Diğer ·

2025/306 E. 2025/306 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2025/306
Karar No
2025/306
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/306 Esas - 2026/228 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/306 KARAR NO : 2026/228

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 18/07/2025 KARAR TARİHİ : 07/05/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/05/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalı şirket tarafından 43. sınıfta tescil talebine konu edilen .... sayılı “....” ibareli marka başvurusuna müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, itirazlarının nihai olarak .... sayılı kararı ile hatalı ve hukuka aykırı olarak reddedildiğini, müvekkili şirketin “mall” ve “...” ibarelerini esas unsur olarak içeren .... sayılı markaların sahibi olduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkili şirket markaları ile ortalama tüketicide bıraktığı genel intiba ile görsel, işitsel, bütünsel ve kavramsal açıdan ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, benzerliğin iltibasa yol açabilecek ölçüde olduğunu, dava konusu markanın sonunda yer alan “...” ibaresinin tali unsur niteliğinde ve ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğunu, davalı şirket markasının esas unsurunun “....” ibaresi olduğunu, ibarenin “büyük, metrekaresi yüksek, içerisinde çok sayıda mağazanın/işletmenin bulunduğu alışveriş merkezi” anlamında kullanıldığını, müvekkili şirketin bu kapsama uyan çok sayıda alışveriş merkezinin maliki olduğunu, dava konusu markanın tescili halinde müvekkiline ait alışveriş merkezlerinin büyüklüğünden faydalanacağını, müvekkili şirketin “...” ibaresini Türkiye’de ilk kullanan şirket olduğunu ve bu tamlamanın kullanılmasını yaygın hale getirdiğini, dava konusu markanın müvekkiline ait seri marka izlenimi yarattığını, dava konusu marka başvurusunun 43. sınıfta tescilinin talep edildiğini, müvekkili şirket markasının yer aldığı sınıfların da birebir aynı/benzer/ilintili malları ve hizmetleri içerdiğini, markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunduğunu, müvekkili şirket adına tescilli markaların SMK’nın 6/5 maddesi kapsamında tanınmış marka niteliğinde olduğunu, dava konusu marka başvurusunun haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, davalı şirketin daha önceki .... sayılı “... ... a” ibareli marka başvurusu ile ilgili ikame edilen .... sayılı dosyasında .... kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, buna rağmen yeniden ve benzer nitelikteki dava konusu markanın başvuruya konu edilmesinin davalı şirketin niyetini açıkça ortaya koyduğunu beyanla; ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait itiraza mesnet markaların bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığını, taraf markalarının “mall” ibaresini ortak olarak içerdiğini, ancak markaların tertip tarzları ve ihtiva ettikleri tüm unsurlarla birlikte görsel, işitsel ve kavramsal yönden belirgin farklılıklar barındırdığını, dava konusu markanın davacıya ait seri marka algısı yaratmadığını, markalar benzer olmadığından tanınmışlık hususunun davaya etkili olmadığını, davacının tanınmışlık iddiasının ispatlar delil sunulmadığını, .... kararının hukuka uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin yatırımlarının artması ve çeşitlenmesiyle birlikte “...” markası ile projeler üretmeye başladığını, müvekkili adına ... nezdinde tescilli “...” ibareli markalar bulunduğunu, dava konusu markanın 30.07.2025 tarihinde tescil edildiğini, “...” markasının müvekkili şirket ile özdeşleştiğini, markanın uzun yıllardır müvekkili tarafından kullanıldığını ve gerçek hak sahibi olduğunu, davacının markalarında esas unsur olduğunu ileri sürdüğü “mall” kelimesinin “alışveriş merkezi” anlamına geldiğini, ibarenin esaslı unsur olarak nitelendirilemeyeceğini, taraf markalarının ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığını, davacının kötü niyete dayalı iddialarının mesnetsiz olduğunu, .... kararının hukuka uygun ve yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu .... numaralı marka başvurusu, 43. sınıf için tescil talebiyle 30.12.2022 tarihinde yapıldığı, marka başvurusu, 13.02.2023 tarih ve 414 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde yayımlandığı, davacı şirket tarafından dava konusu markanın yayımına “benzerlik/karıştırılma ihtimali” ve “tanınmışlık” gerekçeleri ile itiraz edildiği, davalı şirket tarafından itiraza karşı görüş bildirilmiş olup, mesnet markalardan .... sayılı markaların kapsamında bulunan tüm mal ve hizmetler bakımından kullanım ispatı talebinde bulunulduğu, davacı şirket itirazının, önce .... sayılı kararı ile reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; Dava Konusu Marka ile Davacının İtiraza Dayanak Markalarının Karıştırılma İhtimali; Marka tescilinde nispi ret nedenleri arasında düzenlenen karıştırılma ihtimali uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Markaların, karıştırılma ihtimaline dayalı tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığını kabul için yeterli olmayacaktır: Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması. Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması. Dava konusu markalar ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. Kullanım İspatı Bakımından Değerlendirme .... sayılı markaların kapsamlarında yer alan tüm mal ve hizmetler yönünden kullanımının ispatlanmasını talep ettiği tespit edilmiştir. Somut olayda, davalı şirkete ait dava konusu .... sayılı markaların tescil tarihi üzerinden, (dava konusu markanın başvuru tarihi itibarıyla) 5 yıl geçmiş olduğundan, bu gerekçe ile ilgili markalar yönünden “kullanmama def’i” ileri sürebileceği, Davacı taraf, 30.12.2017-30.12.2022 tarih aralığında,.... sayılı markalarını kullandığını ispatlamalıdır. Davacı şirket, itiraz aşamasında dosyaya, promosyon ürünlerinin fotoğrafları, mallofistanbul.com.tr adresinden alınan ekran görüntüleri, dergi ve gazete ilanları, dış mekan reklamları, broşürler, internet haberleri, tediye makbuzları, 2018-2021 tarihli faturalar sunmuştur. Sunulan belgelerin bir kısmı, ispatı istenen tarih aralığı dışında olmakla birlikte, tarih aralığı şartını sağlayan faturalar incelendiğinde, “....” ibareli markalar, “alışveriş merkezi yönetimi hizmetleri” bakımından dikkate alınacak, kapsamlarında yer alan diğer mal ve hizmetler bakımından, (yidk karar iptali davasında” dikkate alınmayacaktır. Bununla birlikte, davacıya ait .... kararının iptali davasında dikkate alınmayacak, sadece hükümsüzlük davası bakımından dikkate alınacaktır. Emtiaların Aynı/Benzer Olup Olmadığı; Markalar arasındaki iltibas değerlendirmesi, markaların kapsamında yer alan mallardan ve hizmetlerden bağımsız değildir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa neden olma ihtimali azalacaktır. Bir başka anlatımla, markaların kapsadığı malların ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta; malların ve hizmetlerin aynı olması durumunda ise markaların arasındaki ortalama bir benzerlik dahi iltibasa neden olacaktır. Mal ve hizmetlerin aynılığı, ilke olarak mal ve hizmetlerin aynı şekilde yazılmış, ifade edilmiş olmasıdır. Benzer mal ve hizmetler ise, ortalama tüketicilerce aynı (veya ilişkili) kaynaktan geldikleri varsayımıyla karıştırılma ihtimalinin konusu olabilecek mal ve hizmetleri içermektedir. Benzer mal ve hizmet tanımlamasının içeriği, aynı tür mal ve hizmeti mutlak surette kapsamakla birlikte daha geniş bir yaklaşımla benzer oldukları öngörülebilecek, tüketicilerce ilişkilendirilerek aynı kaynaktan geldikleri varsayılabilecek, aynı/benzer ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak mal ve hizmetleri de kapsamaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği veya ilişkilendirilebilir niteliği ... Kılavuzu’na göre aşağıda belirtilen durumlarda ortaya çıkabilir: − Mal ve hizmetlerin kullanım amacı ve alanlarının benzerliği, − Mal ve hizmetlerin kullanıcılarının benzerliği, − Malların fiziksel görünümünün benzerliği, − Mal ve hizmetlerin ticari pazara ulaşmasında kullanılan satış yollarının benzerliği, − Mal ve hizmetlerin birbirleriyle rekabet eder nitelikte bulunmasından kaynaklanan benzerlik, − Mal ve hizmetlerin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmasından kaynaklanan benzerlik, − Malların mağazalarda aynı reyonda veya rafta bulunmasından kaynaklanan benzerlik. İlgili sektördeki malların niteliği, piyasaya sunuluş şekli, tüketici alışkanlıkları gibi somut olayı etkileyen ek şartların varlığı halinde hizmetlerle mallar arasında ilişkilendirilme ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Yidk karar iptali davası bakımından emtia benzerliği; Dava konusu marka başvurusu, 43. Sınıf hizmetleri içermektedir. Davacıya ait (kullanım ispatına tabi olmayan) ....” ibareli markaların kullanımı ispatlanamadığından, yidk karar iptali davasında dikkate alınmamıştır. Davacının kullanımını ispatladığı ....” ibareli markalar, “alışveriş merkezi yönetimi hizmetleri” bakımından dikkate alınmış olmakla birlikte, “alışveriş merkezi yönetimi hizmetleri” ile 43. Sınıf hizmetler, aynı/aynı tür/benzer mal ve hizmetler değildir. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler ile davacıya ait ... sayılı markalar kapsamında yer alan hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu, yidk karar iptali davası bakımından, taraf markaları arasında emtia ayniyeti/benzerliği oluştuğu, Hükümsüzlük davası bakımından emtia benzerliği; Dava konusu marka başvurusu, 43. Sınıf hizmetleri içermektedir. Davacıya ait .... sayılı markaların tamamı, hali hazırda 43. Sınıf hizmetleri içermektedir. Sonuç olarak, hükümsüzlük davası bakımından, taraf markaları arasında emtia ayniyeti/benzerliği oluştuğu, İşaretlerin Benzer Olup Olmadığı ve İltibas/Karıştırılma İhtimali; (Hükümsüzlük Davası Bakımından) Markaların emtia/hizmetlerinin aynı/benzer olduğu tespiti yapıldıktan sonra bakılması gereken ikinci kriter işaretlerin benzer olup olmadığıdır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınmalıdır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkat edilmelidir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Benzerlik ve karıştırılma ihtimali telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında “bağlantı” kurma ihtimali bulunması, benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılmasıdır. Global değerlendirme gereği, markaların unsurlarına bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ....” kararında belirlenen temel ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre; Asıl unsuru markanın bütünü itibarıyla bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayrıcalığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Tespit edilen asıl unsur sözcükten ibaret ise markalarda ortak olarak kullanılan kök kelime ve başvuru sahibinin varsa ilave ettiği ekler belirlenmelidir. Son olarak başvuru sahibinin markasındaki eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Dava konusu marka başvurusu, kelime unsuru olarak “... ...” ibaresinden oluşmakta olup, koyu zemin üzerinde yer alan bu ibarenin üstünde süsleme niteliğinde bir şekil unsuru yer almaktadır. Şeklin merkezinde stilize bir “A” harfi yer almaktadır. Markada yer alan “...” ibaresi, alışveriş merkezi ve benzeri ticari kompleksler bakımından ayırt ediciliği zayıf, sektörel ve tanımlayıcı nitelikte bir ibare olup, markanın ayırt edici gücü esasen “...” kelimesinden kaynaklanmaktadır. “...” ibaresi, Türkçe’de doğrudan bir anlam taşımayan, özgün ve farazi bir kelime niteliğinde olup, markaya esas ayırt ediciliği kazandıran ana unsurdur. Davacıya ait markalar incelendiğinde, tamamında “... ...” gibi ibarelerin öne çıktığı görülmektedir. Bu markalarda ortak unsur, coğrafi yer adıyla ya da “...” ibaresi, davacının faaliyette bulunduğu alışveriş merkezini coğrafi olarak tanımlayan, ayırt edici gücü sınırlı bir ibare olup; markaların esas unsuru logolar, grafik unsurlar ve/veya tali unsurlar ile birlikte markanın bütünüdür. Davacı markalarının ayırt edici gücü, tek başına herhangi bir kelime unsurundan değil; logo, grafik tasarım, renk kullanımı ve tali ibarelerle birlikte markanın bir bütün olarak yarattığı görselden kaynaklanmaktadır. Davacı markalarında yer alan kelime unsurları, çoğunlukla tanımlayıcı veya coğrafi nitelikte olup, esas ayırt edicilik bu unsurların sunuluş biçimi ve bütünsel kompozisyonu ile sağlanmaktadır. Buna karşılık, dava konusu markada ayırt edici ve baskın unsur, açık ve tartışmasız biçimde “....” ibaresidir. Görsel karşılaştırmada, markaların esas ve ayırt edici unsurları dikkate alındığında, taraf markaları arasında herhangi bir benzerlik bulunmadığı açıktır. Zira dava konusu markanın ayırt edici ve baskın unsuru “... kompozisyonlarına sahip ibarelerden oluşmaktadır. Bu itibarla, markaların esas unsurları arasında görsel bir benzerlikten söz edilmesi mümkün değildir. Esas unsurların farklı olması, markaları aynı zamanda işitsel ve kavramsal olarak da farklılaştırmıştır. Markalar bütünsel olarak değerlendirildiğinde de taraf markalarının farklılaştığı değerlendirilmiştir. Zira davacı markaları; logo, grafik unsurlar ve yardımcı ibarelerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan çok bileşenli markalardır. Buna karşılık dava konusu marka, süsleme niteliğinde bir şekil ile sunulan “....” ibaresi etrafında şekillenmektedir. Taraf markalarının şekil, tali unsurlar ve renk bakımından yarattıkları genel görsel izlenim itibarıyla farklılaştığı kanaatine varılmıştır. Bu çerçevede, markalar tek tek unsurlar üzerinden değil, ortalama tüketici nezdinde bıraktıkları bütünsel etki dikkate alınarak değerlendirildiğinde de; taraf markalarının görsel olarak benzer olmadığı, Bu itibarla, markaların yalnızca ayırt edici niteliği zayıf olan “...” ibaresini ortak olarak içermeleri nedeniyle benzer kabul edilmesi, marka hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Markaların bütünsel değerlendirilmesi sonucunda; görsel, işitsel ve kavramsal açıdan iltibas ihtimali yaratacak düzeyde bir benzerliğin mevcut olmadığı, Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Dava konusu edilen 43. Sınıftaki gıda ile ilintili olan “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” hizmetlerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; genel bir tüketici grubuna hitap ettiği, özellikle hizmetlerin günlük yaşamda en çok tüketilen hizmetlerden olduğu, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani görece ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerden olduğu ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelemediği, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalıştığı da gözetildiğinde, bu hizmetlerde tüketicinin satın alım ve yararlanma aşamasındaki dikkatinin üst düzey olmayacağı ancak 43. Sınıftaki diğer hizmetler bakımından ise nispeten daha ender yararlanılan, günlük tüketime konu olmayan, görece yüksek fiyatlı olan, alıcılarının söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği hizmetler olmaları nedeniyle dikkat ve özen düzeylerinin ortalamanın daha üstünde olacağı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta taraf markalarında benzerliği tespit olunan emtialar yönünden ilgili tüketicilerin hem ortalama düzeyde bilgiye, dikkate ve özene sahip sıradan tüketicilerden hem de dikkat, özen bilgi düzeyi daha yüksek olan bilinçli tüketicilerden oluştuğu, Sonuç olarak, gerek .... karar iptali davası gerekse hükümsüzlük davası bakımından, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler ile davacı markalarında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu, fakat dava konusu marka başvurusu ile davacı markalarının görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, markaların esas unsurlarının farklı olduğu, markaların ortak olarak içerdiği “...” ibaresinin ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu, ayırt edici niteliği zayıf ibareleri ortak olarak içeren markalar arasında karıştırılma ihtimalinden bahsedilemeyeceği, markaların bütünsel olarak ilişkilendirilebilir olmadığı, dava konusu mal ve hizmetler bakımından ilgili tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyinin de düşük olmadığı değerlendirildiğinde, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabileceklerini, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığı somut olay bakımından markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı, Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği; 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. “Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir .... Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için WIPO, 1999 yılında "WIPO Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları Markanın ekonomik değeri Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir. Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, davacı taraf, itiraz aşamasında davalı şirketin “kullanım ispatı” talebi akabinde dosyaya markalarının kullanımına ilişkin belgeler sunmuş olup, bu belgeler, kullanım ispatı aşamasında incelenmiştir. İşbu belgeler, markasal kullanımı gösterir nitelikte kabul edilmişse de, markanın tanınmışlığını ispata elverişli nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Zira tanınmışlık; markanın yalnızca belirli bir çevrede bilinir olmasını değil, ilgili tüketici kesimi nezdinde yaygın, sürekli ve yoğun bir bilinirliğe ulaşmış olmasını, bu bilinirliğin ise objektif ve denetlenebilir verilerle ortaya konulmasını gerektirmektedir. Sunulan belgeler incelendiğinde, bunların büyük ölçüde tek taraflı tanıtım faaliyetlerine, sınırlı süreli reklamlara ve münferit kullanımlara ilişkin olduğu; markanın ülke genelinde veya ilgili sektörde yaygın biçimde tanındığını gösteren pazar payı verileri, bağımsız araştırma raporları, kamuoyu yoklamaları, sektörel değerlendirmeler ya da istikrarlı ve yüksek reklam harcamasını ortaya koyan somut finansal veriler ile desteklenmediği görülmektedir. Öte yandan, ibraz edilen faturalar ve tediye makbuzları, esasen ticari faaliyetin varlığına işaret etmekte olup, bu belgelerin varlığı tek başına markanın tanınmış olduğu sonucunu doğurmamaktadır. Sunulan reklam ve tanıtım materyallerinin kapsamı, süresi ve etki alanı da markanın geniş kitleler nezdinde bilinirliğe ulaştığını göstermeye yeterli değildir. Bu itibarla, davacı tarafından dosyaya sunulan belgeler, tanınmışlık için aranan yoğunluk, süreklilik ve yaygınlık kriterlerini karşılamadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, Gerçek Hak Sahipliği; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır. Yapılan incelemeler neticesinde, davacı tarafça, itiraz aşamasında, “.... markasının “alışveriş merkezi yönetimi hizmetleri” bakımından kullanıldığını gösterir belgeler sunulmuştur. İşbu hizmet, davacıya ait tescilli markalar kapsamında hali hazırda bulunmakta olup, tescilsiz bir kullanım söz konusu değildir. Sonuç olarak; dava konusu markanın, davacının gerçek hak sahipliği iddiası çerçevesinde reddini gerektirir bir husus olmadığı,

Kötü Niyet İddiası; 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesinde “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yapılmıştır. Medeni Kanun’un 2. maddesine göre herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Kötüniyet, mülga 556 sayılı KHK’nın 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük hali olarak sayılmamış olsa da (.... sayılı karar ile mümkün kabul edilmiştir.) 6769 sayılı yasa ile bu durum değiştirilmiştir. Gerçekten de kanunun 6/9. maddesine göre, kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Yani görüleceği üzere AB Tüzüğü m. 59/1-b’den farklı olarak mutlak red nedeni değil nispi red nedeni olarak kabul edilmiştir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Nitekim C-529/07 sayılı ... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Tüm bu kriterler kapsamında somut uyuşmazlık ele alınacak olursa; davacı vekilince, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalı yanın anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmamıştır. Dolayısıyla salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile davacı markalarında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu, Dava konusu marka başvurusunun, davacı şirket markaları ile görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, Davalıya ait dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacıya ait markanın tanınmışlığının ispatlanamadığı, Somut olayda gerçek hak sahipliği iddiasının ispatlanamadığı, Dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği, ....sayılı kararının hukuka uygun olduğu, dava konusu markanın hükümsüzlüğü şartlarının oluşmadığı sonuçlarına varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: Diğer, E. 2025/306, K. 2025/306, T. 07.05.2026, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2025-306-e-2025-306-k-a7c86f344e48