İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2009/2684 E. 2010/1382 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2009/2684
Karar No
2010/1382
Karar Tarihi

Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) : … …

Vekili : Av. … …

Karşı Taraf (Davalılar) :1- Başbakanlık 2- İçişleri Bakanlığı İstemin Özeti : Danıştay Onuncu Dairesinin 17.3.2008 günlü, E:2005/2179, K:2008/1222 sayılı kararının bozulması davacı tarafından istenilmektedir. Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmuştur. Danıştay Tetkik Hakimi Burakhan Melikoğlu'nun Düşüncesi : Davanın açıldığı tarihte de devam ettiği anlaşılan işlem ve eylemler ile bunların olumsuz sonuçları nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süresinde açılmış olduğunun kabulü gerekmekte olup, aksi yöndeki kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Hüseyin Ünal Kara'nın Düşüncesi : Danıştay dava dairelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir. Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava; davacının Türk Vatandaşlığının kaybettirilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000,00.-TL maddi ve 100.000,00.-TL manevi zararın faiziyle tazmini istemiyle açılmıştır. Danıştay Onuncu Dairesinin 17.3.2008 günlü, E:2005/2179, K:2008/1222 sayılı kararıyla; idari yargılama usulünde yazılı bildirimin esas olacağına ilişkin kuralın yönetilenlere menfaatlerini ihlal eden nitelikteki işlemlerin idare tarafından açık ve anlaşılabilir bir biçimde duyurularak bir yandan onlara bu işlemlere karşı idari yollara veya dava yoluna başvurmaları konusunda inceleme ve düşünme imkanı sağlamak, öte yandan gereksiz, müphem ve mükerrer başvurulara meydan vermemek amacını taşıdığı, bu kuralın uygulamayı, uygulamanın sonuçlarını, dosyada mevcut bilgi ve belgeleri, dava konusu işlemin ve bununla ilgili diğer işlemlerin özelliğinin değerlendirilerek bunların yazılı bildirime karine olarak alınmasına ve belli bir tarihin yazılı bildirimin yapıldığı en son tarih olarak kabul edilmesine engel olmadığı; buna göre, davacının Türk Vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının icrası ile uğranılan zararın, pasaport işlemlerinin yapıldığı 7.3.2004 tarihinde doğduğunun kabulü zorunlu olduğundan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 7. ve 12. maddeleri uyarınca altmış günlük dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 16.3.2005 tarihinde kayda geçen dilekçeyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacı; uğradığı zararın vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı ile bu kararın geri alınmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına ilişkin hatalı işlem ve eylemlerden doğduğunu, söz konusu hatalı işlem ve eylemlerin sonuçlarının halen devam ettiğini öne sürmekte ve kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinde "usul hükümlerine uyulmamış olunması" bozma sebepleri arasında sayılmış olduğundan, temyiz merciince, temyizi istenen kararın usul hükümlerine uygun olup olmadığı yönünden incelemeye tabi tutulacağı açıktır. 2577 sayılı Yasa'nın 7. maddesinde; dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu ; 12. maddesinde, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare veya vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı, icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma haklarının saklı olduğu kurallarına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Almanya'da sürekli oturma izni bulunan davacının yurt dışında çalışıyor olması nedeniyle askerliği ertelenmiş iken, kendi isteği üzerine 18.4.1996 gününde askere sevk edildiği; birliğine teslim olduktan sonra 22.7.1996 tarihinde firar ettiği, yabancı ülkeye firar etme suçunu işlediği isnadıyla hakkında yakalama kararı verilmesinin ardından 3 ay içinde askerlik görevini yapmak üzere Türkiye'ye dönmediği takdirde Türk vatandaşlığının kaybettirileceğinin 24.8.2003 günlü, 25209 sayılı Resmi Gazete'de yapılan ilanla duyurulduğu, üç aylık süre dolmadan Türkiye'ye döndüğü 7.11.2003 gününde göz altına alındığı ve 11.11.2003 günü tutuklanarak askeri cezaevine konulduğu, süresi içinde askerlik şubesine teslim olmadığı gerekçesiyle Bakanlar Kurulunun 25.12.2003 günlü, 2003/6683 sayılı kararı ile Türk Vatandaşlığının kaybettirildiği, 26.1.2004 gününde tutuksuz yargılanmak üzere cezaevinden tahliye edildiği, Türk Vatandaşlığını kaybetmiş olmasına rağmen 27.1.2004 gününde askeri birliğe teslim edildiği; Almanya'da sürekli oturma iznini kaybetmemek için Almanya'ya giriş yapmak üzere 10 gün izin alarak 7.3.2004 tarihinde birliğinden ayrılan davacının nüfus cüzdanı ve pasaport yenileme işlemleri için ilgili idari birimlere başvurması üzerine Türk Vatandaşlığını kaybettiğinin bildirildiği ve başvurularının reddedildiği, nüfus cüzdanı ve pasaport yenileme işlemlerini yapamaması nedeniyle Almanya'ya gidemeyen davacının izin süresinin dolması üzerine birliğine geri döndüğü ve böylece Almanya'da sürekli oturma iznini yitirdiği, Bakanlar Kurulunun 22.3.2004 günlü, 2004/7053 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığının kaybettirilmesinden önce yurda dönerek yakalandığının anlaşıldığı gerekçesiyle Türk Vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının iptal edildiği, ancak bu kararın kendisine bildirilmediği, askeri birlik komutanlığına verdiği dilekçe ile Türk Vatandaşı olmaması nedeniyle askerlik hizmetine son verilmesini istediği, dilekçenin birlik komutanlığının 29.3.2004 tarihli yazısı ile üst makamlara gönderildiği ancak herhangi bir cevap verilmediği, vatandaşlık durumunu araştırmak için 5 gün izin alarak 3.4.2004 gününde birliğinden ayrıldığı ancak herhangi bir bilgi alamadığı, son aldığı bilgiye göre Türk Vatandaşlığının kaybettirildiği ve artık askerlik hizmetine devam etmesine gerek olmadığını düşünerek birliğine geri dönmediği, firar suçundan dolayı hakkında yakalama kararı verildiği, Türk Vatandaşı olmasına rağmen 24.5.2004 gününde başvurduğu İstanbul Valiliğince yabancılara mahsus pasaport verildiği, maddi sıkıntıya düşmesi üzerine 20.8.2004 gününde İstanbul Valiliği Sosyal Yardım Fonuna başvurması üzerine gerekli işlemler için Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğüne yönlendirildiği, burada yapılan incelemede firar suçu isnadıyla arandığının tespiti üzerine göz altına alındığı ve askeri savcılığa sevk edildiği, askeri savcılık tarafından verilen 23.9.2004 günlü, E:2004/809, K:2004/441 sayılı karar ile " 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 25/ç maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu'nun 25.12.2003 günlü, 2003/6683 sayılı kararı ile Türk Vatandaşlığı kaybettirildiği, ancak alınan bu kararın Bakanlar Kurulu'nun 22.3.2004 günlü 2004/7053 sayılı kararı ile iptal edildiğinin belirtildiği, dolayısı ile sanığın bu tarihten itibaren yeniden T.C.vatandaşlığı statüsünü taşıdığı ve müsnet suç tarihlerinde askerlik yükümlülüğü bulunduğu anlaşılmakta ise de, sanığın bu statüsünün gerek sanık, birlik komutanlığı, askerlik şubesi, gerekse nüfus idaresi tarafından zamanında öğrenilemediği, nitekim T.C. vatandaşlığının kaybettirilmesi kararının iptali 15.4.2004 tarihinde İçişleri Bakanlığına 21.4.2004 tarihinde Ardahan Valiliğine, 1.6.2004 tarihinde ise Posof İlçe Nüfus Müdürlüğünce Posof Askerlik Şube Başkanlığına bildirildiği, bu durumda daha önceki suçundan tahliye edildiği, 27.1.2004 tarihinde dahi T.C. vatandaşlığı statüsü taşımayan sanığın bu tarihte terhisi yapılmak yerine askerliğine devam ettirilip bilahare yeniden vatandaşlığa alındığında askere sevki için tekrar sevk tebligatı yapılması gerektiği halde bu yönde şubesince bir işlem yapılmaması şeklinde gelişen olayda sanığın İzin Tecavüzü kastının bulunmadığı, müsnet suçun açıklanan nedenlerle unsurları itibari ile oluşmadığı " gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve birliğine teslim edildiği, vatandaşlık ve askerlik durumu yönünden tereddütü devam eden davacının 7.11.2004 gününde Milli Savunma Bakanlığı'na verdiği dilekçeyle durumunun açıklığa kavuşturulmasını istediği, dilekçeye cevaben verilen 26.11.2004 günlü yazıda normal terhis tarihinin 5.6.2006 olduğu ancak firar suçu nedeniyle hakkında açılan davaların neticelenmemesi nedeniyle kesin terhis tarihinin bilinmediğinin belirtildiği, askerlik hizmetine devam etmekte iken başvurduğu İstanbul Barosunca sağlanan yardımdan yararlanarak avukat marifetiyle 16.3.2005 tarihinde temyiz istemine konu davayı açtığı davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen kararın adli yardım istemiyle birlikte temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen ara kararı ile ihtiyar heyeti tarafından düzenlenecek belgenin istenildiği, bu karara vekilince verilen cevapta Almanya'da sürekli oturma iznini kaybetmesi nedeniyle ekonomik ve ailevi bağlarının bulunduğu bu ülkeye dönemediği, Türkiye'de ikametgahının ve malvarlığının bulunmadığı, kendisiyle iletişim kurulamadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Vatandaşlık, belirli bir devletle kişi arasındaki karşılıklı hak ve ödev ilişkilerini belirleyen hukuki bağ olarak tanımlanabilir. Uluslararası hukuk alanında, ülkeler arası seyahatlerde ibrazı gerekli olan pasaport veya pasaport yerine geçen belgeleri alabilme ve diplomatik korumadan yararlanabilme, iç hukuk alanında ise sosyal ve siyasal bir çok haktan yararlanabilme bakımından belirleyici olan vatandaşlık konusunda idarece tesis edilen hatalı eylem ve işlemlerin ilgilisi açısından telafisi zor ve uzun süre devam edebilen zararlar doğurabileceği açıktır. Vatandaşlık konusunda, idarece tesis edilen hatalı eylem ve işlemlerin ilgilisi açısından telafisi zor ve uzun süre devam edebilen zararlar doğurabilecek nitelikte olmasının sonucu olarak, Anayasamızın 66. maddesinde, vatandaşlığın kanunun gösterdiği şartlarla kazanılacağı ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedileceği, hiçbir Türk'ün, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamayacağı vurgulanarak vatandaşlık anayasal güvence altına alınmış; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 15. maddesinde ise herkesin bir ülkenin yurttaşı olmaya hakkı olduğu ve hiç kimsenin keyfi olarak uyrukluğundan yoksun bırakılamayacağı belirtilerek vatandaşlık insan haklarından biri olarak kabul edilmiştir. Davacı; temyiz istemine konu davasında, Türk Vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı ile bu Kararın geri alınmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararına dayanılarak tesis edilen idari işlemler ile yapılan idari eylemler sonucunda Almanya'da sürekli oturma iznini kaybetmesi, bunun sonucunda Almanya'da yararlandığı sosyal yardımlardan mahrum kalması, Almanya'daki işini kaybetmesi, Almanya'da bulunan ailesinin sıkıntıya düşmesi, Almanya'da bulunan malvarlığına ulaşamaması, vatandaşlığının kaybettirilmiş olmasına rağmen askerlik yaptırılması, vatandaşlığa alınmasına rağmen yabancılara mahsus pasaport verilmesi, vatandaşlık durumu hakkında bilgi alamaması,vatandaşlık durumunda oluşan değişikliklerin zamanında ilgili idarelere ve kendisine bildirilmemesi ve tüm bunların sonucunda halen Almanya'ya dönememesi, Türkiye'de işsiz ve yersiz yaşamak zorunda bırakılması nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle bu davayı açmıştır. Davacının, halen Almanya'ya dönemediği, herhangi bir ikametgahı bulunmadığı ve bu nedenle kendisinden istenilen fakirlik ilmuhaberini sunamadığı, Baro tarafından görevlendirilen bir avukat vasıtasıyla davayı takip ettiği dikkate alındığında, yurda dönmüş olmasına ve ardından tutuklanmasına rağmen yurda dönmediği gerekçesiyle vatandaşlığının kaybettirilmesi ile başlayan olayların ve sonuçlarının davanın açıldığı tarihte de devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davanın açıldığı tarihte de devam ettiği anlaşılan işlem ve eylemler ile bunların olumsuz sonuçları nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süresinde açılmış olduğunun kabulü gerekmekte olup, aksi yöndeki kararda usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Danıştay Onuncu Dairesinin 17.3.2008 günlü, E:2005/2179, K:2008/1222 sayılı kararının bozulmasına, 7.10.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2009/2684, K. 2010/1382, T. 26.11.2004, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2009-2684-e-2010-1382-k-f42c3833a168