İlk Derece Mahkemesi · Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2025/150 E. 2026/114 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Esas No
2025/150
Karar No
2026/114
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/150 Esas - 2026/114

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R

ESAS NO : 2025/150 KARAR NO : 2026/114

DAVA : Marka ... Kararı İptali-Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 14/04/2025 KARAR TARİHİ : 23/03/2026 Yazım Tarihi: 02/04/2026

İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davalı şirketin, 08.12.2022 tarihinde “...” markası için 30. sınıfta tescil başvuruda bulunduğu, ilgili başvurunun, .... sayılı ve 27.12.2022 tarihli bültende yayınlandığını, müvekkilinin, (i) “...” ibareli 02.10.1996 tarihli ve ... numaralı 29/30/32. sınıflarda tescilli markası ile, (ii) “... + ..." ibareli 26.09.1996 tarihli ve .... numaralı 29/30/32. sınıflarda tescilli markası olduğunu, müvekkilinin,, 27.02.2023 tarihinde sahip olduğu markalar ile benzerlik ve kötüniyet gerekçesiyle davalıya ait markanın yayımına itiraz ettiğini, davalının, itiraza vermiş olduğu cevapta, kendisinin “....” markasına sahip olduğunu, bu nedenle “...” markasının iltibas oluşturmadığını belirttiğini, itirazının, 06.12.2023 tarihinde ....’un ... sayılı kararı ile reddedildiğini, Kararda baskın unsurun “...” ifadesinin olduğu ve bu nedenle tüketici nezdinde iltibas oluşturmayacağı gerekçesine yer verildiğini; müvekkili tarafından ret kararına yapılan itiraz neticesinde ... tarafından, “...” markasının üç harfli bir marka olup, başvuruya konu marka ile tüketici nezdinde birbirinden farklı markalar olduğu anlaşılabileceği gerekçesiyle tescil başvurusunun 12.02.2025 tarihli ve ... sayılı kararı ile itirazlarının reddedildiğini, tüm bu gerekçelerle bu davanın açılması zarureti hasıl olduğunu; davalı şirketin, 06.07.2022 tarihinde .... tarafından tescil ile kurulduğunu, müvekkilinin sahip olduğu “...” markası ile 30 yıldan uzun süredir .... ili sınırları içerisinde lokum, şekerleme, tahin ve pekmez alanında imalat ve ticareti ile uğraştığını; bu faaliyetine, 1996 yılında tescil başvurusu yapılan marka çatısı altında, dava tarihi itibariyle 29 yıldır devam ettiğini; Marka başvurusunda bulunan ... Gıdanın, kuruluş yeri olarak ticaret sicilinde “....” adresini gösterdiğini; müvekkilinin ise “....” adresinde faaliyet gösterdiğini; davalı şirketin de pekmez ve tahin ürettiğini; bu durumun yer ve faaliyet konusu itibariyle benzerlik bir kenara, büyük ölçüde aynılık oluşturduğunu, Bu bakımdan; .... (...), müvekkiline ait markanın “...” kelimesi itibariyle üç harften oluştuğunu, bu nedenle bu ifadenin davaya konu başvuruda esaslı unsur olarak kullanılmadığından bahisle “ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadıkları” görüşüne vardığnı, ancak olay özelinde verilmiş olan bu kararın hatalı olduğunu, çünkü, ... kararında da belirtildiği üzere markaların ayırt edici gücü piyasada sahip olduğu ün nedeniyle daha geniş korumadan yararlandığını, buradaki piyasa kavramının, yerleşik yargıtay kararlarında mal veya hizmetin sunulduğu yer olarak belirtilmekte olduğunu ve ortalama tüketicinin de buna göre tespit edildiğini, bu bakımdan müvekkiline ait önceki hakka konu markası ile itiraza konu markanın aynı bölgede ve aynı müşteri kesimine hitap ettiğinin açık olduğunu; Karıştırılma ihtimalinde ise açık bir karıştırılma veya ilişkilendirme aranmamakta; böyle bir durumun “ihtimalinin” varlığının dahi ret nedeni olarak değerlendirilmesi gerektiğini; ..... ve 26.01.2007 tarihli kararında da; ”(…) karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından “umumi intiba” olmasa bile, halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırılması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.” ifadelerine yer verildiğini, bu nedenle aynı ilçe ve dahi aynı mahalle sınırları içerisinde benzer markaların tescilinde korumanın en geniş şekliyle değerlendirilmesi gerektiğini, ancak hem uzman kararında hem de ... kararında bu hususa değinilmeksizin bir değerlendirmeye gidildiğini, üstelik marka tanınırlığının tespitinde müvekkilinin yaklaşık 30 yıl boyunca bu marka çatısı altında imalat ve ticaret yaptığı dikkate alınarak bu sürenin de artırılmış ayırt edicilik açısından dikkate alınması gerektiğini; diğer taraftan; ... kararında karıştırılma ihtimali değerlendirilirken eksik inceleme yapıldığını, karıştırılma veya ilişkilendirilme ihtimalinin varlığında dikkate alınan mal veya hizmet sınıfı ve bu sınıfların alt sınıflarındaki ürün benzerlerliği ile müşteri çevresine dair kararda hiçbir değerlendirmeye yer verilmediğini, zira müşteri çevresinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halkın olduğu göz önünde tutulması gerektiğini, Yargıtay HGK. ..... ve 07.06.2006 tarihli kararında da: “(…) ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir.” ifadelerine yer verildiğini, yine aynı kararda: “Ortalama tüketici baz alındığında, benzerliğin ortaya çıkaracağı doğal sonuç, alıcıya sunulan ürünlerin taşıdığı .... ibaresini taşıyan işaretin, alıcının almayı düşündüğü malları simgeleyen ... ibaresinin alıcının belleğinde bıraktığı görsel, anlamsal ve şekilsel izlenim ile kulağında kalan sesle aynı etkiyi doğurması nedeniyle davacının ... markasını taşıyan emtiaları almak isteyenlerin , davalının ... ... işaretini taşıyan emtialarını satın alma olasılıklarının yükselmesi olacaktır. Öyle ki, ortalama alıcı davalı tarafından sunulan malı, almayı düşündüğü davacının önceden tanıdığı ürünü zannedebilecektir. Hatta bu nedenle, malların alıcısı kişilerden iki farklı marka karşısında bulunduklarını anlayabilecek durumda olanlar dahi, bu iki markanın aynı kişiye ait bulunduğunu zannedebilecekleri gibi bu malları üreten işletmeler arasında idari-ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu, hatta davalının, davacının vermiş olduğu bir lisansla anılan ibareyi kullandığı düşüncesine de kapılabileceklerdir.” ifadelerine yer vererek birbiri ile benzer unsurları taşıyan imgelerin karıştırılma veya ilişkilendirilme ihtimaline yer vereceğinin belirtildiğini; üstelik karardaki bu değerlendirmeler,in kararın konusu olan markanın tescil edildiği şekerleme ürünlerinin bulunduğu 30. sınıf için yapıldığını, bu sınıfın özelinde müşteri çevresine çocukların da dahil olduğunu. müvekkilinin markasının da bu sınıfta tescilli olduğunu, lokum ve şekerleme mamulleri ürettiğini, ... veya uzman kararında karıştırılma ihtimali bakımından ses, görüntü ve ... bakımından benzerlik kurulamamış olsa da aynı ilçe ve mahallede, aynı unsurları içeren ve aynı ürünlerin üretilmesi durumunda aynı bölgedeki müşteriler bakımından karıştırılma ihtimali, verilen kararların aksine mümkün olmakla birlikte ilişkilendirilme .... varlığının tartışmasız olduğunu; müvekkiline ait tescilli “...” ve “...” olmak üzere iki marka tescili bulunduğunu; davalı şirketin .... sicil numarası ile ... sayılı ticaret sicil gazetesinde tescil ve ilan edilerek kurulduğunu, şirketin tek pay sahipliği ile “...” tarafından kurulmuş olup, 2023 yılında “...”e bir kısım payların devri yapılarak 2 ortaklı bir şirkete dönüştüğünü; ancak bu davaya konu “...” markasının aynı şekilde 30. sınıfta ...başvuru numarası ile 09.10.2017 tarihinde “...” tarafından başvurusunun yapıldığını, 27.10.2017 tarihli ve .... numaralı bültende yayımlandığını müvekkili tarafından süresi içerisinde yapılan itirazlarının neticesinde tescil başvurusunun reddine karar verilldiğini; bu itirazlarının da, tescili istenen markanın hem benzerlik oluşturduğu hem de kötüniyet içerdiğinin müvekkili tarafından belirtildiğini , .... tarafından kötüniyet iddialarını ispat yeterli görülmediğini, ancak, marka başvurusunun benzerlik nedeniyle reddedildiğini; Aradan geçen 8 yılın ardından aynı markanın “...” soyisimli başka birinin kurduğu şirket tarafından aynı şekilde marka başvurusunda bulunulduğunu; bu bakımdan kötüniyetin varlığı her ne kadar 2017 tarihli başvuruda ispatlanamamış olsa da 2025 yılında aynı ibarelerle ikinci kez başvurunun yapılması,nın kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyduğunu, böyle bir durumda markalar açısından karıştırılma yahut benzerlik dahi dikkate alınmaksızın, doğrudan başvurunun reddi gerektiğini, bu hususta müvekkilin markasının korunması amacıyla bültenleri takip etmesi ziyadesiyle külfet oluştururken aynı ibarelerin birden fazla kez tescilinin istenmesinin, üstelik aynı ilçe ve mahallede yer alan kişiler tarafından bu eylemin icrasının kötüniyetin varlığına açıkça işaret ettiğini; bu hususta .... tarafından aynı başvuruya aynı tescilli markalarla itiraz edilmesine rağmen, farklı kararların verilmesi, Kurum kararlarının uygulamadaki sıhhati açısından da tehlike teşkil ettiğini, bu durumun, marka başvurularında “belki bu sefer başka bir karar çıkar” anlayışına zemin hazırladığını, tüm bu gerekçeler ile, bu davanın konusunun başvuruda da ısrarlı şekilde dile getirilmesine rağmen, aksi bir gelişme olmuşsa dahi kararlarında buna ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmediğini, göz ardı edildiğini, bu bakımdan verilen kararın yine eksik ve hatalı olduğunu; davalı şirketin “... ...” markasını, henüz tescil edilmeksizin kullanıldığını, davalı şirket tarafından kullanılan marka örneğinin, müvekkil tarafından öğrenilmesi neticesinde, davalının “...” ibaresini baskın unsur olarak kullandığının tespit edildiğini; bu marka örneğinin dosya kapsamında ekte sunulduğunu, baskın unsur olarak “...” ibaresinin kullanmasının, davalının müvekkile ait markayı bildiği dikkate alındığında iltibas oluşturacak şekilde kullanımının SMK m. 7/2 (b) kapsamında marka hakkına tecavüz olduğunun açık olduğunu; iddia eyleyerek; dava konusu davalı ... 'nun ilgili kararın iptali ile dava konusu marka tecil başvurusunun emtia listesindeki tüm emtialar (30. Sınıf) yönünden hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı şirkete usulüne uygun tebligat yapıldığı halde davaya cevap vermediği; ancak davalı şirket vekili 06/01/2026 tarihinde vekaletname ve 23/03/2026 tarihli duruşmada davanın reddini talep etmiştir. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı firmanın ... başvuru sayılı markasına yönelik davacı şahsın ... sayılı markaları dolayasıyla SMK 6/1 maddesine göre iltibas, SMK 6/3 maddesine göre eskiye dayalı kullanım, SMK 6/6 maddesine göre diğer fikri hak iddia ve itirazlarının reddi konusunda verilen ...'in ... sayılı ... kararının iptalinin, davalı markasının tescili halinde ise hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. ... kararının 13/02/2025 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 23/03/2026 tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır. ... ...'nun ... sayılı kararında; "... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun ... sayılı "... ...", "..." ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6 ncı maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. Yapılan incelemede, başvuru ile itiraz gerekçesi markaların ortak unsuru olan "..." ibaresinin 3 harften oluşan görece kısa ibare olması, söz konusu ibarenin başvuruda önplana çıkartılmamış olması, başvuru konusu işaret ile itiraz gerekçesi markaların farklı kelime ve şekli unsurlar içermesi ve tertip tarzı farklılığı hususları göz önüne alındığında, tüketiciler tarafından farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılanabileceği kanaatine varılmış ve başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markaların bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadıkları görüşüne varıldığından 6769 s. SMK'nın 6/1 maddesi gerekçeli itiraz yerinde bulunmamıştır. Taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı tespit edildiğinden başvuru sahibi tarafından ileri sürülen kullanım ispatı talebinin incelenmesine gerek görülmemiştir. Ayrıca, 6769 s. SMK'nın 6/3 ve 6/6 maddelerine dair iddialar yönünde yeterli kanaat oluşturacak bilgi veya belge sunulmadığından bu maddelere dayalı itirazlar haklı görülmemiştir. Son olarak, her marka özgünlük derecesi, tasarımı, tescile konu mallar/hizmetlerin ve bu mal ve hizmetlerin tüketici grubunun özellikleri, markanın tescil kapsamındaki mal/hizmetler üzerindeki ayırt edici niteliği gibi unsurlar açısından kendine özgü özellikler taşıdığından ve ancak tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesi sonunda tescil başvurusuna ilişkin karar oluşturulabildiğinden dilekçede başka marka başvurularına ilişkin verilen kararların işbu itirazın değerlendirilmesinde dayanak gösterilmesi de haklı bulunmamıştır. Sayılan nedenlerle itirazın reddedilmesi gerekmiştir. KARAR; İtirazın reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir." şeklinde ifade edilmiştir. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük) Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri) "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını,fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. ", Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır. SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ; Taraf markalarında AYNI işaret olması ve kapsamlarındaki emtia (mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, Taraf markalarının BENZER işareti taşımaları ve kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması, Taraf markalarının BENZER işareti taşımaları ve kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır. Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır. SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur. SMK 6/6 madde kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Marka ve ticaret unvanı da sınaî mülkiyet hakkı olarak maddenin koruma kapsamına alınmıştır. Ancak sınaî mülkiyet hakları kapsamında korunacak bir markadan veya ticaret unvanından söz edebilmek için “tescil” şarttır. Örneğin bir ticaret unvanına dayanarak başkasına ait marka tescilinin engellenmesi isteniyorsa bu ticaret unvanının ticaret sicilinde tescilli olması gerekmektedir. Yukarıdaki kriterler, taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında; Davalı başvuru Markası Davacı Markaları

... +... (...) ...+... ...

19/12/2025 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ÖZETLE; "-Dava konusu davalı şirkete ait ... sayılı unsurlu marka tescil başvurusu ile davacının davasına mesned aldığı markalarının 6769 sayılı SMK'nın 6/1 madde ve fıkrası uyarınca benzerlik arz etmediği, karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunmadığı; davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği (6769 sayılı SMK'nın 6/3 madde ve fıkrası) iddiasının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı; davacının "... ” ve "... SAN. TİCARET ..." isimleri ile davalı şirketin''ibareli marka tescil başvurusu arasında benzerlik olmadığı, ezcümle; iltibas tehlikesi bulunmadığı, ve nihayet; 6769 sayılı SMK’nın 6/6 madde ve fıkrası koşullarının oluşmadığı; dava konusu davalı ...'in 12.02.2025 tarihli ... sayılı ... kararının yerinde olduğu" şeklinde ifade edilmiştir. Davacı vekilinin yeni bir heyetten rapor ve aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talepler reddedilmiştir.

GEREKÇE: Önceki tescilli bir marka ile başvuru konusu sonraki marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin de nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle; Davalının " ... +... " ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "...+... ve ... " ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ,sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı; İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar/hizmetler için ayırdığı satın alma / faydalanma süresi içinde, davalının "... +... " ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacını"...+... ve ... " ibareli tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceğini, diğer bir anlatımla ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından davacının "...+... ve ... " ibareli tescilli markalı mallarından/hizmetinden satın almak/yararlanmak isterken davalının "... +... " ibareli başvuru markalı malı/hizmeti satın almak / yararlanmak şeklinde bir yanılgı yaşamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar / hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı kanaati oluştuğu; Davacı tarafın " ... +... " ibareli başvuru üzerinde SMK 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı, Davacı tarafın "... +... " ibareli başvuru üzerinde SMK 6/6 maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiası kanıtlanmadığı; Tüm bu gerekçelerle ... kararı doğru olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 3-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle eşit şekilde davalılara verilmesine, 4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 23/03/2026

Katip .... Hakim .... E-İmzalıdır E-İmzalıdır

Atıf: Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2025/150, K. 2026/114, T. 23.03.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-ankara-4-fikri-ve-sinai-haklar-hukuk-mahkemesi-2025-150-e-2026-114-k-4c69ded895a3