Danıştay · İdari Dava Daireleri Kurulu
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 1987/56 E. 1989/44 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- İdari Dava Daireleri Kurulu
- Esas No
- 1987/56
- Karar No
- 1989/44
- Karar Tarihi
Davacı : ............. Davalılar : 1- Başbakanlık 2- Vakıflar Genel Müdürlüğü Davanın Özeti : Vakıflar Tüzüğünün 48 inci Maddesinin Değiştirilmesine, Vakıflarda intifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve ita Edileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar tüzüğüne Ek Tüzükte Değişiklik Yapılmasına ve 6 inci Maddesinin Yeniden Düzenlenmesine Dair Tüzüğün 3 üncü maddesiyle değiştirilen 6 inci maddesi ile 4 üncü madde ile eklenen Geçici Maddenin, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 39 uncu maddesinin 2 inci fıkrası gereğince alakalıların, vakfiyeye göre mahfuz olan intifa haklarının, kısıntıya tabi tutulduğu, aslında mülhak ve zürri vakıf olan gayrimenkullerin zaman içinde tasfiyesi amacı güdüldüğü, intifa haklarının tüzükle tespit ve ita edilmesinin kanuna aykırı bulunduğu, kanuna dayanmadan mali yüküm getirildiği, 6 inci maddenin 2 inci fıkrası hükmü ile vakfın adeta eritildiği oysa 2762 sayılı Kanuna uygun olarak vakfın gerçek geliri ile gerçek masrafları tespit edildikten sonra bakiye safi gelirin intifa hakkı sahibine verilmesi gerektiği ve düzenlemenin Danıştay Kararlarına aykırı olduğu iddialarıyla iptali istenilmektedir. Davalı Başbakanlık Savunmasının Özeti : Danıştay'ın incelemesinden geçirilen Tüzük düzenlemesinde kesinlikle vakıf mallarının tasfiyesi amacının bulunmadığı, aksine vakıfların korunması, varlığının devamı, vakıf mallarının işletilmesinin amaçlandığı, mazbut vakıfların bir "kül" halinde idareden ayrı tüzel kişiliğe sahip olduğu, mazbut vakıflar gelirinden başka bir gelir kaynağı bulunmayan Vakıflar Genel Müdürlüğünün yasa gereği üstlendiği işlere karşılık bir miktar kesintinin yapılması gerektiği ve bunun tüzük ile düzenlendiği, düzenlemenin, davacı tarafın iddialarının aksine Danıştay Kararlarına uygun olduğu, yapılan kesintiler ile geliri giderini karşılamayan diğer vakıfların yaşatıldığı belirtilerek davanın reddi savunulmaktadır. Davalı Vakıflar Genel Müdürlüğünün Savunmasının Özeti : Başbakanlık savunmasında öne sürülen hususlar benimsenerek davanın reddi savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : Suna Türkoğlu Danıştay Savcısı M.İlhan Dinç'in Düşüncesi : Dava; Bakanlar Kurulunun 30.7.1987 günlü 87/12047 sayılı Kararnamesiyle yürürlüğe konulan "Vakıflar Tüzüğünün 48. maddesinin değiştirilmesine, Vakıflarda intifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve İta Edileceği Hakkında 17.7.1936 tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzükte değişiklik yapılmasına ve 6. maddenin yeniden düzenlenmesine dair Tüzüğün 3. maddesiyle değiştirilen 6. maddesiyle, Bakanlar Kurulunun 23.12.1937 tarihli ve 2/7898 sayılı Kararnamesiyle yürürlüğe konulan Vakıflarda intifa haklarının ne suretle tesbit ve ita edileceği hakkında 17.7.1936 tarihli Vakıflar Tüzüğüne "Vakıflar tüzüğünün 48. maddesinin Değiştirilmesine, Vakıflarda intifa haklarının ne suretle tesbit ve ita edileceği hakkında 17.7.1936 tarihli Vakıflar Tüzüğüne ek Tüzükte değişiklik yapılmasına ve 6. maddenin yeniden düzenlenmesine dair tüzükle eklenen "geçici maddesi"nin iptali istemiyle açılmıştır. Davacı; anılan düzenleme ile; 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 39/2 maddesi gereğince alakalıların vakfiyeye göre mahfuz olan intifa haklarının kısıntıya tabi tutulduğunu, vakıf mallarının zaman içinde tasfiyesi amacı güdüldüğünü, intifa haklarının tüzükle tesbit ve ita edilmesinin kanuna aykırı bulunduğunu ve kanuna dayanmadan mali yüküm getirildiğini iddia ederek, mezkur düzenlemenin kanuna aykırı olduğunu iddia etmektedir. Bakanlar Kurulunun 23.12.1937 günlü 2/7898 sayılı Kararnamesi ile yürürlüğe konulan "Vakıflarda intifa haklarının ne suretle tesbit ve ita edileceği hakkında 17.7.1936 tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzüğün 6. maddesi, Dava Daireleri Kurulunun 30.6.1978 günlü 1978/433 sayılı kararı ile iptal edilmiş, mevzuatta bu suretle doğan boşluk, iptali istenen düzenleme ile doldurulmuştur. Anılan düzenleme sonucu getirilen 6. madde ile; Vakıfların akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülecek faizlerin ana paraya eklenerek değerlendirilmesi, Vakıflar meclisi kararı ile yatırıma dönüştürülmesi, vakfiyesinde bakım ve onarım şartı bulunan vakıfların gayrisafi gelirlerinden her yıl %10 oranında ihtiyat akçesi ayrılarak, vakıf taşınmazların bakım ve onarımının yapılması, keza vakıfların yıllık gayrisafi gelirinden %20 oranında, yönetim ve temsil gideri alınması, bu tür harcamalardan sonra belirlenecek intifa hakkının belli sürelerde intifa hakkı sahiplerine ödenmesi öngörülmüş, geçici madde ile de; mazbut vakıflardan, vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan Vakıf evladı veya ilgilisi bulunan vakıfların, mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki mevcutlarının, mazbut vakıflar mevcutlarından ve bütçelerinden ayrılarak vakıfların ilgili hesaplarında o vakıf adına izleneceği, bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutlarının, o tarihteki değerleri esas alınarak mazbut hesaplardan çıkarılarak, vakıfların ilgili hesaplarına aktarılacağı hükme bağlanmıştır. öncelikle; 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 6. maddesine göre, idare ve temsili Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan mazbut Vakıfların idare ve temsili ve bunun içinde mündemiç olan ve aynı Kanunun 39/2 maddesine göre intifa hakları mahfuz tutulan ilgililerin intifa haklarının tesbit ve itası, anılan maddelerin uygulanma şeklinin tayin ve tesbitini gerektirdiğinden ve Anayasanın 115. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun anılan Kanunun uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmek üzere mezkur düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğundan, davacının, intifa haklarının tesbit ve itasının Tüzükle düzenlenmesinin mevzuata aykırı olduğu yolundaki iddiası dayanaktan yoksun bulunmaktadır. öte yandan; iptali istenen düzenleme ile kanuna dayanmadan mali yüküm getirildiğine ilişkin iddia da yerinde değildir. Zira; 2762 sayılı Kanunun 6. maddesine göre; mazbut vakıfları temsil ve yönetmekle yükümlü olan idarenin, temsil ve yönetim görevi içinde, bu vakıflar için kimi harcamalar yapmak mündemiç olup, bu harcamaların bir kısmının kaynağı mazbut vakıfların gelirleridir. Bu gelirden kimi harcamalar yapmak için belli oranlarda kesinti yapmak kanuna dayanmaktadır. Mevcut düzenleme ile getirilen yükümün mali yüküm olduğu da söylenemez. Çünkü mazbut vakıfların temsil ve yönetimi, bu arada bakım ve onarımı (Vakfiyede bu konuda şart var ise) teftiş ve denetimi karşılığı yapılacak harcamalar karşılığı alınan meblağ, bir noktada hizmet karşılığı bulunmakla, mali yüküm olarak nitelenemez. Bu bakımdan 6. maddede yer alan %10 ve %20 lik kesintiler yasal dayanağı olan ve mali yüküm olarak nitelendirilmeyen kesintiler olmakla, anılan iddiaya itibar etmek olanağı yoktur. Anılan düzenlemelerin esasına ilişkin iddialara gelince; davacının bu konuya ilişkin tüm iddiaları, mezkur düzenleme ile, mazbut aynı zamanda zürri vakıfların tasfiye amacı güldüğü ve vakfiyeye göre mahfuz olan intifa haklarının kısıntıya tabi tutulduğu noktasında toplanmaktadır. Bu itibarla önce; mazbut ve zürri vakıflara kısaca temas etmek, vakfiyeye göre mahfuz olan intifa hakkından kısıntı yapılıp yapılamıyacağını belirlemek, bu kısıntıların ve buna ilişkin düzenlemenin, mazbut vakıfları tasfiye amacı güdüp gütmediğini ortaya koymak gerekmektedir. 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 1. maddesinde sayılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare olunan vakıflar "mazbut vakıflar" olup, aynı yasanın 6/2 maddesine göre Genel Müdürlüğün idare ve temsil ettiği vakıflar da (Mazbut Vakıflar) bir bütün halinde hükmi şahsiyet sayılırlar ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce temsil ve idare olunurlar, öte yandan neslin geleceğinin ekonomik açıdan güvence altına alınması arzusundan doğan "zürri vakıflar" da vakıflar, düzenledikleri vakfiyelerde vakfın konusunu, şartlarını, akar ve hayratının nelerden ibaret bulunduğunu, vakıftan kimlerin yararlanacağını tayin ve genellikle tevliyeti evlat ve ahfadlarına şart ederek bunları açıkça belirlediklerinden vakıf hukukuna göre vakıfnameler (vakfiye) vakıfların tüzesi niteliğinden olup, bunlarda belirtilen irade herkesi bağlayıcı niteliktedir. 2762 sayılı yasanın hazırlanışı sırasında, gerek zürri vakıfların kuruluş amacı, gerekse vakfiyelerin yukarıda belirtilen nitelikleri gözönünde tutularak Kanunun 39. maddesiyle, mazbut vakıflar arasına alınsalar dahi, vakıflarda "alakalıların vakfiyeye göre intifa haklarının mahfuz olduğu" hükme bağlanmış ve vakfedenin vakfiyedeki iradesinin gerçekleştirilmesine çalışılmıştır. Ancak zürri vakıf olmasına karşın, aynı zamanda mazbut vakıflar arasına alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare ve temsil olunan kimi vakıfların vakfiyesinde, vakfın konusu taşınmazların gelirinden yararlanma hakkının aynı soydan gelenlere bırakılması, bu gelirden, idarenin hiçbir kesinti yapmadan, gelirin tamamının hak sahiplerine verilmesini gerektirmez. Zira vakıf hukukuna göre vakfiyeler, kanun hükümlerine uygun olduğu ölçüde işlerlik kazanır. 2762 sayılı Kanuna göre Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare ve temsil olunacağı öngörülen mazbut vakıfların; başkaca geliri bulunmayan idarece, temsil ve yönetimi temsil ve yönetim içinde mündemiç bulunan ve vakfiyelerinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı yer alan vakıfların bakım ve onarımı, keza bu vakıfların teftiş ve denetimi için, vakıf gelirinden kesinti yapması, vakfiyeye ve burada belirtilen iradeye aykırılık taşımadığı gibi, yasaya da uygun olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla vakfiyede öngörülmemesine karşın, idarenin vakıf gelirini artıracak kimi işler yapabilmesi (mazbut vakıfların korunması, varlığını devam ettirmesi ve vakıf malların işletilmesi, değerlendirilmesi) bu arada akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizlerin ana paraya eklenmesi ve yatırıma dönüştürülmesi, böylece elde olunacak gayrisafi hasılattan kimi kesintiler yapması ve bundan sonra kalan fazlayı hak sahiplerine ödemesi "intifa hakkının" vakfiyeye aykırı olarak kısıntıya tabi tutulduğu anlamına gelmediği gibi, zürri vakıfların zaman içinde tasfiyesi sonucunu da doğurmaz. Durum böyle olunca da 6. madde ile getirilen düzenlemenin 2762 sayılı Kanunun 39/2 maddesine aykırılığından söz edilemez. iptali istenen geçici maddeye gelince; anılan maddenin 6. madde ile birlikte mütalaası gerekir. 6. maddenin birinci fıkrası "Vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgisi bulunan mazbut vakıfların gelir ve giderleri ayrı ayrı vakıfları adına tutulur...." hükmünü taşımakta olup, bu hüküm, eski 6. maddenin iptaline ilişkin DDK.nun 30.6.1978 günlü 1978/433 sayılı kararına uygun olarak düzenlenmiştir. Ancak bu düzenlemeye uygun olarak, mazbut vakıfların hesaplarının tutulmasında yeni düzene geçiş, intikal hükmünü gerektirmiş, geçici madde bu amaçla tedvin edilmiştir. Vakıfların mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki tesbit edilebilen mevcutlarının, mazbut vakıf mevcutlarından ve bütçeden ayrılması, bu çeşit vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutlarının yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değeri esas alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi içinde yer alan mazbut hesaplardan çıkarılması gibi hususları içeren madde, mazbut vakıfların yeni düzene iptal kararı ile öngörülen ve iptali istenen düzenleme ile getirilen) geçişlerinde bir defa ve zorunlu olarak uygulanacak intikal hükmü niteliği taşındığından kanuna aykırı bir yön taşımadığı gibi, anılan hükmün iptalini gerektiren haklı ve hukuki bir neden de bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, hukuki dayanağı bulunmayan davanın reddi gerektiği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay idari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü. Dava, 23.12.1937 günlü, 2/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan. Vakıflarda intifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve ita Edileceği Hakkında 17.07.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzüğün, 30.7.1987 günlü 87/12047 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan "Vakıflar Tüzüğünün 48. maddesinin değiştirilmesine. Vakıflarda intifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve ita Edileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzükte Değişiklik Yapılmasına ve 6 ncı maddenin Yeniden Düzenlenmesine Dair Tüzük'ün" 3 üncü maddesiyle değiştirilen 6 inci maddesi ile 4 üncü maddesiyle eklenen geçici maddesinin iptali istemiyle açılmıştır. Bakanlar Kurulunun 23.12.1937 günlü 2/7898 sayılı Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzüğün 6 ncı maddesi, Danıştay Dava Daireleri Kurulunun 30.6.1978 günlü E: 1975/376, K: 1978/433 sayılı Kararıyla iptal edilmiş, mevzuatta bu suretle doğan boşluk, bu davada iptali istenilen düzenleme ile doldurulmuştur. iptali istenilen 6 inci madde "Vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan mazbut vakıfların gelir ve giderleri, ayrı ayrı, vakıfları adına tutulur. Akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizler ana paraya eklenerek değerlendirilir ve Vakıflar meclisi kararıyla yatırıma dönüştürülebilir. Vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıfların gayrisafi gelirlerinden, her yıl %10 oranında ihtiyaç akçesi ayrılarak taşınmazların bakım ve onarımları yapılır. Bu oran, vakıfların malvarlığına göre, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabilir. Vakıfların yıllık gayrisafi gelir tahsilatından %20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığı alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılır. Bu vakıfların gerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıf evlatlarına veya ilgililerine ödenecek intifa hakkı belirlenir. Bu haklar, vakfın gelir fazlasının (intifa hakkının) doğduğu mali yılı izleyen ilk altı ay içinde vakıfın evladı veya ilgilisi olduğunu mali yılın birinci ayında belgeleyenlere yıllık olarak ödenir." hükmünü, Geçici madde ise; "Mazbut vakıflardan vakfiyeleri gereği intifa hakkı almayan hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan vakıfların, mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki tesbit edilebilen mevcutları, mazbut vakıf mevcutlarından ve bütçeden ayrılarak, vakıfların ilgili hesaplarında o vakıf adına izlenir. Bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutları, yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değerleri esas alınarak mazbut hesaplardan çıkarılarak vakıfların ilgili hesaplarına aktarılır. Taşınmazlar diğer mazbut vakıf mevcutlarından satın alınarak, bedelleri, vakıfların ilgili hesaplarında gösterilir ve değerlendirilir." hükmünü taşımaktadır. 2762 sayılı Vakıflar Kanunun 6 inci maddesine göre, idare ve temsili Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan mazbut vakıfların idare ve temsili ile esasen bu kapsamda olup aynı Kanunun 39 uncu maddesinin 2 inci fıkrasına göre intifa hakları mahfuz tutulan ilgililerin intifa haklarının tespit ve itası, anılan maddelerin uygulanma şeklinin tayin ve tesbitini gerektirdiğinden ve Anayasanın 115 inci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun, anılan Kanunun uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmek üzere bu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğundan, intifa haklarının tespiti ve itasının Tüzükle düzenlenmesinde mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır. 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 1 inci maddesinde sayılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare olunan vakıflar "mazbut vakıflar" olup, aynı Kanunun 6 inci maddesi"nin 2 inci fıkrası hükmüne göre, Genel Müdürlüğün idare ve temsil ettiği mazbut vakıflar "bir kül halinde hükmi şahsiyet" sayılırlar. Neslin geleceğinin ekonomik açıdan güvence altına alınması düşüncesinden doğan "zürri vakıflar" da vakıflar, düzenledikleri vakfiyelerde vakfın konusunu, şartlarını, akar ve hayratının nelerden ibaret bulunduğunu, vakıftan kimlerin yararlanacağını tayin ve genellikle tevliyeti evlat ve ahfadlarına şart ederek bunları açıkça belirlediklerinden, vakıf hukukuna göre vakfiyelerde belirtilen irade herkesi bağlayıcı niteliktedir. 2762 sayılı Kanunun hazırlanışı sırasında, gerek zürri vakıfların kuruluş amacı, gerekse vakfiyelerin yukarıda açıklanan nitelikleri gözönünde tutularak. Kanunun 39 uncu maddesiyle, mazbut vakıflar arasına alınsalar dahi, vakıflarda, "alakalıların vakfiyeye göre intifa haklarının mahfuz olduğu" hükme bağlanmış ve vakfedenin vakfiyede belirtilen iradesinin gerçekleştirilmesine çalışılmıştır. Ancak mazbut vakıflar arasına alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare ve temsil olunan kimi vakıfların vakfiyesinde, vakfın konusu taşınmazların gelirinden yararlanma hakkının aynı soydan gelenlere bırakılması, bu gelirin tamamının intifa hakkı sahiplerine ödeneceği anlamına gelmez. Zira vakıf hukukuna göre vakfiyeler, kanun hükümlerine uygun olduğu ölçüde işlerlik kazanırlar. Bu açıdan bakıldığında, vakfiyede öngörülmemesine karşın, idarenin, yürürlükteki yasaları uygulamak amacıyla, vakfın gelirinden gerekli kesintileri yapmak yetkisine sahip bulunduğunda kuşkuya yer olmamak gerekir. 2762 sayılı Kanunun 6 inci maddesine göre mazbut vakıfların idare ve temsili vakıflar genel müdürlüğüne bırakıldığına göre, bu idare ve temsilin gerektirdiği giderlerin mazbut vakıfların gelirlerinden düşülmesi gerekli olduğu gibi, idare ayrıca mazbut vakıfların korunması, varlığını devam ettirmesi ve vakıf malların işletilmesi için yapılan giderleri de vakfın gelirlerinden karşılamak yetkisine sahiptir. Ayrıca idare, 2762 sayılı Kanunun 16 inci maddesiyle, geliri giderini karşılamayan vakıflara, durumu elverişli mamur vakıfların gelirinden pay ayırarak yardımda bulunmaya yetkili ve hatta görevli kılındığı gibi, tahsis edildikleri maksada göre kullanılmaları Kanuna veya kamu düzenine uygun olmayan ya da işe yaramaz hale gelen hayrat vakıfların, olabildiğince, amacı ayrı olan diğer hayrata tahsisine (2762 sayılı Kanun md.10) ve mevkilerine ve sağladıkları menfaate göre kalmaları gerekli görülmeyen mazbut ve mülhak vakıflara ait akar ve toprakları satmaya ya da başka gayrimenkulle değiştirmeye de (2762 sayılı Kanun md.12) yetkilidir. Bu duruma göre, 2762 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin 2 inci fıkrasıyla ilgililere tanınan intifa hakkının, diğer kanunların bu konuya ilişkin hükümleri de saklı kalmak koşuluyla ve 2762 sayılı Kanunun Vakıflar Genel Müdürlüğüne yüklediği görev ve yetkilerle birlikte düşünülmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. iptali istenilen 6 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, 2762 sayılı Kanunun 10 ve 12 inci maddesine Duygun şekilde akar ve toprak satış bedelleri taviz bedelleri ile hayrat satış bedelleri ile bunlara yürütülen faizlerin ana paraya eklenerek değerlendirilmesi ve Vakıflar Meclisi kararıyla yatırıma dönüştürülmesinde mevzuata aykırı bir yön bulunmadığı gibi vakfın devamının sağlanması yönünden de zorunluluk vardır. Maddede sayılan hallerde faizin ana paraya eklenmemesi halinde yeni bir yatırıma dönüştürülünceye kadar ana paranın, dolayısıyla da vakfın değerini kaybetmesi hali söz konusu olabilecektir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ile vakıfların gayrisafi gelirlerinden her yıl ayrılması öngörülen %10 ihtiyat akçesi ise, vakfiyelerinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıflar için söz konusu olduğundan ve düzenleme hem kanuna hem de vakfiyeye uygun bulunduğundan, bu hükme yönelik iptal istemi de yerinde görülmemiştir. Ayrıca bu oranın, vakıfların malvarlığına göre Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabileceğine ilişkin hüküm, ancak %10 ihtiyat akçesinin yetmemesi halinde artırılabilecek ve vakıf malvarlığı dikkate alınarak yargı yerince denetlenebilecek bir husus olduğundan, bu aşamada iptalini gerektirir herhangi bir yönü de bulunmamaktadır. Maddenin üçüncü fıkrası ise, daha önce de açıklandığı üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2762 sayılı Kanun gereği üstlenmiş olduğu yönetim ve temsil giderlerine karşılık olan ve alınması bu nedenle zorunlu ve yasal bulunan bir meblağa yönelik düzenleme getirmektedir. Maddenin son fıkrası hükmü de, Vakıfların gerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıf evlatlarına ödenecek intifa hakkının belirlenmesine ve ödenmesine ilişkin olup, yine Kanuna ve vakfiyeye uygun düzenleme getirmektedir. iptali istenen geçici maddeye gelince, anılan maddeyi, 6 inci madde ile birlikte düşünmek ve 6 inci maddenin birinci fıkrası ile getirilen düzenlemeye göre, geçiş hükmü şeklinde değerlendirmek zorunludur. Vakıfların mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki tesbit edilebilen mevcutlarının, mazbut vakıf mevcutlarından ve bütçeden ayrılması, vakıfların ilgili hesaplarında o vakıf adına izlenmesi, bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutlarının yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değeri üzerinden, vakfın ilgili hesabına aktarılması ve taşınmazların diğer vakıf mevcutlarından satın alınarak bedellerinin vakıfların ilgili hesaplarında gösterilip değerlendirilmesi, 6 inci maddenin birinci fıkrası hükmü ile getirilen " ........... mazbut vakıfların gelir ve giderleri ayrı ayrı, vakıfları adına tutulur." hükmünün sonucu ve Dava Daireleri Kurulunun 30.6.1978 £ £ünlü K: 1978/433 sayılı iptal kararı ile Vakıflar Kanununun gereğidir. 'Açıklanan nedenlerle, 2762 sayılı Kanuna, vakıf mevzuatına ve Danıştay kararlarına uygun düzenleme getiren tüzük hükümlerine karşı açılan davanın reddine, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 17.300.- lira vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan Vakıflar Genel Müdürlüğüne verilmesine ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına 9.6.1989 günü oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY X- Tüzüğün iptali istenilen 6 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizlerin de ana paraya eklenerek değerlendirilmesi ve Vakıflar Meclisinin kararıyla yatırıma dönüştürülmesi hükme bağlanmıştır. Maddenin her ne kadar 2762 sayılı Kanunun 10 ve 12 inci maddelerinin gereği olarak Tüzükte yer aldığı ifade edilmekte ise de; bu durumun yalnızca "ana para" ile sınırlı olarak düşünülmesi ve faizlerin bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekmektedir. Zira, idarece kalmaları gerekli görülmediği için satılan vakıf mallar, yeni bir yatırıma dönüştürülünceye kadar, faiz dışında herhangi bir gelir getirmemekte; faizin tümüyle ana paraya eklenmesi ise intifa hakkı sahiplerinin yeni yatırımın gerçekleşerek gelir getirmeye başlamasına kadar hiç gelir elde edememeleri sonucunu doğurmaktadır. Bu durumun ise Vakıflar Kanununun 39 uncu maddesinin 2 inci fıkrası hükmüne uygun olmadığı kuşkusuzdur. Açıklanan nedenle 6 inci maddenin birinci fıkrasının 2 inci cümlesinin faizle ilgili olarak getirdiği düzenlemenin iptali oyuyla, kararın bu kısmına karşıyız. XX- Tüzüğün 6 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde "akar" ile buna yürütülen faizlerin tümüyle yatırıma dönüştürülmesi, ilgililere hiç intifa hakkı ödenmemesi sonucunu doğurmaktadır. Oysa vakfiye gereği ilgilinin "akar" dan payını alması gerekmekte ve bu hak 2762 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası ile korunmaktadır.. Bu nedenle 6 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin "akar ve toprak satış bedelleri" kısmının "akar" ile sınırlı olmak üzere iptali oyuyla, kararın bu kısmına karşıyım. XXX- Tüzüğün iptali istenilen 6 inci maddesinin ikinci fıkrasında vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıflar için ayrılması öngörülen %10 ihtiyat akçesinin, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabileceği hükme bağlanmıştır. ilgililerin intifa hakkı, vakfiyeden kaynaklanan ve 2762 sayılı Kanun ile korunan bir haktır, intifa hakkı payından ancak yasal dayanağı olan kesintiler yapılabilir ve bunun oranının da Tüzükte açıkça gösterilmesi zorunludur. Tüzükte gösterilen bir oranın Vakıflar meclisi kararıyla artırılabileceğinin kabulü ise düzenleme yapma yetkisinin Vakıflar Meclisine verilmesi anlamına gelir ki buna da kanunen olanak yoktur. Bu nedenle, 6 inci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi hükmünün iptali oyuyla kararın bu kısmına karşıyım. XXXX- Tüzüğün iptali istenilen 6 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, vakıfların yıllık gayrisafi gelir tahsilatından %20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığı alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılacağı hükme bağlanmıştır. Tüzük hükümlerine göre, vakfiyelerinde bakım ve onarım şartı bulunan vakıfların yıllık gayrisafi gelirlerinden %10 kesinti yapılmakta, mazbut vakıfların yine yıllık gayrisafi gelirlerinden, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarılmakta ve ayrıca Medeni Kanunun, 903 sayılı Kanunla değişik 78 inci maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca tüm vakıflardan (bu arada mazbut vakıflardan da) safi gelirin %5 ini geçmemek üzere teftiş ve denetleme masraflarına katılma payı alınmaktadır. Bu durumda hem vakıf için yapılan tüm harcamalar, hem ileride doğabilecek masraflara karşılık ihtiyat akçesi, hem de Vakıflar Genel Müdürlüğünün teftiş ve denetleme masrafları için pay ayrıldıktan sonra bir de yönetim ve temsil gideri olmak üzere ayrıca bir pay alınmasının yasal dayanağı bulunmadığı gibi bu durumun vakıf mevzuatı ile adalet ve hakkaniyet ilkelerine de aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle 6 inci maddenin üçüncü fıkrası hükmünün iptali oyuyla, kararın bu kısmına karşıyız. XXXXX- Bakanlar Kurulunun 23.12.1937 tarihli ve 2/7898 sayılı Kararnamesiyle yürürlüğe konulan Vakıflarda intifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve İta Edileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne, 30.7.1987 günlü 87/12047 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzük ile eklenen Geçici maddenin ikinci cümlesinde bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutlarının, yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değerlerinin esas alınması kuralı getirilmiştir. Bu kuralın, maddenin birinci cümlesi ile bir ilgisi bulunmadığından, Tüzüğün 6 inci maddesinin birinci fıkrası hükmünün gereği ve bir geçiş hükmü olarak değerlendirmek mümkün değildir. Vakıflar idaresinin amacı vakıfları yaşatmaktır; Ancak bu amaca ulaşmak için vakıf evlatlarının haklarını ziyana uğratacak biçimde düzenleme yapma yetkisi idareye tanınmamıştır. Vakıf mallan, vakıf evlatlarının herhangi bir katkısı olmaksızın, Vakıflar Meclisinin kararı ile başka bir yatırıma dönüştürülmektedir. Amaç, vakfı yaşatmak ve vakıf gelirlerini yükseltmektir. Yatırıma dönüşen vakıf mallarından, vakıf evlatlarının intifa hakkı yeni değerleri dikkate alınarak saptanmalıdır. Madde hükmü ile vakıf evladının hakkı dondurulmakta ve böylece gelir artışından yararlanamaması sonucu doğmaktadır. Bu hükmün, 2762 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmüne aykırı olduğu görüşü ve iptali oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.