İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2006/1042 E. 2010/1761 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2006/1042
- Karar No
- 2010/1761
- Karar Tarihi
Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) : … …
Vekili : Av. … …
Karşı Taraf (Davalı) : Dışişleri Bakanlığı İstemin Özeti : Ankara 2. İdare Mahkemesinin 26.10.2005 günlü, E:2005/1889, K:2005/1608 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması davacı tarafından istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Ankara 2. İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi Gülhan Akyüz'ün Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Onikinci Daire kararı doğrultusunda bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Erkan Cantekin'in Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir. Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava; … …'daki Türk Büyükelçiliğinde idari ateşe olarak görev yapan davacının yurt içi göreve atanmasına ilişkin 20.5.2003 günlü kararname ve 657 sayılı Kanunun 125/D-(ı) maddesi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 6.6.2003 günlü işlem nedeniyle uğradığını öne sürdüğü parasal haklarının ve 20.000,00.-liralık manevi tazminatın yasal faiziyle ödemesi istemiyle açılmıştır. Ankara 2. İdare Mahkemesinin 19.2.2004 günlü, E:2003/1308, K:2004/164 sayılı kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesi ve Anayasa'nın 125. maddesinden bahisle, idarelere tazmin sorumluluğu yüklenebilmesi için uğranılan zararın idarenin hukuka aykırı işlem veya eyleminden kaynaklandığının saptanması gerektiği; 1995 yılından itibaren … …'nın Türkiye Büyükelçiliğinde Türk … … İlişkileri Uzmanı olarak çalışan davacının Ağustos 1999 tarihinden sonra … … Büyükelçiliğinde İdari Ateşe olarak görev yaptığı esnada bir başka isim altında … … Büyükelçiliğinde görevli personele tehdit ve hakaret unsurları içerdiği bildirilen birtakım e-mail mesajlarının kimin tarafından gönderildiğinin tespiti amacıyla … … resmi makamları vasıtasıyla yapılan araştırma sonucu, suç unsuru içeren e-maillerden 16.3.2006 tarihli olanın bir internet kafeden çekildiği ve davacının o anda (sadece birkaç dakika farkla) sözkonusu internet kafede ödeme yaptığının tespit edildiğinden bahisle davalı idarenin 20.5.2003 günlü kararnamesi ile yurtiçi göreve atandığı ve 6.6.2003 günlü işlemi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin D/ı bendi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırıldığı, davacının 4.7.2003 tarihinde memuriyetten istifa ettiği, akabinde 11.7.2003 günlü dava dilekçesi ile davacı tarafından yurt içi görev atama işleminin ve disiplin cezasının hukuka aykırı olduğundan bahisle yoksun kaldığı özlük haklarına ilişkin parasal kayıplarının ve 20.000.000.000.- TL manevi tazminatın işlemin tesis edildiği tarihten itibaren yürütülecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda, davacı hakkında tesis edilen atama işlemi ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının iptal davasına konu edilmediğinin diğer bir deyişle bu işlemlerin hukuka aykırı olup olmadığı yolunda Mahkemece yapılmış olan bir yargılamanın bulunmadığının anlaşılmış olması karşısında hukuka aykırılığı kanıtlanmamış işlemlerden dolayı idareye tazmin sorumluluğu yüklenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karar, temyiz incelemesi sonucu Danıştay Beşinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulu'nun 16.5.2005 günlü, E:2004/3066, K:2005/1910 sayılı kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca ilgililerin haklarını ihlal eden bir işlem dolayısıyla veya işlemin uygulanması sebebiyle doğan zarar nedeniyle doğrudan tam yargı davası açabilecekleri, olayda da davacının, yurt içi göreve atanmasına ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle herhangi bir dava açmaksızın bu işlemlerin hukuka aykırı olduğunu öne sürerek doğrudan tam yargı davası açtığı, İdare Mahkemesince, sözkonusu işlemlerin hukuka uygun olup olmadığı irdelenerek, bu işlemler hakkında hüküm kurulmaksızın, davacının tazminat hak edip etmediği araştırılarak bir karar verilmesi gerekirken sözkonusu incelemeler yapılmadan verilen kararda hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuş ise de, Ankara 2. İdare Mahkemesince, bozma kararına uyulmayarak, yasada gösterilmiş dava açma süreleri geçirilmiş bulunan işlemlerden dolayı idareye tazmin sorumluluğu yüklenmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesi de eklenerek davanın reddi yolundaki ilk kararında ısrar edilmiştir. Davacı, Ankara 2. İdare Mahkemesinin 26.10.2005 günlü, E:2005/1889, K:2005/1608 sayılı kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesinde; ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare veya vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri kurala bağlanmıştır. İdari işlemlerden dolayı doğrudan doğruya tam yargı davası açılıp açılamayacağı hususu 521 sayılı Yasa zamanında da tartışmalara konu olmuş, daha sonra anılan Yasanın 71.maddesinin 1740 sayılı Yasayla değiştirilmesi sonucu idari işlem dolayısıyla doğrudan tam yargı davası açmanın mümkün olduğu hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan, 1740 sayılı Yasa'dan önceki dönemde, iptal davasının reddinden sonra aynı işlemden dolayı tam yargı davası açılabilmesine de olanak bulunmamasına karşın 1740 sayılı Yasayla yapılan değişiklik ile, iptal davası açılmadan da tam yargı davası açılabilmesine imkan tanınmasının yanı sıra iptal davasının reddi üzerine de tam yargı davası açılabileceği öngörülmüştür. 1740 sayılı Yasanın gerekçesinde de, İdare Hukuku kurallarına göre, idare tarafından tesis edilmiş olan bir işlem, mevzuata uygun olmakla beraber, herhangi bir şahsın hakkını da ihlal ediyor ise, bu halde işlem iptal edilmeden de tam yargı davasının açılabileceği belirtilmiştir. Buna göre, hiçbir hukuki sakatlık taşımayan ve bu nedenle iptali gerekmeyen idari işlemlerden ötürü kişiler zarara uğramışlarsa, bu zararın da tazmini gerekebilir. 1740 sayılı Yasayla getirilen bu düzenleme, 2577 sayılı Yasa'da da kabul edilmiştir. Dolayısıyla Daire kararında da belirtildiği üzere iptal davası açılmamış olması o işlem bakımından tam yargı davası açılmasına hukuki bir engel oluşturmamaktadır. Bu durumda, doğrudan doğruya tam yargı davası açılabilmesi Yasa gereği olup, işlemin hukuka aykırılığının açılmış bir iptal davasında yargı kararı ile saptanmamış olması işlem dolayısıyla açılan tam yargı davasının da bu nedenle reddini gerektirmediğinden İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Ankara 2. İdare Mahkemesince verilen 26.10.2005 günlü, E:2005/1889, K:2005/1608 sayılı kararın Danıştay Beşinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunca verilen karar doğrultusunda bozulmasina, dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 2.12.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, davacının yurt içi göreve atanmasına ilişkin kararname ile aldığı disiplin cezası nedeniyle uğradığını öne sürdüğü parasal hakları ile manevi tazminatın ödenmesi istemiyle açılmıştır. T.C. Anayasasının 125. maddesinin son fıkrası hükmüne göre, idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü tutulmuştur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesinde; ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare veya vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri kurala bağlanmıştır. Madde metninden, bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare veya vergi mahkemelerine idari işlemin iptali istenmeden doğrudan doğruya tam yargı davası açılabileceğinin kabul edildiği açıkca anlaşılmaktadır. Bir işlemden doğan zararın tazmini için öncelikle zararın idarenin kusurundan ileri gelmesi gerekmektedir. Hukuka aykırılığı saptanabilen bir işlemin tesis edilmiş olması kural olarak idari kusur sayılmalı ve idarenin sorumluluğunu gerektirmelidir. Ayrıca, hukuki sakatlık taşımayan ve bu nedenle iptali gerekmeyen idari işlemlerden ötürü kişiler zarara uğramışlarsa, bu gibi durumlarda kusursuz sorumluluk ilkesine göre idarenin doğan zararı tazminle sorumlu tutulması yoluna gidilmelidir. Uyuşmazlıkta, davacının yurtiçi göreve atanmasına ilişkin kararname ile disiplin cezasına ilişkin işlemlerin hukuka aykırılığı saptanmadığı gibi kusursuz sorumluluk ilkelerine göre idarenin sorumluluğunu gerektiren bir halin de mevcudiyeti söz konusu değildir. Temyiz isteminin reddi ile ısrar kararının belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.