Diğer ·
2025/264 E. 2025/264 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2025/264
- Karar No
- 2025/264
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/264 Esas - 2026/41 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/264 KARAR NO : 2026/41
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 25/06/2025 KARAR TARİHİ : 04/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/02/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin 1984 yılında kurulduğunu, 1994 yılında .... tarafından devralındığını, 25 şirketten oluşan global bir şirketler ağı olduğunu, geniş bir ürün yelpazesi sunarak tüketici elektroniği, beyaz eşya, küçük ev aletleri, dijital ürünler, mobil ürünler, elektrikli araç şarj istasyonları, batarya ve .... aydınlatma ürünleri gibi çeşitli alanlarda iç ve dış pazardaki tüketicilere hitap etmekte olduğunu, ret kararının haksız olduğunu, Türkçe karşılığı herkesçe kolayca bilinen, gündelik kullanımda yer etmiş bir ifade olmadığını, sınıfların göz ardı edildiğini, 04. sınıfta yer alan katı ve sıvı yakıtlar, elektrik enerjisi ve sanayi yağları gibi ürünlerle .... ibaresi arasında herhangi bir doğrudan teknik bağlantı bulunmadığını, 9. sınıfta yer alan elektronik cihazlar, piller, şarj cihazları ve enerji iletim araçları açısından bu ürünlerin teknik özelliklerini anlatmadığını, 35. sınıfta yer alan pazarlama, satış ve ticaret aracılığı hizmetleri bakımından .... ibaresinin herhangi bir hizmeti doğrudan tanımlamadığını, 37. sınıfta yer alan elektrikli ve elektronik cihazların bakımı, kurulumu ve tamiri gibi hizmetlerle doğrudan bir tanım ilişkisi bulunmadığını, 39. sınıfta yer alan taşımacılık, elektrik dağıtımı ve lojistik hizmetleri açısından ise doğrudan teknik eşleşmesi olmadığını, 40. sınıfta yer alan enerji üretimi ve işleme hizmetleriyle bağlantı kurulabilecek “charge” kelimesinin, ancak ibare bütününden soyutlandığında anlam ifade ettiğini, doğrudan tanımlayıcı birçok markanın sicilde tescilli olduğunu, emsal yargı kararları bulunduğunu belirterek, .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde; dava konusu .... sayılı kararının “KONU: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 s. SMK) 5/1-(b, c) bentleri gereğince verilen ret kararına karşı yapılan itirazın incelenmesi. GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELER ; .... başvuru numaralı "smart charge hub" ibareli başvurunun 6769 s. SMK'nın 5/1-(b, c) bentleri uyarınca ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılık gerekçeleriyle reddedilmesi kararına karşı, başvuru sahibi adına ret kararının kaldırılması talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 5/1(b) maddesi gereğince, ayırt edici olmadığı gerekçesiyle reddedilen işaretler, markanın asli işevini, yani mal ve hizmetlerin kaynağını işaret etme işlevini yerine getirememektedir. Şöyle ki, mal ve hizmetlerin kaynağını işaret etme işlevi; bir mal veya hizmeti satın alan tüketicilerin, eğer söz konusu mal veya hizmetle ilgili deneyimleri olumluysa bir sonraki sefere bunu tekrarlamalarına, ya da olumsuzsa aynı deneyimden kaçınmalarına imkan vermektedir. (A...., .... sayı, 30/04/2003 tarihli, ....) Bu doğrultuda, bir markanın ayırt edici karakteri, ilk olarak, tescilin talep edildiği mal veya hizmetler açısından; ikinci olarak ise, ilgili mal veya hizmetlerin tüketicilerinden oluşan hedef halk kesiminin algısı açısından değerlendirilmelidir. (...." kararı, paragraf 29) Diğer yandan, 6769 s. SMK'nın 5/1-(c) bendi "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler"in marka olarak tescil edilemeyeceğini belirtmektedir. Diğer bir ifade ile ilgili madde hükmü, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler açısından tanımlayıcı işaret ve adlanlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren başvuruların tescil engeli oluşturduğunu düzenlemektedir. SMK'nın 5/1-(c) bendi hükmünün altındaki temel gaye tüm firmaların kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı terimlerin tek firmanın tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektir. Tanımlayıcı işaretlerin tescil edilmemesinin nedeni, mal ve hizmetlerin karakteristik özelliklerini belirten terimlerin herkes tarafından serbestçe kullanımını sağlamaktır. Bu şekilde, bir firmaya, tanımlayıcı bir terimin -diğer firmalara ve rakiplerine dezavantaj yaratacak şekilde- tekel olarak verilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bir işaretin 6769 s. SMK'nın 5/1-(c) bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile sıkı ilişkisi sebebiyle mal veya hizmetin bir özelliğini derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, bir mal veya hizmet ile doğrudan bir ilişki kurmayan, ancak sadece bir mal veya hizmeti çağrıştıran, dolaylı anlatım (telmih) yoluyla akla gelebilecek olan, dolaylı olarak o mal veya hizmeti anımsatan işaretler ise tanımlayıcı olarak kabul edilmemektedir. (....) Yapılan incelemede işbu başvuru örneğinin "smart charge hub" ibarelerinden oluştuğu, ibarenin günümüzde ürün/hizmet alanlarında genel kabul görmüş bir teknoloji türü/tanımı olduğu, "charge hub" ibaresi ile birlikte "smart" teknolojinin kullanıldığı "charge hub” ibaresini tanımlayacak şeklinde algılandığı, sonuç itibariyle sözkonusu ibareler bütününün kısmi redde konu mal/hizmetler için ayırt edici niteliği olmadığı ve tanımlayıcı, tasvir edici olduğu tespit ve kanaatine varılmış olup, sonuç itibariyle başvuru hakkındaki red kararı yerinde bulunmuştur. Sayılan nedenlerle itirazın reddedilmesi gerekmiştir. KARAR: İtirazın ve başvurunun reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.” biçiminde karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; İLGİLİ TÜKETİCİ (3) Değerlendirmelere geçmeden önce, tüketici kitlesinin belirlenmesi gerekmektedir. “Ortalama tüketici markayı bütün olarak algılar, markanın çeşitli unsurlarını detaylara girerek analiz etmez. (....) Ayrıca, ortalama tüketicinin nadiren farklı markalar arasında doğrudan karşılaştırma yapma şansının olduğu fakat zihninde tuttuğu yetersiz görüntüleri yerleştirdiği de dikkate alınmalıdır. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyinin mal veya hizmetlerin kategorisine göre çeşitlilik gösterdiği de akılda tutulmalıdır. (....])” Dava konusu mal ve hizmetlerin bir kısmı (örneğin) makul derecede bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı kabul edilen ortalama tüketiciye yöneliktir. Bir kısmı ise (örneğin) en azından belirli bir öne araştırma gerektirmekte olup ilgili tüketicinin dikkat düzeyi ortalamanın üzerindedir. 6769 SAYILI SMK’NIN 5(1)(b) ve (c) MADDELERİ KAPSAMI; 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde mutlak red nedenlerine ilişkin düzenlemeye göre “5(1)(b) Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” ve “5(1)(c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilmez. Doktrinde ayırt edici nitelik, “soyut ayırt edicilik” ve “somut ayırt edicilik” olarak iki açıya sahiptir. İlgili düzenlemenin 4. Maddesinde sözü edilen “marka olabilecek işaret”, ayırt edici niteliğe sahip ve sicilde gösterilebilir nitelikte olmalıdır. Bu madde kapsamında aranan, “soyut ayırt edici nitelik”tir. 6769 sayılı SMK yürürlüğe girdikten sonra, bu ayrım daha netleşmiştir. Mülga 556 sayılı KHK’da tek başına hüküm olarak yer almayan “somut ayırt edicilik” kavramı, 6769 sayılı SMK ile uygulamadaki yerini de bulmuştur. 5(1)(b)’de söz edilen, somut ayırt edicilik olarak değerlendirilmekte olan kısma yöneliktir. Somut ayırt edicilik, markanın tescile konu mal ve hizmetler yönünden ayırt edici olup olmadığına ilişkindir. Bu piyasa şartlarına göre belirlenebilen, markanın ne kadar yaratıcı olduğu, maldan ne kadar bağımsız olduğu gibi çok yönlü bir değerlendirme gerektirir. Bu iki tür arasındaki en önemli fark, esasen soyut ayırt ediciliğin kullanım sonucu marka olabilecek niteliğe kavuşmasının mümkün olmayışıdır. Soyut ayırt edicilik, belirli bir mal ve hizmet grubu yönünden geçerliyken diğer bir grup için geçerli olmayabilir. Bu yönüyle, özellikle geleneksel olmayan markalar açısından daha zor değerlendirilebilecek niteliktedir. Dava konusu markaya özel değerlendirmelerin, yukarıdaki açıklamalar ışığında, dava konusu mal ve hizmetler ve ilgili tüketici de dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. 5(1)(c) kapsamındaki markalar genellikle “tanımlayıcı markalar” olarak ifade edilirler. Bu tür markalar, üzerinde kullanılacakları mal ve hizmetleri veya bunların özelliklerini doğrudan belirten markalardır. Bu anlamda tescil engeli bulunan bir işaretin, ayırt ediciliğinin de bulunmadığının doğrudan kabulü gerektiği, hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanı kararlarıyla sabittir: “Dava konusu, başvurunun tescili istenen sınıflar bakımından 556 sayılı KHK’nin 7/l-(c) ve (d) bentlerine göre tasviri işaret niteliğinde olduğu belirlendiğine göre, başvuruyu oluşturan işaretin aynı KHK’nin 5. Maddesi ve 7/1-(a) bendi uyarınca ayırt edicilik vasfının bulunmadığının kabulü gerekir.” (....) “7(1)(c) anlamında mal veya hizmetleri tanımlayıcı olan bir kelime markası, bu nedenle, 7(1)(b)* anlamında bu mal ve hizmetler için ayırt edicilikten uzaktır.” CTMR.007(1)(b), mülga 556 sayılı KHK’da tek başına hüküm olarak yer almayan “ayırt edicilikten yoksun” markaların tescil edilmeyeceği hükmünün yer aldığı, SMK’nın 5(1)(b) maddesi ile aynı doğrultudaki maddedir. Dolayısıyla, 5(1)(c) yönünden tescil engeli bulunan bir ibarenin aynı zamanda ayırt ediciliğinin de olmadığı kabul edilir. Bu nedenle, 5(1)(b) ve (c) maddelerine ilişkin değerlendirme aynı başlık altında yapılmıştır. “Ayırt edici karakter önce marka kapsamındaki mal ve hizmetler açısından, ikinci olarak ilgili tüketicinin markayı algısı açısından incelenmelidir.” Markanın ayırt ediciliği, markanın temel fonksiyonunu yerine getirip getiremeyeceğine bağlıdır. Diğer bir deyişle, söz konusu işaretin ilgili tüketici tarafından “marka olarak algılanıp algılanmayacağı” önem taşır: “Bir markanın ayırt edici karaktere sahip olması için o markanın, tescili istenen ürünün belirli bir işletmeden kaynaklandığını belirler hale gelmiş ve böylece o ürünü diğer işletmelerin mallarından ayırır hale getirmiş olması gerekir.” Yargıtay kararlarında da ayırt ediciliğin, “markanın temel fonksiyonu olan kaynak gösterme fonksiyonunun sağlanıp sağlanmadığına bağlı olduğu” ifade edilmektedir. ...... sayılı kararında: “556 sayılı KHK ile hüküm altına alınan tanım ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ayırt edicilik fonksiyonu markanın en temel unsurudur. Çünkü ayırt edicilik markanın üzerinde kullanıldığı bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan en önemli tescil şartıdır.” denilerek, ayırt ediciliğin markanın en temel unsuru olduğuna dikkat çekilmiştir. Gündelik yaşamda tanımlayıcı olan veya çeşitli nedenlerle ayırt ediciliği olmayan kelimelerin, kişi veya kuruluşlarca marka olarak tescil edilmeye çalışıldığı ve bazen de tescilin sağlanabildiği görülmektedir. Ancak bu tür haller istisnaidir ve kötü örnekler niteliğindedir. Kötü örnekler ise emsal olamaz. Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. Örneğin, PAPERLAB kararında, “Hedef kitlenin bakış açısından tescili düşünülen mal veya hizmetlerin doğrudan veya başlıca özelliklerinden birine ilişkin belirleyiciliği olan markaların 7(1)(c) kapsamında olduğu” açıkça ifade edilmiştir. (T‑19/04 Metso Paper Automation v OHIM (PAPERLAB) [2005]) 6 Hatta EUIPO kararlarında da, verilmiş olan yanlış kararların iptalinin her zaman mümkün olduğundan sık sık söz edilmiştir. Dava konusu ibaresinin sadece koyu fontla yazıldığı, ek bir unsur içermediği görülmektedir. Bazı tanımlayıcı kelimeler, belirli bir dönemde anlamı bilinmese de zaman içerisinde diğer dile de yerleşmektedir. Bu durumda, tanımlayıcı bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilmesi gibi bir risk doğmaktadır ki, herkesin kullanımına açık bir ibarenin kullanımını engellemek kamu yararına uygun değildir ve bir sistem adı olarak herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kuruma adına tescili mümkün değildir: “7(1)(c), kamu yararı açısından tanımlayıcı işaretlerin mal veya hizmetlerin +-karakteristikleriyle ilgili olarak herkesin özgürce kullanabilmesi amacını gözetir.” Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. .... markasının 10. Sınıftaki bazı mallar için tanımlayıcı olduğu ifade edilerek, “Chicago Tribune”de yayınlanan bir makaleden de bu ibarenin ilgili mallar için kullanıldığının anlaşıldığına değinilmiş ve markanın reddine ilişkin EUIPO (Eski adıyla OHIM) kararı onanmıştır. Dolayısıyla, söz konusu ibarenin hatta halihazırda kullanılıp kullanılmadığının da önemi yoktur. Somut olay gibi durumlarda sorun, marka tescil sisteminde, “korunması istenmeyen unsurlar”ın belirlenememesidir. Örneğin ABD’de marka başvurusu şekli şartlardan tescil ve sonrasına kadar Türkiye’den çok farklı bir işleyişe sahiptir. Kelime markası ise yazım şeklinden, başvurunun kullanım zorunluluğuna kadar birçok ayrıntı kanunla net olarak belirlenmiştir. Başvuru aşamasında markanın koruma dışı unsurlarının tanımlanabileceği bir sistem uygulanır. Türkiye’de bu tür bir uygulama olmadığından, kimi zaman tescil edilmeyecek kelimeler, şekil unsurlarıyla veya sadece bir araya gelmeleriyle oluşturdukları bütün içindeki ayırt edici kelime sayesinde birlikte tescil edilmekte, ardından sanki tüm kelimeler de tek tek korunuyormuş gibi kelimeler üzerinde tekel hakkı iddia edilmektedir. Bu nedenle, tanımlayıcı kelimelerden oluşan markaların tescilinde daha dikkatli olunması gerekmektedir. “Markanın ayırt ediciliği, ilk olarak tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerle ilişkisi ve ikinci olarak toplumun ilgili kesiminin algısı açısından değerlendirilmelidir.” Dava konusu mal ve hizmetler ve ilgili tüketiciye yönelik olarak da değerlendirildiğinde, dava konusu markanın yukarıdaki örnek ve alıntılarda sözü edilen ayırt edicilik şartlarını sağlamadığı,.... kararında sözü edildiği gibi, ilgili tüketiciyi alım tecrübesi olumlu ise tekrar edecek, olumsuzsa uzak duracak etkiyi yaratmayan ve herkesin kullanabileceği bir ibare niteliğinde olduğu, Dava konusu mal ve hizmetler oldukça geniş bir yelpazeye yayılmış olup, bu çeşitlilik ilgili tüketici kitlesini de heterojen hale getirmektedir. 04. sınıfta yer alan yakıtlar, endüstriyel yağlar ve enerji ürünleri; 35. sınıfta yer alan perakende, pazarlama ve büro hizmetleri; 37., 39. ve 40. sınıflardaki bakım, tamir, lojistik, dağıtım ve işleme hizmetleri büyük ölçüde genel tüketici kitlesine veya profesyonel olmayan kullanıcılara yöneliktir. Bu tüketici grubu, ....n yerleşik içtihadında belirtildiği üzere, “makul derecede bilgili, dikkatli ve basiretli” olmakla birlikte ayrıntılı teknik değerlendirme yapmayan bir ortalama tüketici niteliğindedir. Buna karşılık, 09. sınıfta yer alan ölçüm cihazları, elektronik bileşenler, şarj birimleri, enerji iletim ürünleri, sensörler, optik cihazlar, devre elemanları ve teknik ekipmanlar; en azından belirli bir ön araştırma veya teknik bilgi gerektirdiğinden, ilgili tüketicinin dikkat seviyesinin ortalamanın üzerinde olduğu kabul edilmelidir. Ancak ....kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, dikkat düzeyinin yüksekliği dahi “ayırt edicilik eşik değerini yükseltmez”; ilgili tüketici, karmaşık veya yabancı dillerdeki ibareleri dahi, eğer piyasada yaygın bir kavramsal çağrışım taşıyorsa, marka olarak değil açıklayıcı ifade olarak algılayabilir. Somut olayda “.....” ibaresi; gerek genel tüketici gerekse profesyonel kullanıcı bakımından, teknoloji ve enerji sektöründe yaygın kullanılan kavramlardan oluşmakta olup, ilgili tüketicinin bu ibareyi kaynak gösterme işlevi taşıyan bir marka olarak değil, ürünün niteliğine, fonksiyonuna veya amacına işaret eden açıklayıcı bir ifade olarak algılaması oldukça doğal olacaktır. Dikkat edilmesi gereken, herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilme riskidir. “smart charge hub” ibaresi, özellikle elektronik ve enerji iletimine ilişkin mal ve hizmetler bakımından doğrudan tanımlayıcı nitelikte olup diğer mal ve hizmetler bakımından da ayırt edici bir marka olarak algılanamayacak kadar jenerik ve açıklayıcı bir kavram bütünüdür. Davacının, 04., 35., 37., 39. ve 40. sınıflardaki mal ve hizmetlerle “....” ibaresi arasında doğrudan teknik bir bağlantı bulunmadığı yönündeki iddiası, ancak SMK 5(1)(c) bakımından değerlendirilebilecek niteliktedir. Oysa ayırt edici niteliğin bulunmamasını düzenleyen 5(1)(b) uyarınca, işaretin mutlaka mal veya hizmetin teknik özelliklerini birebir tanımlaması gerekmez; ilgili tüketicinin işareti kaynağı gösteren bir marka olarak algılamaması tek başına yeterlidir. Bu noktada, ibarenin sloganvari, jenerik, teknoloji ve enerji temalı çağrışımlarının, başvurunun tüm mal ve hizmetleri bakımından marka olarak algılanmasını engellediği, Nitekim yapılan Google araması sonuçlarında da “smart charge hub” ibaresinin yaygın şekilde; akıllı şarj istasyonları, şarj üniteleri, şarj dağıtım merkezleri, enerji yönetim sistemleri, çoklu USB–type C şarj hub’ları, akıllı enerji dağıtım çözümleri, elektrikli araç şarj istasyonları ve benzeri ürün ve hizmetlerin tanımlaması için kullanıldığı görülmektedir. Söz konusu kullanım çeşitliliği, ibarenin kamu tarafından bir marka olarak değil, ürünün ve ilgili sistemin teknik fonksiyonunun veya amacının tanımlanması şeklinde algılandığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu durumda, ibarenin ilgili tüketici nezdinde kaynak gösterme işlevini hiç üstlenemediği ve ayırt edicilikten yoksun olduğu açıktır. Davacının, bazı mal ve hizmetlerde “doğrudan teknik tanımlayıcılık bulunmadığı” yönündeki iddiası da, ayırt edicilik değerlendirmesini ortadan kaldırmaz. Zira .... kararlarında vurgulandığı üzere, markanın ayırt edici niteliği, yalnızca mal ve hizmetlerle birebir teknik bağlantı üzerinden değil, ilgili tüketicinin işareti “bir işletmeyi tanımlayan marka” olarak görüp görmediği üzerinden değerlendirilir. “Smart charge hub” ibaresinin bu türden bir markasal algı yaratmadığı, aksine enerji ve şarj teknolojileri alanında herkesin kullanabileceği jenerik bir açıklama olarak algılandığı, yapılan piyasa incelemesi ve arama sonuçlarıyla da doğrulanmaktadır. Bu kelimelerin Türkçe olmamasının da bu açıdan önemi yoktur. Bu kelimeler, ilgili tüketici yönünden rahatlıkla bilinir hale geldiği söylenebilecek niteliktedir. Yukarıda sözü edilen araştırma sonuçlarından da görüleceği gibi, neredeyse Türkçe’ye yerleşmiş durumdadır. Bu ibarelerin halihazırda kullanılan bir kelime olması yanında, herkesçe kullanılabilecek yapısı ve bir araya beklenmedik şekilde gelmiş kelimeler olmaması nedeniyle, marka algısı yaratmaktan uzak olduğu çok açıktır. “Bir işaretin başvuru sırasında mal veya hizmetleri tanımlayıcı olarak kullanılması gerekli değildir. Bu tür nedenlerle kullanılabilecek olması yeterlidir.” (....] Yukarıdaki açıklamalar ışığında, dava konusu markanın dava konusu mal ve hizmetler yönünden ayırt edici olmadığı, tanımlayıcı olduğu ve 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve (c) maddeleri yönünden tescil engeli bulunduğu, Netice itibariyle, Dava konusu markanın, dava konusu mal ve hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK’nın 5 (1)(b) maddesi kapsamında ayırt edici olmadığı ve 5(1)(c) kapsamında tanımlayıcı olduğu, Dava konusu 2025-M-6605 sayılı YİDK kararının yerinde olduğu sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır