İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 1940/7 E. 2003/7 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
1940/7
Karar No
2003/7
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2016/432 KARAR NO : 2019/570 DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 09/06/2016 KARAR TARİHİ : 20/09/2019 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; ... günü dava dışı sürücü ... idaresindeki ... plakalı araç ile ... ili, ... mahallesi, ... sokak üzerinde seyir halinde iken ... sokak ile kesişen kavşakta müvekkilinin kullanmakta olduğu ... plaka sayılı araca çarpması neticesinde yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonucunda müvekkilinin yaralandığını, meydana gelen kaza sonrasında davalı şirkete sigortalı olan ... plakalı sayılı aracın karışmış olduğu trafik kazası neticesinde müvekkilinin maluliyetine sebep olduğundan davalı şirketçe, başvurularına her hangi bir ödeme yapılmadığını, ... Hastanesinden alınan rapora göre maluliyet oranının %17 olarak belirlendiğini beyan ederek; maddi tazminat talebinde bulunmuştur. B. TARAF TEŞKİLİ: Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.(H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı itirazlarının olduğunu, müvekkil şirketin sorumluluğunun poliçe limiti ve sigortalısının kusuru oranında olduğunu, sigortalının kusurunun olmadığını, maluliyetin ATK dan alınacak rapor ile ispatlanması gerektiğini, hesaplamanın aktüer sicilinde kayıtlı bilirkişinin yapması gerektiğini, hesaplama yapılırken asgari ücretin dikkate alınması gerektiğini, faizin dava tarihinden itibaren işlemesi gerektiğini beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan vekili aşamalardaki dilekçesinde özetle; müvekkilinin kazada kusurunun olmadığını, zaman aşımının dolduğunu, davacının haksız kazanç peşinde olduğunu beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: Dava, trafik kazasından kaynaklı maddi tazminat talebinden ibarettir. Öncelikle söylemek gerekir ki; Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). Taraf kendisi tarafından ispat edilmesi gereken vakıayı ispat edemezse, karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.) Türk Medeni Kanunu m. 6 usul hukukunda ispata ilişkin genel kuralı koymuştur. Buna göre; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Ancak iddialar karşılaştığında kimin isbat yükü altında bulunduğunun tespiti her zaman kolay olmamaktadır. Bunun için gerek ilmi gerekse kazai içtihatlarda bir takım ölçülere yer verilmiştir. İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Özetle; İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. İspat konusunda yapılan bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; TBK m. 50 gereği; Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Dosyada ispat yükü davacıdadır. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 266. maddesinde yer alan emredici hükme göre hâkim,sadece çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye başvurabilecektir. Hâkim açısından “özel bilgi” ise, hukuk bilimi dışındaki belli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgi olarak anlaşılmalıdır. Mahkememizce trafik kazasından dolayı kusur raporu aldırılmıştır. Ankara Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ... tarihli kusur raporunda özetle; ... plakalı aracın sürücüsü ...'ın %100 kusurlu, ... plakalı aracın sürücüsü ...'in kusursuz olduğu belirtilmiştir. Dosya arasında mevcut, Antalya ... Asliye Ceza mahkemesinin .../... esas sayılı dosyasında aldırılan bilirkişi raporu, kaza tespit tutanağında da aynı yönde tespitlerde bulunulmuştur. Antalya ... Asliye Ceza mahkemesinin .../... esas sayılı dosyasında ... cezalandırılmış ve bu karar temyiz sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin .../... esas,, .../... karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onanmıştır. Düzeltilerek onama ceza miktarının hesaplanmasına yönelik olup, kusura ilişkin bir değerlendirme yapılmamış olmakla, mahkemenin kusur oranı kabulü yerinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/17-50 esas , 2011/231 karar nolu 27/04/2011 karar tarihli emsal kararında belirtildiği üzere; kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi kabuller hukuk hakimini bağlar. Tüm bu açıklamalar ışığında, mahkememizce alınan Ankara Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ... tarihli kusur raporunun dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğu kanaatine varılmakla, kusur raporuna karşı yapılan itirazların yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Mahkememizce maluliyetin tespiti için İstanbul ATK ya yazı yazılmış olup, kurumun ... tarihli ... numaralı kararında özetle; kazanın davacının maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan maluliyet tayinine mahal olmadığı, iyileşme süresinin kaza tarihinden itibaren 6 aya kadar uzayabileceği belirtilmiştir. Maluliyete ilişkin alınacak raporların olay(kaza) tarihlerine göre; 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ila 31.08.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ile 31.05.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihinden sonra ise, Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. (Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi., 2018/763 esas, 2018/681 karar; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi., 2017/529 esas, 2017/803 karar sayılı emsal ilamlar) Somut olayda kaza tarihi ... olmakla, ATK tarafından düzenlenen rapor da, Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre yapılmıştır. Bu nedenle rapora itiraz yerinde bulunmamıştır. Her ne kadar davacı vekili, ... Hastanesinin ... tarihli özürlü sağlık kurulu raporu ile Adli Tıp kurumu ... İhtisas kurulundan verilen ... tarihli rapor arasında çelişki olduğu gerekçesi ile dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilmesini talep etmiş ise de bu talep yerinde bulunmamıştır. Bahsedilen ... Hastanesinin ... tarihli özürlü sağlık kurulu raporu, engelli sağlık kurul raporudur. Hem mevzuatın hem de yargı uygulamasının kaza tarihi dikkate alınarak düzenlenmesini istediği şekilde hazırlanan bir rapor değildir. Kaza tarihi itibariyle Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre hazırlanmış çelişkili iki rapor mevcut değildir. Mahkememizce aktüer bilirkişiden rapor aldırılmıştır. ... tarihli raporda özetle; davacının, geçici iş gücü kaybından kaynaklanan ve maaşı dışındaki gelirlerindeki kayıp nedeni ile dosya içindeki bilgi ve belgeler dikkate alındığında, maddi zararının olmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Mahkememizce, davacının ... tarihinde geçirdiği trafik kazası nedeniyle çalışamadığı dönemde alamadığı maaş dışındaki ek ücretler bulunup bulunmadığı, ek ücretler var ise bunların miktarına ilişkin kayıt ve belgelerin gönderilmesi için ... na müzekkere yazılmıştır ve gelen yazı cevaplarında özetle, davacının maaşı dışında bir ek gelire sahip olmadığı belirtilmiştir. Aktüer bilirkişinin tespitlerini değiştirecek bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Bilirkişi raporunu hakim denetlemelidir. Öğretide Akyol, bilirkişi raporunun denetimi sadece hâkime ait bir görev değil; aynı zamanda taraflara ait bir haktır demektedir(AKYOL, Şener :Hukuk Usulünde Bilirkişilerle İlgili Bazı Problemler, Mukayeseli Hukukta Bilirkişilik Ve Sorunları, Yargıtay 125.Yıl Dönümü, s. 72 naklen). Hâkimin bilirkişinin uzmanlığı nedeniyle taşıdığı egemenliği kıracak araçları olduğu, bir yanlışın mutlaka geri döneceği ve özellikle böyle bir yanlışın müeyyidelendirileceği konularında bilirkişi inandırılmalı; böyle bir bilinç oluşturulmalıdır.“Hâkim kesinlikle ve mutlak olarak usulün egemeni olmalı; dosyaya, kendi sorumluluğunda girecek olan tanık beyanı gibi bilirkişi raporu gibi hususların adaleti saptıracak biçimlerde tezahürünü önleyecek tedbirleri almalı ve bu egemenliğini davanın sonuna kadar sürdürmelidir.” (Akyol s. 64-65 naklen). Bu hususlar doğrultusunda, bilirkişi raporlarının, hükme ve denetime elverişli, dosya kapsamına uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Tüm dosya kapsamı, davacının kalıcı maluliyetinin olmadığının, geçici maluliyetine ilişkin bir kazanç kaybının olmadığının, maddi tazminata hak kazanmadığının, dosyadaki bilirkişi raporları ile tespiti karşısında, ispatlanamayan davanın reddi gerekmiştir. HÜKÜM:Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm tarihi itibariyle alınması gerekli bakiye ... TL nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine, (24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “kararın verilmesinden itibaren iki ay” ibaresi “kararın tebliğinden itibaren bir ay” şeklinde değiştirilmiştir.) 5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerine bırakılmasına, 6-Davalı tarafça dosyada yapılan ve uyap sisteminden kontrol edilen ... TL posta-tebligat ücreti giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" nin, "Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davacı tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir." düzenlemesi göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, 9-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından temyiz yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, 10-Dosyamız arasında bulunan Antalya ... Asliye Ceza mahkemesinin .../... esas sayılı dosyasının mahalline iadesine, Dair; davacı vekili ... ve davalı vekili ..., ihbar olunan vekili ...'nin yüzlerine karşı, kesin olarak karar verildi. 20/09/2019 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 1940/7, K. 2003/7, T. 01.06.2015, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-1940-7-e-2003-7-k-0df706854237