle sözleşmeye tahkim şartı konulmuştur. Dolayısıyla söz konusu sözleşmenin tahkim şartının bulunduğu, HMK’nın 116. maddesi gereğince iş bu ilk itirazımız doğrultusunda, HMK’nın madde 413. maddesi gereğince huzurdaki davanın usulden reddi gerekmektedir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 583. maddesinde '' Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz '' düzenlemesi dikkate alındığında davalı müvekkil ...'nın TBK 583.maddesine uygun bir kefalet vermediği, kefalete ilişkin " okudum anladım kabul ediyorum "şeklinde kabul beyanı olmadığı gibi, kefaletin niteliğine ilişkin müteselsil vb ibareler de bulunmamaktadır. Ayrıca içeriğinde el yazısı olmayan metin ve ibareler barındırdığı iş bu sebeple geçersiz olduğu aşikardır. Aynı zamandan metin üzerinden eşinin rızası olduğu da anlaşılamamaktadır. Bu haliyle kefalete ilişkin kısmın hukuka aykırı olarak düzenlendiği ve geçersiz olduğu açık ve nettir. Davacının talepleri arasında olan haksız cezai şart isteminin hangi hukuka aykırılıktan kaynakladığı belirtilmemiş ve somutlandırılmamıştır. Davacı cezai şart alacağından bulunmuş ancak bunu sözleşmenin hangi maddesi ile ilişkilendirdiği belirtilmemiştir. "Belki alırız" niyeti ile kasten belirsizlik şeklinde talep edilen bu yönün davacıya açıklattırılması gerekmektedir. Davacı şirket yetkilisi ve franchise direkötürü müvekkilin iradesini gerek işleyiş açısından gerekse de maddi gerçek açısından yanıltarak dava konusu sözleşmenin imzalanmasını sağlamışlardır. Davacının uhdesinde olan ... isimli kuruluş hakkında ifade edilen bilgi akışları baştan aşağı gerçeğe aykırıdır. Keza müvekkil sözleşmeyi imza etmeden önce O dönemin ... Türkiye Franchise Direktörü ... ile görüşmeler yapmış, imza gününe kadar sadece ... ile muhattaplık yaşamıştır. Davacı yanca, Müvekkile ... ( ... ) isimli kuruluşun Türkiye'de 40+ grubu olduğunu, 1500+ üyesi olduğu, bu zamana dek 4.18 Milyar TL Türkiye ekonomisine katkıda bulundaklarını, sunacağı enstrümanlar ile franchise sahiplerini %100 desteklediklerini, verecekleri eğitimler ile yönetimi kolaylaştıracaklarını dile getirerek yanıltıcı bilgiler verilip iradesi sakatlanmıştır. Davacı yan sözleşme üzerine düşen hiçbir sorumluluğu yerine getirmediği gibi vermiş olduğu bu yanıltıcı bilgiler sayesinde franchise başvurusunda bulunan bir çok kişinin de aynı yöntem ile zarara uğramsına sebebiyet vermiştir. Bu açıdan davacının geçtiğimiz yıl ve bu yıl içinde benzer şekilde açmış olduğu sayısız dava bulunmaktadır. İlerleyen safhalarda bu davaların bilgilerini de sayın mahkemenize sunmuş olacağız. Davacının tek amacı, yanıltıcı beyan ve istatistikler ile işlemeyen bir sistemi satmak, bu uğurda 200 sayfadan oluşan bir sözleşme imza ettirerek, mağdur olan franchise sahiplerine günün sonunda davalar açarak haksız kazanç sağlamaktır. Davacının gerçeğe aykırı beyanlarına karşı aşağıdaki satır başlıkları ile tek tek cevap vermiş olacağız. 1-Öncelikle Taraflar Arasındaki Sözleşmenin ve Ağır Yükümlülük Yükleyen Cezai Şart Maddesinin, Genel İşlem Koşulu Denetimine Tabi Tutulması Zorunludur. Taraflar arasındaki sözleşmenin davacı yanca " Çok sayıda hukuki ilişkinin temelini oluşturmak üzere önceden hazırlanan ve sözleşmenin kurulması sırasında taraflarından birinin dayandığı, karşı tarafın içeriğine etki etme imkanı bulamadığı değiştirilmeden kabul edilmek üzere sunulan " sözleşme niteliğinde olduğu, sözleşmenin kapsam, yorum ve içeriğinden bariz bir şekilde anlaşılmaktadır. Davacı " ... " olarak bilinin bir network kuruluşu olup, tüm franchise adaylarına önceden hazır edilen dava konusu sözleşmeyi imzalatmaktadır. Sözleşmenin imza tarihi itibariyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüktedir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20. maddesinde genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri olarak tanımlanmış, aynı Kanun'un 21. maddesinde ise, karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlı olduğu, aksi takdirde, genel işlem koşullarının yazılmamış sayılacağı, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşullarının da yazılmamış sayılacağı düzenlenmiştir. Genel işlem koşulları incelenirken, genel işlem koşulları çerçevesinde kapsam (yürürlük), yorum ve içerik denetimi adı altında üç ayrı denetimin yapılması gerekmektedir. Bu denetimlerden ilki olan kapsam denetimi, genel işlem koşullarının sözleşme kapsamına dâhil (yürürlükte) olup olmadıklarının belirlenmesi anlamını taşır, bir başka ifade ile bazı hükümlerin şeklen sözleşme metninde yer almasına rağmen, denetim sonucunda sözleşme kapsamından çıkarılmaları ya da bu sözleşme hükümlerinin sözleşme kapsamında ( yürürlükte ) olmadıklarının tespiti anlamına gelmektedir. Genel işlem koşulu olduğu tespit edilen sözleşme hükümlerinin, sözleşmenin kapsamında kalması için, bu hükümlerin, taraflar arasında sonuca etkili şekilde müzakere edilmiş olması ve düzenleyenin genel işlem koşulu hakkında yaptığı bilgilendirmenin açık olması gerekir. Aksi takdirde, genel işlem koşullarının yazılmamış sayılacağı tartışmasızdır. Gerçekten de, taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin ilgili kısımlarının boş bırakılarak önceden hazırlandığı, yaklaşık 200 sayfadan oluştuğu müvekkilin herhangi bir iradesini yansıtmadığı, tamamı ile davacının lehine ve onu koruyacak şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Hayatın olağan akışında, gerçek ve/veya tüzel kişinin böylesine bir sözleşmeyi kabul etmesi neredeyse imkansıza yakın bir oluştur. Sözleşmenin tek bir satırında davacının yükümlülüklerine ilişkin bir ibarede bulunulmamış, davacı aleyhine tek bir düzenlemeye gidilmemiştir. Tüm bunlar birlikte değerlendirildiği TBK 20. Madde belirtilen genel işlem koşulları şartları oluştuğu aşikardır. Sayın Mahkemenizden talebimiz, söz konusu sözleşmenin 6098 Sayılı TBK Döneminde imzalandığı gözetilerek genel işlem koşulu denetimine tabi tutulması ve buna ilişkin değerlendirme de bulunmasıdır. Müvekkil Alt Franchise 1.yıl bedeli olan 15.000 USD + KDV istinaden o dönem için ... Bey’e açıkça bu tutarda müsaitliği olmadığını belirtmiş, kendisi de müvekkile ilk 20bin TL ön ödeme yapabileceğini, bu konudaki ciddiyetimi belirtmiş olacağımı ve akabinde Franchise Whatsup grubuna ekleneceğini belirtmiştir. Geriye kalan tutarda ise müvekkile ... Bey’in kişisel olarak yardımcı olacağını, ... ile görüşerek müvekkil ne kadar ödeme yapabilirse yaspın sözleşmeyi imzalamam konusunda yardımcı olacağını, vazgeçmemen için baskıcı şekilde müvekkil bir çok defa yapmış oldukları telefon görüşmelerinde deklare etmiş ve baskı kurmuştur. Franchise direktörünün bu yöndeki telkinleri ile müvekkil şirket 140.000.00-TL ödemesini gerçekleştirmiştir. ... beyin de müvekkile geri kalan tutarın 1. grubumu açtığımda ...’ın grup ödemesininden alacağım ödemeden feragat ederek kendi borcumu bu şekilde kapatabileceğimi iletmiştir. Devam eden bu süreçte müvekkil iş insanlarının takvim müsaitliklerine göre görüşme planlamalarını Taksim - Şişhane de yer alan nezih iş insanlarının yer aldığı özel üyelik sistemiyle içeriye alınabilen ... ‘da gerçekleştirmiş, bunlar için ciddi rakamlar harcamıştır. Müvekkil gelecek olan üye kayıtları ile birlikte 1.öncü grup açılış sayısı olan + 16 kişi ile ilk toplantılarımıza başlamayı planladığından ötürü Mayıs sonunda 1. grubu için toplantılarını yapmak üzere The Marmara Pera, Şişhane oteli ile görüşmelere başlamıştır Bayram sonrasındaki tüm yeni üye ödemelerini tamamlamış olup ve planlanan üzere 1.grubun açılışını gerçekleştirecek ve devamında da 2. Grubumun açılışını yapmaya hazırlanan müvekkil şirkete Haziran ayı başında, ... Türkiye ...'ın beyanlarının ve söylemlerinin tam aksine ... Türkiye Muhasebe yetkilisi Serap hanımın tüm ödemeyi istemesiyle müvekkili sıkıştırmışlar baştan beri amaçladıkları süreci başlatmışlardır. Her ne kadar dava dilekçesinde mesnetsiz olarak taraflar arasındaki sözleşmenin müvekkil tarafında eylemli olarak fesh edildiği iddia edilmiş olsa da, sözleşme davacı yanca gönderilen ... 14. Noterliği'nin 15.08.2024 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile fesh edilmiştir. Akabinde davacı, müvekkili ... Franchise Whatsup grubundan çıkarmış ve tüm marka yatırımcılarının olduğu grupta gerçeğe aykırı mesaj paylaşmıştır. Müvekkil markanın yatırımcısı olduğu halde şirketi diğer yatırımcılarla birlikte itibarsızlaştırma çalışmasıyla devam etmiştir. (Whatsup mesajlaşma ektedir. Dolayısıyla sözleşmenin müvekkil tarafından fesh edildiği iddiası tamamı ile gerçek dışıdır. Davacının bu gerçek dışı beyanı ile ceza-i şart isteminde bulunması da, diğer tüm asılsız iddiaları gibi hukuki dayanaktan yoksundur. Müvekkil şirket her fırsatta içerideki üyelerin şikayetlerini, markanın olumsuz olan bilinirliğiyle, çok daha iyi koşullarla desteklenmesini, mevcuttaki Franchiselar ile yaşadıkları olumsuz süreçleri, desteklenmediklerini, muhattap bulamadıklarını, ... Beyin müvekkile başta ödememle ilgili ilettiklerinden hepsini açıklıkla anlatmıştır. Müvekkil şirket ... markasına gücüne güven duyduğu için Alt Franchise ticaretine imza atmıştır ve kendi repütasyonumuzu kullanarakta kıymetli iş insanlarıyla görüşmelere başlamıştır. Markanın bilinirliğinin daha pozitif çözümler üretilmesi gerektiği, ... vb. Kanalların profesyonelce bilgi - video paylaşılması gerektiği, markanın reklam - pazarlama faaliyetleriyle desteklenmeye ihtiyacı olmasına ragmen müvekkil hiç bir netice almamıştır. Markanın müvekkile ve diğer franchislara hiç bir şekilde maddi & manevi desteği olmamıştır. Müvekkilin Reklam - pazarlama kampanyasına, şirkete tahsis edilen herhangi bir ... ofisi mevcut oluşmaması, herhangi yeni üye görüşme toplantılarına dahil olunmadığı, sadece şirkete döküman ileterek haftada 1 online görüşmeyle 1 saatlik o döküman üzerinden süreç yönetmeye çalışıldığını, yeni üyeliklerdeki ödeme krizlerini çözümlenmesini kadar tüm süreçlerde şirket yalnız bırakılmıştır. Müvekkil şirket tüm olumsuzluklara göğüs gererek, ... markasını hep korumuş ve kollamıştır. Davacı yanca, Müvekkile ... ( ... ) isimli kuruluşun Türkiye'de 40+ grubu olduğunu, 1500+ üyesi olduğu, bu zamana dek 4.18 Milyar TL Türkiye ekonomisine katkıda bulundaklarını, sunacağı enstrümanlar ile franchise sahiplerini %100 desteklediklerini, verecekleri eğitimler ile yönetimi kolaylaştıracaklarını dile getirerek yanıltıcı bilgiler verilip iradesi sakatlanmıştır. Hali hazırda bugün dahi Türkiye çapında sadece 526 üye sayısı ve 19 grubu bulunan davacının, mevcut sahip olduğu gruplardan 14 veya 15 üye sayısına sahip olan 6 grubu bulunmaktadır. Dolayısı ile müvekkilin emeğini küçümseyen davacının öncelikle yanıltıcı bilgiler ile sağladığı haksız kazançlar izahını vermesi daha uygun oalcaktır. Müvekkile verilen gerçeğe aykırı rakamalar sebebi ile müvekkil de sahada da bu sayılar üzerinden yeni iş insanlarıyla görüşme yaparak bölgemizdeki gruplara dahilini sağlamaya çalışmıştır. Ancak görüşülen üyeler, merkeze bağlı diğer üyeler ile yaptıkları görüşmelerde sayıların bu şekilde olmadığı ifade ederek üye olmaktan vazgeçmişlerdir. Müvekkil şirket ile aynı zaman döneminde Alt Franchise imzalayan bölge sahiplerinin durumlarıda benzer şekildedir. İstanbul - ... Alt Franchaise : 1 yılı geçti ancak 1 grup kurabildi 100 kişiye ulaşamadı. İstanbul - ... - ... Alt Franchaise : O dönemin ... Franchise Direktörü ... daha sonra bu bölgeye alt Franchise olarak imza attı. O bölgedeki mevcut hazır olan ... gruplardaki kişilerle birlikte yaklaşık 10 ay da 1 grup kurabildi 25 kişi civarında. - Kendisine de artık alt - franchise oldu. Yani 1 yılda 100 üye yapma imkansızlığını mevcut elindeki üyelerle birlikte gerçekleştiremedi. İstanbul - ... - ... Alt Franchaise: 25 kişi civarı sadece 1 grup acabildi ama işin ilerlemeyeceğini görünce 8 ay da açılmış hazır grubuyla birlikte markaya bıraktı, kendisine de dava açıldı. ... Alt Franchaise : 25 kişi civarı sadece 1 grup acabildi ama işin ilerlemeyeceğini görünce 8 ay açılmış hazır grubuyla birlikte markaya bıraktı, kendisine de dava açıldı. Antalya Franchaise : 18 kişi civarı üye sayısını topladı ama genel bu tabloda işin ilerlemeyeceğini 6 ay görünce bıraktı, kendisine de dava açıldı. Öncelikle vurgulamak gerekir ki, davacı yanca sözleşmede ifaya ekli olduğu belirtilen cezai şart koşulunun sırf bu atıfla ifaya ekli cezai şart koşulu haline gelmediğini belirtmek gerekir. Keza, bir cezai şartın, ifaya ekli cezai şart olarak kabul edilebilmesi için, TBK madde 179/2 maddesinde yapılan açık atıf uyarınca; "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmış" olması gerekmektedir. Oysa, taraflar arasındaki sözleşmenin ilgili maddelerine bakıldığında, cezai şartın sözleşmedeki maddelere ve yükümlülüklere uyulmaması halinde ödeneceği kararlaştırılmıştır. Madde içeriğinde kanunda belirtilen zaman ve yer kavramları bulunmamaktadır. Bu suretle sözlşemede yer alan ceza türü, öğretide ifa yerine seçimlik ceza koşulu olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda, sözleşmenin hiç ya da gereği gibi ifa edilmediğini düşünen taraf, sözleşmenin ifasını ya da bu cezanın tahsilini isteyebilecektir. Bir başka deyişle sözleşmenin ifasını isteyen taraf cezayı, ceza isteyen ise ifayı isteyemez. Alacaklı, seçimlik hakkını kullandığında artık bununla bağlıdır. Yenilik doğurucu hak niteliğinde olduğundan seçim hakkını kullanma halinde bu haktan diğer tarafın rızası olmadığı sürece vazgeçilmesi mümkün değildir. Somut olayda, öncelikle akdin ifasını isteyen davacı tarafın, seçimlik cezayı istemesi mümkün değildir. Haksız ve kötü niyetli davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine, karar verilmesini" talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, acentelik sözleşmesinden kaynaklı alacak davasıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116. Maddesinde; "İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir: a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı. b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı." şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 413. Maddesinde; "(1) Tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa, karşı taraf tahkim ilk itirazında bulunabilir. Bu durumda tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız değil ise mahkeme tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder. (2) Tahkim itirazının ileri sürülmesi, tahkim yargılamasına engel değildir" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Taraflarca sunulan sözleşmenin 18.4. Maddesinde; "Tahkim. Varlığı, işbu Sözleşmenin varlığı, geçerliliği veya feshi veya işbu Sözleşmeyle kurulan hukuki ilişkilerle ilgili herhangi bir soru da dahil olmak üzere, işbu Sözleşmeden kaynaklanan veya işbu Sözleşmeyle bağlantılı olarak ortaya çıkan herhangi bir anlaşmazlık, iddia veya dava nedeni, nihai olarak aşağıdakilere uygun olarak yürütülecek tahkim yoluyla çözülecektir: ICC'nin Uluslararası Tahkim Kuralları (“Kurallar”) ve bu Bölümün şartları, Bu tür tahkim için aşağıdaki prosedür uygulanır" şeklinde tahkim anlaşması yapıldığı görülmüştür. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davacı tarafından davalının haksız feshi nedeniyle fatura alacağı, ödenmeyen franchise bedeli, cezai şart ve sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle davanın açıldığı ve taraflar arasındaki sözleşmenin 18.4. Maddesine göre sözleşmenin feshi ve sözleşmeden kaynaklanan tüm anlaşmazlıkların tahkim yolu ile çözülmesi gerektiği hususunda taraflarca anlaşılmış olduğundan davalının tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : 1-Davalı vekilinin tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın HMK 413, HMK 116/1-b maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 800,98 TL'nin mahsup edilerek bakiye 185,58 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinden bırakılmasına, 4-Davalılar tarafından yapılan her hangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiklerinden yürürlükte olan A.A.Ü.T. gereğince dava değeri olan maktu 30.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-6325 Sayılı Yasa'nın 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin m.26 hükmüne göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.800,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 7-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 30/05/2025 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır