Diğer ·

2025/190 E. 2025/190 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2025/190
Karar No
2025/190
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/190 Esas - 2025/519 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/190 KARAR NO : 2025/519

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 06/05/2025 KARAR TARİHİ : 24/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/12/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili homemade brovni ibare ve 2024/047534 sayılı markanın tescili amacıyla tescil başvurusunda bulunduğunu, başvurularının kapsamından "30. Sınıf: Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül. 35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) 43. Sınıf: Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri." mal ve hizmetlerin çıkartıldığını, kurumun kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira müvekkiline ait .... ibareli markanın 30,35 ve 43. Sınıflarda ayırt ediciliğe sahip olduğunu, müvekkilinin Türkiye’de modern perakende sektörünün öncülüğünü yaptığını, 70 yıldır ilklerin öncüsü olduğunu, tüketici algısında markanın bir bütün olarak etkili olduğunu, müvekkili markasını oluşturan ibarelerin bölünerek değerlendirilmesinin mevzuata aykırı olduğunu, müvekkili markasının tanımlayıcı olmadığını, kurumun kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu ifade ederek .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.

GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında,.... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, .... başvuru numaralı ...." ibareli başvurunun 6769 s. SMK'nın 5/1-(b, c) bentleri uyarınca kısmen reddine karşı başvuru sahibi tarafından yapılan itiraz incelenmiştir. Marka olabilecek işaretin, bir işletmenin mal ya da hizmetlerini diğerlerinden ayırt etme gücünün bulunması gerekir. Bir işaretin ayırt edici niteliği inceleme konusu mallara veya hizmetler açısından, ilgili tüketici kesiminin, malların veya hizmetlerin makul düzeyde bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinin, algısına göre değerlendirilmelidir. Anlamsal içeriği bir kelimenin ayırt edici niteliğe sahip olup olmadığının en temel göstergesidir. Kelime tescili talep edilen malların veya hizmetlerin özelliklerini doğrudan belirtiyorsa ve ilgili tüketici kesimi tarafından ticari kaynak göstermekten ziyade malın/hizmetin niteliklerine yönelik bir bilgilendirme algısı yaratıyorsa ayırt edici değildir. Birden fazla kelime unsuru içeren markaların ayırt ediciliğinin tespitinde, markayı oluşturan her bir kelime ya da bileşenin tek tek değerlendirilmesi yeterli değildir. Bu tür markalarda, markanın ihtiva ettiği kelimelerin tamamı itibariyle bir bütün olarak ilgili tüketici kesimi üzerinde bıraktığı izlenim dikkate alınır. 6769 s. SMK'nın 5/1-(c) bendi ise "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler"in marka olarak tescil edilemeyeceğini belirtmektedir. Diğer bir ifade ile ilgili madde hükmü, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler açısından tanımlayıcı işaret ve adlanlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren başvuruların tescil engeli oluşturduğunu düzenlemektedir. 6769 s. SMK'nın 5/1-(c) bend hükmünün altındaki temel gaye tüm firmaların kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı terimlerin tek firmanın tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektir. Tanımlayıcı işaretlerin tescil edilmemesinin nedeni, mal ve hizmetlerin karakteristik özelliklerini belirten terimlerin herke tarafından serbestçe kullanımını sağlamaktır. Bu şekilde, bir firmaya, tanımlayıcı bir terimin -diğer firmalara ve rakiplerine dezavantaj yaratacak şekilde- tekel olarak verilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bir işaretin 6769 s. SMK'nın 5/1-( bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çaba mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile sıkı ilişkisi sebebiyle mal veya hizmetin bir özelliğini derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Yapılan inceleme neticesinde "homemade brovni" ibaresinin "ev yapımı browni/kek" anlamına geldiği ve ibarenin ihtiva ettiği anlam ve yarattığı algı itibariyle kısmi redde konu mallar ve hizmetler bakımından ticari kaynak belirten bir işaret olarak algılanmayacağı ve tanımlayıcı olacağı değerlendirildiğinden başvuru hakkında .... bentleri gereğince verilen kısmi ret kararı yerinde görülmüştür. KARAR: İtirazın reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.” biçiminde karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; İLGİLİ TÜKETİCİ “Ortalama tüketici markayı bütün olarak algılar, markanın çeşitli unsurlarını detaylara girerek analiz etmez. (....) Ayrıca, ortalama tüketicinin nadiren farklı markalar arasında doğrudan karşılaştırma yapma şansının olduğu fakat zihninde tuttuğu yetersiz görüntüleri yerleştirdiği de dikkate alınmalıdır. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyinin mal veya hizmetlerin kategorisine göre çeşitlilik gösterdiği de akılda tutulmalıdır. .... Dava konusu mal ve hizmetler makul derecede bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı kabul edilen ortalama tüketiciye yöneliktir. 6769 SAYILI SMK’NIN 5(1)(b) ve (c) MADDELERİ; 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde mutlak red nedenlerine ilişkin düzenlemeye göre “5(1)(b) Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” ve “5(1)(c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilmez. Doktrinde ayırt edici nitelik, “soyut ayırt edicilik” ve “somut ayırt edicilik” olarak iki açıya sahiptir. İlgili düzenlemenin 4. Maddesinde sözü edilen “marka olabilecek işaret”, ayırt edici niteliğe sahip ve sicilde gösterilebilir nitelikte olmalıdır. Bu madde kapsamında aranan, “soyut ayırt edici nitelik”tir. 6769 sayılı SMK yürürlüğe girdikten sonra, bu ayrım daha netleşmiştir. Mülga 556 sayılı KHK’da tek başına hüküm olarak yer almayan “somut ayırt edicilik” kavramı, 6769 sayılı SMK ile uygulamadaki yerini de bulmuştur. 5(1)(b)’de söz edilen, somut ayırt edicilik olarak değerlendirilmekte olan kısma yöneliktir. Somut ayırt edicilik, markanın tescile konu mal ve hizmetler yönünden ayırt edici olup olmadığına ilişkindir. Bu piyasa şartlarına göre belirlenebilen, markanın ne kadar yaratıcı olduğu, maldan ne kadar bağımsız olduğu gibi çok yönlü bir değerlendirme gerektirir. Bu iki tür arasındaki en önemli fark, esasen soyut ayırt ediciliğin kullanım sonucu marka olabilecek niteliğe kavuşmasının mümkün olmayışıdır. Soyut ayırt edicilik, belirli bir mal ve hizmet grubu yönünden geçerliyken diğer bir grup için geçerli olmayabilir. Bu yönüyle, özellikle geleneksel olmayan markalar açısından daha zor değerlendirilebilecek niteliktedir. Dava konusu markaya özel değerlendirmelerin, yukarıdaki açıklamalar ışığında, dava konusu mal ve hizmetler ve ilgili tüketici de dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. 5(1)(c) kapsamındaki markalar genellikle “tanımlayıcı markalar” olarak ifade edilirler. Bu tür markalar, üzerinde kullanılacakları mal ve hizmetleri veya bunların özelliklerini doğrudan belirten markalardır. Bu anlamda tescil engeli bulunan bir işaretin, ayırt ediciliğinin de bulunmadığının doğrudan kabulü gerektiği, hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanı kararlarıyla sabittir: Dolayısıyla, 5(1)(c) yönünden tescil engeli bulunan bir ibarenin aynı zamanda ayırt ediciliğinin de olmadığı kabul edilir. Bu nedenle, 5(1)(b) ve (c) maddelerine ilişkin değerlendirme aynı başlık altında yapılmıştır. “Ayırt edici karakter önce marka kapsamındaki mal ve hizmetler açısından, ikinci olarak ilgili tüketicinin markayı algısı açısından incelenmelidir.” Markanın ayırt ediciliği, markanın temel fonksiyonunu yerine getirip getiremeyeceğine bağlıdır. Diğer bir deyişle, söz konusu işaretin ilgili tüketici tarafından “marka olarak algılanıp algılanmayacağı” önem taşır: “Bir markanın ayırt edici karaktere sahip olması için o markanın, tescili istenen ürünün belirli bir işletmeden kaynaklandığını belirler hale gelmiş ve böylece o ürünü diğer işletmelerin mallarından ayırır hale getirmiş olması gerekir. Yargıtay kararlarında da ayırt ediciliğin, “markanın temel fonksiyonu olan kaynak gösterme fonksiyonunun sağlanıp sağlanmadığına bağlı olduğu” ifade edilmektedir. ....sayılı kararında: “556 sayılı KHK ile hüküm altına alınan tanım ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ayırt edicilik fonksiyonu markanın en temel unsurudur. Çünkü ayırt edicilik markanın üzerinde kullanıldığı bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan en önemli tescil şartıdır.” denilerek, ayırt ediciliğin markanın en temel unsuru olduğuna dikkat çekilmiştir. Gündelik yaşamda tanımlayıcı olan veya çeşitli nedenlerle ayırt ediciliği olmayan kelimelerin, kişi veya kuruluşlarca marka olarak tescil edilmeye çalışıldığı ve bazen de tescilin sağlanabildiği görülmektedir. Ancak bu tür haller istisnaidir ve kötü örnekler niteliğindedir. Kötü örnekler ise emsal olamaz. Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem Yargıtay hem de .... Adalet Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. Örneğin, .... kararlarında da, verilmiş olan yanlış kararların iptalinin her zaman mümkün olduğundan sık sık söz edilmiştir. Dava konusu ibaresinin sadece koyu fontla yazıldığı, ek bir unsur içermediği görülmektedir. Bazı tanımlayıcı kelimeler, belirli bir dönemde anlamı bilinmese de zaman içerisinde diğer dile de yerleşmektedir. Bu durumda, tanımlayıcı bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilmesi gibi bir risk doğmaktadır ki, herkesin kullanımına açık bir ibarenin kullanımını engellemek kamu yararına uygun değildir ve bir sistem adı olarak herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kuruma adına tescili mümkün değildir: Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem ... hem de ... markasının 10. Sınıftaki bazı mallar için tanımlayıcı olduğu ifade edilerek, “....de yayınlanan bir makaleden de bu ibarenin ilgili mallar için kullanıldığının anlaşıldığına değinilmiş ve markanın reddine ilişkin EUIPO (Eski adıyla ....) kararı onanmıştır. Dolayısıyla, söz konusu ibarenin hatta halihazırda kullanılıp kullanılmadığının da önemi yoktur. Somut olay gibi durumlarda sorun, marka tescil sisteminde, “korunması istenmeyen unsurlar”ın belirlenememesidir. Örneğin ...de marka başvurusu şekli şartlardan tescil ve sonrasına kadar Türkiye’den çok farklı bir işleyişe sahiptir. Kelime markası ise yazım şeklinden, başvurunun kullanım zorunluluğuna kadar birçok ayrıntı kanunla net olarak belirlenmiştir. Başvuru aşamasında markanın koruma dışı unsurlarının tanımlanabileceği bir sistem uygulanır. Türkiye’de bu tür bir uygulama olmadığından, kimi zaman tescil edilmeyecek kelimeler, şekil unsurlarıyla veya sadece bir araya gelmeleriyle oluşturdukları bütün içindeki ayırt edici kelime sayesinde birlikte tescil edilmekte, ardından sanki tüm kelimeler de tek tek korunuyormuş gibi kelimeler üzerinde tekel hakkı iddia edilmektedir. Bu nedenle, tanımlayıcı kelimelerden oluşan markaların tescilinde daha dikkatli olunması gerekmektedir. “Markanın ayırt ediciliği, ilk olarak tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerle ilişkisi ve ikinci olarak toplumun ilgili kesiminin algısı açısından değerlendirilmelidir.” (.... Dava konusu markadaki kelime unsurlarının, bir kek türü ve yapım şeklinin adı olduğu ve dava konusu hizmetler yönünden ayırt edici olmadığı Google aramasıyla açıkça görülebilmektedir. Bunların birlikte .... kelimesiyle aynı nitelikte kesinlikle değildir. Dava konusu mal ve hizmetler ve ilgili tüketiciye yönelik olarak da değerlendirildiğinde, dava konusu markanın yukarıdaki örnek ve alıntılarda sözü edilen ayırt edicilik şartlarını sağlamadığı, ilgili tüketiciyi alım tecrübesi olumlu ise tekrar edecek, olumsuzsa uzak duracak etkiyi yaratmayan ve herkesin kullanabileceği bir ibare niteliğinde olduğu, Dikkat edilmesi gereken, herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilme riskidir. H.... ibaresi, doğrudan dava konusu mal ve hizmetlerle ilgili kullanımı bulunan bir tanım ve hatta internet aramalarındaki tariflerin adı olduğundan dava konusu mal ve hizmetler yönünden tescili mümkün değildir. Bu ibarenin, bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğerlerinden ayırt etmesi mümkün olmayacaktır. Davacının bu ibarenin sıra dışı yan yana gelmiş kelimeler olduğu iddiası ise kabul edilebilir olmayıp, yukarıda da sözü edildiği gibi .... belirli bir alanda halihazırda kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. Kelimelerin bitişik yazılmış olmasının bu duruma bir etkisi de yoktur. Bu ibare için bilirkişice Google arama motorunda yapılan araştırmada arama sonuçlarında da bu ibarenin birebir kullanımının yer aldığının tespit edildiği, .... kelimesinin Türkçe olmamasının da bu açıdan önemi yoktur. Bu kelime, her yaştan tüketici yönünden rahatlıkla bilinir hale geldiği söylenebilecek niteliktedir. Yukarıdaki araştırma sonuçlarından da görüleceği gibi, neredeyse Türkçe’ye yerleşmiş durumdadır.....” ibaresinin Türkçeye geçmiş şekli olup bir kek türüdür. “...’daki yapıyla ilgisiz şekilde doğrudan sıfat tamlaması ve ürün / hizmet adıdır. Bu ibarenin halihazırda kullanılan bir kelime olması yanında, herkesçe kullanılabilecek yapısı ve bir araya beklenmedik şekilde gelmiş iki kelime olmaması nedeniyle, marka algısı yaratmaktan uzak olduğu çok açıktır. Bu durumda, halihazırda bir malın adı haline gelmiş bir ibarenin marka olarak tescilinin talep edildiği anlaşılmaktadır ve bu durum bu ibarenin tanımlayıcı olduğu ve dolayısıyla da ayırt edici olmadığı anlamına gelmektedir. “Bir işaretin başvuru sırasında mal veya hizmetleri tanımlayıcı olarak kullanılması gerekli değildir. Bu tür nedenlerle kullanılabilecek olması yeterlidir.”.... Davacının sunduğu deliller de, bu ibarenin tanımlayıcılıktan uzaklaştığı anlamına gelmemekte ve .... ibareli çeşitli ürünlerde kullanılmasının yukarıda açıklanan durumu ve dava konusu markanın özelliklerini değiştirmemektedir. Dava konusu markanın dava konusu mal ve hizmetlerin tamamı için ayırt edici olmadığı ve tanımlayıcı olduğu ve 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) ve (c) maddeleri yönünden tescil engeli bulunduğu düşünülmektedir. Netice itibariyle, Dava konusu markanın, dava konusu mal ve hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(b) maddesi kapsamında ayırt edici olmadığı ve 5(1)(c) kapsamında tanımlayıcı olduğu, Dava konusu .... kararının yerinde olduğu kanaatlerine varılmış, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ...yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: Diğer, E. 2025/190, K. 2025/190, T. 24.12.2025, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2025-190-e-2025-190-k-3cc35c17b7e9