İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 1940/7 E. 2003/7 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
1940/7
Karar No
2003/7
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/385 KARAR NO : 2019/845 DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 23/08/2019 KARAR TARİHİ : 13/12/2019 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ A.TALEP: 1.Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Davalının, müvekili şirkette ... tarihi ile ... tarihleri arasında çalıştığını, belirsiz süreli iş sözleşmesinin davalı tarafından istifa sebebi ile sonlandırıldığını, davalının, müvekkil şirkette çalışması boyunca, müvekkil tarafından düzenlenen eğitim seminerleri sayesinde optik alanda nitelik ve tecrübe kazandığını, iş ilişkisi sona erdikten sonra, 2 yıl geçmeden ...'te çalışmaya başlayan davalının, sözleşmedeki rekabet yasağını ihmal ettiğini, son aylık brüt ücretinin 6 katı tutarında cezai şart ödemesi gerektiğini beyan ederek; ... TL nin davalıdan tahsilini talep etmiştir. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. (H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalı cevap dilekçesinde özetle; davanın yasal dayanaktan yoksun olduğunu, rekabet yasağı sözleşmesinin gerekli yasal unsurları taşımadığını, kendisinin sadece satış danışmanı olduğunu, davacı firmada kendisine hak ettiği primlerinin ödenmediğini, diğer bazı yasal haklarını kullanmasına izin verilmediğini, davacı şirketin mobbing uyguladığını, işten ayrıldıktan sonra ... te işe başladığını ve yeniden kurslara, semirlere katıldığını, davacının iddiaları gereği bilgileri öğrenmesinin söz konusu olmadığını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 5.Dava, rekabet yasağı sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart istemine ilişkindir. 6.Öncelikle söylemek gerekir ki; Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). Taraf kendisi tarafından ispat edilmesi gereken vakıayı ispat edemezse, karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.) Türk Medeni Kanunu m. 6 usul hukukunda ispata ilişkin genel kuralı koymuştur. Buna göre; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. 7.İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 8.İspat konusunda yapılan bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; ispat yükü davacıdadır. 9.Aşamalarda, davacı tarafça bildirilen tanıklar mahkememizce dinlenmiştir. 10.Davacı tanığı ... duruşmada; "Ben ... ilindeki ...'de davacıya ait işyerinde ... olarak çalışmaktayım. ... şubesinde 1 yıldır çalışmaktayım, daha öncede davacının başka bir şubesinde 2 yıl çalıştım, davacıyı tanımıyorum. Satış personeli görev yapan birisi bizim sektörde müşterinin isim, soy isim, Tc ve telefon numarasına ulaşabilir, davacının edindiği bilgileri kulalndığına ilişkin somut bir bilgim yoktur, ben kendisi ile hiç çalışmadım, Ben davacıyı ... olarak biliyorum, şu an ...'de satış danışmanı olarak çalışıyor" şeklinde beyanda bulunmuştur. 11.Davacı tanığı ... duruşmada; "Ben ... şubesinde davacı şirkete ait mağaza da mağaza müdürü olarak 2 yıldır çalışıyorum. Davacıyı tanıyorum, kendisi ile bir ay kadar beraber çalıştık, kendisi satış danışma idi. Güneş gözlüklerinin satışı ile ilgilenir. Optisyen arkadaşlara da yardımcı oluyordu. Müşteri bilgilerine ulaşabilir, mağaza çalışanlarından herkes bu bilgilere ulaşabilir" şeklinde beyanda bulunmuştur. 12.Mahkememizce SGK kayıtları dosya arasına alınmıştır. SGK kayıtlarına göre, davalının, davacı şirketten ... tarihinde ayrıldığı anlaşılmaktadır ve bu konuda uyuşmazlık yoktur. 13.Dosyada mevcut taraflar arasında imzalanmış olan "Belirsiz süreli iş sözleşmesi" nin 14 üncü maddesinde aynen; "İşçi, işe girişinde ve iş sözleşmesi süresince, masrafları işveren tarafından karşılanan bir hizmet içi mesleki eğitimi tabi tutulur. Bu nedenle işçi, işbu sözleşmenin herhangi bir sebeple sona ermesinden itibaren 2(iki) yıl boyunca, aynı il hudutları içerisinde, aynı iş kolunda, aynı iştigal konusu ile aynı alanda faaliyet gösteren başka bir işverene ait işyerinde çalışmayacağını, aksi halde; işverenin bu nedenle uğradığı zararların tazmini ve kendisine yapılan eğitim giderlerinin dışında ayrıca fesih tarihindeki son aylık brüt ücretinin 6(altı) katı tutarında işverene cezai tazminat ödemeyi, peşinen kabul ve taahhüt eder." hükmü yer almaktadır. 14.Dosya arasında mevcut "Rekabet Yasağı Sözleşmesi"nin "Cezai Şart" başlıklı 7.maddesi; "rekabet yasağına aykırı davranan işçi, işverene vermiş olduğu zararı tazminle yükümlüdür. İşçi işverenin uğramış olduğu diğer zararları tazminle yükümlü olduğu gibi cezai şart olarak 6 aylık brüt ücreti tutarında miktarı ödemekle tazmin borcundan kurtulacaktır. Ancak zarar bu cezai şart miktarından yüksek ise bu durumda şartı aşan miktarın tazmini zorunluluğu gündeme gelecektir." hükümü içermektedir. 15.Yukarıda değinilen iş sözleşmesi kapsamında davalı işçi lehine öngörülmüş bulunan bir cezai şart ise bulunmamaktadır. 16.Cezai şartın hem bireysel hem de toplu iş hukukunda geniş uygulama alanı bulunmaktadır. Cezai şart hükümlerinin özellikle tarafların hizmet akdine ek olarak yaptıkları rekabet yasağı sözleşmelerinde yer aldığı görülmektedir. Bununla birlikte iş hukukuna ilişkin mevzuatta cezai şarta dair açık hükümler yer almamaktadır. Bu nedenle Borçlar Kanununun cezai şarta dair hükümlerinin iş hukuku ilkeleri gözünde tutularak yorumlanması sonucunda iş akitlerinde cezai şartın unsurları ve şartları belirlenmiştir. Uygulamada cezai şart daha çok hizmet akdinin sözleşmeye aykırı feshine karşı bir müeyyide olarak düşünülmektedir. Özellikle belirli süreli hizmet akitleri için cezai şart konulmaktadır, bunun da temel fonksiyonu, hizmet aktinin belirlenen sürelerden önce feshe karşı bir teminat oluşturmasıdır. Cezai şartın geçerli olabilmesi için her iki taraf için de geçerli olacak şekilde düzenlenmesi doğru olandır ve yalnızca işçiyi bağlayan aynı durumda işveren için geçerli olmayacak bir cezai şartın geçerli olması düşünülemez. Cezai şartın tek taraflı olarak işçi aleyhine yükümlülük doğuracak biçimde kararlaştırılması halinde hüküm doğurmayacağına yönelik düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanununda açıkça yer almamış olmasına karşın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesi ile açıkça geçersiz hali düzenleme altına alınmıştır ki, esasen bu durum 818 sayılı Borçlar Kanunuyla düzenlenmemiş olsa da Yargıtay uygulaması ile yalnızca işçi aleyhine sonuç doğuracak yöndeki cezai şartın geçerli olmadığı, hizmet akdinde işçi ile iş veren arasındaki hiyerarşik ve müzakere gücü açısından mevcut güç dengesizliği dikkate alındığında, söz konusu cezai şartın geçerli kabul edilmemesi yerindedir (HGK 16.03.2016, 2014/13-1013 Esas – 2016/318 Karar). Nitekim iş sözleşmesi içeriği incelendiğinde işveren aleyhine hiç bir cezai şarta yer verilmediği görülmektedir. Örneğin iş sözleşmesinin feshinin ardından işverenin işçiyi kötülemeyeceğine, işçinin yeni işverenine ulaşarak işçi hakkında olumsuz söylem vs gibi faaliyetler içerisine girmeyeceğine dair bir cezai şarta rastlanmamıştır. 17.Öte yandan davaya konu edilen cezai şartın karşılıklı olduğu düşünülse ya da tek taraflı olmasının her hangi bir öneminin bulunmadığı kabul edilse dahi davalı işçinin hangi işlem ve eylemleri ile rekabet yasağına aykırı davrandığı ortaya konulup kanıtlanabilmiş değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi yeni tarihli bir kararında, rekabet yasağı sözleşmelerinin TTK bünyesinde düzenlenen haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin özel bir şekli olduğu vurgulanıp haksız rekabetin varlığı yönünden somut bir zararın doğmuş olmasının gerekmediği ve haksız rekabet teşkil eden eylemler nedeniyle bir zarara düçar olma tehlikesinin varlığının yeterli olduğunu (11. HD. 2016/5641 E – 2017/1255) benimsemişse de; somut olay yönünden bu tehlikenin ne şekilde ortaya çıktığı varsayımlar ve ön kabullere göre değil ve fakat açık delillerle ortaya konulup kanıtlanmalıdır. Tanık beyanları, davacının iddialarını ispatlamaya yeterli değildir. Kaldı ki davalı, iş sözleşmesinin yapıldığı tarihte asgari ücretle çalışan, işten ayrılma beyanı/istifası hemen kabul edilen bir işçi olup işverenin ticari sırlarına vakıf olan, işveren için çok önemli görevler üstlenen, rakip firmada çalışması önemli zarar riskleri barındıran bir kimsenin bu şartlarda çalıştırılması da hayatın olağan akışına uygun değildir.(Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD nin 2017/508 Esas, 2017/530 Karar sayılı emsal ilamı) 18.Tüm dosya kapsamı, davalının işinin niteliği, davacı firmada çalışma süresi, rekabet sözleşmesinin ve iş sözleşmesinin sadece işçi aleyhine cezai şart içeren hükümler içermesi nedeniyle geçersiz olması hususları bir arada düşünüldüğünde; davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/ Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, harcın davacı üzerinde bırakılmasına, 3-Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak, alınması gerekli maktu ret harcı ... TL nin, davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL den mahsubu ile hazineye gelir kaydına, arta kalan harcın istek halinde karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, 4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" nin, "Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davacı tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir." düzenlemesi göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, 7-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından temyiz yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, Dair, davacı vekili ... ve davalı vekili ...'in yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.13/12/2019 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 1940/7, K. 2003/7, T. 16.03.2016, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-1940-7-e-2003-7-k-3090315c307c