İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 1997/195 E. 1997/400 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
1997/195
Karar No
1997/400
Karar Tarihi

İstemin Özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 17.12.1996 günlü, E: 1996/902,-K: 1996/5819 sayılı kararını davacılar temyiz etmekte ve kararın bozulmasını istemektedirler. Davalı İdare ve Davalı İdare Yanında Davaya Katılan Turizm Bakanlığının Savunmasının Özeti : Temyiz isteminin reddi ile Danıştay Altıncı Daire kararının onanması gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi Emin Sınmaz'ın Düşüncesi : Temyize konu Danıştay Altıncı Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Habibe Ünal'ın Düşüncesi : Dava, 9.1.1996 gününde Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanan 1/25000 ölçekli Güneybatı ... Çevre Düzeni Planı Revizyonunun ...'nde 55 hektarlık bölgeye "Rekreasyon Alanı" kullanımı getiren bölümünün davacılar tarafından zirai amaçla kullanılmakta olan taşınmazlarla ilgili olarak iptali isteğiyle açılmış, Danıştay Altıncı Dairesince davacıların menfaat ihlalini mülkiyet iddiasına dayandırmaları nedeniyle taşınmazla aralarında mülkiyet bağının olup olmadığı üzerinde durulması gerektiği, taşınmaz ile davacılar arasında ise böyle bir bağ söz konusu olmadığı, adli yargı yerlerinde devam eden ve henüz sonuçlanmayan mülkiyet çekişmesinin ise dava açma hakkı sağlamayacağı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir. İmar uygulamaları gibi kamu yararını çok yakından ilgilendiren konularda bireylerin dava açma hakkının geniş yorumlanması gerekmektedir. Dava konusu taşınmazların davacıların zilyetliği altında ve zirai alan olarak fiilen kullanımlarında bulunduğu anlaşıldığından bu nitelikleri ile söz konusu taşınmazların tahsis şeklinin değiştirilmesinde menfaat ilişkilerinin varlığı açıkça ortadadır. Malik sıfatıyla dava açıp açmadıkları önem taşımamaktadır. Kaldı ki mülkiyet uyuşmazlığı da adli yargı yerinde sürmektedir. Esasen sadece belde sakini olmak bile imar planına karşı dava açma ehliyetinin varlığı için yeterlidir. Açıklanan nedenle temyize konu Danıştay Altıncı Daire kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: Davacıların. ... İli ... İlçesi ... mevkiinde 55 hektarlık bölgenin "Rekreasyon Alanı" olarak belirlenmesine ilişkin 9.1.1996 günlü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı işlemi ile onaylanan 1/25.000 ölçekli Güneybatı ... Çevre Düzeni Planı Revizyonunun iptali istemiyle açtıkları davada Danıştay Altıncı Dairesince verilen ve davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin bulunan 17.12.1996 günlü, E:1996/902, K:1996/5819 sayılı kararı davacılar temyiz etmekte ve kararın bozulmasını istemektedirler. Danıştay Altıncı Dairesince, davacıların uyuşmazlık konusu çevre düzeni planı revizyonunun iptali istemiyle açtıkları davada dava açma ehliyetini sağlayan menfaat ihlalini belde sakini sıfatına değil, mülkiyet iddiasına dayandırmaları nedeniyle taşınmaz ile aralarındaki mülkiyet bağının olup olmadığının üzerinde durulması gerektiği, taşınmaz ile davacılar arasında ise mülkiyet bağı söz konusu olmadığından ve adli yargı yerlerinde devam eden ve henüz sonuçlanmayan mülkiyet çekişmesi de dava açma hakkı sağlamayacağından, davacıların dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde, iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu "menfaat ihlali" olarak yer almışken, bu koşul 4001 sayılı Yasayla: çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması ve imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar hariç olmak üzere "kişisel hak ihlali" olarak değiştirilmiş; ancak 2577 sayılı Yasanın 4001 sayılı Yasayla değişik 2/1-a maddesi Anayasa Mahkemesinin 21.9.1995 günlü, E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Dolayısıyla, yeni bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar, belirtilen konuda yasal boşluk bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin, yukarıda belirtilen iptal kararından sonra bu konuda yeni bir düzenleme yapılmadığı için idari dava türlerinden iptal davalarında ki sübjektif ehliyet koşulu konusunda yasal boşluk bulunmakla birlikte; iptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri gözönüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemlerle kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisi olanlar tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Yukarıda belirlenen kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alakasının varlığı taraf ilişkisinin kurulmasında yeterli sayılmakta ve bu husus davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması dava açma ehliyetinin varlığı için yeterli sayılmaktadır. İptal davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasına, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylece de idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesine, sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilebilmesine olanak sağlandığından bu davalarda menfaat ilişkisinin dar yorumlanmaması gerekmektedir. Dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu taşınmazların 1941 yılında orman tahdit sınırları içine alınmasına ilişkin komisyon kararının ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 6.5.1958 günlü, E:1956/1428, K:1958/183 sayılı kararıyla iptal edilerek kesinleştiği, ancak davacılar murisinin bu karar üzerine taşınmazların adına tescili için herhangi bir girişimde bulunmadığı, 31.12.1981'den önce orman vasfını kaybettiği için 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların, hazine lehine tespit gördüğü ve bu karara karşı ... Kadastro Mahkemesine yapılan itiraza ilişkin davaların ise halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Davacıların: uzun süreden beri dava konusu taşınmazları kültür tarım arazisi olarak kullandıkları ve taşınmazlara ilişkin mülkiyet uyuşmazlığının ise adli yargı yerinde görülmekte olduğunun anlaşılması karşısında, söz konusu taşınmazları da içine alacak şekilde rekreasyon alanı belirlenmesine yönelik işlem ile ciddi ve makul bir menfaat ilgisinin bulunduğu açık olup; davacıların sübjektif ehliyetinin varlığı kabul edilmek suretiyle davanın esasının incelenmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle davacıların temyiz isteminin kabulü ile Danıştay Altıncı Dairesinin 17.12.1996 günlü, E:1996/902, K:1996/5819 sayılı davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kararının bozulmasına, 13.6.1997 günü oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Temyize konu Danıştay Altıncı Dairesi kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususların kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacıların temyiz isteminin reddi ve kararın onanması oyuyla, bozulmasına ilişkin karara karşıyız.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 1997/195, K. 1997/400, T. 17.12.1996, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-1997-195-e-1997-400-k-23c2e0ea07ec