İlk Derece Mahkemesi · Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/192 E. 2018/1664 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2014/192
Karar No
2018/1664
Karar Tarihi

TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. BURSA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2014 KARAR NO : 2018 HAKİM : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : 1- VEKİLİ : Av. DAVALILAR : 2- 3- DAVA : Tazminat (Trafik Sigorta Sözleşmesi Kaynaklı Rücuen) DAVA TARİHİ : 29/05/2014 KARAR TARİHİ : 18/12/2018 KARAR YAZIM TARİHİ : 14/01/2019 Mahkememize tevzi edilen Tazminat (Trafik Sigorta Sözleşmesi Kaynaklı Rücuen) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA VE SAVUNMA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: 06/09/2009 günü saat 11:00 sularında Bursa ili Mudanya ilçesi, Bursa Mudanya karayolunun 18 + 600 kmsi Eroğlu sitesi C blok önlerinde sürücüsünün davacı müvekkilinin ... idaresindeki ... plakalı motosiklet ile Mudanya istikametinden Bursa istikametine doğru seyrederken bu esnada önünde ve aynı yönde seyreden sürücüsü davalı ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araca sol arka taraftan çarpması sonucu maddi hasarlı ve yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, davalı sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile Mudanya istikametinden Bursa istikametine doğru seyrederken müvekkili ...'e ait ... plakalı motosikleti hatalı sollama yapmak suretiyle geçerek kontrolsüz bir biçimde bankete inmeden taşıt yolunun üzerinde durarak yolcu almak istediğini, davalı sürücünün şerit değiştirmeden önce gireceği şeritte araçların emniyetle geçişini beklemediğini, manevraları yanlış yapmak suretiyle trafiği aksatacak, tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirdiğini, böylece yolun en sağ kenarında durmayarak yolcuların iniş ve binişlerini sağ taraftan yaptırmayarak KTK 58'i ihlal ettiğini, davacının kaza sonrası vücudunda basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde kemik kırıkları oluştuğunu, trafik kazasında kalıcı sakatlık nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 6100 sayılı yasanın 107 maddesi uyarınca yapılacak yargılama sonucu belirlenecek maddi tazminat ile davalıların sorumulluk dereceleri ve zararın kapsamı belli olduktan sonra miktarı açıklanacak manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen davacıya ödenmesine, sigorta şirketinin sigorta limiti ile sınırlı kalmak kaydı ile 6100 sayılı yasanın 107 maddesi uyarınca yapılacak yargılama sonucu belirlenecek maddi tazminatın ilgili sigorta şirketinden dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle: Diğer davalı ...'ın kazanın vukuu bulmasında kusurlu olmadığını, davacı tarafın kazının vuku bulmasında tamamen kusurul olduğunu, 15/12/2010 tarihli adli tıp kurumu raporuna göre davacının asli kusurlu olduğunu, kusur oranına ilişkin ATK Trafik İhtisas Dairesinden rapor alınması gerektiğini, olayda diğer davaıl motosiklet sollamamış ve yol üzerinde yolcu almadığını, davacının iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafın tedavi masrafları ve geçici işgöremezlik talebinde bulunduğunu, fakat 25/02/2011 tarihli mevzuat değişikliği ile tarafın tedavi giderleri ve geçici işgöremezlik tazminatı talepleri ile sorumluluğunun ortadan kalktığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle: Dava dilekçesinde bahsi geçen ... plakalı aracın müvekkili şirkete 26/08/2008-2009 tarihleri arasında 20378227 nolu ZMMS ile sigortalı olduğunu, poliçeden dolayı sorumluluğun kusuru oranında bedeni zararlarda şahıs başına azami 150.000 TL ile sınırlı olduğunu, poliçe limitini bildirmenin davayı ve iddiaları kabul ettikleri anlamına gelmediğini, poliçeden dolayı şirkete müracaat edildiğini, şirket tarafından ... nolu hasar dosyası açıldığını, yaptırılan aktüer hesaplamalarının tamamen doğru veriler çerçevesinde hesaplandığını, maddi ve tedavi giderleri için geçerli olan teminatın her halükarda verilecek bir teminat olmayıp incelemeler sonucunda ortaya çıkacağını, sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalının kusurlu olması halinde söz konusu olacağını, davacının olay tarihinden itibaren faiz istemesinin yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerle duruşmanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle: Müvekkilinin kazasının vuku bulmasında kusurlu olmadığını, davacı tarafın motosiklet sürücüsü trafik kurallarını hiçe sayarak kazanın vuku bulmasında tamamen kusurlu olduğunu, aracın arkasına hızını kontrol edemeyerek çarptığını, kusur oranına ilişkin ATK Trafik İhtisas Dairesi raporu alındığını, bu rapora göre davacının asli kusurlu olduğunu, olayda müvekkili davalı motosikleti sollamadığını ve yol üzerinde yolcu almadığını, davacının iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 15/12/2010 tarihli ATK Trafik İhtisas Dairesi raporuna göre davacının asli kusurlu olduğunu, rapora göre motosiklet sürücüsünün yola gereken dikkatini vermeden hızını trafik şartlarına göre ayarlamadan kontrolsüzce seyretmesi neticesinde motosiklete hakim olamayıp minibüse arkadan çarpması ile kazaya neden olduğunu, kazanın olmasından sonra müvekkili davalının mağdur ile ilgilendiğini ve üzerine düşen görevi yapmak istediğini davacı söz konusu olayı zenginleşme aracı olarak kullanmak istemesi üzerine kötü niyetle hareket ettiğini, maluliyet oranına ilişkin tespitlerin adli tıp kurumu 3. İhtisas dairesi tarafından yapılması gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi, tarafların karşılıklı beyan dilekçeleri, Adli Tıp Kurumu raporu, Uludağ Üniversitesi EMG raporu, bilirkişi raporu, ıslah dilekçesi, yazılan müzekkere cevapları. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ SONUÇ: Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarara dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflara usulune uygun davetiye tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmıştır. Davacı vekilinde talep sonucunun açıklanmasına dair sunulan 18/11/2014 tarihli dilekçe de 5.000 TL dava değerindeki talebinin 4.000 TL kısmının manevi tazminat 1.000 TL kısmının maddi tazminat olduğu beyan etmiştir. Dava konusu trafik kazası sebebiyle davacıda oluşan maluliyete dair ATK 3. İhtisas Kurulundan rapor talep edilmiş ve düzenlenen raporda özetle: 06/07/2009 tarihinde meydana gelen trafik kazasında, kaza tarihinde yürürlükte bulunan 11/10/2008 tarihli Çalışma Gücü Kaybı ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre , davacının %72 oranında meslekte kazanma gücünün kaybedildiği ve geçici iş göremezlik süresinin kaza tarihinden 18 aya kadar uzayabileceği mütalaa edilmiştir. Mudanya Sulh Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası, tarafların sundukları deliller ve kayıtlar kapsamında dosya ATK Trafik İhtisas Dairesine gönderilmiş ve düzenlenen 22/03/2018 tarihli raporda "A) Davalı sürücü ..., sevk ve idaresindeki aracıyla olay mahallinde yolcu almak istediğinde yeterli genişlikteki banket üzerinde bu işlemi gerçekleştirmesi gerekirken bu hususa dikkat etmeyip sağ şerit üzerinde trafik güvenliğini tehlikeye düşürür şekilde durakladığı anlaşılmakla gerçekleşen kazada tali derecede kusurludur. B) Davacı sürücü ..., sevk ve idaresindeki aracıyla dikkatsiz bir seyirle olay mahalline geldiğinde önünde duraklamakta olan minibüsü zamanında fark etmediği ve özensiz seyri sonucu bu araca karşı fren tedbirine başvuramadan arkadan çarptığı anlaşılmakla gerçekleşen kazada asli derecede kusurludur. SONUÇ: Yukarıdaki hususlar muvacehesinde, olayda; A) Davalı sürücü ...'ın %20 (yüzde yirmi) oranında kusurlu olduğu, B) Davacı sürücü ...'in %80 (yüzde seksen) oranında kusurlu olduğu kanaatini bildirir müşterek rapordur." mütalaa edilmiştir. Dava konusu trafik kazası sebebiyle rücuya tabi ödeme olup olmadığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna dair kaytılar ve davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödemelere dair kayıtlar celp edildikten sonra dosya talep edilebilir tazminat tutarının hesaplanması için aktüer bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi tarafından mahkememize sunulan 07/09/2018 tarihli bilirkişi raporunda özetle: Davalılar arasında düzenlenen kiralama sözleşmesinin irdelenmesi sonucunda her zaman düzenlenebilecek bir sözleşme dışında hiçbir belge ve bilginin dosyaya sunulmadığını, davacının tedavi giderleri talebinin SGKya yöneltilmesi gerektiğini, kazalının varsayımsal kazancının 216.280,41 Tl alacağı, bir sonraki aşamada 06/07/2009-06/01/2011 tarihleri arasının iyileşme süresi olacağı ve %100 malul sayılması gerektiğini, bu tarihten sonra ise meslekte kazanma gücünün %72 oranında kaybetmiş olduğunu, %72 oranı bu dönem kazançlarına uygulanmış olup, zararın 158.390,99 Tl alacağı, %80 müterafik kusur indiriminden sonra kazalının talep tavanının 31.678,20 TL olacağı, kazalının bedensel zarar talep tavanının 31.678,20 TL olacağı, davalı tarafından yapılan ödemelerin 30/09/2018 tarihi itibariyle 44.862,48 TL'ye baliğ olacağı, davacının zarar talep tavanına faiz uyglanması gerektiği, ancak faiz başlangıç tarihinin mahkemenin takdirinde olduğu mütalaa edilmiştir. Davacı vekili mahkememize sunmuş olduğu 23/10/2018 tarihli ıslah dilekçesinde özetle: Kazaya karışan aracın ticari araç olduğu nazara alınarak sigorta şirketi tarafından yapılan ödemelere kadar geçen sürenin ayrı ayrı belirlenmesi, öncelikle davacının ana para ve bu paraya işleyecek TCMB kısa vadeli avanslar için öngördüğü faiz oranına göre faizinin hesapl edilmesi, 26/05/2010 tarihinde yapılan 9.849,27 TL ve 15/10/2012 tarihinde 19.698,54 TL ödemelerin öncelikle faizden mahsup yapılması bu şekilde dava tarihindeki net alacağının belirlenmesi için dosyanın ek rapor için bilirkişiye tevdii manevi tazminat talebi yönünden müvekkilin ekonomik durumu, kazadan sonraki tedavi sürecinde yaşadığı korku, elem ve ızdırap nazara alınarak manevi tazminat talebini 100.000,00 TL manevi tazminatın (kusur oranı tenzili yapıldığından 20.000,00 TL) olarak davalılar ... ve ...' dan müşterek ve müteselsilen kaza tarihindeki T.C Merkez Bankasının kısa vadeli avanslar için öngördüğü faiz oranına göre tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. O halde toplanan delillerden somut olayda, davacının sürücüsü olduğu ... plakalı motosiklet ile davalıların sürücüsü, işleteni ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu ... plakalı araç arasında 06/07/2009 tarihinde davacının yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasında, düzenlenen kaza tespit tutanağı, Mudanya Sulh Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında yapılan keşif ve makine mühendisi bilirkişi raporu, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen kusur raporu ve 22/03/2018 tarihinde düzenlenen Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin kusur raporu ile davacının aracıyla dikkatsiz bir seyirle olay mahalline geldiğinde önünde duraklamakta olan minibüsü zamanında fark etmediği ve özensiz seyri sonucu bu araca karşı fren tedbirine başvuramadan arkadan çarpması sebebiyle %80 oranında asli kusurlu olduğunun tespit edildiği düzenlenen raporun olaya uygun olduğu ve kaza sonucunda davacının yaralanması sebebiyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 11/10/2008 tarihli Çalışma Gücü Kaybı ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre düzenlenen Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun maluliyet raporunun gerekçeli denetime açık olduğundan bu raporlara göre düzenlenen aktüer bilirkişinin 07/09/2018 tarihli raporuna itibar edilerek davacının maluliyet sebebiyle 31.678,20 TL zararının olduğu ve davalı sigorta şirketi tarafından 26/05/2010 tarihinde 9.849,27 TL ve 15/10/2012 tarihinde 19.698,54 TL ödemeler yapılmış olup yasal faizi ile birlikte ödemelerin 44.862,48 TL olduğu sabittir. Bu noktadan sonra davacı tarafından zararında faiz işletilerek yapılan ödemelerin öncelikle faizden mahsubu ileri sürülmüş olup Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarında benimsendiği üzere( 2017/2950 Esas ve 2018/6782 Karar, 2015/17390 Esas ve 2018/9579 Karar) davacılara dava öncesi yapılan ödeme makbuz hükmünde kabul edilip güncelleme yapılarak tazminattan mahsup edilmesi gerekmektedir. Zira, dava dışı sigorta şirketi tarafından yapılan ödemeyi önce alan davacılar, hesap tarihine kadar geçen süre nedeni ile aldığı paranın yasal faizi kadar kazanım elde etmiştir. Zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, davacılara yapılan ödemenin, ödeme günü ile tazminatın hesaplandığı güne kadar geçen süredeki işlemiş yasal faizinin de ödeme tutarı ile birlikte hesaplanan tazminatdan indirilmesi gerekir. Dolayısıyla maddi zararın hesaplandığı PMF yaşam tablosu yöntemine göre öncelikle zararın belirlenmesi sonra ödemenin faizi ile birlikte tazminattan indirdikten sonra kalan tutar davacı tarafından talep edilebilen asıl alacaktır. Bu durumda davacının maddi tazminat zararının 31.678,20 TL olduğu ve ödemenin güncellenmesi ile 44.862,48 TL ödendiğinden zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince davacının asıl alacağının kalmadığı diğer bir değişle talep edilebilir asıl alacak olmadığından davacının asıl alacağın ferisi olan faizede hak kazanmayacağı sabit olduğundan maddi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının manevi tazminat talebi yönünden dosya incelendiğinde, Borçlar Kanunu’nun 56.maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önüne alarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı asıl olarak ne tazminat ne de bir cezadır. Amacı zarara uğrayanda bir huzur duygusu doğurmak ve ruhi ızdırabını dindirmek olması nedeniyle tazminata benzer bir fonksiyonu vardır. O halde tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Diğer yandan davacının başlangıçta talep ettiği manevi tazminat miktarının, ıslah yoluyla artırılıp artırılamayacağının irdelenmesinde; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/13-1818 Esas ve 2018/1025 Karar sayılı Kararında vurgulandığı üzere " Manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinin ve bedensel bütünlüğünün iradesi dışında ihlali hâllerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Anayasamız 5, 12, 17, 20 ve 26. maddeleri kişilik değerlerinin önemini esas alarak bunları ihlal edenlere karşı kişinin korunmasını garanti altına almıştır. Kanun koyucu, manevi tazminat davası açılacak hâlleri MK’nın 24a/II, 25, 85, 143/II, 126/II, 305, BK’nın 47 ve 49. maddelerinde ayrı ayrı düzenlemiştir. 818 sayılı BK’nın 47. maddesi ise özel nitelikte bir hüküm olup, fizik (maddi) kişilik değerlerinin, yani yaşama hakkı ile vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan hâllerde manevi zararların tazminini düzenlemiştir. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski hâline dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkonulması amacını güder. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Maddi zararda olduğu gibi manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak Türk Medeni Kanununun (TMK) 4. maddesi uyarınca hâkim tarafından takdir ve tayin edilir. Hâkim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Zarar gören, uğradığı haksız eylemden kaynaklanan maddi tazminatın miktarını tayin ve talep edebilir. Hatta zarar gören, maddi zararını kısmi dava olarak bir defada değil, zamanaşımı süresi içinde birden fazla talepler hâlinde isteyebilir. Oysa manevi zarar, haksız eylem sonucunda uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için birden fazla bölümler hâlinde istenemez. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığı olduğu için haksız eylemin meydana geldiği anda gerçekleşir. Acı ve elemin bölünerek bir kısmının açılacak kısmi dava ile kalanının açılacak başka bir davada talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşer. Ödemenin uzaması, para değerindeki düşüşler, enflasyon nedeniyle alım gücünün azalması gibi nedenlerle hükmedilecek miktarın faizi ile birlikte tahsili zararı karşılamaktan uzak olması, manevi tazminatın bölünerek istenmesini haklı göstermez. İstemin değiştirilmesi ve artırılması için istekte bulunanın, daha önceki isteminin dışında ve ondan daha fazla alacağının bulunması gerekir. Manevi zararda ise, zarar gören daha önce belirttiği istemi ile zararını açıkladığı ve belirttiği, artık geriye bir alacağı kalmadığı için gerek ayrı bir dava ve gerekse ıslah yoluyla bir istemde bulunamaz. Zira, manevi tazminat bir bütündür. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı dava yolu ile belirlenip, karşı tarafa bildirildikten sonra arttırılması veya yeni bir dava açılarak istenmesi mümkün değildir. Öğretide ve kararlılık gösteren yargısal kararlarda manevi tazminat davasının kısmi dava olarak açılamayacağı, ıslah yolu ile de istemin arttırılamayacağı benimsenmektedir. Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.11.2001 gün ve 2001/21-993 E., 2001/1019 K. sayılı, 01.03.2006 gün ve 2006/2-14 E., 2006/26 K. sayılı, 25.11.2009 gün ve 2009/21-484 E., 2009/572 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır. Hâl böyle olunca; manevi tazminat bölünemeyeceğinden, zararın doğumunu takiben yaptığı irade açıklaması ile manevi zarar miktarını toplam 3.000,00 TL olarak bildiren davacı tarafın, bağlayıcı olan bu irade beyanından dönerek talebini artırma olanağı bulunmamaktadır." Manevi zararda zarar gören daha önce belirttiği istemi ile zararını açıkladığı ve belirttiği, artık geriye bir alacağı kalmadığı için gerek ayrı bir dava ve gerekse ıslah yoluyla bir istemde bulunamaz. Zira, manevi tazminat bir bütündür. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı dava yolu ile belirlenip, karşı tarafa bildirildikten sonra arttırılması veya yeni bir dava açılarak istenmesi mümkün değildir. Yukarıdaki yasal düzenlemeler, içtihatlar ve açıklamalar ışığında somut olayda, taraflar arasında meydana gelen davacının maluliyeti ile sonuçlanan trafik kazasında, tarafların kusur oranları, olayın meydana geldiği tarih, olayın meydana geliş şekli, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, olay tarihindeki paranın alım gücü, maluliyet varlığı ve oranı değerlendirilerek davacıda oluşan acı ve elemin kısmende olsa giderilmesi amacıyla manevi tazminatın bir bütün olup ıslah yoluyla artırılamayacağından dava dilekçesinin açıklandığı 18/11/2014 tarihli dilekçe ile talep edilen 4.000 TL manevi tazminat' ın hak ve nesafet kuralları çerçevesinde takdir edilerek manevi tazminat talebinin davalılar sürücü ve işleten yönünden kısmen kabulune karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere, 1-Davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile, A) Davacının maddi tazminat talebinin reddine, B) 4.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 06/07/2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 273,24 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 142,56 TL'nin (74,25 TL peşin ve 68,31 TL ıslah harcı olmak üzere) mahsubu ile bakiye 130,68 TL nispi karar ve ilam harcının davalılar ... ve ...' dan müşterek ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından manevi tazminat sebebiyle yapılan tebligat, posta, müzekkere bedeli olmak üzere manevi tazminatın kısmen kabul ve reddine göre 250,2 TL yargılama giderinin davalılar ... ve Beytullah Özyıldızdan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından maddi tazminat sebebiyle yapılan bilirkişi, maluliyet, kusur, tebligat yargılama giderlerinin kararın niteliği gereği üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı vekil ile temsil edildiğinden AAÜT'ye göre belirlenen 2.180,00 TL vekalet ücretinin davalılar ... ve ...'dan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalı ... Sigorta A.Ş' nin vekil ile temsil edildiğinden AAÜT' 13/2. maddesine göre belirlenen 1000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, 7-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı ...'ın yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMKnın 341. Ve 345. Maddeleri gereğince 2 haftalık yasal süre içinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 18/12/2018 Katip ¸e-imzalıdır. Hakim ¸e-imzalıdır.

Atıf: Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2014/192, K. 2018/1664, T. 18.12.2018, www.arakarar.com/karar/bursa-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2014-192-e-2018-1664-k-1230266c90d4