Danıştay · 4. Daire

Danıştay 4. Daire 2024/1051 E. 2025/7132 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
4. Daire
Esas No
2024/1051
Karar No
2025/7132
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/1051 Karar No : 2025/7132

DAVACI : ... Odası Başkanlığı VEKİLİ : Av. ...

DAVALI : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...

DAVANIN KONUSU : Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca kabul edilen ve 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nın iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu İlke Kararı'nın, taşınmaz kültür varlıkları ve tarihi kent dokularının deprem riski karşısında güçlendirilerek korunması amacıyla bilimsel yaklaşım ile hazırlanmış gibi göründüğü; buna karşın, hiçbir ayrıma gidilmeksizin tüm kültür varlıkları kapsam içine alınarak, taşınmaz kültür varlıklıklarının tasarım ve malzeme özellikleri dikkate alınmadan güçlendirme yöntemi önerildiği; disiplinler arası bir çalışma öngörülmediği, mimari koruma uzmanı, inşaat mühendisi ve mimarın görüşlerine başvurulmadan sadece zemin mekanikçilerinin kararlarına bakılarak güçlendirme sistemine karar verilmesinin arkeolojik alanlarda uygulanmaması gereken restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamalarına olanak tanıyacağı; bu nedenle dava konusu İlke Kararı'nın koruma ilkeleri bakımından sakıncalı olduğu; öte yandan kültür varlığı niteliğindeki yapılara bodrum kat eklenmesine izin verilmesinin bu yapılarda sadece mekan kazanma veya müteahhitlik hizmetlerinde hak edişi arttırarak kazanç sağlama sonucunu doğuracağı; taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapılara güçlendirme yöntemi olarak bodrum kat eklenmesinin yapının özgün mimarisini ve kütlesini bozan uygulamalara yol açacağı; Venedik Tüzüğü uyarınca kütle değişiklikliği yapılmasına ilişkin uygulamaların yasaklandığı ve eklemelerin ancak yapının ilgi çekici bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağıntısına zarar gelmediği durumlarda izin verildiği; ayrıca, bodrum kat ve kısmi bodrum kat eklenmesinin betonarme yapılarda olumlu katkısı olsa bile, ahşap veya kargir yapılarda böyle bir durumun söz konusu olmayacağı; İlke Kararı ile yalnızca bir mühendisin zemin etüdü raporu ve kurul onayıyla tarihi yapıların temel ve zemin güçlendirilmesine yönelik çağdaş sistemler uygulanmasına ve bodrum kat eklenmesine izin verildiği, halihazırda pek çok koruma bölge kurulunda koruma uzmanı mimar üyenin bulunmadığı da dikkate alındığında, yapıların güçlendirilmesine yönelik süreçte mimari koruma uzmanı inşaat mühendisinin görüş bildirmemesinin önemli bir eksiklik olduğu; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nda rekonstrüksiyon projelerinin hazırlanması esaslarının dava konusu İlke Kararı ile koşut olduğu, buna karşın dava konusu İlke Kararı ile güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle desteklenen restorasyon ve rekonstrüksiyon projelerinin onaylanması esasının benimsendiği; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 658 sayılı "Arkeolojik Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları"na ilişkin İlke Kararı ile Venedik Tüzüğü uyarınca arkeolojik yapıların aynen korunmasının esas olduğu, antik dönem yapılarında rekonstrüksiyon yapılmasının mümkün olmadığı, bu bağlamda arkeolojik alanlarda özgün kalıntıların korunması ve yalnız mevcut arkeolojik yapı parçalarının birleştirilerek kısmi ayağa kaldırılması anlamına gelen "anastilosis" uygulaması yapılabileceği; anılan uygulama kapsamında zemin etüdü sorgulaması gerekli olursa, bu durumunda arkeolog kazı başkanının yanı sıra koruma uzmanı mimarın görüşünün alınmasının da gerekli olduğu, örneğin bodrum kat önerisi getirilmesi durumunda bunun arkeolojik alan için kabul edilebilir bir yaklaşım olmayacağı; dava konusu İlke Kararı ile kültür varlıklarının korunması hedefinden uzaklaşıldığı ve söz konusu karara dayalı olarak koruma bölge kurullarınca her birinin proje özelinde değerlendirilebilecek olan durumları genelleştirerek yanlış uygulamalar yaptırabileceği ileri sürülmüştür.

DAVALININ SAVUNMASI : Usule ilişkin olarak, davanın süresinde açılmadığı ve ehliyet yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüştür. Esasa ilişkin olarak; 2863 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirleme yetkisinin, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna verildiği, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarihli, 660 sayılı İlke Kararı doğrultusunda, tescilli yapıların yıkılmadan onarılarak korunması, restitüsyon projesi temel alınarak restorasyon projesini hazırlanması ve yapının kültür varlığı kimliğini oluşturan mekansal, biçimsel ve yapısal özelliklerinin korunmasının esas olduğu; ülkemizin jeolojik yapısı, topoğrafyası ve iklim özellikleri nedeniyle başta depremler olmak üzere afet kaynaklı tehlike ve tehditler ile sık sık karşılaşıldığı; 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve 11 ili ciddi biçimde etkileyen deprem sonucunda, zarar gören yaklaşık 8500 kültür varlığında yapılan incelemelerde, söz konusu kültür varlıklarının çoğunun yıkılmış ya da ağır veya orta hasarlı olduğunun anlaşıldığı ve bu hasarların zemin, temel ve taşıyıcı sistem sorunlarından kaynaklandığının tespit edildiği; bu kapsamda Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nın tesis edildiği; dava dilekçesinde iddia edilenin aksine yapılara bodrum kat eklenmesi zorunluluğunun getirilmediği, alanında uzman kişilerce tescilli yapının statik durumuna ilişkin bilimsel veriler ışığında hazırlanacak raporlar doğrultusunda yapının güçlendirilmesi için kısmi bodrum/bodrum eklemesinin gereklilik olduğunun tespit edilmesi halinde, ilgili koruma bölge kurulunun uygun bulması şartıyla bu eklemenin yapılabileceği; gerek 660 sayılı İlke kararında, gerekse dava konusu İlke Kararında "Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılmadan korunmasının esas olduğu" hususunun hükme bağlandığı, dolayısıyla her iki İlke Kararı'nda da kültür varlıklarının özgünlüğünün korunması gerektiği vurgulanarak, bilimsel raporlar doğrultusunda yapılacak uygulamalarda kültür varlıklarının plan, cephe, kültür gabarisinin değiştirilemeyeceğinin açıkça belirtildiği, bu bağlamda dava konusu İlke Kararı'nın Venedik Tüzüğü'nün 13. maddesi ile çelişen bir yönünün bulunmadığı; dava konusu İlke Kararı'nda tescilli yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler kullanılmasının vurgulandığı, ancak belirtilen yöntemlerin her yapının mimari özelliği ve yapım tekniğine göre alanında uzman kişilerin önerileri doğrultusunda uygun görülen yöntemler olarak uygulanabileceği, birçok yapıda (Artuklu Hamamı, Sultan Süleyman Koç Camisi, İmam Abdullah Zaviyesi, Er-Rızık Camisi minaresi, Zeynel Abidin Türbesi, Eyyubi Camisi) bilimsel metotlarda yapıya zarar verilmeden çalışmaların yürütüldüğü; yapının deprem sonucu yok olması riskine kıyasla bilimsel ve kapsamlı müdahalelerle korunarak gelecek nesillere aktarılmasının kültür varlıklarımızın devamlılığı açısından önem arz ettiği; davacı iddiasının aksine zemin etüdüne ilişkin raporun tek bir uzman tarafından hazırlanacağına dair ibare bulunmadığı, ayrıca 2863 sayılı Kanun'un 58. maddesi hükümlerine doğrultusunda uzman kişilerden oluşturulan koruma bölge kurullarının, alanında uzman kişilerce hazırlanan raporları inceleyerek karar verebileceği, bu doğrultuda hazırlanan raporun yetersiz görülmesi durumunda kurulun yeniden rapor hazırlatma yetkisinin de bulunduğu; öte yandan, 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nın "Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Projesi Hazırlama Esasları" başlığı altında kültür varlıkları için hazırlanması zorunlu olan rölöve çizimi, restitüsyon ve restorasyon projelerine açıklık getirildiği, bu kapsamda yapının rölövesinde mevcut durumunun belgelenmesinin yanı sıra yapısal bozulmalar, deformasyonlar ve dağılımlar, temel sorunları, taşıyıcı sistem sorunları vb. sorunların tespitinin yapıldığı, bu bağlamda 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nın yapının kendisinde meydana gelen sorunlara ve müdahalelere cevap verebilecek nitelikte olduğu, dava konusu İlke Kararı'nın ise yapının oturduğu zemin, yapının zeminle olan ilişkisinin analizi ve kullanılacak yöntemlere açıklık getirdiği; zemin etüdü ve tarihi yapıya ilişkin değerlendirme ve raporların ayrıldığına yönelik iddianın yerinde olmadığı; zira, dava konusu İlke Kararı'nın 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nı bütünleyici nitelikte olduğu; dava dilekçesinde belirtilenin aksine antik dönem yapılarının altına bodrum kat yapılmasına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, söz konusu düzenlemenin arkeolojik alanlarda zemin etüt raporunun hazırlanmasına ilişkin usulleri düzenlediği; bu doğrultuda, dava konusu İlke Kararı'nın kültür varlıklarının korunmasında bütüncül bir yaklaşım ile uygulama birliği sağlanmayı amaçladığı ve 2863 sayılı Kanun ve alt mevzuat hükümleri ile uluslararası mevzuat hükümlerine uygun olduğu savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Dairemiz kararında belirtilen gerekçe doğrultusunda dava konusu İlke Kararı'nın son paragrafında yer alan "antik dönem yapıları ile" ibaresinin iptali; dava konusu İlke Kararı'nın iptali istenilen diğer kısımları yönünden ise davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca kabul edilen ve 13.01.2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27.12.2023 tarihli, 2878 sayılı Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararının iptali istemiyle açılmıştır. Usule ilişkin iddialar yerinde görülmemiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 9. maddesinde, "Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır." hükmü, 18. maddesinin ikinci fıkrasında, "Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restorasyon ve restitüsyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunludur. Bunlardan I. grup kapsamında olanların rölöve, restorasyon ve restitüsyon projelerinin uygulama çalışmaları, yapının özelliğine göre kalem işleri, ahşap, demir, taş işleri ve restorasyon konularında uzmanlaşmış kişilerce yapılır." hükmü yer almış, 51. maddesinde, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirlemek, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları Ve Denetimine Dair Yönetmeliğin 6. maddesinde, taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı ve yapı esasları ile proje uygulamalarının Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları ve koruma bölge kurulunun aldığı kararlar doğrultusunda yürütüleceği düzenlemesi yer almış, bu kapsamda Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım Ve Onarımları" başlıklı, 660 sayılı ilke kararı kabul edilmiştir. Anılan ilke kararında, korunacak yapılara müdahalelerin, her yapının kendine özgü koşullarına göre saptanacağı belirtilmiş, esaslı onarım ilkeleri içinde, yapının günümüze ulaşmış sosyo-kültürel ve tarihi kimliğini oluşturan mekansal, biçimsel ve yapısal özellikleri, çevre içindeki özgün konumu, özgün kitle ve gabarisinin korunması gerektiğine, bu işlemlerde yapının mevcut fiziksel durumuna göre müdahalenin biçimi ve niteliklerinin koruma bölge kurullarınca saptanacağına ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Venedik Tüzüğü'nün 6. maddesinde, "Anıtların korunması, ölçeği dışına taşmamak koşuluyla çevresinin de bakımını içine almalıdır. Eğer geleneksel ortam varsa, olduğu gibi bırakılmalıdır. Kütle ve renk ilişkilerini değiştirecek hiçbir yeni eklentiye, yok etmeye ya da değiştirmeye izin verilmemelidir." düzenlemesine, 9. maddesinde, "Onarım uzmanlık gerektiren bir iştir. Amacı, anıtın estetik ve tarihi değerini korumak ve ortaya çıkarmaktır. Onarım kendine temel olarak aldığı özgün malzeme ile güvenilir belgelere saygıyla bağlıdır. Faraziyenin başladığı yerde onarım durmalıdır; yapılması gerekli herhangi bir eklemenin mimari kompozisyondan farkı anlaşılabilmeli ve gününün damgasını taşımalıdır. Herhangi bir onarım işine başlamadan önce ve bittikten sonra, anıtın arkeolojik ve tarihi bir incelemesi yapılmalıdır." düzenlemesine, 10. maddesinde, "Geleneksel tekniklerin yetersiz kaldığı yerlerde, koruma ve inşa için bilimsel verilerle ve deneylerle geçerliliği saptanmış herhangi çağdaş bir teknik kullanılarak anıt sağlamlaştırılabilir." düzenlemesine, 13. maddesinde, "Eklemelere, ancak yapının ilgi çekici bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağıntısına zarar gelmediği durumlarda izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca korunması gereken taşınmaz kültür varlıklarının; güçlendirilmesi, esaslı onarım ve tadilatının yapılması, ayrıca koruma ve inşa için bilimsel verilerle ve deneylerle geçerliliği saptanmış herhangi bir çağdaş tekniğin kullanılması suretiyle sağlamlaştırılmasının mümkün olduğu, bu suretle 660 sayılı ilke kararı uyarınca rölöve, restitüsyon, restorasyon projesi hazırlanarak uygulama yapılabileceği ve deprem riskine karşı temel ve zemin dahil gerekli güçlendirmelerin yapılabileceği, ancak her bir korunması gereken taşınmaz kültür varlığı için yetkili ve görevli koruma bölge kurulu tarafından ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Güçlendirme, onarım ve tadilat, restorasyon ya da restitüsyon projesinin onaylanması sırasında koruma bölge kurulunca tescilli yapının özelliğine göre fore kazık, sismik izolatör, radde temel ve benzeri çağdaş sistemlerin kullanılmasının önünde de bir engel bulunmamaktadır. Bu durumda dava konusu ilke kararında yeniden mevzuatta olan düzenlemelere yer verilerek bu arada genel olarak korunması gereken taşınmaz kültür varlığının deprem etkilerinden korunması amacıyla zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler ile birlikte kısmi bodrum ya da bodrum içeren projelerin koruma bölge kurullarınca değerlendirilebileceğine ilişkin düzenleme getirilmesinde koruma ilkelerine uyarlık bulunmamaktadır. Nitekim koruma bölge kurullarınca, korunması gereken taşınmaz kültür varlığının özgünlüğünü bozmayacak şekilde sağlamlaştırılması için zorunlu olan eklentinin yapılmasına zaten izin verilebilecek iken doğrudan bodrum kat yapılabileceği düzenlemesi yapılmasının gerekliliği davalı idarece açıklanamamaktadır. İlke kararının I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamalarında, uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanmasına ilişkin kısmına gelince: Arkeoloik Sitler, Koruma ve Kullanma Koşullarına ilişkin 658 sayılı ilke kararında, "I. Derece Arkeolojik Sit: Korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. Bu alanlada, kesinlikle hiçbir yapılaşmaya izin verilmemesine, imar planlarında aynen korunacak sit alanı olarak belirlenmesine, bilimsel amaçlı kazıların dışında hiçbir kazı yapılamayacağına..." şeklinde ve "II. Derece Arkeolojik Sit: Korunması gereken, ancak koruma ve kullanma koşulları koruma kurulları tarafından belirlenecek, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. Bu alanlarda, yeni yapılaşmaya izin verilmemesine..." şeklinde kural getirilmiştir. Venedik Tüzüğünün 15. maddesinde, "Kazılar 1956 yılında UNESCO tarafından kabul edilmiş arkeolojik kazılarda uygulanması istenilen uluslararası ilkelerle tanımlanan kararlara ve bilimsel standartlara uygun olarak yapılmalıdır. Yıkıntılar korunmalı, mimari unsurların ve buluntuların sürekli olarak korunması için gerekli önlemler alınmalıdır. Bundan başka, kültür varlığının anlaşılmasını kolaylaştıracak ve anlamını hiç bozmadan açığa çıkartacak her çareye başvurulmalıdır. Bütün yeniden inşa işlemlerinden peşinen (a priori) vazgeçilmelidir. Yalnız anastylosis'e, yani mevcut fakat birbirinden ayrılmış parçaların bir araya getirilmesine izin verilebilir. Birleştirmede kullanılan madde her zaman ayırt edilebilecek bir nitelikte olmalı ve bu, anıtın korunmasını sağlamak ve eski haline getirmek için mümkün olduğunca az kullanılmalıdır." düzenlemesi yer almıştır. Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımlarına ilişkin 660 sayılı ilke kararında, yeniden yapma (rekonstrüksiyon) yer almış ve korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen ve tescil edilmesine ilişkin gerekli özellikleri taşımasına rağmen elde olmayan sebeplerle tescili yapılmamış ve/veya herhangi bir nedenle yitirilmiş olan yapının, gerek kültür varlığı niteliği, gerekse kültürel çevreye olan tarihsel katkıları açısından, eldeki mevcut belgelerden (yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün yazılı- sözlü, görsel arşiv belgesi vb.) yararlanmak suretiyle kendi parsellerinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, eski cephe özelliğinde, aynı kitle ve gabaride, özgün plan şeması, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon uygulamasının koşulsuz sağlanması gerektiğine karar verilmiştir. Tümüyle yıkılmış, yok olmuş ya da çok büyük oranda harap olan bir anıtın ya da sitin temin edilen belgelere dayanılarak özel durumlarda yeniden yapılması olan rekonstrüksiyonun, tarihi yapının kütle olarak biçimsel canlandırıldığı bir kopyası niteliğinde olduğu, yeniden inşa edilen yapının anıtın yerini alamayacağı, bu nedenle Venedik Tüzüğünde yıkıntıların korunması gerektiği ve yeniden inşa edilmemesi gerektiğinin belirtilmesinden sonra yapıda restorasyon yapılabileceğinin, bunun da ayırt edilebilecek bir malzeme ile yapılması gerektiğinin kurala bağlandığı sonucuna varıldığından, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak olan ve kesinlikle hiçbir yapılaşmaya izin verilmemesi gereken I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıların ve korunması gerekli tescilli taşınmazların rekonstrüksiyonunun mümkün olmaması karşısında bu alanlarda, uygulamaya esas zemin etüdü raporunun hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin olarak kazı başkanının uygun görüşünün alınması suretiyle konunun ilgili koruma bölge kurulunca karar verilmesine ilişkin ilke kararının bu kısmında amaçlananın ne olduğu anlaşılamamış olup davalı idare savunma dilekçesinde de bu konuyu açıklığa kavuşturamamıştır. Bu nedenle ilke kararının bu kısmında da hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptalinin gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE: USÛL YÖNÜNDEN: Davalı tarafından, davanın ehliyet ve süre aşımı yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüştür. Davalının usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.

ESAS YÖNÜNDEN: Ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapım teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz önüne alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi; deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi; tarihi kent dokusunun ve kültür varlıklarının mimari özelliklerinin kaybının engellenmesi ve özgün nitelikleriyle birlikte yaşatılarak ve dayanımları arttırılarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı", 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bunun üzerine, anılan İlke Kararı'nın tamamının iptali istenilmiş ise de, anılan İlke Kararı yönünden dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri ile sınırlı inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın "Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması" başlıklı 63. maddesinde; "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde; kültür varlıkları, "tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklar"; sit, "tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlar", koruma ve korunma, "taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında muhafaza, bakım, onarım, restorasyon, fonksiyon değiştirme işlemleri..." olarak tanımlanmıştır. 2863 sayılı Kanun'un "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları" başlıklı 6. maddesinde "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları şunlardır: a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar, b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar, c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları, d) Milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tesbit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler. Ancak, Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar. Kaya mezarlıkları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler, tümülüsler, ören yerleri, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, tabya ve isihkamlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su yolları, sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları belirten delikli taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar; tarihi saraylar, köşkler, evler, yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar, namazgahlar; çeşme ve sebiller; imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezarlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar, sandukalar, siteller, sinagoklar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar; külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler, kabartmalar, mozaikler, peri bacaları ve benzeri taşınmazlar; taşınmaz kültür varlığı örneklerindendir. Tarihi mağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile benzerleri; taşınmaz tabiat varlığı örneklerindendir." hükmüne; "İzinsiz müdahale ve kullanma yasağı" başlıklı 9. maddesinde; "Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır." hükmüne; "Yapı esasları" başlıklı 18. maddesinin ikinci fıkrasında "Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restorasyon ve restitüsyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunludur. Bunlardan I. grup kapsamında olanların rölöve, restorasyon ve restitüsyon projelerinin uygulama çalışmaları, yapının özelliğine göre kalem işleri, ahşap, demir, taş işleri ve restorasyon konularında uzmanlaşmış kişilerce yapılır." ve aynı maddenin beşinci fıkrasında "Yapı esasları, denetim ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikle belirlenir." hükümlerine; "Yapı esasları" başlıklı 18. maddesinin ikinci fıkrasında "Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restorasyon ve restitüsyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunludur. Bunlardan I. grup kapsamında olanların rölöve, restorasyon ve restitüsyon projelerinin uygulama çalışmaları, yapının özelliğine göre kalem işleri, ahşap, demir, taş işleri ve restorasyon konularında uzmanlaşmış kişilerce yapılır." hükmüne; "Korunma ve çevre düzenlemesi" başlıklı 45. maddesinde "Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ile yapılan kazılarda ortaya çıkan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bakım, onarım ve çevre düzenlemeleri ile taşınır kültür ve tabiat varlıklarının bakım ve onarımları kazı başkanlığınca yapılır." hükmüne; "Kuruluş, görev, yetki ve çalışma şekli" başlıklı 51. maddesinde "Yurtiçinde bulunan ve bu Kanun kapsamına giren korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili hizmetlerin bilimsel esaslara göre yürütülmesini sağlamak üzere, Bakanlığa bağlı "Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu" ile Bakanlıkça belirlenecek bölgelerde "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları" kurulur. Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır; a) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirlemek, b) Koruma bölge kurulları arasında gerekli koordinasyonu sağlamak, c) Uygulamada doğan genel sorunları değerlendirerek görüş vermek suretiyle, Bakanlığa yardımcı olmak. d) Bakanlıklarca Koruma Yüksek Kurulunda görüşülmesi talebiyle gönderilen ve gündeme alınan konularda karar vermek. Mahalli idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşları Koruma Yüksek Kurulunda görüşülmesini istedikleri hususları bağlı, ilgili veya ilişkili oldukları bakanlıklar aracılığıyla bildirir. Koruma Yüksek Kurulunca karar verilen konular ilgili koruma bölge kurulunca tekrar görüşülmez. Koruma Yüksek Kurulunun gündemi Bakanlıkça belirlenir. Gündemin belirlenmesini müteakip Koruma Yüksek Kurulu toplantıya çağırılır. Toplantı sayısına bir sınırlama getirilmez. Koruma Yüksek Kurulu salt çoğunlukla toplanır, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu ile karar verir. Koruma Yüksek Kurulunun çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar bir yönetmelikle düzenlenir." hükmüne; "Koruma Bölge Kurullarının görev, yetki ve çalışma şekli" başlıklı 57. maddesinde ise, "Koruma bölge kurulları, Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde olmak kaydıyla aşağıdaki işleri yapmakla görevli ve yetkilidir. ... (g) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar almak. Koruma bölge kurullarının başkan ve yardımcıları, üyeler arasından kurulca seçilir. Başkanın yokluğunda kurula, başkan yardımcısı başkanlık eder. ... Koruma bölge kurullarının teknik ve idari hizmetleri, koruma bölge kurulu müdürlükleri tarafından yürütülür. Üçten fazla koruma bölge kurulu bulunan illerde, kurullar arasında teknik ve idari işlerde koordinasyonu sağlamak üzere koruma bölge kurulları koordinasyon müdürlüğü kurulur. Koruma bölge kurulu müdürlükleri, koruma bölge kurulları koordinasyon müdürlüğüne bağlı olarak çalışır. ... Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, bunların koruma alanları ve sit alanlarında, 3194 sayılı İmar Kanununun 21 inci maddesi kapsamına giren ruhsata tâbi olmayan tadilat ve tamiratlar; özgün biçim ve malzemeye uygun olarak, bünyesinde koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmuş idarelerin izin ve denetimi ile yapılır. Bunların dışında her türlü inşaî ve fizikî müdahale koruma bölge kurulunun izni ile yapılır..." hükmüne; "Koruma Bölge Kurullarının oluşumu" başlıklı 58. maddesinde ise "Koruma Bölge Kurulları aşağıda belirtilen üyelerden oluşur; a) Arkeoloji, sanat tarihi, hukuk, mimari ve şehir plancılığı konularında uzmanlaşmış kişiler arasından Bakanlıkça seçilecek yedi temsilci, b) (Mülga: 8/8/2011-KHK-648/49 md.) c) Görüşülecek konu, belediye sınırları içinde ise ilgili belediye başkanı veya teknik temsilcisi, dışında ise ilgili valilikçe seçilecek teknik temsilci, d) Görüşülecek konu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile ilgili ise Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünden bir teknik temsilci, e) Görüşülecek konu, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgili ise Vakıflar bölge müdürü veya teknik temsilcisi, f) Görüşülecek konu, Çevre ve Orman Bakanlığı ile ilgili ise konuyla ilgili teknik temsilci. g) Görüşülecek konunun müze müdürlüğünü ilgilendirmesi halinde ilgili müze müdürü. Ayrıca kurula oy hakkı olmamak kaydıyla danışman uzman çağırılabilir. Koruma bölge kurulunun gündemiyle ilgili meslek odaları, koruma bölge kurulu müdürlüğünün davetiyle toplantılara gözlemci olarak katılabilir." hükmüne yer verilmiştir. 11/06/2005 tarih ve 25842 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik'in "Amaç" başlıklı 1. maddesinde " Bu Yönetmeliğin amacı, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının gruplarının belirlenmesi, tadilat ve tamiratı, onarımı, yapı esasları ile yapıya ilişkin proje ve uygulamaların denetim esaslarını düzenlemektir."; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde "Bu Yönetmelik; 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında tescillenen korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının gruplarının belirlenmesi, tadilat ve tamiratı, onarımı, yapı esasları ile yapıya ilişkin proje ve uygulamaların denetim esaslarını kapsar."; "Taşınmaz kültür varlıklarının yapı esasları ve denetimine ilişkin ilkeler" başlıklı 6. maddesinde "Taşınmaz kültür varlıklarının bakım, onarım ve yapı esasları ile proje uygulamaları Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları ve koruma bölge kurulunun aldığı kararlar doğrultusunda yürütülür."; "Tamirat ve Tadilat" başlıklı 8. maddesinde "Taşınmaz kültür varlıklarının tadilat ve tamiratlarına ilişkin uygulamalarda aşağıdaki hususlar geçerlidir. Tadilat ve tamiratlar özgün biçim ve malzemeye uygun olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğünün, bünyesinde KUDEB kurulmuş idarelerin veya ilgili idarelerin bünyesinde KUDEB bulunmaması halinde koruma bölge kurulu müdürlüğünün izin ve denetiminde 11/6/2005 tarihli ve 25842 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları, Proje Büroları ile Eğitim Birimlerinin Kuruluş, İzin, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğe göre gerçekleştirilir."; "Taşınmaz kültür varlıklarında esaslı onarım" başlıklı 9. maddesinde "Esaslı onarımlarda, tescilli yapı için hazırlanacak rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve diğer belgeler koruma bölge kuruluna sunulur. Koruma bölge kurulunun onayladığı proje ve koşullarda uygulama gerçekleştirilir. Uygulamalara ilişkin denetleme; Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları, Proje Büroları ile Eğitim Birimlerinin Kuruluş, İzin, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğe göre yapılır.";

"Yok olan tescilli taşınmaz kültür varlığı yapılar" başlıklı 12. maddesinde "Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının herhangi bir şekilde yok olmaları halinde, bulunabilen yapının kalıntıları, daha önce hazırlanmış rölöve, restitüsyon, restorasyon projesi, her türlü arşiv belgesi, diğer yazılı, görsel ve sözlü bilgiler gibi kaynaklardan yararlanarak kendi parsellerinde, daha önce bulunduğu oturum alanında, belgelerin elverdiği oranda kitle, yükseklik ve özgün mimari özelliklerinde yeniden yapılır. Yeni yapım sürecinde, yukarıda sıralanan belgelere dayalı bir restitüsyon ve restorasyon etüdü ile koruma bölge kurulundan izin alınması gerekmektedir."; "Depreme maruz kalan yapılar" başlıklı 13. maddesinde "Taşınmaz kültür varlıklarından depreme maruz kalan yapılarla ilgili uygulamalar Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları ile konuya ilişkin diğer mevzuat hükümleri dikkate alınarak yerine getirilir." "Proje ve uygulamaları yürütecek kişilerde aranacak nitelikler" başlıklı 14. maddesinde ise "Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunludur. Bunlardan I. grup kapsamında olanların rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin uygulama çalışmaları, yapının özelliğine göre kalem işleri, ahşap, demir, taş işleri ve restorasyon konularında uzmanlaşmış kişilerce yapılır." düzenlemesine yer verilmiştir. 13/10/1999 gün ve 23845 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 1. maddesinde, "1. İşbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) amacı, Avrupa’nın ortak anı kaynağı olduğu kadar, bilimsel ve tarihî araştırma gereci olarak da arkeolojik mirası korumaktır. 2. Bu amaçla : ... iii) Tarafların yetkisi altındaki her çeşit mekânda bulunan, tüm kalıntılar, varlıklar ve insanlığın geçmiş varlığının diğer izleri arkeolojik mirasın ögeleri kabul edilirler. 3. Yapılar, inşaatlar, mimarî eser grupları, açılmış sit alanları, taşınır varlıklar, diğer tür anıtlar ve bunların çevresi, ister toprakta ister su altında bulunsunlar, arkeolojik mirasa dahildirler." hükmüne; 3. maddesinde "Arkeolojik mirası korumak amacıyla ve arkeolojik araştırma faaliyetlerini bilimsel güvence altına almak üzere taraflardan her biri aşağıdaki hususları yerine getirmeyi taahhüt eder : i. Arkeolojik kazı vesair faaliyetlerle ilgili izin ve denetim usüllerini, aşağıdaki amaçları gerçekleştirecek şekilde, uygulamaya koymak : a. Arkeolojik miras ögelerinin yasadışı çıkartılması ve yer değiştirmesini önlemek; b. Arkeolojik kazı ve aramaların bilimsel şekilde ve şu koşullara bağlı olarak yapılmasını sağlamak : - Tahrip edici olmayan araştırma yöntemlerinin olduğunca sık kullanılması; - Arkeolojik miras ögelerinin korunması, saklanması ve sınıflandırılması için uygun önlemler alınmadan bunların kazı yerinden çıkartılmaması, kazı sırasında ve sonrasında korumasız bırakılmaması; ii. Kazıların ve tahribata neden olabilecek tekniklerin yalnızca nitelikli ve bu amaçla yetiştirilmiş kişiler tarafından yürütülmesine dikkat etmek; ..." 4. maddesinde "Taraflardan her biri, duruna göre aşağıdaki hususları da öngörecek biçimde, arkeolojik mirasın fiziki koruna önlemlerini yürürlüğe koymayı taahhüt eder: ... 2. Arkeolojik mirasın tercihan bulunduğu yerde korunması ve bakımı; ..." 5. maddesinde "Taraflardan her biri aşağıdaki hususları sağlamayı taahhüt ederler : ... 4. Yapılanma çalışmaları vesilesiyle bulunan arkeolojik miras ögelerinin, mümkün olan hallerde, yerinde korunması için önlem almak ..." hükümlerine yer verilmiştir. Başlıca amacı, tarihi anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler, teknikler ve siyasetler geliştirmek ve ilgili her türlü araştırmayı desteklemek ve yönlendirmek olan ICOMOS (International Council on Monuments and Sites)'un Türkiye resmi sitesinde, hem ICOMOS’un hem de ICOMOS Türkiye Milli Komitesinin iç tüzüğünde belirtilen amaçların yerine getirilmesi için, Venedik Tüzüğü'nün etkisinin yayılması gerektiği vurgulanmıştır. Venedik Tüzüğü'nün 6. maddesinde, "Anıtların korunması, ölçeği dışına taşmamak koşuluyla çevresinin de bakımını içine almalıdır. Eğer geleneksel ortam varsa, olduğu gibi bırakılmalıdır. Kütle ve renk ilişkilerini değiştirecek hiçbir yeni eklentiye, yok etmeye ya da değiştirmeye izin verilmemelidir." düzenlemesine; 9. maddesinde, "Onarım uzmanlık gerektiren bir iştir. Amacı, anıtın estetik ve tarihi değerini korumak ve ortaya çıkarmaktır. Onarım kendine temel olarak aldığı özgün malzeme ile güvenilir belgelere saygıyla bağlıdır. Faraziyenin başladığı yerde onarım durmalıdır; yapılması gerekli herhangi bir eklemenin mimari kompozisyondan farkı anlaşılabilmeli ve gününün damgasını taşımalıdır. Herhangi bir onarım işine başlamadan önce ve bittikten sonra, anıtın arkeolojik ve tarihi bir incelemesi yapılmalıdır." düzenlemesine; 10. maddesinde, "Geleneksel tekniklerin yetersiz kaldığı yerlerde, koruma ve inşa için bilimsel verilerle ve deneylerle geçerliliği saptanmış herhangi çağdaş bir teknik kullanılarak anıt sağlamlaştırılabilir." düzenlemesine, 13. maddesinde, "Eklemelere, ancak yapının ilgi çekici bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağıntısına zarar gelmediği durumlarda izin verilebilir." düzenlemesine; 15. maddesinde ise, "Kazılar 1956 yılında UNESCO tarafından kabul edilmiş arkeolojik kazılarda uygulanması istenilen uluslararası ilkelerle tanımlanan kararlara ve bilimsel standartlara uygun olarak yapılmalıdır. Yıkıntılar korunmalı, mimari unsurların ve buluntuların sürekli olarak korunması için gerekli önlemler alınmalıdır. Bundan başka, kültür varlığının anlaşılmasını kolaylaştıracak ve anlamını hiç bozmadan açığa çıkartacak her çareye başvurulmalıdır. Bütün yeniden inşa işlemlerinden peşinen (a priori) vazgeçilmelidir. Yalnız anastylosis'e, yani mevcut fakat birbirinden ayrılmış parçaların bir araya getirilmesine izin verilebilir. Birleştirmede kullanılan madde her zaman ayırt edilebilecek bir nitelikte olmalı ve bu, anıtın korunmasını sağlamak ve eski haline getirmek için mümkün olduğunca az kullanılmalıdır." düzenlemelerine yer verilmiştir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 658 sayılı"Arkeolojik Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları" başlıklı 658 sayılı ilke kararında; "Arkeolojik Sit: İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar ulaşan eski uygarlıkların (İlke Kararı'nda sehven "uygurlukların" şeklinde yazılmışıtır.) yer altında, yer üstünde ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı yerleşmeler ve alanlardır. Arkeolojik Sitlerde Koruma ve Kullanma Koşulları: Bu bölümde yapılan derecelendirme arkeolojik sitlerin taşıdıkları önem ve özelliklerinin yanısıra, alanda uygulanacak koruma ve kullanma koşullarını kapsar. 1) I. Derece Arkeolojik Sit: Korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. Bu alanlarda, kesinlikle hiçbir yapılaşmaya izin verilmemesine, imar planlarında aynen korunacak sit alanı olarak belirlenmesine, bilimsel amaçlı kazıların dışında hiçbir kazı yapılamayacağına, ancak; a) Resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu durumlarda yapılacak alt yapı uygulamaları için müze müdürlüğünün ve varsa kazı başkanının görüşüyle konunun koruma kurulunda değerlendirilmesine, b) Yeni tarımsal alanların açılmamasına, yalnızca sınırlı mevsimlik tarımsal faaliyetlerin devam edebileceğine, koruma kurullarınca uygun görülmesi halinde seracılığa devam edilebileceğine, c) Höyük ve tümülüslerde toprağın sürülmesine dayanan tarımsal faaliyetlerin kesinlikle yasaklanmasına, ağaçlandırmaya gidilmemesine, yalnızca mevcut ağaçlardan ürün alınabileceğine, ç) Taş, toprak, kum vb. alınmamasına, kireç, taş, tuğla, mermer, kum, maden vb. ocakların açılmamasına, toprak, curuf, çöp, sanayi atığı ve benzeri malzeme dökülmemesine, d) Bu alanlar içerisinde yer alan ören yerlerinde gezi yolu düzenlemesi, meydan tanzimi, açık otopark, WC, bilet gişesi, bekçi kulübesi gibi ünitelerin koruma kurulundan izin alınarak yapılabileceğine, e) Bu alanlar içerisinde bulunan ve günümüzde halen kullanılan umuma açık mezarlıklarda sadece defin işlemlerinin yapılabileceğine, f) Taşınmaz kültür varlıklarının mahiyetine tesir etmeyecek şekilde ilgili koruma kurulundan izin almak koşuluyla birleştirme (tevhit) ve ayırma (ifraz) yapılabileceğine, g) Kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da doğal afet yaşanan yerlerde, yapılmasında zorunluluk bulunan geçici uygulamalara ilişkin, zemine en az müdahale edilecek şekilde hazırlanan ve süresi belirlenen projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine, projesi koruma bölge kurulunca uygun görülen geçici uygulamaların Kültür ve Turizm Bakanlığınca oluşturulacak bilim kurulu denetiminde yapılabileceğine, 2) II. Derece Arkeolojik Sit: Korunması gereken, ancak koruma ve kullanma koşulları koruma kurulları tarafından belirlenecek, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. Bu alanlarda, yeni yapılaşmaya izin verilmemesine, ancak; a) Günümüzde kullanılmakta olan tescilsiz yapıların basit onarımlarının yürürlükteki ilke kararı doğrultusunda yapılabileceğine, b) I. derece arkeolojik sit koruma ve kullanma koşullarının a,b,c,ç,d,e,f,g maddelerinin geçerli olduğuna, " düzenlemesi bulunmaktadır. ..." düzenlemesine yer verilmiştir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nın "Yapı Grupları" başlıklı kısmında, "Yapılar, kendi başlarına bir tarihi ve estetik değer taşımaları ya da kentlerin tarihi kimliğini oluşturan kentsel sitler, sokaklar ve siluetlerin ögeleri olarak iki gruba ayrılmış, 1. Grup Yapılar, "Toplumun maddi tarihini oluşturan kültür verileri içinde tarihsel, simgesel, anı ve estetik nitelikleriyle korunması zorunlu yapılar"; 2. Grup Yapılar ise "Kent ve çevre kimliğine katkıda bulunan kültür varlığı niteliğindeki yöresel yaşam biçimini yansıtan yapılar" olarak tanımlanmıştır. 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nda müdahaleler bakım ve onarım olarak iki başlık altında toplanmış; sadece yapının yaşamını sürdürmeyi amaçlayan, tasarımda, malzemede, strüktürde, mimari ögelerde değişiklik gerektirmeyen müdahalelerin bakım olarak; yapının yaşamını sürdürmeyi amaçlayan, tasarımda, malzemede, strüktürde ve mimari ögelerde değişiklik gerektiren müdahaleler ise bakım olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda, yapıların ahşap, madeni, pişmiş toprak, taş vb. çürüyen yada bozularak eksilen mimari ögelerinin, özgün biçimlerine uygun olarak aynı malzeme ile değiştirilmesi, bozulan iç ve dış sıvaların, kaplamaların, renk ve malzeme uyumu sağlanarak, özgün biçimlerine uygun olarak yenilenmesi basit onarım olarak; yapının rölöveye dayanan restitüsyon ve / veya restorasyon projeleri ile diğer ilgili belgelerin içerikleri ve ölçekleri koruma kurulunca belirlenen müdahaleler esaslı onarım (restorasyon) olarak tanımlanmış; korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen ve tescil edilmesine ilişkin gerekli özellikleri taşımasına rağmen elde olmayan sebeplerle tescili yapılmamış ve / veya herhangi bir nedenle yitirilmiş olan yapının, gerek kültür varlığı niteliği, gerekse kültürel çevreye olan tarihsel katkıları açısından, eldeki mevcut belgelerden (yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün yazılı - sözlü, görsel arşiv belgesi vb.) yararlanmak suretiyle kendi parsellerinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, eski cephe özelliğinde, aynı kitle ve gabaride, özgün plan şeması, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon uygulamasının koşulsuz sağlanması, başka bir ifadeyle yeniden yapma (rekonstrüksiyon) uygulamasının yapılması gerektiği düzenlenmiştir. Anılan İlke Kararı'nın "Rölöve-Restitüsyüon-Restorasyon Projesi Hazırlama Esasları" başlıklı kısmında rölöve - restitüsyon - restorasyon projelerinde, yapının mevcut durumunun belgelenmesinin yanı sıra, sorunlarının saptanması, potansiyel ve yeni kullanım olanaklarının araştırılması, onarıma yönelik temel yaklaşım ve müdahale biçimlerinin belirlenmesi ile yeni kullanımın gerektirdiği müdahalelerin anlatımını sağlanması gerektiği düzenlenmesine yer verilmiştir. Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca kabul edilen ve 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nda; "Ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapım teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz önüne alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi; deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi; tarihi kent dokusunun ve kültür varlıklarının mimari özelliklerinin kaybının engellenmesi ve özgün nitelikleriyle birlikte yaşatılarak ve dayanımları arttırılarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla; • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapıların mevcut durumlarının belgelendiği rölöve çizimlerinin geleneksel yöntemlerin yanı sıra güncel teknolojiler ile hazırlanan ölçekli belgeleme yöntemleri (3D lazer tarama, ortofoto, fotogrametrik vb.) kullanılarak da hazırlanabileceğine, • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılmadan korunmasının esas olduğuna, • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının esaslı onarımlarında; zemin etüdü raporu hazırlanması şartıyla, tabii zemin kotunun altında kalacak ve tescilli yapının gabarisini değiştirmeyecek şekilde, yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler (fore kazık, sismik izolatör, radye temel vb.) ile birlikte zorunlu olması halinde kısmi bodrum/bodrumu içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine, • İlgili kurumlar ve/veya üniversitelerce korunması gerekti taşınmaz kültür varlıklarının statik durumuna ilişkin iletilen raporların değerlendirilmesi sonucunda; ° Koruma bölge kurulunca güçlendirilerek korunması uygun bulunan taşınmazların restorasyon projelerinde: kültür varlıklarının dayanımım arttırmak için taşınmazın özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenen önerilerin, ° Koruma bölge kurulunca yıkılacak şekilde tehlike arz ettiğinden (mail-i inhidam), güçlendirilmesinin mümkün olmadığına ve yıkılabileceğine karar verilen kültür varlıklarının yeniden yapma (rekonstrüksiyon) projelerinde: tabii zemin kolu üstünde yer alan bölümlerinin gerek kültür varlığı niteliği, gerekse kültürel çevreye olan tarihsel katkıları açısından, eldeki mevcut belgelerden (yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün yazılı - sözlü, görsel arşiv belgesi vb.) yararlanmak suretiyle kendi parsellerinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, aynı kütle ve gabaride, özgün plan şeması, cephe özelliği, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon uygulamasının esas olduğuna, ancak taşınmazların dayanımını arttırmak için tescilli yapının özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenebilecek önerileri içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine, • I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak, alanın niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilebileceğine" yönelik düzenleme yapılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacı tarafından; Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca kabul edilen ve 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nın tamamının iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri değerlendirildiğinde, dava konusu İlke Kararı'nın "Ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapım teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz önüne alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi; deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi; tarihi kent dokusunun ve kültür varlıklarının mimari özelliklerinin kaybının engellenmesi ve özgün nitelikleriyle birlikte yaşatılarak ve dayanımları arttırılarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla; Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapıların mevcut durumlarının belgelendiği rölöve çizimlerinin geleneksel yöntemlerin yanı sıra güncel teknolojiler ile hazırlanan ölçekli belgeleme yöntemleri (3D lazer tarama, ortofoto, fotogrametrik vb.) kullanılarak da hazırlanabileceğine" ve "korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılmadan korunmasının esas olduğuna" ibarelerine yönelik bir hukuka aykırılık iddiasının bulunmadığı; bu nedenle, anılan İlke Kararı'nın yukarıda belirtilen ibareler haricindeki kısımlarına yönelik inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nda; taşınmaz kültür varlıklarına yönelik yapılacak müdahalenin niteliği, kendine özgü sorunları bulunan yapıların tamamını kapsayacak ve müdahale biçimini belirleyecek genel sınıflandırmaya yönelik temel ilkeler ve müdahale biçimlerinin düzenlendiği, anılan İlke Kararı uyarınca "Yapı Grupları", "Müdahale Biçimleri", "Esaslı Onarım İlkeleri", "Uygulamanın Denetlenmesi", "Yok Olan Tescilli Yapılara İlişkin İşlemler" ve "Rölöve - Restitüsyon - Restorasyon Projesi Hazırlama Esasları"na yönelik düzenlemelere yer verildiği; 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve 11 ili ciddi biçimde etkileyen depremden sonra ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapım teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz önüne alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi; deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi; tarihi kent dokusunun ve kültür varlıklarının mimari özelliklerinin kaybının engellenmesi ve özgün nitelikleriyle birlikte yaşatılarak ve dayanımları arttırılarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla tesis edildiği belirtilen Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun dava konusu 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı" ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının korunmasının esas olduğunun açıkça düzenlendiği; öte yandan, anılan İlke Kararı'nda korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapıların mevcut durumlarının belgelendiği rölöve çizimlerinin geleneksel yöntemlerin yanı sıra güncel teknolojiler ile hazırlanan ölçekli belgeleme yöntemleri (3D lazer tarama, ortofoto, fotogrametrik vb.) kullanılarak da hazırlanabilmesine olanak tanındığı, taşınmaz kültür varlıklarının esaslı onarımlarında yapının güçlendirilmesine ve anılan yapıların restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamalarına yönelik birtakım düzenlemelerin yapıldığı görülmekte olup; korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının güçlendirilmesine yönelik getirilen özel düzenlemeler içeren dava konusu İlke Kararı ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nın birlikte uygulanmaya devam edildiği; başka bir ifadeyle taşınmaz kültür varlıklarının güçlendirilmesine yönelik uygulamalarda, öncelikle dava konusu İlke Kararı'nda yer alan usul ve esaslara göre işlemlerin yürütüleceği, dava konusu İlke Kararı'nda hüküm bulunmayan durumlarda ise 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nda yer alan "uygulamanın denetlenmesi", "rölöve - restitüsyon - restorasyon projesi hazırlama esasları", "restorasyon ve rekonstrüksiyonun kapsamı ve uygulanması", vb. konulardaki düzenlemelerin dikkate alınması gerektiği değerlendirilmektedir. A) Dava konusu İlke Kararı'nda yer alan "Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının esaslı onarımlarında; zemin etüdü raporu hazırlanması şartıyla, tabii zemin kotunun altında kalacak ve tescilli yapının gabarisini değiştirmeyecek şekilde, yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler (fore kazık, sismik izolatör, radye temel vb.) ile birlikte zorunlu olması halinde kısmi bodrum/bodrumu içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine," ibaresi yönünden; Davacı tarafından; dava konusu İlke Kararı'nın taşınmaz kültür varlıklarının ve tarihi kent dokularının deprem riski karşısında güçlendirilerek korunması amacıyla bilimsel yaklaşım ile hazırlanmış gibi göründüğü; buna karşın, hiçbir ayrıma gidilmeksizin tüm kültür varlıkları kapsam içine alınarak, taşınmaz kültür varlıklıklarının tasarım ve malzeme özellikleri dikkate alınmadan güçlendirme yöntemi önerildiği; disiplinler arası bir çalışma öngörülmediği, mimari koruma uzmanı, inşaat mühendisi ve mimarın görüşlerine başvurulmadan sadece zemin mekanikçilerinin kararlarına bakılarak güçlendirme sistemine karar verilmesinin arkeolojik alanlarda uygulanmaması gereken restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamalarına olanak tanıyacağı; bu nedenle dava İlke Kararı'nın koruma ilkeleri bakımından sakıncalı olduğu; öte yandan kültür varlığı niteliğindeki yapılara bodrum kat eklenmesine izin verilmesinin bu yapılarda sadece mekan kazanma veya müteahhitlik hizmetlerinde hak edişi arttırarak kazanç sağlama sonucunu doğuracağı; taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapılara güçlendirme yöntemi olarak bodrum kat eklenmesinin yapının özgün mimarisini ve kütlesini bozan uygulamalara yol açacağı; Venedik Tüzüğü uyarınca kütle değişiklikliği yapılmasına ilişkin uygulamaların yasaklandığı ve eklemelerin ancak yapının ilgi çekici bölümlerine geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağıntısına zarar gelmediği durumlarda izin verildiği; ayrıca, bodrum kat ve kısmi bodrum kat eklenmesinin betonarme yapılarda olumlu katkısı olsa bile, ahşap veya kargir yapılarda böyle bir durumun söz konusu olmayacağı; İlke Kararı ile yalnızca bir mühendisin zemin etüdü raporu ve kurul onayıyla tarihi yapıların temel ve zemin güçlendirilmesine yönelik çağdaş sistemler uygulanmasına ve bodrum kat eklenmesine izin verildiği, halihazırda pek çok koruma bölge kurulunda koruma uzmanı mimar üyenin bulunmadığı da dikkate alındığında, yapıların güçlendirilmesine yönelik süreçte mimari koruma uzmanı inşaat mühendisinin görüş bildirmemesinin önemli bir eksiklik olduğu ileri sürülmüştür. Davalı tarafından; dava dilekçesinde iddia edilenin aksine yapılara bodrum kat eklenmesi zorunluluğunun getirilmediği, alanında uzman kişilerce tescilli yapının statik durumuna ilişkin bilimsel veriler ışığında hazırlanacak raporlar doğrultusunda yapının güçlendirilmesi için kısmi bodrum/bodrum eklemesinin gereklilik olduğunun tespit edilmesi halinde, ilgili koruma bölge kurulunun uygun bulması şartıyla bu eklemenin yapılabileceği; gerek 660 sayılı İlke Kararı'nda, gerekse dava konusu İlke Kararı'nda "Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılmadan korunmasının esas olduğu" hususunun hükme bağlandığı, dolayısıyla her iki İlke Kararı'nda da kültür varlıklarının özgünlüğünün korunması gerektiği vurgulanarak, bilimsel raporlar doğrultusunda yapılacak uygulamalarda kültür varlıklarının plan, cephe, kültür gabarisinin değiştirilemeyeceğinin açıkça belirtildiği, bu bağlamda dava konusu İlke Kararı'nın Venedik Tüzüğü'nün 13. maddesi ile çelişen bir yönünün bulunmadığı; dava konusu İlke Kararı'nda tescilli yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler kullanılmasının vurgulandığı, ancak belirtilen yöntemlerin her yapının mimari özelliği ve yapım tekniğine göre alanında uzman kişilerin önerileri doğrultusunda uygun görülen yöntemler olarak uygulanabileceği, birçok yapıda bilimsel metotlarda yapıya zarar verilmeden çalışmaların yürütüldüğü; yapının deprem sonucu yok olması riskine kıyasla bilimsel ve kapsamlı müdahalelerle korunarak gelecek nesillere aktarılmasının kültür varlıklarımızın devamlılığı açısından önem arz ettiği; davacı iddiasının aksine zemin etüdüne ilişkin raporun tek bir uzman tarafından hazırlanacağına dair ibare bulunmadığı, ayrıca 2863 sayılı Kanun'un 58. maddesi hükümlerine doğrultusunda uzman kişilerden oluşturulan koruma bölge kurullarının, alanında uzman kişilerce hazırlanan raporları inceleyerek karar verebileceği, bu doğrultuda hazırlanan raporun yetersiz görülmesi durumunda kurulun yeniden rapor hazırlatma yetkisinin de bulunduğu savunulmuştur. Bu durumda; her ne kadar davacı tarafından hiçbir ayrıma gidilmeksizin tüm kültür varlıkları kapsam içine alınarak ve taşınmaz kültür varlıklıklarının tasarım ile malzeme özellikleri dikkate alınmadan güçlendirme yöntemi önerildiği; disiplinler arası bir çalışma öngörülmediği, mimari koruma uzmanı, inşaat mühendisi ve mimarın görüşlerine başvurulmadan sadece zemin mekanikçilerinin kararlarına bakılarak güçlendirme sistemine karar verilmesinin arkeolojik alanlarda uygulanmaması gereken restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamalarına olanak tanıyacağı ileri sürülmüş ise de; bu kapsamda zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler ile (zorunlu olması halinde kısmi bodrum/bodrumu içeren) projelerin koruma bölge kurulunda değerlendirilmesine olanak tanındığı, dolayısıyla dava konusu İlke Kararı kapsamında taşınmaz kültür varlıklarında güçlendirmeye yönelik esaslı onarımlarda zemin etüdü raporu hazırlanması şartıyla hazırlanacak projelerin, 2863 sayılı Kanun'un 18. maddesinin ikinci fıkrası ile Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik'in 14. maddesinde yer alan düzenlemeler uyarınca "rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunluluğu"na istisna teşkil etmediği; zira Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nda, esaslı onarımların (restorasyonun) yapının rölöveye dayanan restitüsyon ve / veya restorasyon projeleri ile diğer ilgili belgelerin içerikleri ve ölçekleri koruma bölge kurulunca belirlenen müdahaleler olarak tanımlandığı, bu kapsamda sağlamlaştırma (konsolidasyon), temizleme (librasyon), bütünleme (reintegrasyon), yenileme (renavasyon), yeniden yapma (rekonstrüksiyon) ve taşıma (moving) uygulamalarının esaslı onarım kapsamında olduğunun belirtildiği ve 2863 sayılı Kanun'un 18. maddesinin ikinci fıkrası ile Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik'in 14. maddesi uyarınca tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunluluğu öngörüldüğü hususları birlikte dikkate alındığında; dava konusu İlke Kararı'nın yukarıda yer verilen düzenlemesi kapsamında hazırlanacak projelerde zemin etüdü hazırlanması zorunlu kılınmakla birlikte, zemin etüdü sonrasında sunulacak restorasyon veya rekonstrüksiyon projelerinin, yukarıda yer verilen Kanun ve Yönetmelik hükümleri ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının güçlendirilmesine yönelik getirilen özel düzenlemeler içeren dava konusu İlke Kararı ile birlikte uygulamaya devam edilen Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nın ilgili hükümlerine uygun biçimde hazırlanması gerektiği, başka bir ifadeyle anılan düzenleme kapsamında zemin etüdü hazırlanmasını müteakip yukarıda yer verilen 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı ile 2863 sayılı Kanun'un 18. maddesinin ikinci fıkrası ve Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik'in 14. maddesi hükümlerine uygun biçimde hazırlanacak restorasyon veya rekonstrüksiyon projesini müteakip güçlendirmeye yönelik uygulamanın koruma bölge kurulunda değerlendirilmesine olanak tanındığı; bu nedenle, 2863 sayılı Kanun'un 57. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar alma yetkisine yönelik getirilen düzenlemede bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan; her ne kadar davacı tarafından taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapılara güçlendirme yöntemi olarak bodrum kat eklenmesinin yapının özgün mimarisini ve kütlesini bozan uygulamalara yol açacağı ve bodrum kat ile kısmi bodrum kat eklenmesinin betonarme yapılarda olumlu katkısı olsa bile, ahşap veya kargir yapılarda böyle bir durumun söz konusu olmayacağı iddia edilmiş ise de; dava konusu İlke Kararı ile yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik fore kazık, sismik izolatör, radye temel, vb. çağdaş sistemler ile geliştirilecek projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilmesine imkan tanındığı, buna karşın belirtilen biçimde yapılacak uygulamaların ön şartı olarak zemin etüdü raporunun hazırlanmasının belirlendiği ve davacı tarafından ileri sürülenin aksine her yapı grubuna belirtilen uygulamanın yapılmasının dava konusu İlke Kararı ile zorunlu kılınmadığı, zemin güçlendirilmesine yönelik örnekleme yöntemiyle sayılan güçlendirme yöntemlerinin bazı yapı gruplarında fayda sağlamayacak olması durumunda anılan çağdaş yöntemler ile güçlendirme uygulaması yerine başka çözümler getirilebileceği, bu durumun da güçlendirilmesi amaçlanan yapının durumuna göre belirlenebileceği; ayrıca, dava konusu İlke Kararı ile davacı tarafından taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapılara güçlendirme yöntemi olarak bodrum kat ile kısmi bodrum kat eklenmesinin de her durum için belirlenen bir yöntem olmadığı, dava konusu İlke Kararı ile bodrum kat veya kısmi bodrum kat eklenmesine ilişkin ilavelerin, yapının güçlendirilmesi için zorunluluk arz etmesi şartına bağlandığı, dolayısıyla, yalnızca yapının korunması açısından zorunluluk arz eden durumlarda bodrum kat veya kısmi bodrum kat ilavesi ile yapının güçlendirilmesi amacıyla uygulamaların yapılmasına olanak tanıyan düzenlemede, bu açıdan da hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. B) Dava konusu İlke Kararı'nda yer alan "İlgili kurumlar ve/veya üniversitelerce korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının statik durumuna ilişkin iletilen raporların değerlendirilmesi sonucunda; Koruma bölge kurulunca güçlendirilerek korunması uygun bulunan taşınmazların restorasyon projelerinde: kültür varlıklarının dayanımım arttırmak için taşınmazın özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenen önerilerin, Koruma bölge kurulunca yıkılacak şekilde tehlike arz ettiğinden (mail-i inhidam), güçlendirilmesinin mümkün olmadığına ve yıkılabileceğine karar verilen kültür varlıklarının yeniden yapma (rekonstrüksiyon) projelerinde: tabii zemin kolu üstünde yer alan bölümlerinin gerek kültür varlığı niteliği, gerekse kültürel çevreye olan tarihsel katkıları açısından, eldeki mevcut belgelerden (yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün yazılı - sözlü, görsel arşiv belgesi vb.) yararlanmak suretiyle kendi parsellerinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, aynı kütle ve gabaride, özgün plan şeması, cephe özelliği, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon uygulamasının esas olduğuna, ancak taşınmazların dayanımını arttırmak için tescilli yapının özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenebilecek önerileri içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine," ibaresi yönünden; Davacı tarafından; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nda rekonstrüksiyon projelerinin hazırlanması esaslarının dava konusu İlke Kararı ile koşut olduğu, buna karşın dava konusu İlke Kararı ile güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle desteklenen restorasyon ve rekonstrüksiyon projelerinin onaylanması esasının benimsenmesinin yerinde olmadığı, dava konusu İlke Kararı ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapıların statik durumu ile zemin durumunun ayrıştırıldığı, oysa belirtilen durumların bir bütün olarak ele alınması gerektiği, aksi halde sadece zemin veya sadece statik durumuna bağlı olarak alınacak kararlarla yapının özgün taşıyıcı kurgusunun göz ardı edilecek uygulamalara yol açılabileceği ileri sürülmüştür. Davalı tarafından, dava konusu İlke Kararı tesis edilirken, ülkemizdeki teknik üniversitelerin deprem mühendisliği ile inşaat mühendisliği bölümlerinin alanlarındaki uzman bilim insanları tarafından hazırlanan raporlar ve bu raporlar doğrultusunda alınan koruma bölge kurulu kararlarıyla, birçok yerde uygulamaların yapıldığı, bu kapsamdaki projelerin çağdaş yöntemlerle yapıya zarar vermeden gerçekleştirildiği, yapının deprem sonucu yok olması riskine kıyasla bilimsel ve kapsamlı müdahalelerle korunarak gelecek nesillere aktarılmasının kültür varlıklarının devamlılığı açısından önem arz ettiği, dava konusu İlke Kararı'nda, zemin etüdü raporunun tek bir uzman tarafından hazırlanacağına yönelik bir ibarenin bulunmadığı, 2863 sayılı Kanun'un 58. maddesi uyarınca alanında uzman kişilerden oluşturulan koruma bölge kurullarının, uzmanlarca hazırlanan raporları inceleyerek değerlendirme yaptığı; 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nın "Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Projesi Hazırlama Esasları" başlığı altında kültür varlıkları için hazırlanması zorunlu olan rölöve çizimi, restitüsyon ve restorasyon projelerine açıklık getirildiği, bu kapsamda yapının rölövesinde mevcut durumunun belgelenmesinin yanı sıra yapısal bozulmalar, deformasyonlar ve dağılımlar, temel sorunları, taşıyıcı sistem sorunları, vb. sorunların tespitinin yapıldığı; bu bağlamda 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nın yapının kendisinde meydana gelen sorunlara ve müdahalelere cevap verebilecek nitelikte olduğu, dava konusu İlke Kararı'nın ise yapının oturduğu zemin, yapının zeminle olan ilişkisinin analizi ve kullanılacak yöntemlere açıklık getirdiği; zemin etüdü ve tarihi yapıya ilişkin değerlendirme ve raporların ayrıldığına yönelik iddianın yerinde olmadığı; zira, dava konusu İlke Kararı'nın 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nı bütünleyici nitelikte olduğu savunulmuştur. Bu durumda; yukarıda açıklandığı üzere korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının güçlendirilmesine yönelik getirilen özel düzenlemeler içeren dava konusu İlke Kararı ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nın birlikte uygulanmaya devam edildiği; başka bir ifadeyle taşınmaz kültür varlıklarının güçlendirilmesine yönelik uygulamalarda, öncelikle dava konusu İlke Kararı'nda yer alan usul ve esaslara göre işlemlerin yürütüleceği, dava konusu İlke Kararı'nda hüküm bulunmayan durumlarda ise 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı İlke Kararı'nda yer alan "uygulamanın denetlenmesi", "rölöve - restitüsyon - restorasyon projesi hazırlama esasları", "restorasyon ve rekonstrüksiyonun kapsamı ve uygulanması", vb. konulardaki düzenlemelerin dikkate alınması gerektiği değerlendirilmekte olup; anılan İlke Kararı'nın yukarıda belirtilen kısmı uyarınca taşınmazların dayanımını arttırmak için tescilli yapının özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenebilecek önerileri içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebilmesine yönelik getirilen düzenlemenin, 2863 sayılı Kanun'un 57. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar alma yetkisi kapsamında olduğu, dolayısıyla belirtilen düzenlemede bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. C) Dava konusu İlke Kararı'nın son paragrafında yer alan "I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan (...) korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak, alanın niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilebileceğine," ibaresi yönünden; Davacı tarafından; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 658 sayılı "Arkeolojik Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları"na ilişkin İlke Kararı ile Venedik Tüzüğü uyarınca arkeolojik yapıların aynen korunmasının esas olduğu, antik dönem yapılarında rekonstrüksiyon yapılmasının mümkün olmadığı, bu bağlamda arkeolojik alanlarda özgün kalıntıların korunması ve yalnız mevcut arkeolojik yapı parçalarının birleştirilerek kısmi ayağa kaldırılması anlamına gelen "anastilosis" uygulaması yapılabileceği; anılan uygulama kapsamında zemin etüdü sorgulaması gerekli olursa, bu durumda arkeolog kazı başkanının yanı sıra koruma uzmanı mimarın görüşünün alınmasının da gerekli olduğu, örneğin bodrum kat önerisi getirilmesi durumunda bunun arkeolojik alan için kabul edilebilir bir yaklaşım olmayacağı; dava konusu İlke Kararı ile kültür varlıklarının korunması hedefinden uzaklaşıldığı ve söz konusu karara dayalı olarak koruma bölge kurullarınca her birinin proje özelinde değerlendirilebilecek olan durumları genelleştirerek yanlış uygulamalar yaptırabileceği ileri sürülmüştür. Davalı tarafından; dava konusu İlke Kararı ile, Osmanlı dönemi dahil pek çok tarihi devri içeren çok katmanlı arkeolojik alanlarda tüm katmanların belgelenerek bilimsel esaslara dayalı olarak hangi katmanın ne şekilde korunacağının tespit edilebilmesi, tek yapı ölçeğinde uygulama yapılmasına karar verilmesi halinde zeminle ilgili alınacak önlemlerle zemin tipinin analiz edilmesi ve uygulamanın sağlıklı şekilde yürütülmesinin amaçlandığı; Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nde arkeolojik mirasın aynen korunması esasının benimsendiği ve bu alanlarda yapılacak kazıların sıkı koşullara bağlandığı, kazılarda kazı başkanı ve diğer uzmanların ortak çalışmasının öngörüldüğü, antik kentlerdeki kalıntılarda zemin etüt raporu hazırlanıp hazırlanmayacağı konusunda kazı başkanının görüşünün alınmasına yönelik düzenleme getirildiği, bu yetkinin 2863 sayılı Kanun'un 57. maddesinde koruma bölge kurullarına verilen yetki doğrultusunda nihai karara bağlanmasının İlke Kararı ile öngörüldüğü, antik dönem yapılarının altına bodrum kat yapılmasına olanak tanıyan bir düzenlemenin yapılmadığı; belirtilen alanlardaki uygulamaların 05/11/1999 tarih ve 658 sayılı İlke Kararı hükümleri çerçevesinde yürütüldüğü, dava konusu İlke Kararı'nın yukarıda belirtilen kısmının sadece arkeolojik kazılarda zemin etüt raporlarının hazırlanmasına ilişkin usullere ilişkin olduğu savunulmuştur. Bu durumda; korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının güçlendirilmesine yönelik getirilen özel düzenlemeler içeren dava konusu İlke Kararı'nın son paragrafına ilişkin kısmının I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin olarak koruma bölge kurulunca alınacak kararlara yönelik düzenleme içerdiği; bununla birlikte, "Arkeolojik Sitler, Koruma ve Kullanma Koşlları"na ilişkin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 658 sayılı İlke Kararı'nın ilgili hükümleri ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nın, dava konusu İlke Kararı ile birlikte uygulanmaya devam edildiği; dava konusu İlke Kararı kapsamında I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamalarının, 2863 sayılı Kanun'un 18. maddesinin ikinci fıkrası ile Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik'in 14. maddesinde yer alan düzenlemeler uyarınca "rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunluluğu"na istisna teşkil etmediği; zira Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nda, esaslı onarımların (restorasyonun) yapının rölöveye dayanan restitüsyon ve / veya restorasyon projeleri ile diğer ilgili belgelerin içerikleri ve ölçekleri koruma bölge kurulunca belirlenen müdahaleler olarak tanımlandığı, bu kapsamda sağlamlaştırma (konsolidasyon), temizleme (librasyon), bütünleme (reintegrasyon), yenileme (renavasyon), yeniden yapma (rekonstrüksiyon) ve taşıma (moving) uygulamalarının esaslı onarım kapsamında olduğunun belirtildiği; Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik'in 14. maddesi uyarınca tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunluluğu öngörüldüğü hususları birlikte dikkate alındığında; dava konusu İlke Kararı'nın yukarıda yer verilen düzenlemesi kapsamında I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun, kazı başkanının uygun görüşü alınmasını müteakip bölge kurulunda değerlendirilmesine imkan tanıyan dava konusu İlke Kararı'nın son paragrafının "I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan (...) korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak, alanın niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilebileceğine," ibaresine ilişkin kısmında bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. D) Dava konusu İlke Kararı'nın son paragrafında yer alan "antik dönem yapıları ile" ibaresine gelince; Dava konusu İlke Kararı'nın son paragrafında "I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak, alanın niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilebileceğine" karar verilmiştir. Venedik Tüzüğü'nün 15. maddesinde, arkeolojik alanlarda yer alan yıkıntıların korunarak, mimari unsurların ve buluntuların sürekli olarak korunması için gerekli önlemler alınması gerektiği, ayrıca kültür varlığının anlaşılmasını kolaylaştıracak ve anlamını hiç bozmadan açığa çıkartacak her çareye başvurulması gerektiği düzenlenmekle birlikte; aynı maddede "bütün yeniden inşa işlemlerinden peşinen (a priori) vazgeçilmesi gerektiği, yalnız anastylosis'e, yani mevcut fakat birbirinden ayrılmış parçaların bir araya getirilmesine izin verilebileceği"ne yönelik düzenlemenin yapılmış olması karşısında; eldeki mevcut belgelerden (yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün yazılı - sözlü, görsel arşiv belgesi vb.) yararlanmak suretiyle, kendi parsellerinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, eski cephe özelliğinde, aynı kitle ve gabaride, özgün plan şeması, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı olarak yeniden yapılması anlamına gelen rekonstrüksiyon uygulamasının antik dönem yapıları bakımından yapılmasına izin veren dava konusu İlke Kararı'nın belirtilen kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu İlke Kararı'nın son paragrafında yer alan "antik dönem yapıları ile" ibaresinin Üye ...'ın gerekçe yönünden, Üye ...'in ise esas yönünden ayrı ayrı karşı oyları ve oyçokluğuyla İPTALİNE, 2. Dava konusu İlke Kararı'nın iptali istenilen diğer kısımları yönünden Üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla DAVANIN REDDİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin; haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen ...-TL'lik kısmının davalı tarafından davacıya verilmesine, ...-TL'lik kısmının ise davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya, ...-TL vekâlet ücretinin ise davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5. Varsa posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 30/12/2025 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY : 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Yapı esasları" başlıklı 18. maddesinin ikinci fıkrasında "Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restorasyon ve restitüsyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunludur. Bunlardan I. grup kapsamında olanların rölöve, restorasyon ve restitüsyon projelerinin uygulama çalışmaları, yapının özelliğine göre kalem işleri, ahşap, demir, taş işleri ve restorasyon konularında uzmanlaşmış kişilerce yapılır." ve aynı maddenin beşinci fıkrasında "Yapı esasları, denetim ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. 11/06/2005 tarih ve 25842 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik'in "Proje ve uygulamaları yürütecek kişilerde aranacak nitelikler" başlıklı 14. maddesinde ise "Tescilli taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve bunların uygulanmasında restoratör mimar veya mimarın bulunması zorunludur. Bunlardan I. grup kapsamında olanların rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin uygulama çalışmaları, yapının özelliğine göre kalem işleri, ahşap, demir, taş işleri ve restorasyon konularında uzmanlaşmış kişilerce yapılır." düzenlemesi yer almaktadır. Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca kabul edilen ve 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nda; "Ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapım teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz önüne alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi; deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi; tarihi kent dokusunun ve kültür varlıklarının mimari özelliklerinin kaybının engellenmesi ve özgün nitelikleriyle birlikte yaşatılarak ve dayanımları arttırılarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla; • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapıların mevcut durumlarının belgelendiği rölöve çizimlerinin geleneksel yöntemlerin yanı sıra güncel teknolojiler ile hazırlanan ölçekli belgeleme yöntemleri (3D lazer tarama, ortofoto, fotogrametrik vb.) kullanılarak da hazırlanabileceğine, • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılmadan korunmasının esas olduğuna, • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının esaslı onarımlarında; zemin etüdü raporu hazırlanması şartıyla, tabii zemin kotunun altında kalacak ve tescilli yapının gabarisini değiştirmeyecek şekilde, yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler (fore kazık, sismik izolatör, radye temel vb.) ile birlikte zorunlu olması halinde kısmi bodrum/bodrumu içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine, • İlgili kurumlar ve/veya üniversitelerce korunması gerekti taşınmaz kültür varlıklarının statik durumuna ilişkin iletilen raporların değerlendirilmesi sonucunda; ° Koruma bölge kurulunca güçlendirilerek korunması uygun bulunan taşınmazların restorasyon projelerinde: kültür varlıklarının dayanımım arttırmak için taşınmazın özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenen önerilerin, ° Koruma bölge kurulunca yıkılacak şekilde tehlike arz ettiğinden (mail-i inhidam), güçlendirilmesinin mümkün olmadığına ve yıkılabileceğine karar verilen kültür varlıklarının yeniden yapma (rekonstrüksiyon) projelerinde: tabii zemin kolu üstünde yer alan bölümlerinin gerek kültür varlığı niteliği, gerekse kültürel çevreye olan tarihsel katkıları açısından, eldeki mevcut belgelerden (yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün yazılı - sözlü, görsel arşiv belgesi vb.) yararlanmak suretiyle kendi parsellerinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, aynı kütle ve gabaride, özgün plan şeması, cephe özelliği, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon uygulamasının esas olduğuna, ancak taşınmazların dayanımını arttırmak için tescilli yapının özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenebilecek önerileri içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine, • I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak, alanın niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilebileceğine" yönelik düzenleme yapılmıştır. Davacı tarafından; Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca kabul edilen ve 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nın tamamının iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri değerlendirildiğinde, dava konusu İlke Kararı'nın "Ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapım teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz önüne alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi; deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi; tarihi kent dokusunun ve kültür varlıklarının mimari özelliklerinin kaybının engellenmesi ve özgün nitelikleriyle birlikte yaşatılarak ve dayanımları arttırılarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla; Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapıların mevcut durumlarının belgelendiği rölöve çizimlerinin geleneksel yöntemlerin yanı sıra güncel teknolojiler ile hazırlanan ölçekli belgeleme yöntemleri (3D lazer tarama, ortofoto, fotogrametrik vb.) kullanılarak da hazırlanabileceğine" ve "korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılmadan korunmasının esas olduğuna" ibarelerine yönelik bir hukuka aykırılık iddiasının bulunmadığı; bu nedenle, anılan İlke Kararı'nın yukarıda belirtilen ibareler haricindeki kısımlara yönelik inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Dava konusu İlke Kararı ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının esaslı onarımlarında; tabii zemin kotunun altında kalacak ve tescilli yapının gabarisini değiştirmeyecek şekilde, yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler (fore kazık, sismik izolatör, radye temel vb.) ile birlikte zorunlu olması halinde kısmi bodrum/bodrumu içeren projelerin zemin etüdü raporu hazırlanması şartıyla ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine; ilgili kurumlar ve/veya üniversitelerce korunması gerekti taşınmaz kültür varlıklarının statik durumuna ilişkin iletilen raporların değerlendirilmesi sonucunda taşınmazların restorasyon ve yeniden yapma (rekonstrüksiyon) projelerinin yapılabilmesine ve taşınmazların dayanımını artırmak için tescilli yapının özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenebilecek önerileri içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine; I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak, ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine karar verildiği; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 660 sayılı "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"na ilişkin İlke Kararı'nda, esaslı onarımların (restorasyonun) yapının rölöveye dayanan restitüsyon ve / veya restorasyon projeleri ile diğer ilgili belgelerin içerikleri ve ölçekleri koruma bölge kurulunca belirlenen müdahaleler olarak tanımlandığı, bu kapsamda sağlamlaştırma (konsolidasyon), temizleme (librasyon), bütünleme (reintegrasyon), yenileme (renavasyon), yeniden yapma (rekonstrüksiyon) ve taşıma (moving) uygulamalarının esaslı onarım kapsamında olduğunun belirtildiği hususu birlikte dikkate alındığında; dava konusu İlke Kararı kapsamında hazırlanması öngörülen projelerin 2863 sayılı Kanun'un 18. maddesinin ikinci fıkrası ve Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik'in 14. maddesi uyarınca restoratör mimar veya mimar tarafından hazırlanmasının zorunlu olduğu, buna karşın dava konusu İlke Kararı'nda anılan projeleri hazırlayanlara yönelik açık bir düzenlemeye yer verilmediğinden; dava konusu İlke Kararı'nın, eksik düzenleme içerdiği ve üst hukuk normlarına aykırı olduğu değerlendirildiğinden; Dairemiz kararının davanın reddine ilişkin kısmına esas yönünden, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmına ise gerekçe yönünden katılmıyorum.

(XX) KARŞI OY : Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca kabul edilen ve 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nda; "Ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapım teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz önüne alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi; deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi; tarihi kent dokusunun ve kültür varlıklarının mimari özelliklerinin kaybının engellenmesi ve özgün nitelikleriyle birlikte yaşatılarak ve dayanımları arttırılarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla; • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapıların mevcut durumlarının belgelendiği rölöve çizimlerinin geleneksel yöntemlerin yanı sıra güncel teknolojiler ile hazırlanan ölçekli belgeleme yöntemleri (3D lazer tarama, ortofoto, fotogrametrik vb.) kullanılarak da hazırlanabileceğine, • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılmadan korunmasının esas olduğuna, • Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının esaslı onarımlarında; zemin etüdü raporu hazırlanması şartıyla, tabii zemin kotunun altında kalacak ve tescilli yapının gabarisini değiştirmeyecek şekilde, yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler (fore kazık, sismik izolatör, radye temel vb.) ile birlikte zorunlu olması halinde kısmi bodrum/bodrumu içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine, • İlgili kurumlar ve/veya üniversitelerce korunması gerekti taşınmaz kültür varlıklarının statik durumuna ilişkin iletilen raporların değerlendirilmesi sonucunda; ° Koruma bölge kurulunca güçlendirilerek korunması uygun bulunan taşınmazların restorasyon projelerinde: kültür varlıklarının dayanımım arttırmak için taşınmazın özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenen önerilerin, ° Koruma bölge kurulunca yıkılacak şekilde tehlike arz ettiğinden (mail-i inhidam), güçlendirilmesinin mümkün olmadığına ve yıkılabileceğine karar verilen kültür varlıklarının yeniden yapma (rekonstrüksiyon) projelerinde: tabii zemin kolu üstünde yer alan bölümlerinin gerek kültür varlığı niteliği, gerekse kültürel çevreye olan tarihsel katkıları açısından, eldeki mevcut belgelerden (yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün yazılı - sözlü, görsel arşiv belgesi vb.) yararlanmak suretiyle kendi parsellerinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, aynı kütle ve gabaride, özgün plan şeması, cephe özelliği, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon uygulamasının esas olduğuna, ancak taşınmazların dayanımını arttırmak için tescilli yapının özgün niteliklerinin korunması şartıyla güçlendirmeye yönelik güncel sistemlerle de desteklenebilecek önerileri içeren projelerin ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine, • I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak, alanın niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilebileceğine" yönelik düzenleme yapılmıştır. Davacı tarafından; Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca kabul edilen ve 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nın tamamının iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri değerlendirildiğinde, dava konusu İlke Kararı'nın "Ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapım teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz önüne alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi; deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi; tarihi kent dokusunun ve kültür varlıklarının mimari özelliklerinin kaybının engellenmesi ve özgün nitelikleriyle birlikte yaşatılarak ve dayanımları arttırılarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla; Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapıların mevcut durumlarının belgelendiği rölöve çizimlerinin geleneksel yöntemlerin yanı sıra güncel teknolojiler ile hazırlanan ölçekli belgeleme yöntemleri (3D lazer tarama, ortofoto, fotogrametrik vb.) kullanılarak da hazırlanabileceğine" ve "korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılmadan korunmasının esas olduğuna" ibarelerine yönelik bir hukuka aykırılık iddiasının bulunmadığı; bu nedenle, anılan İlke Kararı'nın yukarıda belirtilen ibareler haricindeki kısımlara yönelik inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Dava konusu İlke Kararı'nın son paragrafında getirilen düzenleme ile I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanlarda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun, alanın niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilebilmesine olanak tanındığı, anılan kararın ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebilmesinin ön koşulu olarak kazı başkanlığının uygun görüşü alınmasının zorunlu kılındığı, dolayısıyla anılan İlke Kararı'nın son paragrafı ile koruma bölge kurullarına verilen yetkinin, 2863 sayılı Kanun'un 57. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar alma yetkisi kapsamında olduğu ve belirtilen düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından; Dairemiz kararının 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/12/2023 tarihli, 2878 sayılı "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Güçlendirilmesi İlke Kararı"nın son paragrafında yer alan "antik dönem yapıları ile" ibaresinin iptaline yönelik kısmına katılmıyorum.

Atıf: Danıştay 4. Daire, E. 2024/1051, K. 2025/7132, T. 30.12.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-4-daire-2024-1051-e-2025-7132-k-d09a7ca6f8a8